aristoteles

aristoteles ya da kısaca aristo antik yunan filozof. platon ile batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. fizik, astronomi, ilk felsefe, zooloji, mantık, politika ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir. (vikipedi)

aristo felsefesinde kainatta hareketi esas almıştı. hareket genellikle, doğallık ve en yüksek potansiyelinin gerçekleştirilmesine doğru idi. insan için doğallık ve en yüksek potansiyelitenin gerçekleşmesi ise sadece akıl yolu ilke mümkündü.

devamını gör...
hocası platon kendisine karşı olan vefasızlığından ötürü aristo'yu annesinin memelerinde ki sütü kuruttuktan sonra ona tekmeler savuran bir taya benzetir ne var ki bana göre bu benzetmenin nedeni hocasına karşı vefasızlık değil hocasının fikirlerine itaatsizliktir. platon'un akademisinin en parlak öğrencilerinden olan aristoteles hocasının meşhur idealar kuramını birçok açıdan tenkit etmiştir (ruh, akıl, sanat, bilgi vs merak buyurmayın bu iki değerli filozofun karşılaştırmasını daha sonra detaylıca yapacağım) aristoteles siyasi sistemler sınıflandırmasında demokrasiyi en kötü yönetim biçimi olarak görür hatta ona göre demokrasi yolsuzluğa en açık yönetim biçimidir ve adeta şeytanla eş değerdedir. aristo için demokrasi eğitim görmemiş yoksul insanların çıkarını gözeten bir sistemdir ve bu sistem cahil, fakir insan kalabalıklarının iktidara gelmesinin önünü açar. en iyi yönetim biçimi ise ortak amacı savunan ve azınlığın kontrolünde olan aristoktasi'dir
devamını gör...
aristotales; antik düşüncede çağdaş anlamıyla ilk bigin. metafizik (prote filosofia), ilk felsefe adlı yapıtı, thalesten kendisine uzanan felsefe tarihinin mükemmel özetidir. bu çalışmasında, elde ettiği bilgilerin doğruluk derecesini ölçmek için düşünmenin kurallarını saptamaya çalışmış, yu. alet-organon adını verdiği, doğru düşünmenin aletleri diye adlandırdığı ilkelerini sonradan mantık başlığında derinleştirmiştir.
aristotales akademide platonun öğrencisidir. genç düşünür, kendisine kadar gelen düşünce tarihini üç ana başlıkta toplar. görünene bakış-doğa; görünmeyene bakış-metafizik; kendine bakış insan. bu süreç de formel mantığın temel ilkeleri, tüme varım ve tümden gelim ilkelerini kullanmıştır. ancak doğru bakışı gerçekleştirebilmek için düşünmenin bilimden istifadesi, bir bakıma bilim-düşünce diyalektiğinini temellendirebilmek gerekiyordu. oysa çağın bilimleri düşünmeden uzaktı. bilimi kendisi yapılandırdı. physika-fizik adlı eserinde buna çalışır. bu gayret aristoyu ilk felsefeye götürür. ilk felsefe bir bakıma hem geçmişin özeti, hemde hesaplaşma, aşma gayretiydi. ilk neden neydi diye sorar geçmiş düşün adamları gibi, ve ilk adımda hocası platonla hesaplaşır; ilk neden idea, en son ve gelişmiş düşüncenin kendisi olamaz. zira idea, görünenin kendisinden arındırılarak varılmış kavramdır. platon ideaları için nesnelerin özü tanımın yapar. aristo hocasına sorar gibidir; idea nesnenin dışında olarak nasıl öz olabilir. burada modern düşüncenin kurgusu vardır; özsüz biçim, biçimsiz öz olamaz. aristoya göre hocasının yanılgısı , gerçek varlığı, gerçek biçimlerden ayrı olarak ifade ettiği özde görmesidir. o halde yapılması gereken, görünenden görünmeyene bakıp (tüme varım-epagoge) araştırmalıyız ve sonra görünmeyenden görünene bakarak (tümden gelim-apagoge) araştırmamızın sonuçlarını doğrulamalıyız.
idea-soyut kavram- tözdür, temel mantığı gereği her töz bir içsel öze sahip olmalıdır. ama bu varlık- içsel öz-, madde olamaz. bu öz, biçimlenerek (nesnenin bütün nitelikleri bağlamı) gerçekleniyor. nesnenin görünümü olan biçimde madde değildir. aristoya göre ilk özdek şekilsizdir-biçimsizdir. sadece bir güçtür (yu. dynamis- aristo bu terimi imkan anlamında kullanır). onu edime (energeia, aristo bunu gerçek manasına kullanır) geçirip gerçekleştiren biçimdir. o halde bu süreç-oluşu (genesis) gerçekleştiren devimin güdücüsü nedir? aristo bu kritik soruya verdiği cevapla günümüzün temel kavramına atıf yapar adeta, bu güdü entelekeia (nedeni kendisinde bulunan anlamına) dan başka bir şey değildir. aristo tüme varım koşusunda biçimsiz özdekten kalkışır-madde- biçimle gerçekleşirken bizatihi var olması gerekiyor. örneklersek biçimsiz madde olarak kumaş varolmalıdır ki biçimleşerek pantolon olacaktır. bütün bu oluşun merkezinde, kendisinden önce olmayan, nedeni kendisi olan devinindiriciye varır ve bu tanrıdır. tanrıdır, yani biçimlerin biçimi, salt edim, salt tin, bilincin bilincidir.
