türk tarih kurumu tarafından ilk baskısı 1982'de çıkarılan 90 sayfalık şerafettin turan (1925-2015) kitabı.

kitap fuarlarında türk tarih kurumu, türk dil kurumu, diyanet yayınları gibi kurumları mutlaka ziyaret eder, tamamı çok düşük fiyata satılan çok sayıda eseri mutlaka incelerim.

bu da atatürk'ün fikriyatının temellerini anlamak konusunda gerçekten faydalı ve çok uygun fiyatlı eserlerden biri.

atatürk, gençliğinden itibaren görev yaptığı her yerde, hatta cephelerde bile çok sayıda türkçe ve fransızca kitaplar okumuş, bunlar üzerinde notlar almış, kitapların kısa özetlerini çıkarıp el yazısıyla not etmiş. bu orjinal el yazmaları ilgili müze veya kütüphanelerde mevcut.

genel olarak 2.000 kitaplık, tarih, siyaset, kültür ağırlıklı bir koleksiyondan söz ediliyor. bunlar epey miktarda elle yazılmış notlar ve karalamalar içeriyor. yani belki bu kadar veya buna yakın sayıda kitap okumuş olması da mümkün.

zaten lise döneminde dahi okumayı sevdiği biliniyor. nitekim o dönem gençler için yapılan bir gazete bilgi yarışmasına katılanlar arasında mustafa kemal ismi geçiyor. bu yarışmada gençlere sade bir dil öğretmek amaçlanmış.

atatürk'ün etkilendiği isimler arasında genel olarak şu isimler göze çarpıyor: ziya gökalp, şehbenderzade filibeli ahmet hilmi, namık kemal, tevfik fikret, j.j. ruousseau, h.g. wells...

* * *

fransız ihtilali sonrası avrupa ülkelerinin yaptığı işgallerin hat safhada olduğu, sömürü yoluyla zenginleşip güçlendikleri bir dönemde yaşamış atatürk. nitekim 1914 yılında afrika'daki 38 ülkenin 36'sı 7 haydut avrupa devleti (7 düvel) tarafından barbarca işgal ve talan edilmiş. sanki o kıtada yaşayanların hiç kıymeti harbiyesi yokmuş gibi her tarafı ele geçirmişler, yetmemiş birinin işgal ettiği yeri, öbürü bunun elinden almak için tekrar işgal etmiş.

ve dahi bu işgallerin temelinde bir yandan evrim inancı da var. bu barbar haydutlar kendilerinden olmayanları, türkleri bile barbar, az gelişmiş, evrimini tamamlayamamış diye niteleyip, ülkeleri yağmalamış, çoluk çocuk demeden katletmişler. hele ingilizlerin üstümüze sürdüğü yunanlıların ve fransızlar birlikte çalışan ermeni çetelerin yüz binlerce sivil insanlarımızı ve çocuklarımızı nasıl canavarca katlettikleri tarihimizin kanlı sayfalarında mevcut.

bu bağlamda batılıların çarpık düşünce sistemlerinde yerleşik bulunan, sözde üstün ırk ve üstün medeniyet anlayışına karşı, atatürk tarihten bu yana türklerin de üstün bir medeniyet olduklarını göstermek istemiştir. bunun için de türkleri müslümanlıktan ayrı tutarak değerlendirmiştir.

avrupalılar kendilerini nasıl üstün görüyorsa, fransızlar nasıl üstün bir medeniyet ise, elbette bizim de onlardan aşağı kalır yanımız olamazdı!

mu kıtası, güneş dil teorisi gibi araştırmaları, hep türklerin geçmişte de üstün bir medeniyet olduğuna dair tezlerini güçlendirmek içindi. türkler 1400 sene önceki muhammed'in diniyle değil, binlerce yıllık kendi üstün medeniyetleriyle, dil ve kültürleriyle değerlendirilmeliydi.

atatürk'ü bu konularda etkileyen çok sayıda olaydan ikisi kavmi necib ve fes olaylarıdır.

bir gün şam'daki garnizonda bir türk ve arap er kavga edince, subay olayın aslını araştırmadan türk ere "sen nasıl oluyor da kavm-i necipden [soylu kavim] olan birine hakaret ediyorsun" der.

diğeri 1910 yılında avrupa'daki bir tatbikata giderken yanındaki arkadaşı binbaşı selahattin ile belgrad tren istasyonunda fes taktığı için alay edilmesidir. bu olay ii. mahmut döneminde 'zorla' giydirilmiş olan fese karşı kendisinde olumsuz bir tutum yaratmış ve sonradan şapka giydirilmesinin psikolojik temellerinden biri olmuştur.

tabi şahsen bu durumda şapka zorunluğunu getirmenin, giymeyip karşı çıkanları da vatana isyan ve ihanet etmiş kabul edip asmanın, öncekinden daha iyi bir davranış olduğunu sanmıyorum!

* * *

atatürk'ün okulda aldığı eğitim ve okuduğu eserler genellikle dinden uzak idi.

tarih konusunda ağırlıklı olarak yabancı eserleri okudu. bunlar islamiyeti ve hz. muhammed'i doğru kabul etmeyen, peygamberimizi sadece tarihi bir kişilik olarak alan, okuma bilmediği halde dünyadaki milyarlarca insanı etkilediği için üstün karakterli ve başarılı bir lider kabul eden seküler kaynaklardı.

atatürk eleştirel okurdu ve her yazılanı kabul etmezdi. ama islam'a bakışını kendi dünyevi inancına uygun olarak bu kaynaklara uygun şekilde geliştirdi.

komisyonla birlikte yazdığı tarih ii ortazamanlar kitabında bu temelleri görmek mümkündür. orada islam'ın kabul etmediği epey kısım vardır ve kitaba konulan bazı kısımlar bu kaynaklardan alıntıdır denebilir.

bu durumu atatürk'ün din düşmanlığı şeklinde değerlendirmek yanlış olur. zira atatürk'e islam düşmanı değil, islam dışı demek daha doğru olur. yani düşmanlık beslemiyordu, zira atatürk'e göre islam insan yapımı bir fikriyat ve kültürdü ve buna düşmanlık beslemekle bunun dışında ve karşıtı olmak farklı şeylerdi. bununla birlikte çok kereler cuma namazları kıldığı, mevlitlere katıldığı belgelerle sabittir.

bunu da halkın fikri değerlerini paylaşmak adına yapmış olması mümkündür. tabi bazı dönemler gerçekten samimi bir müslümanlık yaşamış mı bilemiyorum.

armstrong'un bozkurt kitabındaki iddialara cevap vermek için akşam gazetesinden necmeddin sadık'a yazdırdığı bir haftalık yazı dizisinde de belirttiği üzere, içki içtiğini de gizlemiyordu.

cephede askerlerin şehadet inancını da paylaşmıyordu ama o insanlara bir şekilde saygı duyuyordu. cepheden sürekli görüştüğü, istanbul'daki madam corinne'ye yazdığı fransızca mektuplarda muhammed'in müslüman erkekleri hurilerle kandırdığını, fakat kadınlara böyle bir ödül vermediğini tuhaf bulduğunu yazıyordu:

"erkeklere o kadar huri ve başka hoş eğlenceler vaad eden muhammed'in kadınlar için hiçbir taahhütte bulunmaması pek tuhaf. demek ki, ölümden sonra erkekler cennet kadınlarına mâlik olmanın keyfini çıkarırken, kadınlar tahammül edilmez bir hâlde bulunacaklar! değil mi ya? görüyorsunuz ya, hanımefendi, insan, dağdağalı ve kan revan içinde geçen bir hayata alıştıktan sonra dahi cennet ve cehennemden bahsetmek ve hatta bizzat Allah’ı tenkid etmek için kâfi vakit bulabiliyor."

her şeye rağmen atatürk'ün ilginç bir özgürlük anlayışı vardı. ülkenin ve milletin kurtuluşu için özgürlük ve bağımsızlık istiyordu. ama bir kültür olarak kabul ettiği dini bireysel özgürlük alanından çıkarıp, kendi kurguladığı toplumsal özgürlük anlayışına göre şekillendirmek istemesi de bana göre tuhaftır.

bazı dönemlerde arkadaşları ile siyasi konularda konuşurken toplumun dini yaşantısını şekillendirmeyi tartışmıştır.

islam'ı peşinen dünyevi olarak kabul ettiğiniz durumda, bir erk olduğunuz zaman doğal olarak onu şekillendirme hakkını da kendinizde bulmanız mümkün. böylelikle atatürk dini bir fikriyat gibi değerlendirerek, halkın "islam" fikriyatını bir şekilde ulusun milli menfaatleri adına kendince şekillendirmek istemiş, karşı çıkanları bu psikolojiyle cezalandırmakta beis görmemiş.

birkaç yıl boyunca çanakkale'de, ortadoğu'da, güneydoğu'daki cephelerde, ingiliz fransız italyan rus yunan ermenilerle bilfiil savaşmış, savaş bittikten sonra sarayı ve ülkeyi yöneten kurumları işgal eden düşmanla siyasi olarak da mücadele etmiş, on binlerce düşman askerini öldürtüp, on binlerce türk'ün ölümüne de şahit olmuş, avrupa'daki rusya'daki ihtilallerden de etkilenmiş bir askerin psikolojisi.

sonuç olarak benim okuduğum kronolojilere göre de değerlendirdiğimde, atatürk islam'dan uzak olmakla birlikte, kendine özgü bir gerçekçilik ve özgürlük anlayışı geliştirmiş, milli ve vatansever bir askerdi. fakat bu durum, milletin dinini ve dilini kendi ürettiği anlayışa göre kökten değiştirmesinin, bunu yaparken 'devrimciliği' kutsayıp radikal yöntemler kullanmasının haklı gerekçesi olmaktan çok uzaktır...

(bkz: dünya sözlük okunmuş kitap tanıtımları kulübü)


kitapyurdu
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar