arthur schopenhauer

hayatında 2 önemli kadından biri annesi, diğeri sanılacağı gibi bir sevgili falan değil, gürültü yapması hasebiyle dövüp felç ettiğinden ölene dek tazminat ödemek zorunda kaldığı komşusudur.
devamını gör...
''herşey anlamsız bir istemden ibarettir, kurtuluş ise hayattan geri çekilmektir'' diyen ünlü bir alman filozoftur.
felsefesi, hem kant idealizmine hem de hint filozoflarına dayanır.bütün doktrinini özneyi de nesneyi de kapsayan tasavvur ve irade gücü kavramı üzerine kurar.

aynı zaman da aşka ve kadınlara dair saptamalarında ,feministleri kızdıracak bir çok saptaması da mevcuttur.
kadınlarla ilgili bu denli kötümser bakış acısı, acaba kadınlara dair acı bir geçmişi mi var sorusunu da aklıma getirmiyor degil. *

aşk konusunda yaklaşımı ise, hiçbir filozofun düşüncelerini çökertecek cinsten degil, çünkü ona göre çok az hatta hemen hemen hiçbir filozof aşk üzerine onun kadar düşünmemiştir.ya da ortaya ciddi bir takım tezler atmamıştır.

schopenhauer'a göre , bütün aşk serüvenlerinin gerçek amacı, her ne kadar söz konusu kişiler bunun farkında olmasa da, belli bir varlıgın dünyaya getirilebilmesidir ve bu neticenin elde edilmesinin yolu ve keyfiyeti tali bir meseledir.


devamını gör...
"kişi istediğini yapabilir; ancak ne isteyeceğini isteyemez" sözüyle insanları, tanrıyı, duyguları, eylemleri, hayatı çözmüşlüğünü göstermiş büyük filozof.
devamını gör...
nietzscheye göre daha elle tutulur ve savunulabilir fikirlere sahip karamsar ötesi bir filozof.

yalnız yemek yiyebilmek için restaurantlarda çift kişilik parası ödeyerek masasına bir başkasını oturtmazmış. insanlarla insani ihtiyaçlarını karşılamanın haricinde diyalog kurmaktan çekinirmiş.

ölümü varoluşun sonu gören bir düşünür. bu açıdan islam felsefesinden nasibini almamış ya da islam felsefesini beğenmemiş ona karşıt görüş oluşturmuş diyebiliriz.

schopenhauer okuması zevkli bir filozoftur.
devamını gör...
goethe ile ne alıp veremediği var anlamadım gitti. "okumak ,yazmak ve yaşamak üzerine " en son okuduğum ve kendisi hakkında okuduğum tek kitap tavsiye edilesi.
devamını gör...
insanlıktan umudunu kesmiş, mutluluğun kendi aydınlanmasını gerçekleştirmiş insanın, yine kendi içinde yaşadığı huzur olarak niteleyen, yaşadığı sahteliklerden, maskeli balolardan usananlara ilaç gibi gelecek, okunması da kolay, fazla derine inmeyen bir feylesof abimiz.derdi büyük, ve sahiciydi. toprağı bol olsun.
devamını gör...
eserlerinden biri "okumak, yazmak ve yaşamak üzerine" olan filozoftur.
eserinde şu kısım da bulunmaktadır:
"okurken bir başka kimse bizim için düşünür; biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. nasıl ki öğrenci yazmayı öğrenirken öğretmen tarafından kalemle çizilmiş yerleri takip eder; okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir. bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak bizi her zaman bir parça rahatlatır. fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey değildir. ve dolayısıyla öyle olur ki, çok fazla - yani neredeyse bütün gün okuyan - ve arada düşünmeksizin geçirilen eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üstünden inmeyen adamın sonunda yürümeyi unutması gibi... birçok eğitimli adamın durumu bundan farklı değildir. okumak kendilerini ahmaklaştırır..."
"okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir."
devamını gör...
ıvır zıvır eserleri vardır, gerçekten zaman kaybıdır. dünyadan büyük egosuyla, yok hayatın anlamı, yok dehalığın sırları, aşkın bilmemnesi gibi meseleleri konu aldığı, abuk subuk kitapları vardır. ki zaten bu kitapların çoğu da oradan buradan toplanan yazılarıdır. ha babam öğüt verir, akıl verir. ama bu kitapları ıvır zıvır zaten. dahiliğin insan sıfatından yansıması üzerine upuzun yazı yazıp da finalde hegel'e giydirmek, insana ister istemez, ulan hegel'e garezinden ve egosundan başka motoru yok mu bu adamın? diye sordurur. o iş öyle değil ama.

bu adamın asıl iki tane eseri var: biri yeter neden ilkesinin dörtlü kökü, diğeri de isteme ve tasarım olarak dünya. değişik bir ontolojisi var elemanın, gün geçtikçe önemini yitirecek kendinde şeye ilk sağlam darbeyi sanırım bu adam vurmuş. yani tamam kant haklısın, güzelsin, ama bu kendinde şey de dangalaklık fikriyatının temeli, ister istemez bu adamdadır. kendinde şey yerine "isteme" kavramıyla bizi tanıştırmıştır. bu isteme (willie dir gavurcası), felsefesinin arkhesidir. tanıdık geldi mi? evet, zamanın en çok konuşulan feylosofu niçe efendinin güç istenci, güç iradesi, gücü istemesi(artık okuduğunuz, rastladığınız çeviride nasıl geçiyorsa) varlığını bu adama borçludur. sonracıma misal isteme nin insandaki tezahürü, insan varoluşuna kaynaklık eden isteme olarak "üreme" den bahsetmiş. bu tanıdık geldi mi? eveeet, freud efendinin çok orjinal fikirlerinin ilk ışıkları yine bu adamın fikriyatındadır. ha kendisi çok mu orjinaldir? hayır aslında, kendi kendisi bile "ben kant'ın, platon'un ve upanişadların fikirlerini birleştirdim/bunlar benim felsefemin kaynaklarıdır" demiş. ama dünyanın bilinç tarafından tasarlanması fikri, ama buna kaynaklık edenin "isteme" olması, gerçekten hakkı teslim edilmesi gereken, estetik bir sistem. yıllar sonra şofınaurdan kopan niçe, tragedyanın doğuşunda felsefesini "maya için yazılmış" olarak nitelerken, aslında kendinde şeylerden tümüyle kopmuştur, şofınaur un istemesi kadar bile uzak değildir dünyaya "gücü isteme", yaşamanın, mayanın manasıdır, yanında yürür. ama bu kopuşun temelleri bile, koca bir heyula olan kendinde şeyden şofınaurun kopmasıdır. sisteminde şofınaurun kendisini saf bilince oturtması, maya (yani kurgulanan, yalan dünya) nın karşısında saf tutması, bunun üzerine ahkam kesmesi tabiy komik geliyor şimdi, ama sisteminin güzelliği ve misyonu, tartışılmaz. çoğu feylosofun tarafı değil, çizdiği sınırlar değerlidir zaten. bu gün niçeden varoluşçuluğu, post yapısalcılığın köklerini aldık, kimse güç istencine, kendi istediği kadar değer vermiyor misal. neyse, şofınaur böyle lüzumlu bir adamdır sonuç olarak. okunması anlaşılması gerekir.
devamını gör...
kadın düşmanı değil çok fazla kadın dostu:))) hicret hocam büyüksünn... schopenhauer ı neden bu kadar çok okuduğunu ve önemsediğini şimid daha ii anlayorum... yaşasın poligami:)))
devamını gör...
-canımı çok yaktı, yine de ona inanıyorum-

artur abi selamlar. uzun zaman oldu konuşmayalı.

nihilizm hakkında ne düşünüyorsun abi? kurallar bir kenarda dursun ama hiçlik diye bir şey var. ispatlanması en kolay şey de bu olsa gerek.

kadınlara da sıra gelecek abi, az sabır.

bak şimdi üstün insanı nasıl alt üst edeceğim. niçe boşa uğraştı. diyeceksin ki neden? eh be abi faydacılık diye bir şey var. işe yaramayan her şey hiç değersiz. ırzınıza geçsinler diyorum ama ben de bazen ırzınıza geçsinler tüm değer yargılarının. ne kadar gayret sarf edersen et mutlaka elinde patlayacaktır fiyasko. -perfect of the century-

abi korku bir direksiyondur.
nereye kıracağına o karar verir. şimdi kadınları ve erkekleri gelecek kaygısıyla gözde bulduğumuz düşüncenden yola çıkayım bir arpa boyu yol gideyim. tercihlerimizi belirlediğimiz her şey aksinin korkusuyla hayat bulmakta.
çirkin kızları sevememenin korkusuyla güzel kızları seviyoruz.
biliyorum burdan hiç bakmamıştın. ah be abi sen hiç aşık olmadın.

aşık adamın aşkın metafiziği'nden bahsedecek zamanı olmaz. not al bunu, aksini iddia edeni def et, yırtalım çuhasını.

fare kediden daha hızlı koşabilirken neden yakalanır hiç düşündün mü abi? korkusundan gözlerini kapar. işte tam bu yüzden.
kaç kovalıyım diyorum, gözlerini kapatıyor. şimdi nankörlük benim suçum mu?
itiraf etmenin aşağılıklılığından bahsetmiştim. söyleyene de söylenene de.
lılılı. ses ibresi gibi değilse, yazının musikisi eksikse içimin çalkantısına ver.

masumiyetin karinesi olur mu abi? kafana kadar boka batmışsın, sen batmamışsan da dünya boka batmış.
masumiyetin karinesi olur mu abi?
abi modern futbolda bir gol ne demektir biliyor musun? abi ağır konusaşacağım bak sinirlendirme beni.
mahalle maçı mı olsun bir sıfır geriden başla diyorsun?
çatım su damlatıyor, nemden duvarım yıkılmak üzere, sen kondüsyondan bahsediyorsun.
kalbim benecol. evet anasını satayım kalbim benecol.
nasıl ispat edeceksin et hadi.
müddei iddiasını ispatla mükelleftir. evet abi mükelleftir de iddialı yaşamak mı olur.
yaşadığımı ispat edemiyorum.
tamam abi çapımı öğrendim. benden müddei olmaz.

buraları hızlı hızlı geçelim abi.
cahit koytak şöyle diyor: eğer yazdığın şiire, duygularını eksik bıraktığından dolayı buğz ediyorsan işte o zaman şairsin.
aparatif.
alsana yemek.

anlatamamak bir problemdir abi. musluk olsa gene çözersin o da yok. yok ki boşaltasın.
aslında bütün problem emin olmakla alakalı. tamam işte dayanak noktamı buldum.
korku teorsinden vazgeçiyorum. hayatın temelinde emin olmak dürtüsü var.
dur hemen kızılderili dostum bu fikri çürütsün. şöyle demiş:
ancak ahmaklar suyun derinliğini iki ayaklarıyla birden ölçerler.
demek ki kaçınılmaz bir durun yok. demek ki ahmak diye bir şey var abi.
abi garantiyle yaşamak gelişime engel olur. bunu bilmek zor olmasa gerek. uçmaktan korkan hazerfandan kuş olur muydu? bunu ben anlatamıyorum abi bir de sen dene.
deneme yamulma yolunu.

bazen diyorum ki abi, inkar bizi her şeyden kurtarabilir. bütün yükleri yüklenmekten kurtulabiliriz. hissettiğinin ağırlığından bile inkar ederek kurtulabilirsin abi.
kurtulabilirdin abi eğer ki başını yastığa koymak gibi bir eylem olmasaydı hiç dünyada. eğer kendinle baş başa kalmak gibi bir fırsatı Allah sana vermemiş olsa. her şeyi inkar edip kurtulabilirdin. içinin yandığını da.

liyakiyatı buymuş. iki paçam da ıslak. anladın sen beni abi.
bu adam ahmak.
devamını gör...
onu kıskanan ve bir gün merdivenden aşşağıya iten annesine yerdeyken şu ünlü lafı etmiştir" bir gün tarih senden bahsedecek ama benim sayemde..."
devamını gör...
immanuel kant'ın fikirlerinden etkilenmekle beraber kant'ın felsefesine karşı kendi savlarını üretebilmiş, kant'a göre yazım tarzı daha naif olduğu için tolstoy gibi edebiyatçıları da etkileyen, felsefesi daha çok karamsarlık üzerine kurulmuş olan alman filozof. schopenhauer karamsarlığı o kadar içselleştirmiştir ki, karamsar olmanın insan doğasının ayrılamaz bir parçası olduğunu savunmaktadır. immanuel kant'ın türkçe meali " kendinde şey " diskuruna karşı irade ve arzuluma kavramlarını ortaya sunmuş, doğu felsefelerinden de büyük bir oranda etkilenmiştir.

schopenhauer her filozofun bir arayış içerisinde olduğu gibi fikirlerinden de anlaşılacağı üzere akılla her şeyi çözmeye kalkışarak, kant'ın aklın eremeyeceği şeyleri araştırmanın abes olacağı fikrine de, yani bir yaratıcının dünyevi ilimlerle ispatlanamayacağı görüşüne karşı tanrı kavramını alenen reddebilmiş bir filozoftur. işin garip olan tarafı ve islâm âlimlerine hayranlık duyulmasının bir diğer sebebi; imam-ı gazali, immanuel kant'tan asırlar önce her şeyin akılla çözülebileceğinin imkansız olduğu, insanın ahiret bilgilerini bu dar olan aklıyla çözemeceği için inanmaktan başka çaresi olmadığını söylemiş, örnekle gözün güneşi küçük bir cisim gibi algıladığını oysa ki aklımızı kullanarak güneşin çok büyük olduğunu, buna göre de insan aklının bile bir yerde tıkanabileceğini belirtmiş, sonrasında gelen batılı filozoflar bu gerçeği asırlar sonra açıkça ifade edebilmiştir.

bugünkü yaşantımızda schopenhauer'in etkileri hiç de azımsanamayacak kadar fazladır. hegel'in, marx'ın, john locke'un düşüncelerinin insanlık tarihinin yönünü değiştirdiği gibi schopenhauer de boş olan felsefesi ile insanları derinden etkileyerek, insanların din'e ihtiyacı olmadığını öne sürerek, kendi felsefesinde açık bir şekilde görülen aczi hiçe sayan insanlar tarafından yüceltilmiş bir filozoftur.
devamını gör...
muasırlarına göre daha bir anlaşılır olan filozof. zira onda belki de sadece kant'ın kendisinin anladığı çin bulmacalarını andıran ağır felsefi deyimler; yine çağının felsefe diktatörü olan hegel'in şaşırtmacalı üslubu ve spinoza'nın o herşeyi hendesi teoremle/biçemle anlatmaya çalışan geometrisi yoktur.

ömrünün son demlerini fevkalede iyimser geçiren bir karamsardır. hayatının mukaddimesi itibarıyla pek olumlu tablolarla karşılaşmamıştı; babası intihar etmiş, iyi bir roman yazarı olan annesi kocasızlıktan mütevellit serbest aşk hayatına atılmış ve bu durum schpenhauer'da ciddi buhranlar oluşturmuş. önce anasını terketmiş sonra memleketini. genç yaşta yazdığı makaleler ilim mahfillerinde hiçbir kıpırtı meydana getirmemiş, yazdığı eserlerin kese kağıdını olarak kullanıldığını öğrendiğinde ise adeta yıkılmıştır.

bu noktadan hareketle ana-baba sevgisinden yoksun, ve ilmi sahadaki ilk yılları hüsranla neticelenmiş birinin karamsar olması ve dünyaya sevgi duymaması doğal karşılanabilir.fakat ömrünün sonlarına doğru artık saygın bir filozof olmasından kelli, her cihetten kendisini ziyarete gelenler onu sevince boğuyor, hakkında yazılanlardan ziyadeyesiyle mesrur oluyor ve hatta bu mutluluktan dolayı akşam yemeğinden sonra flüt çalmak gibi adetler dahi ediniyordu.

'istem' olgusunu felsefesinin eksenine koymuş., kendince; eski çağlardan beri süre gelen 'insan bilen, düşünen hayvandır' yanlış ve yalanını tekzib etmiş., bilinçli aklın altında bilinçli ya da bilinçsiz istem vardır demiş., ve bu nokta i nazardan insanı metafiziksel hayvanolarak tavsif etmiş. insanın ön taraftan çekilir gibi görünse de arkadan itildiğini söyleyerek, eylemlere aklın değil istem'in mihmandarlık ettiğini söylemiş.

aslında bazı görüşleri karamsar sıfatı altında tahlil edilse de islami düşünceye çok yakın duruyor. misal; insanın elde ettiği şeylerin elde etmek istediklerinden daha az ve sınırlı olduğunu söyler; tatmin edilen her bir dileğe karşılık arkada tatmin edilmemiş on dilek kaldığını ve isteklerin sonsuz olup hiçbir zaman tatmin edilmesini mümkün olmadığını söyler. burada iman penceresinden baksa müthiş şeyler yazabilecek bir deha. fakat tam vurucu sözü beklerken feylesofane zırvalara tekrar düşüyor.

bilgisini arttıran üzüntüsüne arttırır der, deha bu yüzden acıların en büyüğünü çekendir ona göre. bu zaviyeden de deliliğin acı çekme eziyetinden kaçışın en iyi yolu olduğunu düşünür. eğer bu mümkün değilse yani insan deli olamıyorsa en son sığınak insanın kendi kendini öldürmesidir der.

dinden ve dinbilimcilerden nefret eder. dinsel yaklaşımı, 'kişi eğer isteklerini ne kadar gemler ve onların tahakkümünden kurtulursa o kadar özgürleşir' şeklindedir. bu son noktayı da nirvana olarak niteler. ee, nirvanadan sonrası ne? diye sorsan susar kalır.

kadınlara da garezi vardır. kadınlarla diyaloğumuz/alışverişimiz ne kadar az olursa o kadar iyidir ona göre. kadınlar 'gerekli kötü' bile değildir; onlar olmazsa hayat daha güvenli ve rahat olur der.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar