butunuyle kuskudayiz

butunuyle kuskudayiz
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 10776.3
  • Kayıt: 2009-05-25 10:37:00
  • En son giriş: 2018-08-19 16:14:48
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 4
  • Aktif Tanım: 6074
  • Açılan Başlık: 1140
  • Artı Oy: 7475
  • Eksi Oy: 3366
  • Alınan Artı Oy: 10722
  • Alınan Eksi Oy: 1831
  • Alınan Favori: 146

butunuyle kuskudayiz - en çok favorilenen tanımları

zopçuk

soyadı. lisede köyüne gönderemediğim ikilinin dürdane olanı. dürdane zopçuk ve cemile buko. siz birer magandasınız, lise hayatım boyunca sizle mücadele ettim. hala da ediyorum görüldüğü üzere. cemile sen ayrıyeten bi’hayvansın. öptüm bye.
devamını gör...

dünyaitiraf.com

uyandığımda ilk işim; sakin bir müzik eşliğinde pencereden caddeyi seyretmek. bu kez bir ölüme şahitlik ettim. ilk yardım ekiplerinin müdahalesi sonuç vermedi; “ölmüştü”.
30 haziran saat 10.20.
bir karga ağaca tünedi, bir bebek hıçkırarak ağladı ötelerde, bir bulut yere değecek kadar yakınlaştı, bir kedi kuyruğunu kıstırdı olduğu yerde. annenin göğü inleten feryadıyla yırtıldı zaman.
ve işte hayat güzelmiş, bazı çiçekler açar bazıları açmadan solarmış. en güzel sabahlar ölümle başlar, küçük kıyamet her an kopabilirmiş.

devamını gör...

eşi vefat ettikten sonra evlenen adam

babam olur kendisi. 4 sene kanser hastalığıyla mücadele eden annemin vefatından sonra evlenmesi vefasızlık gibi görünse de; hayata tutunmak için yerinde bir adım attı. ne yapsaydı misal? ömür boyu yas mı tutacaktı? bunları henüz idrak edebildiğim için- hazmetmekte zorlansam da- durumu kabullendim. olan biteni acı acı gülerek karşılamayı, akıntıya karşı kürek çekmemeyi, gidenin geri gelmeyeceğini.. öğrendik eşekler gibi.
devamını gör...
10. (Tematik)

kolundaki kılları almayan kız

böğründen kıllar fışkıran bağzı maymun heriflerin yanında baştacı edilesi kız. sadece böğründen fışkırsa iyi.
yaz geldiğinde şort giyip o kıl bahçesini sergilemesi de ayrı bir iğrençlik. ama katlanıyoruz işte bu manzaralara.
herkesin kıllarını alma ya da almama özgürlüğünün olduğu canım ülkemde yıllar yılı seyrettiğimiz kadarıyla, erkeklerin estetik düşmanı görünümleri kızların kezbanlığını sollamıştır çoktan. o yüzden vırvırlanmayın, adamı hasta etmeyin.





devamını gör...

bir şiire krallığım

süleyman unutmaz'ın okunası şiiri.

en zoru cumartesi sabahlarıdır bilir misiniz?
noktalama işaretleri bile soğuktur soğuktur soğuktur
kahvaltı telaşına kaptırıp kaptırmamakla kendimi
gülümseyip gülümsememek arasında kendimi
hadi uzatayım birazdan sultanahmet fetişizmine kendimi
arasında darmadağın kalmışlığımdan yıllardır bilirim
kalp ağrılarımdan bana kalan sabahlardan bilirim
la bohem hayatların mirasından bilirim
ne ağzımda acı tadı kahvenin ne penceremde güneş takvimleri
sanki mikalengelo “kalk ve yürü!” dedi musa heykeline
ondan bilirim
inandığım yanlışlardan inanmadığım doğrulardan bilirim
ilktir sabah sabah bir şiirin beni iğfal etmesi
sıkışmış bir insanlıktan
çatlayan kemiklerden bilirim


çok daha kötü günler göreceğiz değil mi tanrım?
ikimizde gökyüzü kararacak vebaya yakalanacağız
kemirilmiş dişlerimizle bir kadının hayatını kıskanmaktan
kalacağız sokaklarda değil mi?
bayan makedonya beni sevmeyecek ama anlayacak
bu bana korkunç yetecek değil mi tanrım?
ve ben yine ceketimi seyredeceğim
güzel ve uysal
tıpkı kaybettikten sonra başlayan oyunların adı gibi bir ceket
ceket ki erkeği erkek hani kadını da sevgili yapardı
o ceket ikimize bir yürüyüş verirdi
korunsun diyeydi göz bebeklerimiz kalabalıklardan kabalıklardan
tahta köprülere lanet yağdırmasaydık keşke tanrım
keşke orphaned land dinlemeseydik destursuz
ben göndermeseydim abdülhak şinasi hisar’ın ses kayıtlarını selim ileri’ye
endülüs’te raks’ı bu kadar kötü okumasaydı ahmed agâh
ki asıl adıyla okumuş yahya kemal şiirini
telaffuzu türkçeye göç edememiş bir sürgün gibi
süleymaniye camii’nin içinde aklıma gelseydi
kulun yükünü nimetten saydığı
affet
yanlış döndüm kubbenin altından

boynuma küfürler saplanıyordu
küçük küfürler ucuz küfürler öfkeye dar gelecek yavan küfürler
insanı yere basmaktan utandıran bir hali vardı çünkü dünyanın
bütün orospu çocuklarının işgüzarlığına dönüyor gibiydi
“hiçbir şey espri değildir” deyişi sabri’nin
“insanlar yalan söyler” demesi bir başkasının
nasıl da yerini buluyordu
“oğlum biz kızları canavarlardan kurtarmaya çıkmıştık
ama onlar canavarlara âşıkmış” diyordum
metin’le sırt sırta kelimeler boyu konuşuyorduk
öfkeli değilsek bile öfkeli olmalıyız kararlılığı bu
sussak da olur ama konuşmalıyız çırpınışları bu
her cümlenin sonunda aynı tanrı kapısı
aynı seferberlik telaşıydı

dünyanın bütün yanlışlarını yaşamak mesela
parası olan herkes yakışıklıdır
paradan bahsetmem şiirlerimde demek ki vakti gelmiş
demek ki ölçüsüz bir bilgelik ağartmış sakalımı
yüzümde o yakışıklı ölüm aklığı da ondanmış
“tanışmadığım kimselerle tanışmam!”
hani müslümandık?
hani aşkta dahi aranan aşktık?
o kokuşmuş insan oluşların çiğ günlerine boğmuşlar
kaybolan şiirimi
kalbimdeki titremeyi
geceye tüy gibi düşen sessizliğimi

kahverengi bir hırkam olsaydı daha çok severdim kendimi
kahverengi bir hırkam olsaydı vakur dururdum karşımda
daha nazik sıfatlarla bakabilirdim onlara
onlar
çarşıdan dönenler parklara çıkanlar hafta sonu işçileri
yorulmadan dinlenenler çekirdek çitleyenler çocuk yapanlar
pazarlık yapanlar tutumlu olmak için geceleri uyuyanlar
sevinçle otobüse binenler ömür boyu ölüp duranlar
yok benim kahverengi hırkam ve sakin değilim
hayır şair de değilim
estetik bir öfkenin peşindeyim ben
biraz da adil bir öfkenin
yankısı geri dönen öfkenin
oysa düşmanlarımın suskunluğundan
ağrılar saplanıyordu hırçınlığıma

aç acına sigaralar içtiğim akşamların hepsinde
masa örtüsünde küller tanrıların göz bebekleri
kendimi sıkıca tuttuğum cuma akşamları kadar aklımla
savurdum benden öte ne kaldıysa yadımda
neyse beni benden eden beni ben eden
neyse defterleri kırış kırış yalnızlıklarla eş tutan
bunlar dedim kanıma kül dökmeye gelmiş teklifsiz bakirelerdir
bunlar ekmeğimizin arabı suyumuzun kem rengi
ellerimizin tüm pisliğini sildiğimiz bunlardır
hem bizim ellerimiz karmakarışıktır bahar bilmez
sevgilisi biziz puslu yamaçları kesen sisin
biziz kışta ölüm şiirleri yazda toprağı örse çağıran hamlık
biz onu yanmış cesetlere gül suyu dökerken gördük
o ki sendeleyen çocuklar ölüm olurken düşte mecruh
o ki zebundur ağrılarını adadığı adaklar fiyasko
o bizi şuurun ters aynalarında taşa tuttu
öldüyse de kalbinin yakınlarında öldü

bir çift makas gibi sözlerimi keserken yokluk
topuklarında ezilen kaldırımların geceye düşürdüğü şiir
vesaire vesaire vesaire vesaire
yalanlarını omzuma levha yaptıkça yaşamak
başıboş yürüyüşlerden dokunan kader kumaşı
vesaire vesaire vesaire vesaire
kendime inanırken yükte hafif pahada ağır
sarsılırken dilimi yakan pervasız tebessümler
vesaire vesaire vesaire vesaire
bir çift tabanca gibi boşluğu tararken gözlerim
aşk esnafına müşteri mi etmiştim kendimi?

“vayomer elohim yehi or vayehi or”
ve sen öpüp bir nar bıraktın avuçlarıma
ve sen ne güzel sustun ben ayakkabılarını bağladığını düşündüm
sen nasıl sustun öyle yan yana ama birbirine karışmayan denizler
ben eski türkçe sularla akarken
sen sanki farsça sustun ibranice ve sanskritçe
biz seni yenilirken sevdik diyen ayetlerle doluyken bağrım
ve yetmedi mücrim soluğum
denizlerini kımıldatmaya
ve bütün uykularından uyanmış çocuklar
nasıl bakarsa annelerine
ve nasıl yeşerirse intihara çiçekler

.

.
devamını gör...

mustafa ceceli

caaanım ülkemin dejenere olduğu gerçeğini sayesinde gördüğüm sanatçı. ulan böyle bir iğrençlik çocuğunuzun önünde vuku bulsaydı, aynı genişlikte davranır mıydınız? ortada bir sapkınlık var. büyük resmi gözardı etmeye çalışmayın. birincisi; mustafa ceceli görüntüleri kendi çekmiş olamaz. bunun suç olduğunu ebem dâhi biliyor. ikincisi, görüntüleri sızdıran kendi olamaz. böyle bir şeyin kariyeri için bir infilak olacağını bilir. üçüncüsü, eğer bu iğrençliği normalleştirecekseniz defolun gidin hollanda’ya.
devamını gör...

mustafa ceceli

lgbt’li totoş sanat camiası tarafından linç edilen popçu. intizar’ın tarafında olacak değilim. ortadaki pisliği örtmek için bu herife saldırmak neyin kafası la? burası hollanda değil hacım, cecelistler göreve.
devamını gör...

falafel

taksim’de keşfettiğim nohut köftesi. istiklal’de aniden “bu ney la“ merakıyla tanıştım kendisiyle. kızgın yağda kızartılıp, tahin ya da süzme yoğurtla sunuluyor. löp diye mideye oturuyor bu meret. daha hafif hale getirebilirim ümidiyle, evde falafel denemeleri yaptım. tahini sos olarak değil, harcın içine ekleyerek kullandım. yuvarlak köfteler halinde fırına verdim. sonuç; ayıptır söylemesi muazzam. fırın versiyonu tadından bir şey eksiltmiyor, bilginize.
devamını gör...

herkes bana aşık sendromu

bu gerçekten tedavisi zor bir illet. "yani farklı bir çekiciliğim var napabilirim" diyenleri de duydu bu kulaklar. araya girip, "sen mi" diyince uzun bir sessizlik oluyor. mallığın lüzumu yok cidden yapmayın.
devamını gör...

sözlük yazarlarının şiirleri

yazdığım bir akrostişi paylaşmak isterim, öhööööm.

maalesef bana hasta dediler
eller anlamaz bu sevdaya gülüp geçtiler
lan sana ne ben fransız seviyorum deyip de restimi çekince
vay anasını kız kafayı kırmış dediler
işte bu bizim hikayemiz çalarken fonda
leyla olup düştüm paris yollarına.

melvil poupaud a ithafen.
devamını gör...

the square

cannes'dan altın palmiyesi olan isveçli yönetmen ruben östlund filmi. şimdi bu iskadinav taraflarının o kendine özgü naif sanatsallığın içinde sofistike ve kara mizahla coşmuş bir yapım var karşımızda. mültecilerle kafayı bozan avrupa'nın, gerçekler hakkında gayri insani taraflarını, o pis çamaşırlarını ortaya dökmese de ucundan değinmiş işte. buna da şükür yarabbi diyor insan. sanatın ve özgürlüğün sınırları ekseninde ilerleyen filmin tek kusuru, birbirinden bağımsızmış gibi görünen parçalar.. buna rağmen 144 dakika kendini izletiyor. o değil de claes bang, sen nasıl bir karizmasın yahu? selam olsun bu yiğidi çıkaran danimarka'ya.



devamını gör...