anneliğin kutsallığını kaybettiği gerçeği

okuma yazma oranıyla ters orantılı olan bir gerçeklik.

her zaman derim altını doldurarak. müslüman bir kadının en büyük kariyeri, vatanına, milletine, annesine, babasına ve dinine hayırlı evlatlar yetiştirmektir. laik teyzeler gelip buradan kadının çalışmasına karşı olduğumu çıkarmasınlar hemen. böyle gerzekçe çalışan beyin yapıları var maalesef. lafı hep yanlış anlamaları ile ünlüdürler.

yaradan erkek ve kadını farklı özelliklerde yaratmıştır. kadın doğal ortamında duygusal bir varlıktır. çalışma ortamı ise genel olarak duygusallığı yok edecek durumdadır. yani kadının doğasına karşıdır genel olarak çalışma ortamı. tabi bu konular üzerinde yıllarca tartışmalar sürüyor ve sürmeye devam edecektir. ben sadece üzerinden geçtim giriş yapmak için.

kadının çalışmasına yüzde yüz karşı olmamakla birlikte çift maaş durumuna karşı olduğumu ve ülkenin sosyal ve kültürel yapısını bozduğu düşüncesindeyim.

cancanlı laflar ile yazmayı pek beceremeyen biri olarak direk konuya dalıyorum. biraz kastım olmadı.

eski zamanlarda kızlarımız evlenmek için can atarlardı ve evlenenler en kısa süre içinde çocuk sahibi olurdu. evlilik yaşları genel olarak 20 yaş civarıydı. geçim sıkıntısı derdi ikinci plandaydı hep. çünkü bu toprakların insanları olarak ve müslüman bir toplum olarak maneviyatımız ilk plandaydı. malum evlilik müessesesinin farz olduğu durumlar bile vardır. evlilik peygamberimizin tavsiyesidir aynı zamanda.

ama günümüz kızları, sosyal medyanın ve çağdaşlığın da baskısıyla illa kendi ayakları üzerinde durmak istiyorlar. evlenip erkeğine bağlı olmayı çoğu kızımız kölelik bile sayabiliyor. halbuki aşağıdaki resimde de belirttiğim üzere, güçlü bir toplum için en önemli şey, çekirdek aile yapısının güçlü olmasıdır. bunun içinde evlilik müessesesi icat edilmiştir ve hayırlı nesiller ile toplumun devamının sağlanması amaçlanmıştır.



günümüzde kendi kuzenlerimde de gördüğüm üzere, evlilik yaşı oldukça yükselmiştir. ünlü insanları konuya katmadan bile bu sayı çok yüksektir kanımca. 25-30 yaşlarına gelip, üniversite mezunu olup evlenmemiş kızlar ile doludur ülkemiz maalesef. bunun ne sakıncası olabilir diyenler olacaktır. buna bir doktorun şu tespitiyle cevap vereyim. üreme hücrelerinin en sağlıklı olduğu dönem, 18-24 yaş arası dönem imiş. doğurganlığın en uygun olduğu dönemler imiş. malumunuzdur ki insan soyunun devamı anne tarafından sağlanmaktadır. hatta Allah affetsin annelik için Allah'ın yaratıcı gücünün sahibi kişi olduğunu bile söylerim bazı söylemlerimde. yani dünyadaki en önemli şeyi anne başarmaktadır. çocuğu olanlar bilirler, eşi hamile iken karnında çocuğun hareketlerini görünce tuhaf tuhaf duygular hissederler. bir insanın içinde bir insan olması Allah'ın en büyük mucizesi değil midir sizce de.

hepimiz biliyoruz ki günümüz dünyasında kızlarımız/kadınlarımız evlenirken öncelik olarak rahat bir yaşam sürmeyi ve olabildiğince özgür olmayı düşünmektedir. kimisi çocuk sahibi olmayı bile düşünmemektedir. birçoğu evliliğin ilk 3-4 yılında çocuk yapmadan eğlenmesine, gezmesine, biraz lüsk yaşamaya çalışmaktadır. anne olayım hemen diyenler ne hikmetse gerici,cahil, gibi lanse edilmektedir.

yanu cenneti ayakları altına serilen annelikten daha müthiş ne olabilir bir kız için.

peygamberimizin üç şey için evlenin, en önemlisi takva için yani Allah rızası için evlenin dediğini aklımızdan çıkaralı çok günler oldu maalesef.

sonuç olarak ise kreşler ve huzur evleri ile karşı karşıya kalıyoruz maalesef.

sürçü lisan ettimse affola.
devamını gör...
geçerliliğine ancak kadınların karar verebileceği bir durumdur. her cins biraz dönüp kendine baksın hatayı biz nerde yaptık diye. yoksa çok kolay sosyokültürel her değişimde sorumluluğu başkasına atmak. hatta hazır lafı gelmişken biraz da erkek suçlayalım. şurdan.
devamını gör...
biri sizi doğurduğu için kutsal, önemli sayılmaz. belirleyici olan aranızdaki ilişki, samimiyet, başka bir şey değil. hiç evlenmeyen, çocuğu olmayan kadınlar dar var. doğurup sokağa atanlar, parayla satanlar da var. nedir bu kutsallaştırma merakı, hiç sıkılmıyor musunuz? annelik kutsallığını kaybetmiş, bak sen.
devamını gör...
linç yemek istemiyorum ama gerçekten böyle bir durum var..
ve bu kadının suçu olarak gösterilmek istese de kesinlikle kadından önce erkeğin suçu..
şöyleki toplumumuzda ev kadını/ev hanımı olmak önemsiz görülüyor, ev hanımı nedir? yemek yapsın bulaşık yıkasın gibi gibi.. yani afedersiniz ama bilgisiz cahil hiçbir işten anlamayan olarak gösteriliyor.. okul okumuş yada yetenekli bir kadın ev hanımı olunca kendi değerini kaybediyor gibi gösteriliyor..
oysa ki bu çok yanlış bir düşünce ve bunu bizlere karşı cinsimiz dayatıyor.. böyle olunca da kadın toplumda yer edinmek için çalışmak, para kazanmak, statü sahibi olmak istiyor.. doğal olarak evi, anneliği ikinci plana atıyor..

kadına hak ettiği, islamın sunduğu değer verilmedikçe bu sistem daha da kötü bir hal alıp öyle devam edecek..
devamını gör...
dünyada geçerli kanunlar, kalıplar yani fıtratlar vardır. kişi bu fıtratlara uygun hareket ettiği sürece düzen devam eder. ne zaman ki bu fıtrat bozulur, işte o zaman kaos başlar. bu fıtratı yani kanunu bozan kişi de illa ki cezasını görür. ya umduğunun aksi ile karşılaşır ya da yaptığının aynısını başkasından görür. örneğin çalışmak insanın fıtratında vardır. rahat etmek amacıyla bunu bozmak, tembelliğe sebep olduğundan ruhsal bunalımlar başlatır. o da insanın huzurunu ve rahatını kaçırır. ailelerde her bireyin bir görevi vardır. bu görevler ihmal edilirse veya hadden geçerse düzen bozulur.

şimdi kadının ailedeki görevi çocukların yetiştirilmesi, eşi ve ailesinin düzeninin sağlanması. potansiyel sorunların kökten halledilmesidir. bir nevi organizatörlük yani. ihtiyaçları karşılamak, büyük durumları ve dışarıya bakan meseleleri çözmek ise erkeğin görevidir. çocuklar ise öğrencidir ve kendini geliştirmekle sorumludur. bunların yerine gelmesi için gereken özellikler ise kadında kocaya hürmet ve itaat**, erkekte merhamet, ilgi ve adil olmak, çocukta ise anne babaya saygı ve itaat.

şimdi bakıyorsun evliliklerde bu aile kavramı kaybolmuş durumda. erkekler belirli ihtiyaçlarını karşılamak için evleniyor. bu yüzden güzel olanları arıyor ve ahlak, huy, edebe, aile kavramından haberdar mı hiç bakmıyor bile. bunun cezası olarak da hem kadının güzelliği gözünden kayboluyor hem de aynı kadının şirretliğine maruz kalıp tokat yiyor. kadınlar da para ve çocuk sevmek için evleniyor. bu yüzden zengin olanlara bakıyor. ancak adalet, merhamet ve yine aile kavramını biliyor mu bilmiyor mu umursamıyor. evlendikten sonra da amacına ulaşmış olduğundan kocayı bir kenara atıyor. sonuç olarak da sorunlar başlıyor ve hem çalışmak zorunda kalıyor hem de hürmet beklediği çocuğu tarafından dışlanıp, bir kenara atılıyor. çocuğun görevi ise anne-babaya itaat iken yalnızca kendini düşünüp onları terkediyor ve sonunda ya huzuru tamamen kaçıyor ya da kendisi de büyüyünce aynı şeylere maruz kalıyor.

bununla birlikte bozulan iki üç kavram var. birisi kocaya itaat, biri ev hanımlığı, diğeri ise kadına yardım ve ilgi göstermek. kocaya itaat deyince sanki "köle olun" kastediliyor. erkeğin görevi ailenin dış işlerine bakmak olduğundan elbette belli noktalarda itaat gerekecek. kuralsız düzen mümkün müdür? buna mukabil bozulan diğer kavram ise kadına yardım ve ilgi göstermek. bunu da kılıbıklık olarak algılıyor insanlar. halbuki erkeğin görevlerinden biridir bu. evini çekip çeviren, akşam eve gelince önüne yemek koyan, o gelmeden yemek yemeyen, yedikten sonra da sofrayı kaldırıp bulaşıkları yıkayan hanımına ilgi göstermek ve yardım etmek kılıbıklık falan değildir. karısına mümkün mertebe yük olmamaya çalışmak her erkeğin görevidir. bozulan üçüncü kavram ise ev hanımlığı. aslında en önemli görev bu olmasına rağmen sanki değersizmiş gibi görülüyor ve gösteriliyor. halbuki bir insanın en büyük huzur kaynağı evidir. evinde huzuru olmayan insan neredeyse daima huzursuzdur.

ev hanımının görevi huzuru sağlamaktır fakat bu çaba arka planda olduğundan farkedilmez. bu yüzden de kasıtlı olarak veya cahillikten dolayı hiçbir şey yapmamakla itham edilir. çocukları idare etmek ve bunun yanında evi çekip çevirmek öyle kolay bir iş değildir. sabır ve fedakarlık gerektirir. çocuğun kültürünü geliştirmek de az buz bir şey değildir. işte bu yüzden her "ev hanımı" da gerçekten ev hanımı değildir. çocukları televizyonun karşısına dikip, ilgilenmeyen, evi umrunda olmayan, kocasını umursamayıp 7/24 telefonla meşgul olan kadın "ev hanımı" olamaz. tıpkı evin ihtiyaçlarını karşılayan her erkeğin "baba" sıfatına haiz olmaması gibi. aynı şekilde çalışıp da bunları ihmal eden kadın da "anne" değildir. neyse, epey uzun oldu. burada bırakayım.
devamını gör...
annelik hala kutsal fakat kariyer yapmak daha kutsal hale geldi insanlar için. sürekli kadın çalışmalı ayakları üzerinde durmalı diye verdiler gazı millete şimdi "yok ya çocuk doğurursam benim yerime başkasını müdür yaparlar" diye anne olmayı erteliyorlar veya hiç düşünmüyor bazı kadınlar. kadın çalışmadığında da ayakta durur lakin erkek çalışmadığında ülke bile ayakta duramaz. kendi oturduğumuz yerden bile ülkenin ne kadar zorla ayakta kaldığını görebiliriz. bir anne fatih sultan mehmet han'ı yetiştirirken o çocuğun neler yapabileceğini biliyordu günümüzün erkeklerini kimler yetiştiriyor artık anneleri bile bilmiyor. kreşteki çocuğu şanslıysa iyi bir öğretmen güzel bir ahlakla yetiştiriyor. annelik yabana atılmamalıdır. kadınlar elbette çalışmakta özgürdür lakin bunu dillendirirken anneliği önemsiz gibi gösteren cümlelerden kaçınmaları gerekiyor.
devamını gör...
evlilik yaşının yükselmesi ile ters orantılı bir zillet durumudur. niye diyecek arkadaşlar için şöyle gerçek bir hayat durumunu aktaracağım.

birlikte çalıştığım mustafa abi vardı. vardiyalı çalışıyoruz kendisiyle. ailesiyle tanıştık. ibrahim isminde çocukları var maşallah. hanımı çalışmıyor mustafa abinin. çocukları 3 yaşına gelince hanımı kreşe verelim diye tutturmuş. mustafa abide bunu istemiyor. yahu çalışmıyorsun, üç yaşındaki çocuğu niye kreşe verelim diye karşı çıkıyor. tabi tartışmayı eşi kazanıyor. çocuk kreşe veriliyor. ohh bee, dünya varmış, çocuğu kreşe iyiki vermişiz diyor hanımı. bunu anlatmıştı bana. çocuk şimdi 7 yaşında ve anne babası üç yıldır boşanmış durumda.

iki çocuk babasıyım çok şükür. kendi öz çocuğum olduğu halde, öyle anlar geliyor ki, çocuklarımı beşinci kattan aşağı atmayı düşünüyorum. hal böyle olunca, insanların çocuklarını bakıcıya bırakmaları, kreşe bırakmaları biraz tuhaf geliyor bana. nineler, dedelerin bile torunlarına bakmaları sakıncalı bana göre. çünkü, aman torunum ağlamasın, üzülmesin, kırılmasın diye her istekleri yapılıyor, el bebek gül bebek büyütülüyor. sonra anne baba çocuğa hakim olamıyor. çocukların psikolojileri bozuluyor. hiçbir şeyi beğenmiyorlar falan. öyle.
devamını gör...
gerçek gibi gerçek. keşke kaybetse de o tabular bir bir yıkılsa.
annenin kutsal değil çok kıymetli olması beklenir. anne niye kutsal oluyor yahu? anne hata yapan bir insan. kutsiyet atfede atfede dünya kadar hatalarını görmediğimiz, sildiğimiz anneler ne olacak?

gelelim örnek olayımıza. yaşı büyüdükçe analık hasleti ile ters orantılı imiş kutsiyet. neden derseniz çok bilimsel bir olay yaşadım arkadaşlarımla, ondan.
devamını gör...
annelik hiç kutsal değildi ki. kutsal olarak nitelendirip reklamını yapan fanilerin milleti gaza getirip nüfus çoğaltma politikasıydı. çoğaldı da ne oldu? her yer kalitesiz boş beleş oksijen israfıyla dolu.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar