ariflerin satrancı

ablam uzak ülkede kitabından bir ismail kılıçarslan şiiri:

atıyla yapacağı son hamleyi düşünedursun şeyh-i ekber
koluna saplı bir iğneyle çıkardılar bir kızı pasajın helasından
yasaklı meyvelerin iştah kabartan tadı bilinmektedir
bilinmektedir o taşı öyle oynadığından çare yok: kaçacak şahını
koruyacak hayattan, hayattan korunmak mümkünmüş gibi

ben kitap satıyordum o zamanlar, eskicilerden alıp tanesini şu kadara
kuru yiyor, kent şarkıları dinliyor, hayret ediyordum o solcu çocuklara
rengarenk kapaklarla örtüyordum o zamanlar siyah beyaz yanılmalarımı

gelirdi bazen, yığılıp bir parke taşına: sabah çocuktu
yaşlanırdı akşama doğru
birka speed, birkaç bira, birkaç erkek arkadaş, birkaç öpüşme
belki e6'ya oynayarak filini, esaslı bir şaka yapmak isterken
sarhoş olup kaldırıma kusarken buldu kendini,
yüzyılın en berbat yerinde buldu
onun için çekilmişti aradan, mutlaka onun için ilk iğnesinde altın vuruş

şeyh-i ekber bu ara bir kontratak düşlemektedir tünediği siyah koltukta
eskiden sakalları da vardı; fakat pr ve sair piyasa şartları yüzünden

sonra
söz rahatladı, konuk geldi göğsüme, kendime şaşırdım
hala taşırım belki bir tedirgin kediciği avuç içimde,
ondan böyle yenilmiş bir başkumandan edasıyla,
boşver be ahmet abi, sen hele şu çok kurduğun gerçeküstü
insanların gözlerinin akvaryum olduğu düşlerinden anlat
nasıl düştüğünü anlatma hayır, onlardan bende çok var
ben içinde mavi bir asfaltın, yeşil bir çaydanlığın olduğu
bebeklerin ağzından küçük küçük köpükler çıkararak gülümsediği
devamını gör...
ablam uzak ülkede kitabından bir ismail kılıçarslan şiiri:

atıyla yapacağı son hamleyi düşünedursun şeyh-i ekber
koluna saplı bir iğneyle çıkardılar bir kızı pasajın helasından
yasaklı meyvelerin iştah kabartan tadı bilinmektedir
bilinmektedir o taşı öyle oynadığından çare yok: kaçacak şahını
koruyacak hayattan, hayattan korunmak mümkünmüş gibi

ben kitap satıyordum o zamanlar, eskicilerden alıp tanesini şu kadara
kuru yiyor, kent şarkıları dinliyor, hayret ediyordum o solcu çocuklara
rengarenk kapaklarla örtüyordum o zamanlar siyah beyaz yanılmalarımı

gelirdi bazen, yığılıp bir parke taşına: sabah çocuktu
yaşlanırdı akşama doğru
birka speed, birkaç bira, birkaç erkek arkadaş, birkaç öpüşme
belki e6'ya oynayarak filini, esaslı bir şaka yapmak isterken
sarhoş olup kaldırıma kusarken buldu kendini,
yüzyılın en berbat yerinde buldu
onun için çekilmişti aradan, mutlaka onun için ilk iğnesinde altın vuruş

şeyh-i ekber bu ara bir kontratak düşlemektedir tünediği siyah koltukta
eskiden sakalları da vardı; fakat pr ve sair piyasa şartları yüzünden

sonra
söz rahatladı, konuk geldi göğsüme, kendime şaşırdım
hala taşırım belki bir tedirgin kediciği avuç içimde,
ondan böyle yenilmiş bir başkumandan edasıyla,
boşver be ahmet abi, sen hele şu çok kurduğun gerçeküstü
insanların gözlerinin akvaryum olduğu düşlerinden anlat
nasıl düştüğünü anlatma hayır, onlardan bende çok var
ben içinde mavi bir asfaltın, yeşil bir çaydanlığın olduğu
bebeklerin ağzından küçük küçük köpükler çıkararak gülümsediği
devamını gör...
bir oyundur. ancak insan oynarken hayatı,kendini sorguluyor. ıster istemez ciddiye alıyor önüne çıkan şıkları. hele de visale ulaşamazsa tövbe istiğfarlar gırla. yani bende öyle oluyor.
devamını gör...
arifler satranç oynamaz, hikmetin sırcılığı görevini üstlenmişlerdir çünkü.
ketum olurlar taşları onlar oynatmazlar, onlar sadece oynayan taşları anlamayı ve şükretmeyi yeğlerler.
devamını gör...
vuslat dizisi sayesinde öğrendiğim satrancı urefa'da denen, oyundan ziyade islami dersler anlatılmasını sağlayan satrançtır. başımızda böyle islam alimleri ile bu satrancın etrafında toplanabilmeyi nasip etsin Allah herkese.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar