red franz

red franz
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 12190.7
  • Kayıt: 2013-02-16 15:15:00
  • En son giriş: 2018-09-25 23:10:23
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 24
  • Aktif Tanım: 4820
  • Açılan Başlık: 525
  • Artı Oy: 18578
  • Eksi Oy: 1514
  • Alınan Artı Oy: 12350
  • Alınan Eksi Oy: 515
  • Alınan Favori: 374

red franz - en çok favorilenen tanımları

straplez

ne zaman duysam aklıma selçuk erdem'in aşağıdaki karikatürünü düşüren ve gülümseten kelime.

tüh Allah cezanı vermesin, doğrusu da straples'miş ya la bunun!

devamını gör...

dünya sözlük yazarlarının özlemleri

geçmişi değil, geleceği özlüyorum ben.

ben görmesem de olur, çoluk çocuğumuz görsün..

"düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
bir ülke ki insanları dimdik

kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır
emek kemâle uzatır kollarını,
aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş

ne olurdu tanrım!
benim yurdum da böyle bir ülke olsa" -r. tagore-

(bkz: memleket isterim)
devamını gör...

bir delinin karalama defteri

akşam alacasında parkta kızımı sallarken "baba bak, yıldız gidiyor" dedi. tam akıllı mallar gibi "o yıldız diil uçak" dedim. diretti yıldız diye. hemen doğruya, özüme döndüm, "haklısın kızım" dedim.

gökyüzünde, bilmem kaç kilometre uzakta giden bir cismin ne olduğunu ondan iyi bilecek değilim ya..
devamını gör...

ziya selçuk

bugüne kadar gördüğüm tüm kabinelerdeki en isabetli seçim ama ne kendi haline bırakırlar, ne iş yaptırırlar. kuyusunu kazmaya şimdiden başlayacak tonla çakal var.

Allah yardımcısı, hızır kılavuzu olsun.
devamını gör...

hz.ali'nin risale-i nur'ları haber vermesi

şu veya bu şekilde gaipten haber veren yahut geçmişte kendilerinden haber verildiğini iddia eden herkesten koşarak kaçın. bunların kabalacılardan, apokalipsecilerden farkı yok. aynı şekilde ahir zamandan haber veren ve hadis olduğu ileri sürülen rivayetlere de itibar etmeyin, israiliyat olması yahut çeşitli çıkar düşünceleriyle uydurulmuş olması kuvvetle muhtemeldir.

kendini zümre i naci olarak gören her topluluktan uzak durun. bu psikoloji insanlara her türlü haltı -allah yolundayım inancıyla- işletir ve zerre kadar vicdan azabı çektirmez. kişi için sa'yinden başkası yoktur. evet ameller niyetlere göredir ama akıl da insana boş yere verilmemiştir, sorgulamadığın ameli niyet kurtarmaz.
devamını gör...

ekonomi çok iyi

"bana türkiye'nin durumunu bir kelimeyle anlat derseniz "iyi" derim, iki kelimeyle anlat derseniz "iyi değil" derim." -s. demirel-

ekonomimiz de demirel iyisi işte.
devamını gör...

helal 2 liranın haram 3 liradan fazla olduğu gerçeği

anadolu'da bir söz vardır bu bağlamda: "helalin dibi dağ gibi, tepesi kıl gibi; haramınsa dibi kıl gibi, tepesi dağ gibi" derler.

haramın temeli zayıftır, çok olsa veya öyle görünse de bir rüzgara bakar. helal olan ise az da olsa kalıcıdır, sağlamdır ve tatmin edicidir (bereket).

anahtar kavramlar: kanaat-meşruiyet-hakediş; tamahkârlık-gayrimeşruluk-haksız edinim.
devamını gör...

orhan veli kanık

"garip şiirini yeniden incelerken, orhan veli’nin 80 yıl önce söyledikleri çalınıyor kulağımıza...

incelik giyinmemiş söz,gürültüden başka nedir ki?

orhan veli’nin gittiği meyhanenin adı lambo... parası olmadığı zamanlarda,edebiyat meraklısı işletme sahibinin veresiye defterine şiir yazıyor,ödeşiyorlar

bu mekânda kendini asmış bay lambo. polisler her şeye el koymuşlar.... elbette o güzel deftere de...

melih cevdet,defterin peşine düşüyor.lambo yok artık...bir bakkal dükkânı açılmış...giriyor içeri ve “hani bir ihtimal” diyerek veresiye defterini soruyor
bakkalcı tanımıyor şairleri

“hayrola beyim,yoksa borcu kapamaya mı geldiniz?” diye soruyor. hakkı var...
o borç hâlâ duruyor."

buradan
devamını gör...

kırlangıç

az önce bir videoda izledim, yesari asım arsoy, neyzen tevfik'e nasılsınız diye sorunca şöyle cevap veriyor:

kırlangıca sormuşlar:
-sen niçin diğer kuşlar gibi dümdüz uçmazsın da bir alçaktan bir yüksekten uçarsın?

el cevap- belanın kâh altından geçerim kâh üstünden.
devamını gör...

dünya ilan

iş arıyorum. sivas'ta olursa her türlü iş, olmaz ise evden yapılabilecek her türlü iş olabilir.

detaylar için mesaj atabilirsiniz, hadi bakalım...

eklemedir koca kavak: okuyunca ellerinizi açaraktan iki satır dua ederseniz o da çok makbule geçer arkadaşlar.
devamını gör...

arapça farsça fransızca ve ingilizce bilmek

islam ilim tarihi çalışılacaksa almanca ve latinceyi de eklemek lazımmış.

"almanca bilmeden islâm ilimler tarihi yapılamaz.çünkü bugüne kadar en mühim etüdler almanca yapılmıştır. bilmek lazım. ayrıca latince de şarttır. arapça’ya gelince onsuz zaten hiç olmaz.tarihte ilk defa kaynak zikrederek ilim yapma geleneği islâm medeniyetinde oluştu." -fuat sezgin-
devamını gör...

fuat sezgin

Allah ona rahmet, bize de merhamet etsin.

rahmetli biraz methedilir, minnet ve şükranla anılır.. adı bir iki parka bahçeye verilir, belki bir fakülteye filan.. belki adına bir ödül konulur..

ama bir fuat sezgin daha yetişmez. çünkü ortam yok.. bu ortamdan büyük yazarlar, büyük edebiyatçılar, bilhassa romancılar filan çıkabilir ama büyük ilim adamı çıkmaz. akademi bitmiştir. akademi çökmüştür. akademi ölmüştür.

ruhuna fatiha demiş miydim?
devamını gör...

meral akşener

konvoyunun çöp arabasıyla önünün kesilmesi gaziantep'te rutin bir güvenlik uygulamasıymış.

öyleyse aynı uygulamayı sayın cumhurbaşkanının konvoyuna yaptıklarını gösteren görüntüleri de yayınlarlar diye umuyoruz.
devamını gör...

işte sırtım

vefatına yakın günlerde peygamberimizin mescitte toplanan cemaate hitabı sırasında kullandığı söz: işte sırtım! kime vurmuş isem gelsin vursun.. kime kötü söz demişsem gelsin aynını söylesin.. hakkı olan gelsin alsın yahut helal etsin... diye devam eder.

onun bu konuşması sosyolojiye, siyasete, hukuka.. daha birçok alana ilişkin çok bereketli bir kaynaktır aslında..

(bkz: üstüne kitap yazılabilecek cümleler)
devamını gör...

geceye şiir

"canı cehenneme rahat uyuyanın
kapısını örtenin perdesini çekenin
yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
duvarları ancak çarpınca görenin
canı cehenneme başkasının yangınıyla
evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

bahçesine dek gelen alevleri
şehrayin sanan aptalın
canı cehenneme,camlarında
parçalanmış cesetler uçarken
bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.
mutfakla yatak odası arasında
çarşılarla gövdesi bencillik hırsı
yılgınlıkla yenilgisi arasında
dünyayı tüketenin canı cehenneme.

orda dağlar bir mezarlık
bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm
orda evler oda oda kanarken
burda yeşerenin canı cehenneme.

ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin
ey zulümle yükselen başarı
ölü sayısına endeksli maaş;

uzun masallar ardında mağrur
boynunda ölüm çanıyla oturan güç
senin de senin de canın cehenneme
ey sultan hamit tuğralı korucu alayları
kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .

bir gün elbet bir gün elbet
örter üstünü bu ağır yanlışın
sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen
bir dal incelik,bir simli gülüş
bir kardeş mavi."

-şükrü erbaş-
devamını gör...

geceye şiir

"azaldı
halk içinde yüzdeki ben gibiler
eldeki siğile
çıbana - etin yumuşak bir yerinden sökün eden -
döndü halk ve cüzzam ne gün yürüdü
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa'şa' bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de"

-ilhami çiçek, satranç dersleri-
devamını gör...

koku

bazı kokular, başka bazı kokuları hatırlatıyor.

süt sevmem ben. aklım yeteli beri beş bardak ya içmiş ya içmemişimdir. ama hafızamdan çıkmayan bir süt anım, burnumdan gitmeyen nefis bir süt kokusu vardır.

beş-altı yaşlarındaydım. babam doktora götürmüştü beni önce, sonra da bir pastaneye. bir bardak süt ve bir poğaça ısmarlamıştı. rahmetliyle başbaşa dışarıda yediğimiz ilk ve son yemek. ben o sütü dünyanın en güzel içeceği olarak içtim, o poğaçayı dünyanın en lezzetli katığı olarak yedim. kokuları halâ burnumdadır.

bu yemekten 27-28 yıl sonra baba oldum. kızımı kucağıma ilk alışımda ilk koklayışımda burnuma gelen koku babamla içtiğim sütün kokusunu hatırlattıydı.

koku acayip bir şey. boyut değiştirerek yaşayabilen bir şey vesselam.
devamını gör...

biz yeni bir devlet kuruyoruz

yeni bir devlet kurulacaksa önce eskisinin yıkılması gerekiyor bildiğim kadarıyla. önce bu soruyu bi soralım o zaman: türkiye cumhuriyeti devleti yıkılacak mı?

rejim, anayasa (özellikle yönetim şekline ve devletin temel niteliklerine dair maddeler) değişecek mi?

devletin adı, sınırları, üniter yapısı değişecek mi?

sayın oğan bu sözleri kasten söylemişse bu soruları cevaplaması gerekiyor.

umarız öyle değildir, umarız canlı yayının azizliğine uğrayarak maksadını aşan bir beyanda bulunmuştur. zira şahsen ben 15 temmuz gecesi sokağa bunlar olsun için çıkmadım, tersine bunlar olmasın diye çıktım.
devamını gör...

aylan kurdi

ben ömrümde hiç çocuk naaşı görmedim. hayatım boyunca gördüğüm tek ölü doğumumda ebelik eden mavuş ebe'nin ölüsüdür, çocuktum, kağnının üzerine yatırmışlardı, nasıl ne şekilde oraya gittim bilmem, üzeri örtülüydü, dizden aşağı zayıf çıplak bacaklarını gördüm hepsi bu.

çok ölü fotoğrafı gördüm, içlerinde feci şekilde can veren çocuklar da vardı, esed'in bombaladıkları, halepçe'dekiler.

ölmeden az önce başında akbaba bekleyen çocuğun fotoğrafı.

yine çocukken filistinli askerlerin kollarını taşlarla kırdıkları filistinli görüntüsü hafızamdadır, kaatil israil devletiyle ilgili kanaatim o zaman oluşmuş ve değişmemiştir.

babam feci bir trafik kazasında can verdi.

berkin elvan'a da, yasin börü'ye de, uğur kaymaz'a da, ceylan önkol'a, özgecan'a da çok üzüldüm, hepiniz gibi, çoğunuz gibi veya bazılarınız gibi.

ama aylan'da farklı ne var bir türlü bilemedim, sebebini bilemediğim bir biçimde ağrısı içimden çıkmıyor. babama bile belki bu kadar üzülmedim.

aylan'ın minik bedeni neredeyse beni inandığım her şeyden vazgeçirecek, bunun sebebini bilemiyorum.

belki ruhumda, gönlümde, vicdanımda, her neremdeyse işte yıllardır dolmakta olan bir bardak vardı, artık son haddine geldi bilemiyorum. belki 5,5 ay önce baba oldum ondan, bilemiyorum.

sebebini bulabilirsem söylerim, şimdilik tek bildiğim dünyanın artık benim için eski dünya olmadığı, her şeyin değiştiği.
devamını gör...

