arkeoloji

arkeo (eski) logos (bilim) kelimelerinden türemişŸtir.eskinin bilimi anlamına gelir.türkiye bu konuda bir cevher olmasına rağŸmen gereken ilgiyi görememektedir.
devamını gör...
yunanistan'dan çok yunan kenti, italya'dan çok roma kenti barındıran anadolu'da nedense ihmal edilmiş bilim. bir kenara köşeye atılmış. umursamamış kimsecikler. neyseki son yapılanlar ile birlikte yavaş yavaş önem kazanmaya başlıyor. arkeolojinin bu umursanılmama sorunu dışında pek bir sorunu yoktur aslında. bir zevktir, bir eğlencedir. insanlığın hikayesine yolculuktur. özveridir. bu millet için, bu devlet için amme hizmeti görmektir. adı sanı unutulmuş, yok olmuş, taş yığınları altında kalmış uygarlıkların sesini günümüze duyurma çabasıdır. kuran'da bolca bahsedilen "yok edilen kavimlerden hiç öğüt almaz mısınız ?" nasihatinin bir yansımasıdır. arkeoloji bir tutkudur. bir sevdadır.
devamını gör...
'çünkü sivrisineklerin milyonlarca yıl önce çam reçinesi içine düşen ve onunla birlikte fosilleşerek kehribara dönüşen ataları ile ilgilendiklerini hiç duymadım. fillerin mamutların torunları olduklarını ya da farelerin yaban domuzları ile akraba olduklarını bildiklerini de sanmıyorum.'
güven bakır (bir aryballos masalı'ndan)

sosyal bilimler içinde ideolojilerin en sevdiği oyuncak; her dileyenin keyfince yoğurabildiği bir topaktır arkeoloji, doğduğu zamandan beri (ve belki de doğasının gereği) uçsuz bucaksız bir polemik deryasıdır ve bu deryadan herkese de ekmek çıkar. henüz insanlık tarihi, düşüncesini geçmişin sularında kanıtlamak isteyip de başarısız olana şahit olmamıştır.

bir araç olmasının ötesinde, kendisinin ne olduğu ise hala muallaktır. sosyal bir bilim olduğunu söyleyerek girdik konuya ama, sosyal olmadığını tartışanlar kadar, bilim dahi olmadığını savunan akademisyenler de pek az değildir. kulağa sevimli gelen o ifadeyi fısıldayalım ve 'modanın tarihi' diyerek işin içinden çıkalım. zaten bu tip iddiasız ifadeler her derde devadır.

fakat asıl zulüm tatile çıkınca başlar. bu ülke insanın el mecbur mahkum olduğu bir hobidir yaz zamanı arkeoloji. ne de olsa çanakkale'den hatay'a kadar bütün bir sahil şeridi sıra sıra antik kalıntılarla çevrildir. dalyan'a gidip de kaunos'u gezmemek, side'ye gidip de aspendos'u görmemek, patara'da güneşlenip lykia meclisini teğet geçmek olmaz. ve bütün bu gezilerde gezginin yegane dostudur muğlak ifadeler: 'vay anasını nasıl da dikmişler sütunları!'

e kolay değil tabi. bütün bir okul hayatında öğretilen geçmiş, yaşanılan toprağın geçmişi değil, çeşitli türden kosova savaşları'nın tarihi olunca, ortaya da nurtopu gibi bir 'yabancılaşma' çıkıyor. gezgine ise kala kala gördüklerine şaşırmak, geziyi biraz kısa tutmak kalıyor. tam da burada bilgi ve fikir sahibi olmak üzerine o güzel söz hatırlanmalı.

oysa ki geçmiş çağların kendisi, onun keşfine dair öyküler ve bugününe dair polemikler, bir bütün halinde çarpıcıdır. ve bir kere soru sormaya başlandığında, arkeolojinin sorunlu ama keyifli dünyasına da adım atılmıştır.

troia'nın kaşifi bir kaşif midir, bir hırsız mı? peki bu kent troia diye mi yazılır, troya diye mi, truva diye mi? buradan giden eserler geri gelmez mi) (yoksa gelmeli mi?)

belki de bu soruları olduğu gibi bırakıp arkeolojinin ideolojisine yönelmeli. 30'larda piramitler de dahil dünyadaki bütün anıtları türklerin yaptığını iddia ediyordu resmi tarihçiler. 70'li yıllar anti-emperyalist milliyetçi solcuların yıllarıdır. anadolu arkeolojisinin sınırları ise neredeyse misak-ı milli'nin izdüşümü. rodos adası hellen kültürüne dahildir, bodrum yarımadası ise anadolu (!); hellenler işgalcidir, troialıları ise mazlum anadolulu!!!

öyle bir derya ki arkeoloji, nereden tutsan bir dünya malzeme veriyor. bir tarafta hasankeyf, diğerinde allianoi. (ve allianoi'yi göremeyen şanssız çoğunluk içindeysen eğer, iki bin yıllık hamamların artık bataklığa dönüştüğünü de söylemem gerek). bir trajediden, bir komediye geçelim ve bodrum arkeoloji müzesinde şarap değil, şıra ikram edildiğini hatırlayalım (ülkem ampulle aydınlatıldığı günden beri)

geçmişin kendisi, bugünü veya keşfinin öyküsü tam olarak böyle bir komedi böyle bir trajedidir, aynı homeros'un şiirleri gibi.

çok söylenildiği şekliyle 'geçmiş', ders alınacak bir materyal değildir (eğer bizler hayata karşı bitmek tükenmek bilmeyen görevlerle programlanmış makineler değil isek). söz konusu arkeoloji olduğundan, çok daha basit ve bir o kadar da doğal bir neden üzerinde durmak gerekiyor:
'merak'

sezar'ın sözleri ve pandora'nın kutusu, aristoteles'in mezarcılığa katkıları veya dünyanın yedi harikası; büyük iskender'in büyüklüğü veya atina demokrasisi, troia'nın tahta atı ve elbette ki o sütunları oraya nasıl dikmiş olabilecekleri sorunsalı.

toprağa ve ataların geçmişine yönelik büyük bir kaçış, büyük bir keyif ve minicik bir meraktır arkeoloji.

çünkü, milyonlarca yıl önce çam reçinesi içine düşen ve onunla birlikte fosilleşerek kehribara dönüşen ataları ile ilgilenmeyen bir sinek değildir insan.
devamını gör...
1750'li yıllarda avrupa'da başlayan bilim dalı.
bilim statüsü kazandığı ilk yıllarda ari ırkının üstünlüğünü ortaya koyma amacıyla yapılmıştır.
devamını gör...
belirli bir sayıda da olsa psi deneklerinin yardımıyla gerçekleştirilen arkeolojik keşifler olmuştur ve psi deneklerinin yardımıyla sürdürülen arkeoloji çalışmaları vardır. bu konuda özellikle, 4445 denek tarafından verilen enformasyonlardaki çakışmalardan yola çıkarak kazı yerlerini belirlemek amacını güden stephan schwartz’ın çalışmalarını belirtmek gerekir. bununla birlikte, psi denekleri tarafından sunulan, keşif yapma olanağı sağlayan enformasyonların kesinlik ölçüsünü saptamanın güçlüğüne de dikkat çekmek gerekir.
devamını gör...
bir simsiyah perde düşünün...

o perdenin arkasında aydınlık...

işte arkeoloji o perdenin arkasındaki aydınlığa ulaşmak için perdeyi iğneyle delen bilimdir.

ufak ufak deliklerden insanlığın öyküsü sızar.
devamını gör...
ırk üstünlüğü sağlanan bilim.

--- alıntı ---

ecnebilerin kendi ırksal üstünlüklerini sağlamak için arkeolojiye merak saldıkları, savaşa gittiklerinde yanlarında kazı yapacak elemanı, eşyayı da götürdükleri. bir nevi ülkeler arası kültür savaşı. doğu kendini geç keşfettiği için önemli eserlerinin kaçırılması yanısıra Avrupa ülkelerinin Anadolu'dan götürdükleri. geç öğrendiğimiz için bizden bağımsız bir pazar mı desem kültürsel üstünlük mü desem bir durum söz konusu olmuş. gerçi şimdi de. hediye olarak da ülke dışına yollanmış bazı şeyler. ki buna koca koca tarihi binalar dahil. eserleri sergilerlen yine başka ülkedeki Anadolu'dan giden esere atıf yaparak "şurdaki şu eserin değerine denktir" denilmiş.
biz ise kendi kıymetli eserlerimizi yakarak, restore adı altında rezilleştirerek devam ediyoruz yolumuza,pek ufkumuz açık değil arkeolojide. en basit örneği marmaray ordan en eski İstanbullu, bizans, osmanlı eserleri çıktı yerinde bırakılmadı taşındı, güya müze açacaklar.
her konuda bu böyle Türk kafası. burda her yere kepçe atılıyo dışarda arkeologlar izin vermezse o alana bina inşa edilmiyor.


--- alıntı ---
devamını gör...
[ark.] insanlığın geçmişte bıraktığı, günümüze dek korunagelmiş tüm maddesel kalıntıların yorumlanması yoluyla toplumları ve yaşam süreçlerini araştıran, inceleyen bilim dalı, eskinin bilimi, kazıbilim.

(alm. archäologie, f, altertumskunde, f; fr. archéologie, f; ing. archaeology) *
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar