anlatmaya çalışmanın anlamsızlığı

bir köre kırmızıyı nasıl izah edeceğiz?
bir sağıra piyanonun sesini nasıl anlatabiliriz?

işte aynen bunun gibi uğraşıların bütünüdür. ilaveten balığa suyun içinde yaşadığını, denizin ne memen bir şeye benzediğini de anlatamazsınız. bu soytarı balığı, izah etme girişimlerinize her seferinde bir kulp takar. he yavrum. he gülüm. anemonunu da al git diyebilirsiniz böyle durumlarda. ne demişler atma çocukla aşık, ya aşığını alır kaçar ya da...
devamını gör...
en sevdiklerine karşı kabullenilemeyen durum. ınsan sarsmak istiyor insani. nasıl anlamazsınız diye silkelemek... ne halde olduğuna kör kalmalarına hayretler etmek... bir süre sonra dank ediyor, en sevdigin en güvendiğin de olsa sahsi menfaatler hep en önde. o da mı öyle evet o da. ınsanlari anlayışlı sefkatli ilan etmeden önce zor zamanınızda verdiği tepkiye bakmak gerekiyor.

üf senle mi uğraşacağım tavrıyla sizi geçiştiriyorsa sırf kendi endiseleri gitsin diye üzerinize gidip alacağını aldıktan sonra sizin ne denli yıpranmış olduğunuza bakmadan sizi çiğneyip geciyorsa, ya da halinize bomboş bakip devam ediyorsa geçmiş olsun... aydinlanmaniz başlamıştır.

sonrasinda bu anlamsızlığı kabullenme, nasılsa anlamayacaklar kendimi parçalamanın anlami yok sakinliği, yorgun bir kapanış.
devamını gör...
tebliğ yapan tevhid ehli müslümanların bunalımı haline gelen durum. anlamamak için neden bu kadar ısrar eder bir insan? öyle bir noktaya getiriyorlar ki, çaresizlikle konuşmaya devam ederken aklınıza geliyor duvara konuşsam daha iyiydi düşüncesi. duvara konuş, ağaçlara konuş, çevreye konuş. ama anlayışsız bir insana konuşma. kabul etmesi etmemesi değil, önemli olan anlayış. mesela bir hıristiyan sana incil bile okusa saygıyla dinlemek zorundasın. hıristiyan olursun anlamına gelmiyor.

anlatıyorsun. o da biliyor aslında... dinleyici biliyor, anlayabiliyor. hayatında devrim olacak, kendi evinin içinde bile yalnız kalacak, dava insanı olacak. işine gelmiyor, tevil ediyor, bahaneleri öne sürüyor, heva ve hevesinden konuşuyor.

*içlerinden sana bakanlar da vardır. fakat (kalp gözleri görmeyen bu) körlere, sen mi doğru yolu göstereceksin?"
(yunus, 43)

"sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir."
(yusuf, 103)

"onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar."
(yusuf, 106)
devamını gör...
bazen insan doğru ve yanlışlarının temeline beton atmış gibi oluyor. bu doğru ve yanlışlar etrafında oluşan fikirlerin de değişkenliği olmuyor. herhangi birinin saatlerce dil dökmesi insanda hiçbir şey değişmiyor. sanki duvara anlattığımızı fark edince de anlatmaya çalışmanın ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyoruz. ağzımızdan çıkıp giden onca kelime manasını kazanamıyor. okyanus kadar soğuk duvar karşısında yitip gidiyor.

anlattığın halde pişmanlık, kızgınlık hissediyorsun. sinirden bacağını sallayıp, parmaklarınla elinin altındaki zeminde ritim tutuyorsun, gözlerin dolmasın diye dudaklarını ısırıyorsun. anlamıyor sanıyorsun, anlatamadığını sanıyorsun, halbuki anlamak istemiyor.
devamını gör...
--- alıntı ---

"içlerinde sana kulak verip dinleyenler de var. hele bir de hiç akıllarını kullanmıyorlarsa, o sağırlara sen mi gerçeği duyuracaksın?

onlardan bir kısmı da senin yüzüne bakıp durur.
hele bir de kalp gözleriyle görmüyorlarsa, o körlere sen mi doğru yolu göstereceksin?
Allah, insanlara aslâ haksızlık etmez. fakat insanlar kendi kendilerine haksızlık ederler."



--- alıntı ---
devamını gör...
anlatmak, öğretmeye çalışmak zorken anlamak istemeyene anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur. bir zaman anlatmaya çalışırsın, faydalı olmak istersin ama sonra anlattıklarının fayda etmediğini görünce vazgeçersin. konuşmaya takatin kalmaz. zaten anlamaz ki, zaten dinlemez ki deyip susarsın...

konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar