amour

2012 yapımı, oyunculukların zirve yaptığı, aşksızlığı insanın suratına bir tokat gibi çarptığı, sarsıcı, düşündürücü, ve film bittikten sonra bir süre kendinize gelemeyeceğiniz michael haneke filmi.
devamını gör...
yaşlı bir çiftin hikayesini anlatıyor.. birbirlerine çok aşık bir çift. adam çok kibar, kadın da öyle. çok enteller adam ve kadın, piyano hocası falan..
bir gün kadın hastalanıyor, felç iniyor sağ tarafına.. çok üzülüyor adam çünkü çok aşık ve çok seviyor karısını.. adam her şeyiyle ilgileniyor karısının tuvalet, yemeği, her türlü bakımı falan.. e idare eder şekilde hayatlarına devam ediyorlar…

bir süre sonra kadına komple felç geliyor ve artık konuşamıyor hale geliyor.. adam hemşireler, bakıcılar tutuyor çünkü artık yetmiyor yaptıkları ve idare edemiyor.. çok üzülüyor yapacak bir şeyi olmadığı için.. arada yurtdışında yaşayan kızları geliyor yanlarına, bakıcılar kaçıyor sürekli dayanamıyorlar.. adam her türlü zorlukla başa çıkmaya çalışıyor ama artık o da bitmiş bi duruma geliyor.. sürekli şikayet eden kızları, sürekli inleyen, aklı gelip giden yatalak eşi ve onun durumuna dayanamayan kendisi…
bi gün adam traş olurken gayet sakin bir anda karısının inlemelerini duyup, yanına gelip bir hikaye anlatıyo ve gayet sakin yastıkla karısını boğuyo…

sonu beni çok yıkmıştır. madem filmin adı aşk neden böyle bir son oldu diye aklıma geldikçe gözlerim doldu, boğazıma bir yumru oturdu.
devamını gör...
sinema tarihinde şiddete hiç kimsenin yaklaşamadığı kadar realist ve sert yaklaşan michael haneke'nin tahrip gücü hayli yüksek son bombası.

modern dünyanın bize unutturmaya çalıştığı ölüm kavramını hatırlatır haneke. elias canetti'nin ölüm üzerine kitabında yaptığı 'öyle güçlü yaşanıyor ki hiç kimse ölmüyor' tespitini hatırlattı bana amour filmi. insanoğlu yüksek binalar inşa ediyor artık, çünkü toprakla arasına mesafe koymak istiyor. yani ölümle. toprağa bakamıyor modern insan, yaklaşamıyor. geldiği ve gideceği yeri hatırlatacak çünkü bir anlığına baksa. mezarlar artık yüksek duvarlarla örülüyor etrafından geçenlerin göremeyeceği şekilde. ve şehrin en ücra yerlerine konuşlandırılıyor. çünkü insanlar yaşamak istiyor delice, bir hızlı dünyada ölümden ve Allah'tan uzak şekilde sefahat dolu bir eğlence sürmek istiyor. oysa insan ölüm olmayınca ve ölümle karşılaşmayınca hiçbir zaman kendini bulamaz, bilmiyor. bir tek ölüler doğru fotoğraf verir çünkü.

--! spoiler !--
felç olan karısının üstüne şefkat, merhamet ve aşkla titreyen kahramanımız georges'i ne komşular anlar, ne bakıcılar anlar, ne de kızları. çünkü ölümü unuttuğu gibi aşkı da unutmuştur modern insan. georges gibiler artık sistemin dışında duran bir delidir onlara göre. geoerges artık öyle bir konuma gelmiştir ki; karısını yastıkla boğarak kendisini öldürür. onun öldürdüğü karısı değildir aslında, yeryüzünün ayakta durma sebebi olan aşktan bihaber kalmış modern insanlıktır. bir güvercin gezinir sonra boş koridorlarda. sahi, aşk hiçbir avcının öldüremeyeceği bir rahmani kuş idi değil mi? insanlar ölümü bile öldürür de aşkı öldüremez değil mi? ölmedi o yüzden aşk, öldürmedi haneke, öldüremedi georges, ölmedi hamdolsun.
--! spoiler !--

son yılların en çarpıcı, en eli yüzü düzgün filmlerinden biri olan amour'u ne yapıp edin izleyin. sonra haneke'nin yedinci kıta filmini izleyin ardından.
sonrası Allah kerim.
devamını gör...
filmin başrol oyuncularından emmanuelle riva'nın kesinlikle en iyi kadın oyuncu ödülünü alması gereken film. filmden çıktığımda zihnimde filmin acısı ile anne nın performansı vardı sadece. gözleri hala aklımda; önce güvenli sonra başına buyruk ardından direnen ve en nihayetinde teslim olmuş.
devamını gör...
rahatsız edici bir film. sembollerine hiç değinmiyorum, haneke'yi iyi bilenler yazsın onu. ama bir şey vardı filmde, anne'nin öğrencisinin mektubunda yazdığı gibi 'hüzünlü' bir şey. bu hüzün yaşlılıktan mı, yalnızlıktan mı, filmin ismi gibi aşktan mı bilemiyorum. film bitince çakılıp kaldım koltuğa, içime bir acı çöreklendi. halen duruyor aynı yerde. insanız ya bencillik gezmese damarlarımızda olmaz. kendimi düşündüm. korkularımı yeniden karşımda buldum. değil mi ki, bir olmayı, biriyle olmayı sırf korkularım yüzünden yıllarca erteledim ve erteleyeceğim. bu film kendimi izletti bana. yaşamaktan korktuğum şeyleri getirdi bir kareye sığdırdı. aşk hiçbir zaman yetmez dedirtti bir kez daha. hayırlı ve kısa bir ömür duasını yineletti. fazla gerçekti, çok fazla gerçek. benim zayıf kalbimin kaldıramayağı kadar gerçek. battaniyenin altındaki güvercin gibi hissettim. karanlıkta çaresiz bir güvercin.
devamını gör...
amour; aşk. michael haneke'nin dilinden. bir aşk ama şehvetsiz. tutku şehvet olmayınca akıl ile bağı güçlenir mi, elbette. hatta o duygu tutku olmaktan dahi çıkmıştır. sadece saygı düzeyinde bir hesap ilişkisine dönüşür. bu filmde de çift devamlı hesap yapar. adam; bu travmaya hepimiz için son vereceğim der, ve verir. ancak haneke'in naifliği mânâ aleminde kadının adamı affetmesi ile netice bulur ki senaryo haneke'nin kişisel bir tecrubesinden neşet etmiştir. haneke yine sosyolojik ve psikolojik yaraları deşiyor, her zaman yaptığı gibi. aile-nezaket-aşk-sevgi, çürüme-acı-hastalık, ahlak-akıl-mantık-hesap gibi düğümler ile film kurgulanmış.
devamını gör...
hani bazı filmler vardır. başka bir şey anlatır ama sloganı vaadi vs. ile çıkıp sana illa bunu düşün der.
mesela zeki demirkubuz'un masumiyet filmi (!?)

filmin adı masumiyet ya... arar durursun kim masum; bekir mi, yusuf mu, ugur mu diye?... ama ismi "aşk" olsaydı filmin? algı tamamen değişirdi...
neden çünkü aynı hikayenin bir öncesini anlatan fimin adı kaderdir. aslında onun adını al masumiyet yap?! olmaz mı?

neyse bu anlamsız gibi gözüken girişten sonra yorumumu değil ama kararı vereceğim.
hanekenin bu filminin adı "aşk"tır ama sadece adı... arayıp durduğun şey ile sana gösterilen şey aynı şey değil filmde, şimdi filmdeki her olayı aşk ile açıklamaya çalışma gayreti hep yol kazasına uğramaya mahkum yolda kalmaya mecburdur


tantuni cemil bey tarafından...
devamını gör...
izlenmesi ve izlettirilmesi gereken filmlerden biridir *.
çok ama çok derinden etkilendiğim ve epey rahatsızlık duyduğum bir film.
uzun ömrün ne kadar da zor ve korkutucu bir imtihan olduğunu göstermiş ve ölümün ne kadar değerli ve büyük bir nimet olduğunu hatırlatmıştır.
ayrıca her insana böyle bir eşe sahip olmak nasip olmaz *. daha kötü durumlara da düşülebilir * . hem yatalak durumuna düşen kişi için büyük bir eziyet, hem de ona bakmakla sorumlu olan kişi için çok zor bir imtihandır.
"rabbim bizleri bu şekilde imtihan etmesin, sınamasın.. Allah hayırlı ve 'kısa' bir ömür nasip etsin.."*.
devamını gör...
vizyona giriş tarihinin talihsizliği nedeniyle, bile isteye izlemeyi mütemadiyen ertelediğim film-di. dün itibariyle evet sanırım, zihnimi boş bir levha gibi hissedene değin saçmalayıp izlemeye koyuldum. koyulmak demişken, haneke filmlerinde neden bu eğretiliği hep hissettim. bu filmi yaklaşık 3 senedir tehir etmem, belki o hissiyatsızlığa biraz daha yaklaşmamla ilgili, bilemiyorum.
mutlu görünen yaşlı entellektüel çiftin hazin hikayesini izleyip, 'heyhat' çekmek isterdim aslında, bir dram izleyip ağlamaklı bile olabilirdim. iki çiftin birbirine olan bağlılıkları, gündelik hayatlarındaki ritüeller kadar sıkıcı. vefanın doğu'daki derin duygulanımları, batının görev ahlakına evrilerek mekanikleşmesi.. herşey yolundayken alt üst olan mükemmel birlikteliklerin karaltısı düştü ekrana ilkin. kapının zorlanması ve anne nin gece yarısı kıpırtısız yatağında uyanışıyla devam eden bir ölümcül sinyaller..sonrasında georges in bunu görünürde doğalmış gibi benimsemesi, herşeyiyle kendini vazifeye adaması karısına olan borcunu ödeme şeklini hatırlattı bana. kızı eva ile karşılıklı iki yabancı gibi otururken, acıyı ıraksamak ne menem bişeymiş meğer! georges karısının durumu kötüleştikçe, kendisini alıkoymaktan duramadığı 'acıyı sonlandırma' arzusunun galip geldiği o an, karısına olan bütün borcunu bir kalemde ödeyerek, kendi özgürlüğünü de kazanmıştı.

kaskatı bir hayatın heceleyerek okunuşu bu. bir güvercinin uçuşu kadar kısa hem de.
devamını gör...
insanı gerçekliğiyle rahatsız eden 2012 yapımı michael haneke filmi. tamamlamakta güçlük çekebilir normalde duysanız dehşete kapılacağınız bir olayı rahatlatıcı bulabilirsiniz. karakterlerden biriyle özdeşleşmeye mecbur kalıp bir anda kendinizi yaşlılıkla, hastalıkla, sevdiğiniz insanın yaşlılığı ve hastalığıyla yüz yüze bulabilirsiniz. uzun zaman önce izlemiştim ama kasveti hala aklımda.
devamını gör...
insanın ölümden daha çok korktuğu şey ızdıraplı bir ölüm, ondan da çok korktuğu şeyse zamana yayılan ızdıraplı ölüm. elden ayaktan düşmeden, ani bi şekilde gitmek bu yüzden dua haline gelmiş.

haneke bu filminde gayet kaliteli, aşka doygun bir hayat yaşayan iki insanın, içlerinden birinin ölüm sürecine girmesiyle yaşadıkları trajediyi olabildiğince realist anlatıyor. insan geçmiş ve gelecek arasında sadece şimdiyi yaşıyor aslında ve şimdi iyiyse iyi, şimdi kötüyse her şey kötü hale geliyor. geçirilen güzel zamanlar çok küçük miktarda bir teselli sağlayabiliyor sadece.

bütün filmin tek mekanda geçtiğini ancak film bittiğinde fark ediyorsunuz. durağan olduğuna dair yorumlara takılmayın, o kadar iyi iki oyunculuk var ki böyle bir gerçeklik ancak bu hızda verildiğinde inandırıcılığını koruyabilirdi. ki bana göre hiçbir gereksiz sahne de yok. o tribe girilse daha da uzatılabilirdi.

film herkesin korktuğu bir "son dönem"i anlatıyor. aslında yanında yıllardır sevdiği adamın olması, aynı kaderi paylaşan birçok insandan şanslı da kılıyor anne'yi. fakat yine de işte insan bir yerde tek başınadır. yanında yüzde yüze yakın bir aynılıkla empati yapabilen biri olsa bile bir yerde yalnız.

yorumları okumadan iyi bi film izleyeceğinizi bilerek izleyin bu filmi. haneke'nin en iyisi değil bence ama kesinlikle iyi film ve spoiler yememeyi hak ediyor.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar