nuh tepesi filminden mulahazalar

kutsiyet yüklenen anlamları sorgulamayla başlayan hikayesi vardır. bir ağacın etrafındaki rantın bitme korkusu ve bu nedenle herkesin birbirinden korktuğu gerçeği vardır. ölmek için köyüne gelenlerin dram olmadığını yüzümüze çarpar. diğer yandan köyü bekleyenlerin enayi olmadığını da pek güzel gözümüze sokar.

Oruçluyken görülen baş ağrısı

(bkz: nikotin) (bkz: kafein) (bkz: tein) yokluklarında baş ağrıtırlar. Ayrıca (bkz: migren) i unutmayalım, zira bu hastalığı en coşturan şey açlıktır. Kasların susuz kalmasından dolayı boyun fıtığınız varsa o da ağrı yapar. Ayrıca (bkz: sıcak çarpması) ve açlık/ susuzluktan dolayı sinir. Eh, açın hali sadece midesindeki hissettiği açlık değil. Fakirlerin de bu problemleri var ve bizim onların halinden anlamamız lazım. Allah kaabul etsin.

açık bir uyarıcı

ahkaf sursi 9. ayetteki peygamber s.a.v hitaptır. "Yine de ki: “Ben, peygamberler arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemem, ancak bana vahyedilene uyarım. Ben yalnızca açık bir uyarıcıyım.”
Burada peygamberliğin başlıca özellikleri şöyle sıralanıyor: a) Bütün peygamberler temel özellikler bakımından birbirine benzerler. Daha önce bir peygamberi tanımış ve ona inanmış olanların sonra gelen hak peygambere inanmasında güçlük olmamalıdır. b) Peygamberler de dahil olmak üzere Allah’tan başka hiçbir varlık –istisnaî durumlarda Allah bildirmedikçe– gaybı bilmez; gelecekte olacaklar da gayba dahildir, nitekim Hz. Peygamber bunu bilmediğini açıkça ifade etmektedir. c) Peygamberlerin özel bilgi kaynakları vahiydir. Vahiy diğer inananlar gibi peygamberler için de bağlayıcıdır; ona uymak, uygun davranmak mecburiyeti vardır. d) Allah’tan emir alarak insanları dinî hayatları bakımından uyarma, dünyada yaptıklarının âhirette nasıl karşılık bulacağını bildirme görevi peygamberlere aittir, onlardan başka –bu mânada– uyarıcı yoktur, âlimler ve eğitimciler bu görevi peygambere tabi olarak yerine getirirler.
“b” şıkkında ifade edilen husus tefsirciler arasında tartışılmıştır. Bazıları, “Onun bilmediği, dünyada olacaklardır, âhirette kimlerin başına nelerin geleceğini bilir” demişlerdir. Bize göre bu bilgi de şahıs şahıs değil, geneldir, iman ve amellerin sonuçlarıyla ilgilidir. Dünyada olsun âhirette olsun onun bildiği münferit, özel, belli olaylar ve olacaklar, istisnaî olarak ve belli hikmetler çerçevesinde Allah’ın bildirmesi, vahyetmesiyle bilinmiştir. Buhârî’nin aktardığı şu bilgi de bu anlayışı açıkça desteklemektedir: Medine’ye hicret eden müminler, oranın yerlilerine misafir edilmeleri için dağıtılmış, Osman b. Ma’zûn isimli sahâbî de misafir kaldığı evde hastalanmış ve âhirete göçmüştü. Cenaze kefenlenmiş halde iken Hz. Peygamber eve gelmiş, evin hanımı ona ölü hakkındaki kanaat ve duygularını şöyle ifade etmişti: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Osman! Sana tanıklık ederim ki, Allah’ın ikram ve ihsanına nâil oldun.” Peygamberimiz hanıma, “Ona Allah’ın ihsanda bulunduğunu nereden biliyorsun?” diye sorunca kadın kendine geldi, “Bilmiyorum ey Allah’ın Resulü” dedi. Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “O, rabbinden gelen şüphe götürmez gerçekle karşı karşıyadır, ben onun için hayır umuyorum. Yemin ederim ki ben Allah’ın elçisi olduğum halde hakkımda ne yapılacağını bilmiyorum.” Kadın da ekledi: “Vallahi ben de bundan sonra hiçbir kimseyi (‘Onun günahı yoktur, makamı cennettir’ diyerek) tezkiye etmem” (Buhârî, “Cenâiz”, 3).

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 29-30

Alternatifli kapanma

Hem çarşaf hem ferace hem pardösü alıp dönüşümlü giyme. En azından bu olmasını tercih ediyorum. Bilim kurulu işin içine girerse buçuktan tama kadar sokakta, tamdan yarıma kadar kapalı alanda durulacak, çay üstüne kahve içilmeyecek vs bir karar çıkabilir.

melekut alemi ile ruh

Allah-u Teâlâ Cemâl nurundan en evvelâ Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin nurunu yarattı. Habib-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-inin de bilhassa göz nurundan Arşırahman’ı, sonra diğerlerini halketti.

Allah-u Teâlâ bütün ruhları “Lâhut âlemi”nde yarattı. Bunun içindir ki ahsen-i takvimin tâ kendisi olmuş oluyor.

Sonra yaratılan ruhları kâinatın en aşağısına, cesetler âlemine indirdi.

Kur’an-ı kerim’de bu hususa şöyle işaret ediliyor:

“Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.” (Tin: 4-5)

Yâni Allah-u Teâlâ “Kudsî rûh”u ahsen-i takvim üzere yarattıktan sonra, beraberinde tevhid tohumu olduğu halde “Lâhut âlemi”nden saldı, evvelâ “Ceberût âlemi”ne indirdi. Ceberût, âlem-i emirden sonra madde ve müddetle vücut bulan, maddî ve mânevî âlemler arasında bulunan orta âlemdir. Ruhânî âlemin de cismânî âlemin de bazı hususiyetlerine sahiptir. Bir berzah ve misâl âlemidir.
Ceberût âlemine gelince Allah-u Teâlâ ruhlara o âleme mahsus, o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar “Sultânî ruh” oldu.

Sonra o kisve ile “Melekût âlemi”ne indirdi. Orada da o âlemin nurundan kisveler giydirdi. Bu kisveyi giyen ruhlar da “Ruhânî ruh” ismini aldı.

Mülk âlemi zâhir âlem, melekût âlemi ise bâtın âlemdir. Arş’tan arza kadar melekût âlemidir.

Allah-u Teâlâ ruhları yine saldı, “Mülk âlemi”ne indirdi. Emr-i İlâhî ile cesetlere inip mülk kisvesine bürünen ruhlar ise “Cismânî ruh” oldu.

Cesetleri “Sizi topraktan yarattık, ölümünüzden sonra yine O’na döndüreceğiz ve sizi tekrar oradan çıkaracağız.” (Tâhâ: 55)

Ruhların bu cisme girmeleri ile ilgili olarak da diğer bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:

“Ona kendi ruhumdan üfledim.” (Sâd: 72)

Âlemlerden süzüle süzüle gelen ve ulviyattan halkolunan ruh, hissiz ve hareketsiz vücuda sığdırıldı.

Vücutta bir de nefis var. Nefisle ruh, vücutta ayrı ayrı yer tutmuşlardır.Nefis; toprak, su, hava ve ateşten müteşekkil bir “Buhâr-ı zulmânî”dir. Karın boşluğunda bulunur, kumandası secde mahallidir. Bütün vücuda oradan kumanda etmek ister.

Nefis süfliyâttan, ruh ulviyâttan halkolunmuştur. Nefis ahlâk-ı zemime, ruh ise ahlâk-ı hamide ile mücehhezdir. Çok lâtiftir, çok âli makamdan gelmiştir.

Allah-u Teâlâ cesette ruhların her birine, kendilerine mahsus yerler ayırmıştır.

Cismânî ruhun yeri etle kan arasıdır ve bedende terbiye edilir. Ruhânî ruh’un yeri kalp,

Sultânî ruh’un yeri fuad,

Kudsî ruh’un yeri ise sırdır. Ruhların terbiyesi ayrı bir husustur.

Sır; Hâlik ile mahlûk arasında bir vâsıtadır, tercüman mesâbesindedir. Çünkü Kudsî ruh’a sahip olan bir kimse, Allah-u Teâlâ iledir ve O’nun mahremi sayılır.

Yani içten içe, âlemden âleme geçiliyor. Bunlar bâtınların da bâtınıdır.git
tamamı ve devamı için -

oruç kafası

GÜZELCENE BROKOLİYİ HAŞLAMAK İSTEMİŞİM, NE OLACAK ACCIK BÖLÜP KOYSAM ŞU TENCEREYE DEDİM VE KESME TAHTASINA GEREK YOK DİYİP ELİMDE ALELADE KESMEYE BAŞLAMIŞIMDIR. SEN AÇKEN SEN DEĞİLSİN * DERLER YA. TAM OLARAK O OLDU, PARMAĞIMI GÜZELCENE DERİN DERİN *ESTİM. * AMA İYİYİM YA, ELLERİM YEMEYİ GÖRMEDİKÇE TİTREMİYOR HAHA.