türbelerin yıkılması

ömründe taş üstüne bir taş koymamış, bir gönül yapmamış, bir gönüle girmemiş, bir fidan dikmemiş, el-yüz yumamış, bir eme yaramamış cahil keşlere elbette yapmak değil yıkmak yaraşır.

eser dediğin hafızadır. bazı şeylerin bu dünyada bir zamanlar var olduğunu en iyi geride bıraktıklarından veya hatırasına hürmeten inşa edilenlerden anlarız. bir medeniyetin kemal derecesini bıraktıklarının inceliğinden anlarız. ''varmış'' demek yetmez, ''atalarımız yapmış'' demek yetmez, korumak, görmek, göstermek, dokunmak, dokundurmak gerekir. geride bıraktıkları bir kapı tokmağının resmini bile çizmeyi beceremeyen angutlar ne anlar..

türbe dediğin, kamil kişilikleri bağrından çıktıkları milletin hüsn-ü şahadetiyle tescillenmiş, şu yalan dünyada sahici bir hayat yaşamış, bel oğlu değil yol oğlu olmuş, hak bilmiş, hak söylemişlerin aziz hatırasına tazim için inşa edilmiştir. örnek hayatlarıyla yaşadıkları beldelerin ahalisine verdiklerine karşı bir borç eda edilmiş gibi, sonraki nesiller de bunu görsün, bilsin için yapılır.

türbe yıkanlardan ne kalacak yarına peki? çalı sakalları? at gözlükleri? kara vicdanları? kadirşinaslıktan, güzellik duygusundan mahrum yobaz ruhları? ellerindeki kan? içinde geberip gittikleri nefret deryası? katmerli cehaletleri? ne kalacak başka?
devamını gör...

3 milyar ağaç dikmek

metrekareye bir ağaç diksen, 3 bin kilometrekare eder. iyi iş. (bkz: hesaplayan adamlar)

o değil de, bahçemdeki, parkımdaki ağacı sök. neredeyse kafamdan aşşağı betonu dök. sonra da ''söktüm amma, onun yerine şu kadar da ağaç diktim'' de. ne anladım bu işten.. ağaç görmek, gölgelenmek için tura mı yazılacağız. hacca gider gibi ağaç görmeye mi gideceğiz.
devamını gör...

cemil meriç

cemil meriç batı düşmanlığını körüklememiştir. batıyı tanımayan, tanımadan aşık olan bir topluma onu anlatmaya çalışmıştır.

küçük bir örnek, türk edebiyatı dergisi’nin 1972 yılı ocak sayısında yayınlanan cemil meriç mülakatından:

(….)

soru – avrupalılaşma ve batılılaşma mefhumları nasıl doğmuşlardır, neyi ifade ederler?

cevap – burada bir istirdat yaparak bu mefhumların inkişaf tarihine bir göz atalım. sömürgeci avrupa önceleri kabza-i teshirine geçirdiği ülkeleri avrupalılaştırmak emelinde değildir. kullanılan tabirler hindistan için ingilizleştirme, mağrip için fransızlaştırmadır.

evet, mağlup kavimlerin zavallı intelijansiyası için gaye galipleri taklit etmek, onlardan olmak, onların medeniyetlerini mümkün olduğu kadar benimsemektir. avrupa fetihlerini genişlettikten ve cihanşümul bir hakimiyet kurduktan sonra avrupalılaşma kelimesi ortaya çıkar. avrupalılaşma veya avrupalılaştırma. zira batı’nın bütün mefhumları gibi bu kelime de kaypak ve çift manalıdır: europeanisation. 1. dünya savaşından sonra ingilizleşme, fransızlaşma değil avrupalılaşma söz konusudur. batılılaşma henüz itibar kazanmamıştır. mesela 1930’dan sonra yayınlanan amerika’nın meşhur milletlerarası içtimai ilimler ansiklopedisi’nde yalnız avrupalılaşma maddesi vardır. batılılaşma ve çağdaşlaşma gibi mefhumlardan söz edilmez. avrupalılaşma iktisadi sahada kapitalistleşme, siyasi sahada temsili hükûmet, terbiye sahasında avrupa irfanının münakaşa kabul etmez üstünlüğüne inanmak suretinde tarif edilir. 1967’de yayınlanan milletlerarası içtimai ilimler ansiklopedisi’nde ise avrupalılaşma tabiri terk edilmiştir.

soru- ‘’avrupalılaşma tabiri terk edildi’’ diyorsunuz. anlaşılıyor ki batı geçirdiği tahavvüllere, ulaştığı sosyal ve ekonomik neticelere göre yeni kavramlar kullanıyor. bir nevi değişimlerin adını ortaya koyuyorsunuz. bu tasnife devam eder misiniz?

cevap- asrın üçüncü yarısında moda olan kelime ‘’modernisation’’dur. bu tahavvülün sebebi nedir? japonya sanayini kurmuş, israil kapitalist bir ülke olarak hakimiyetini kabul ettirmiş, sosyalizm yeni bir kalkınma modeli teklif eder olmuştur. ayrıca 2. dünya savaşından sonra avrupa’nın münakaşa kabul etmez üstünlüğü sona ermiştir. avrupa amerikalılaşmıştır. bu şartlar altında önce bütünü ifade edecek, yani günün bahtiyar kelimesini de içine alan avrupa’nın mazideki zaferlerini gölgede bırakmayan yeni bir tabir bulunmuştur: westernisation (batılılaşma). amerika ve avrupa: işık batıdan gelmektedir. dünyanın efendisi batı’dır. ama bu tabirin de zayıf tarafları vardır. ne japonya, ne israil, ne sovyetler batı’yı temsil etmezler. ne var ki maddi medeniyetleri onlarınkinden aşağı değildir. bütünü kucaklayacak ve tenkitleri önleyecek kelime ‘’modernisation’’dur. bu ülkelerin ortak yönleri modern oluşlarıdır. modernliğin kıstası nedir? sanayileşme. batı dillerinde ‘’çağdaşlaşma’’ya tekabül eden bir kelime yoktur.

(….)

kaynak: cemil meriç ile söyleşiler, çizgi kitabevi, hazırlayan: mehmet tekin
devamını gör...

obskürantizm

batıda din dilinin yüzyıllar boyu latince olmasının sebebi de bu: insanlar öğrenmesin, bilmesin, anlamasın.

günümüzde bilgi kaynaklarının çeşitlenmesi, çoğalması ve bu kaynaklara erişimin kolaylaşmasının obskürantizmi yok ettiğini ise maalesef söyleyemiyoruz. kaynakları kirleten, kontrol altında tutan, hakikate giden yolu bilgi kirliliği, kirli bilgi veya dezenformasyon gibi yöntemlerle karartmaya yönelik sabotajlar da obskürantizmin modern versiyonu olarak karşımızda. bu habaset, sırsıl bir virüs gibi kendini güncelleme kabiliyetini de haiz..

geçelim.. cemil meriç'e kulak verelim:

''tarihin bütün cinayetlerini yüklenebilecek kadar habis ve lanetli bir kelime. sokrat'ı zehirleyenler, aristo'yu ülke dışına kovanlar, galile'yi mahkum edenler bu illete yakalanmışlardı. obskürtanizm nura düşmanlıktır. hakikatin her tecellesini yadırgamak, her inancı susturmak ayırıcı vasıflarıdır bu habasetin. islamın tanımadığı bir illet gibi gözükse de kuşkuludur. hallac'ı taşlayan, ihvan-ı safa risalelerini toplatan, imam-ı azam'ı zindana atan kafayla, bir engizitör keşişinin kafası birbirinden çok farklı değildir. demek ki obskürtanizm denilen bela ne bir kavmin inhisarındadır, ne de bir çağın. binbir biçime sürüklenen bu hastalık daha çok ayak takımından kimseler arasında yayılır. her ülkede başka bir adı başka bir gerekçesi vardır. islamiyette tek kelimeyle karşılanabilir: taassup.'' *
devamını gör...

çocuk dikkati

sittin sene baksan gör(e)meyeceğin şeyi görebilmelerini sağlayan nitelik.

kızım iki yaşındayken beypazarı maden suyu şişesini gösterip "bak babacığım ailemiz; annem, sen ve ben" demişti de ben yüzlerce kez gördüğüm o şişedeki aile resmini ancak o zaman fark etmiştim mesela.
devamını gör...