görüldüğü gibi tüme varımda biçim özdek-madde bir ve aynı şey olmaktadır. önce reddettiği platonun ideasına dönüş gibidir. ancak aristo meseleyi şöyle çözümler; her varlık madde ve biçimi birlikte taşır. iplik, tarladaki pamuğa göre biçimdir. kumaşa göre özdektir. kumaş ipliğe göre biçim cekete göre özdektir. bu zincir sonsuzlaştırıldığı zaman, varmış olduğu tanrı kavramınında özdek ve biçim diyalektiğine sahip olduğu gibi bir zaruret ortaya çıkıyor. aristo bu noktada sıkışır, ve en yüksek varlığın maddesel özelliğe sahip olmadığını ısrarla söylemekle yetinir.
şöyle izaha çalışır; biçimler biçimi-salt biçim, yani tanrı özdeksizdir. o biçimlendirmez. devindiren değildir. madde ona özleminden devinir. kısaca güdü tanrıya olan özlemdir. tanrı, nesnelere ve insanlara karışmaz. kader çizmez. kader maddenin ilk varlığa özlemiyle çizilir. yani tanrı doğrudan neden değil, dolayısiyle nedendir.
varlığın var olabilmesi için dört neden vardır. masa için: madde-maddi neden; usta etken neden; nasılın cevabı plan- biçimsel neden; ne yapılacağı- ereksel neden. bu neden varoluş ilişkisinde çıkan sonuç; ruh biçimle özdeştir. insanda özdek bedendir, ruh biçimdir. kısaca aristo düşüncesinin temelinde biçimsiz madde vardır, tepesinde ise maddesiz biçim vardır. dışımızdaki nesnel dünya, maddenin; toprak, su, ateş ve hava yordamıyla özdeksiz biçime doğru özlem yoluyla meydana gelmiştir.
bu alemde yaşayan insanların, insansal değerlerini, ilişkilerini zoon politikon kavramı etrafında izah eder. insan toplumsal varlıktır. insanın amacı mutluluktur, ulaşmanın yolu bilgelik basmaklarıdır. insan toplumsal varlık olduğuna göre, geleneksel ve ahlaki davranışlar, her türlü insani ilişki devlet içinde oluşur. yetkin-başarılı devlet, insanların töresel kişiliğini mükemmelleştirdiği ölçüdedir.
devamını gör...
ibrahim ismi gibi kısaltılmışı vardır. aristo. kısaca arito diyebiliriz.
kendisinin ilgilenmediği alan kalmamıştır. biyoloji, fizik, mantık,politika ...
poetika isimli eserinde sanat alanındaki özeliikle tregedya yani tiyatro ile ilgili görüşlerini dile getirmiştir.
devamını gör...
aristoteles, ege denizi'nin kuzeyinde bulunan stageria'da doğmuştur.
aristoteles'in matematik bilgisi araştırmalarına yeterli olacak düzeydeydi; bilimleri matematik, fizik ve metafizik olarak üç bölüme ayırırken, platon gibi, matematiğe - yani aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilimlerine - bir öncelik tanımıştı; ancak uygulamalı matematikle ilgilenmiyordu. "eşit şeylerden eşit şeyler çıkarılırsa, kalanlar eşittir." veya "bir şey aynı anda hem var hem de yok olamaz (üçüncü durumun olanaksızlığı ilkesi)" gibi aksiyomların bütün bilimler için ortak olduğunu, postülaların ise sadece belirli bir bilimin kuruluşunda görev yaptığını söyleyerek, aksiyom ile postüla arasındaki farklılığa işaret etmişti. aristoteles'in, süreklilik ve sonsuzluk hakkında yapmış olduğu temkinli tartışmalar, matematik tarihi açısından oldukça önemlidir. sonsuzluğun gerçek olarak değil, gizil olarak varolduğunu kabul etmiştir. bu temel sorunlar üzerindeki görüşleri, daha sonra archimedes ve apollonios tarafından yeniden işlenip değerlendirilecektir.
aristoteles, astronomiye ilişkin görüşlerini fizik ve metafizik adlı eserlerinde açıklamıştır; bunun nedeni, astronomi ile fiziği birbirinden ayırmanın olanaksız olduğunu düşünmesidir. aristoteles'e göre, küre en mükemmel biçim olduğu için, evren küreseldir ve bir kürenin merkezi olduğu için evren sonludur. yer evrenin merkezinde bulunur ve bu yüzden, evrenin merkezi aynı zamanda yer'in de merkezidir. bir tek evren vardır ve bu evren her yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. ay, güneş ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandırmak için eudoxos'un ortak merkezli küreler sistemini kabul etmiştir.
aristoteles, yalnızca gökcisimlerinin tanrısal bir doğaya sahip olduğuna inanmakla kalmamakta, onların canlı varlıklar olduğunu da kabul etmektedir. bu evrenbilimsel kuram, fârâbî ve ibn sinâ gibi ortaçağ islâm dünyası'nın önde gelen filozofları tarafından da benimsenecek ve kuran-ı kerim'de tasvir edilen tanrı ve evren anlayışıyla uzlaştırılmaya çalışılacaktır.
varlık biçimlerinin mükemmel olmaları veya olmamaları da yer'in merkezine olan uzaklıklarına göre değişir. bir varlık yer'e ne kadar uzaksa, o kadar mükemmeldir. bundan ötürü, merkezde bulunan yer mükemmel olmadığı halde, merkeze en uzakta bulunan yıldızlar küresi mükemmeldir. bu mükemmel küre, aynı zamanda tanrı, yani ilk hareket ettiricidir.

aristo'nun bu ve diğer görüşleri orta çağ boyunca bir çok filozozu etkilemiş, ve daha sonraki dönemleri de şekillendirmiştir. belki de felsefenin temel ilkeleri arsito mantığı üzerine kurgulanmıştır.

devamını gör...
ismail hakkı bursevî'nin ruhu'l-beyan adlı tefsirinde kendisinden bir cümle alıntı yaptığı filozof. * asıl ilginç olan bursevî'nin alıntısı değil tercüme eden muhteremin cümleyi "aristo buyurdu." şeklinde çevirmesi. halbuki arapça orijinal metinde sadece 'aristo ... dedi' diyor.

cümleyi de yazalım da tam olsun.

"efendiliğe yükselmek çok zordur. zillete düşmek ise çok kolaydır."
devamını gör...
doğumu ve ölümü ile ilgili anfi de tartışırken arkadan bir arkadaş bir tarih söyledi ve hoca sallıyorsun dedi. o da dedi ki hocaya sen sallıyorsun. hoca da dedi ki ismin ne senin. çocuk da dedi ki arif. nam ı diğer ''ariftotales''. hoca da error verdi ki öyle böyle değil...tüm sınıf huzura erdik vesselam.
devamını gör...
birçok hıristiyanın inancı; bazı insanların cennet'e bazılarınında cehennem'e gönderilmek üzere seçildiği şeklindedir. bu yaklaşımın temsilcilerine göre insanın kendi geleceğini belirleme ve etkileme imkanı ve şansı yoktur. yeryüzü cennetini kurmak ve diğer dünyevi olumlu gelişmeleri sağlamak, sadece Allah'ın kudretindedir. bununla birlikte bazı hıristiyanlar insanın kendi geleceğini ve kaderini etkileme konusunda bazı imkanlara sahip bulunduğu inancındadır.
bunlara göre, Allah insanlara "akıl" ve "irade" vermiştir. insanın sahip bulunduğu akıl vasıtasıyla kendi beşeri şartlarını iyileştirilmesi ve ıslah etmesi mümkündür. bu ikinci hıristiyan gelenek geniş ölçüde aristo geleneğinin etkisi altında şekillenmiştir.

gerçekten de aristo'nun yazıları geniş ölçüde dünyeviliği ve natüralistikliği ve rasyonelliği vurgular. aristo felsefesinde kainatta hareketi esas almıştır. hareket genellikle, doğallık ve en yüksek potansiyelitenin gerçekleşmesi ise sadece akıl yoluyla mümkündür. islam dünyasında ve batı hıristiyan dünyasında uzun asırlar hakim olan kozmoloji aristo kozmolojisi olmuştur. aristo felsefesinin hıristiyan teolojisine en önemli etkisi 12. ve 13.yüzyıllarda müslüman bilim adamları aracılığıyla olmuştur. ibn-i sina ve ibn-i rüşd'ün eserleri latinceye tercüme edilmiş ve aristo'nun felsefesi batı dünyasına tekrar taşınmıştır.
devamını gör...
aristoteles sofistlerden farklı olarak doğru bilginin imkanını gözeten, platon'dan farklı olarak ise yanlış bilginin bulunabileceğini göz önünde bulunduran düşünürdür. bilgi sorunu aristoteles'i yöntem sorununa götürür; ona göre doğru bilginin varlığından bahsetmezden evvel, bilginin oluşturulduğu önermelerin doğruluğunu tartışmamız gerekir. aristoteles bugün için düz mantık denilerek eleştirilen, lakin kendi döneminde tüm bilimleri anlamlandırma mekanizması sağlayan ve bu sayede kendi felsefesini ciddi bir sistem olarak inşa etmesini sağlayan mantık düşüncesini geliştirmiştir. düşünür bu noktada tümdengelim ve tümevarımı birlikte kullanır. şöyle ki; bilimin amacı ilk etapta tikelin kavranmasıdır, lakin aristoteles'e göre bu kavrayış tümelden dolayımlanan bir açıklamayla mümkün hale gelebilir. aristoteles ilk etapta araştırma sürecinde tümevarımın kullanılmasıyla tikelin araştırılmasının gerektiğini öne sürmüş, ardından ise araştırılanın doğrulanmasında tümdengelim kullanılmasıyla doğru bilginin oluşturulabileceğini dile getirmiştir.
devamını gör...
hocası platon'un sokrates'den devşirip sistemleştirdiği düşünceler bütününü bir yere kadar kabul eder. her alanda aklın üstünlüğünü savunan ikilinin özellikle sanat konusunda büyük ayrımlara düştüğü gerçeği yadsınamaz.

iki filozof da mimesis* kuramına bağlı kalır. fakat platon sanatçıyı yalnızca bir ayna olarak görmektedir. ona göre sanatçı sanatını yetenekleri, yetkinlikleri, aklı ile değil; yalnızca tanrı'nın ona bahşettiği ilahi bir ilham ile meydana getirir. aklı her zaman ön planda tutan ve duyguları ise "aklı" etkilediği için zararlı gören rasyonalist filozof, duyguları yansıttığı ve akla uygun bulmadığı için de sanatı ve sanatçıyı gerçeklikten uzak, akıl dışı, basit bir taklitçi, eğitimsiz ve hatta gereksiz görmektedir.

aristo'nun hocasıyla ters düştüğü düşünceler yumağı tam da burda belirir çünkü idealist aristo sanatçının her gördüğünü yansıtan basit bir aynadan çok daha öte bir işlev yüklendiğini düşünmektedir. aristo'ya göre de sanat bir taklittir ama sanatçı her gördüğünü değil, "seçtiğini" taklit etmektedir. sanatçının asıl amacı hayatın ve insanın özünü yani "ruhu" yansıtmaktır ve bu yansıtmada sanatçının yaratıcılığı göz ardı edilemez. bu açıdan özellikle trajedi gibi duygusal iletimin yoğun olduğu eserlerin verildiği bir çağda sanat da sanatçı da oldukça değerlidir.
devamını gör...
dünyası şu şekildedir.

ortak iyiliği amaçlayan tekin yönetimi: monarşi
ortak iyiliği amaçlayan azınlığın yönetimi: aristokrasi
ortak iyiliği amaçlayan çoğunluğun yönetimi: politeia
tekin çıkarını amaçlayan tekin yönetimi: tiranlık
zenginlerin çıkarını amaçlayan azınlık yönetimi: oligarşi
yoksulların çıkarlarını amaçlayan çoğunluğun yönetimi: demokrasi
devamını gör...
edebiyatın yapısı, içerik ve biçimsel özellikleri üzerinde düşünen, bu özellikleri birer ölçü gibi kullanan aristo, sunuluşlarına göre şiirleri dramatik, epik, lirik, didaktik, pastoral diye adlandırmış. ya, felsefe neden edebiyat ile iç içe şimdi daha net anlıyoruz!
devamını gör...
--- alıntı ---

platon hocasının doğum gününde ona yine kıymetli bir hediye göndermek istedi. devrinin en ünlü heykeltıraşını çağırıp tembih etti: bana iki hafta içinde, üç altın heykel yap. her biri birer karış boyundaki bu heykeller benim anlam ve söz üzerine yürüttüğüm fikirlerimi sembolize etsin ve aralarındaki farkı yalnızca sen ve ben bilelim. adam siparişi zamanında teslim etti. platon da hediyeleri paketletip yaşlı hocasına gönderdi. sokrates hediyeyi alınca şaşırdı. önce hane halkını, sonra dostlarını çağırıp sordu: "eğer üçü de aynı ise platon neden üç heykel birden göndersin ki?!" merak herkesi sarmıştı. önce heykelleri tartmak geldi akıllarını. hayret, gramı gramına aynı idi. sonra heykeltıraşları davet ettiler: onlar da "bu heykeltıraşa gıptalar olsun, birbirinin aynısı üç heykeli nasıl yapabilmiş!" demekten öte geçmediler. sonra estetisyenleri, filozofları, din adamlarını çağırıp durdular. hiç kimse bir cevap veremiyordu. atina bu heykellerin haberiyle çalkanıyor, herkes farkı merak ediyordu. nihayet iyonya'dan zeki bir gencin şehre geldiğini haber verdiler. sokrates onu da çağırttırıp heykelleri gösterdi. on beşindeki bu delikanlı baktı, baktı ve "bana ince, çok ince bir tel getirebilir misiniz?" diye sordu. hemen getirdiler. teli aldı, heykellerden birinin kulağına soktu. herkes meraktaydı. nefesler kesildi. sonra bir uğultu... tel, heykelin ağzından çıkmıştı. genç teli çıkarıp ikinci heykelin kulağına soktu. hayret!.. bu sefer tel heykelin diğer kulağından çıkmıştı. sıra üçüncü heykele gelince meraklar arttı, nefesler tutuldu ve delikanlı ağır ağır işini yaptı. ama nafile!.. belli bir mesafeden sonra tel ilerlemiyordu. zorlasa da tel aynı yerde duruyordu. delikanlı teli çıkardı ve heykelin içine uzanan mesafeyi dışından ölçtü. tel heykelin kalbine kadar gidiyor, orada kalıyordu. sonra şöyle dedi:

"bu heykelleri her kim tasarladıysa size bir şeyler söylemek istemiş. çünkü birinci heykel her duyduğunu dillendiren boşboğazları yeriyor. ikinci heykel öğüt dinlemeyen, bir kulağından girip diğerinden çıkan insanları anlatıyor. bilge üstat sokrates!.. bu iki hediye sizin için değil. ama üçüncüsü size layıktır. çünkü 'kulağından gireni kalbinde saklayan makbul adamdır!' demek istiyor."

herkes gibi sokrates de bu gencin ferasetine ve bilgeliğine hayran kalmıştı. onu ödüllendirmek istedi ve mükâfat olarak kendisinden ne istediğini sordu. gencin cevabı net: "bana ödül olarak bu heykelleri yapan adamın adresini verin kâfidir!" sokrates onu eflatun'a göndermek üzere bir tavsiye mektubu yazmak için mürekkep istediği sırada sordu:

"senin adın ne evladım?"

"aristoteles efendim, benim adım aristoteles!.."

o gün, sokrates, öğrencisi platon'u affettiği gibi onu yetiştirmiş olmaktan da gurur duydu?!..



http://www.cogitosozluk.net/tk/tk.php?q=7qdl03



--- alıntı ---
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar