.

.
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 4064.62
  • Kayıt: 2011-04-20 20:37:00
  • En son giriş: 2018-10-11 14:42:29
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 5
  • Aktif Tanım: 1553
  • Açılan Başlık: 204
  • Artı Oy: 3386
  • Eksi Oy: 141
  • Alınan Artı Oy: 3747
  • Alınan Eksi Oy: 144
  • Alınan Favori: 18

. - tüm tanımları

muharrem ince'nin seçim sonuçlarını kabul etmesi

hangi kafa ile açıklandığı malum yenilgiden olduğu anlaşılan açıklama:
"bu seçim ilan edilme biçiminden, sonuçların açıklanmasına kadar her şeyiyle adaletsiz bir seçim olmuştur...
... görevlilerimizin bize ulaştırdıkları tutanaklarda, ysk’nın açıkladığı oranlar ve rakamlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur. olan farklılıklar toplam sonucu değiştirecek nitelikte değildir. dolayısıyla seçim sonuçlarını kabul ediyorum."

günler boyu tek adam olmak için mi uğraştın derler adama. sokağa çıkmayın ama kazananı da hiçbir zaman kabullenmeyin şeklindeki mesajı:
"tam anlamıyla bir tek adam rejimine geçilmiştir. sistemin içinde bir mekanizma yoktur. geleceğimize dair her zaman büyük endişelerimiz ve kaygılarımız olmaya ne yazık ki devam edecektir. biz mücadele etmeye, halkımızla bütünleşmeye devam edeceğiz."

yenmiş de yenmiş diyen adama ters düşen açıklama:
"beni aday yapan partime ve tüm seçmenlerimize dönük çıkaracağımız sayısız dersler mevcuttur. yapılan her şey eksiklikler içerebilir. o halde eksikliklerimizi tamamlamak zorundayız. yapılan her şeyde yanlışlar bulunabilir. o halde bize düşen yanlışlarımızı düzeltmek olmalıdır...
...15 milyon insan bana güvenip oy vermiştir. 50 günlük kampanya yerine, 500 günlük 5 bin günlük kampanya ile devam edeceğiz.''
devamını gör...

halk tv

şu an* seçim sonrası yaklaşık beş milyon kişinin izlediği çok kaliteli bir dram gösterimi var. neden kimse gülmüyor anlamış değilim.
devamını gör...

devlet bahçeli

şu an* seçim sonucu sonrası mükemmel yapıcı, birleştirici bir dil kullanıyor. bu dönemde yaptığı iyilik ve verdiği destek unutulmamalı. Allah razı olsun.
devamını gör...

barış atay

hatay'dan hdp milletvekili olarak meclise girmiş. artık o güzel! yüzünü daha sık göreceğiz.
devamını gör...

cumhuriyet halk partisi

balık hafızalı olsam da bugün yapılan hdp desteğini hiçbir zaman unutmayacağım parti.

erdoğanın terör politikasını eleştirip yüzde on birden yedilere düşen hdp oyunu tutup yine yüzde on bire çıkardınız. yapılan onca operasyonu göz ardı ettiniz. yüzde 22 chp, yüzde 4 hdp ye giden oy. evet gerçekten her evden bir oy çıkarmayı başarmışsınız. terör sevici vekillerinizin sizi gerçekten temsil ettiğini bize kanıtladınız.
devamını gör...

muharrem ince

kılışdarın saf dışı bıraktığı rakibi, "gel bakalım muharrem" değil bir manada "git bakalım muharrem" demiş oldu.

şimdi temennim o ki galiz küfürler ettiği polis memuru yarın savcılığa gidip vekilliği düşen ince hakkında suç duyurusunda bulunmalı.
devamını gör...

zenci

2018 dünya kupasını izliyorum, afrika sömürgesi ne kadar ülke varsa hepsinde en az bir siyahi var. ne kadar sömürmüş iseler o kadar çok siyahi oynatıyorlar sanki. gavurun ekmeğini yiyen kılıcını kuşanır, maalesef siyahiler de bunu tasdikler konumda.
devamını gör...

vücut geliştirme

nezaketen tanım: spor.

gerçekten spor amaçlı ya da vücudunu düzene sokma amaçlı yapanları hariç tuttuğum tanım: kollarını iki yana gerip sallaya sallaya yürüyen kenar mahalle delikanlılarının evrilmiş versiyonu olarak belediye otobüsüne dahi binerken göğüs kısmını kasmaktan bitap düşen, ağırlık çalıştığı için ille sıkı gömlek-baldırı sıkan pantolon giymek zorunda hisseden, soyunma odasından insta'lık foto göndermeyi seven ha bir de yaptığı sporu belli etmek için under armour giyenlerin hobisi, yaşama tutunma çabasıdır.
devamını gör...

iteklemek

gençliğe kadar ite kaka, iş hayatında iteklenerek, emeklilikten ölüme itekleyerek ömrünü tüketen insanın yaşam evrelerinden biridir.
devamını gör...

park

katledilen doğadan katle katkıda bulunanlara verilen bir avuç rüşvet. yuvaları yok olmuş güvercinlerin, vicdanlarını kandırmak isteyenler tarafından yemlendikleri sürrealist şehir tablolarıdır.
devamını gör...

kurtuluş savaşı'nda dindarların hiç rol oynamaması

Allah aşkına ne fuzuli bir başlık ve tartışmadır. savaş bitince birbirimizi en az yüz yıl yemeliyiz diye bir antlaşma da yapmış mıydık? kim ne uğruna savaştıysa kendisine savaştan kalan odur. savaşmış şehit olmuş insanların ardından yapılacak tartışmalar bu basitliğe indirgenmiş olamaz.
devamını gör...

kuğulu park

bir yerin bir madde, nesne ya da canlı ile anılabilmesi için üç* sayısı yeterli ise kuğulu olan; kişi başı bir metrekareden az olan yerler çevre unsuru sayılıyorsa park kabul edilebilecek "güzide" alandır.
devamını gör...

rabbim ve milletim beni affetsin kandırıldım

arkadaş güveniyorum ben, ak partinin içindeki fetöcülerin temizlenmemiş olduğunu düşünmeme rağmen, erdoğan'ın müslüman kimliğine güveniyorum. bu sözü söylemiş olması onu sorumsuz kılmıyor. ancak herşeyden de sorumlu tutulmamalı. gönül isterdi ki kanmasaydı. ben kanmadım ama on beş temmuz gecesine kadar da ne yapabileceklerini kestiremiyordum. bence o da kestiremedi ama bu da ona yakışmadı.
devamını gör...

hiçbir cemaate tarikata bağlı olmayan müslüman

cemaatler islam dininin temsilci halkalarıdır. cemaat olmak müslüman için üstünlük değil sorumluluktur. ve bir cemaat ya da tarikat ancak kur-an ve sünnetten ayrılmadığı sürece hak olarak kalır. müslümanların çoğunun fıtratına uygun bir hak topluluk vardır. kendine hiçbir topluluğun uygun olmadığını düşünenler islamı kur-an ve sünnet çerçevesinde yaşadığı sürece hak yolda ilerleyenler olacaklardır. başlığın muhatabı müslüman budur.
devamını gör...

evlisin sonuçta ne kadar entelektüel olabilirsin ki

evlenmese sanki büyük bir entelektüel olarak anılacağını sanmanın ifadesi. bekar pervasızlığının gölgesinde kitaplardan edinilecek birikim, evlilik-çocuk sorumluluğunun getireceği yük ile birleşmediğinde pratiğe dönüşmeden unutulur gider. bütün büyük entelektüeller evliliği yaşamıştır.*
devamını gör...

sözlük yazarlarının karalama defteri

kitaplarda ilham verici cümlelere rastlayıp birbirimize aktaracağımız yerde, sosyal medyada hiç okumadığımız kitaplardan aforizmaları, şiirleri hayretli sözcüklerle paylaşıyoruz.
devamını gör...

kendi sırtına çıkmak

tam zamanlı çalışırken aynı zamanda yüksek lisans yapmaktır. bir üniversite okuyorken çift diploma sahibi olayım diye alakasız bir açıköğretim bölümü okumaktır. akşam vücut kendini dinlemeye bırakırken saatin onu göstermesine aldırış etmeden vücudu fit tutmak için koşu bandını aşındırmaktır. en güzel sırta çıkma durumu elin ensede kumandanın göbekte olduğu pozisyondur.
devamını gör...

kadının çalışması

hayatı dünyadan ibaret olan kadın için varolma sebebi olsa da, bu tercihi kadını bir özgürlük illüzyonunun içerisine hapseder. evde eşine karşı emir almamayı galibiyet olarak görüp, işyerinde değil eşinin, babasının dahi yapmadığı muameleyi patronundan, müdüründen görüp, ay sonunda bir akıllı telefon parasına denk maaşının hatırına sineye çeker.

çalışan kadın, kendi hayatını yaşama odaklıdır. çocuklarını unutur, kaliteli bir nesil yetiştiremez. çocuk yapmaktan da kaçınarak sonu emekliliğinin ötesine gidemeyen kısa geleceğini hedefler. çalışan kadın dünyanın sonu demektir.

evini, çocuğunu gözeten hanım ise hayırlı nesli yetiştirecek olandır. aldığı maaşın tamamını da verse evde çocuğuna kendi vereceği eğitimin yarısını dahi veremeyecek kalitesiz ve güvensiz ortamlara çocuğunu sokmaması gerektiğini bilir.*

kadın zamanını yaşayıp neslini kurutacağına, neslini yaşatıp geleceği kurtarmalıdır.
devamını gör...

bayburt un dünyanın merkezi olduğu paralel evren

türk ırkının üstün olduğu gerçeğinin değişmeyeceği evrendir. dünyanın merkezinin neresi olduğunu bizim bulmamıza gerek yok çünkü dünyanın merkezi çorumdur, bayburttur. islamı yaşamamıza gerek yok çümkü islam galebe çalıcak ve tüm dünya biz islamın bayraktarlığını yaptığımız için bize biat edeöeöhh... la yeter yaa, kot pantolon bile bizden çıkmış. bizim dedelerimiz var yaa, olaylar olaylar. milletçe ismail abiyiz...
devamını gör...

grup 84

gerçek adının sex and dirt olduğu iddia edilen grup. dolaşımdaki bilgi kirliliğinin yalancısıyım.
devamını gör...

yazılımcımızdan ne istiyorsunuz

menü barı fixed istiyoruz. böylelikle uzun tanımları okuduğumuz sayfaların altından kaydırıp kaydırıp tekrar yukarı gelmek zorunda kalmadan başlık değiştirebiliriz ya da sağ alta sayfanın en üstüne aniden çıkmayı sağlayan çapa tuşu olabilir.

bir de yakın twitter lite gibi uygulama geliştirmeye ihtiyaç duymadan dünya sözlük lite uygulaması yapabilir, ekranda dünya sözlük ikonu ile tadından yenmez.
devamını gör...

cizvit tarikatı

gülen cemaati ile benzerliği şaşırtıcı olan tarikat. 17-25 aralık öncesi böyle birşey söyleyen kim olsa ağzını burnunu kırardık, bugün şaşırmıyoruz ki sonradan sözlükten de bu benzerliği fark eden başka arkadaşlar da olmuş.

aşağıda göreceğiniz cizvit kelimelerinin her birini fetö ile değiştirerek okuduğunuzda paragrafın anlamının bozulmadığını, aksine gündeme dair bazı soru işaretlerinin de anlam kazandığını göreceksiniz

--- alıntı ---

cizvitler, isa tarikatı (latince: societas ıesu) adıyla anılan bir hıristiyan tarikatı. hıristiyan olmuş eski bir ispanyol askeri olan ıgnacio de loyola (aziz loyolalı ignatiyos, s.j.) tarafından 1534'de kurulmuştur. başlıca yoğunlaştıkları alanlar misyonerlik ve eğitim kurumları açmaktır. türkiye'de "isa'nın askerleri" adıyla bilinir, üyelerine "cizvit" denir.

cizvitlerin benzer tarikatlardan en önemli farkının örgüt yapısında olduğu görülür. tarikat üyeleri her zaman göze batmadan her türlü toplum içerisinde, o toplumun insanları ile aynı düzeyde ve uyum içerisinde yaşarlardı. tarikat, ilk gününden itibaren kısa vadeli hedefler yerine hep uzun vadeli hedeflere yönelmiş ve özellikle insana yatırım yapmıştır. gerçekten de insana yapılan yatırımlar sayesinde cizvit tarikatı çok kısa sürede avrupa'nın en önemli siyasi ve ekonomik gücü haline gelmiştir.

açtıkları eğitim kurumları, vatikan'dan aldıkları destek, misyonerlik faaliyetleri ve dünya çapındaki yaygın örgütlenme ağı ile katolik roma kilisesini desteklemiş, reformasyon ve protestanlığa karşı bir muhalefet oluşturmuş olup etkin oldukları dönemde; hükümetleri, din ve devlet adamlarını, aydın ve entelektüel çevreleri etkileri altına almayı başarmışlardır.

general claudia acquaviva (1543-1615) tarafından 1599 yılında cemaat için bastırılan ünlü çalışma planı (ratio studiorum), topluluğun 1773’te yasaklanmasına dek cizvit tarikatının eğitiminde resmi kılavuz olmuş; eserin basıldığı dönemde faal olan cizvit okullarının sayısı üç yüze ulaşmıştır.

bu tarikata mensup rahipler isimlerinin sonuna s.j. (societas jesu) ekleme hakkına sahip olurlar. cizvit tarikatı ilk kurulduğu zamanlarda roma katolik kilisesinin fevkalade olumsuz tepkisiyle karşılaşmış ve kabul görmemişti. ancak cizvitler, kısa süre içerisinde protestanlara ve anglikan mezhebine karşı sert tutumları ve bunlar aleyhine yaptıkları çalışmalar nedeniyle kilisenin bu menfi yaklaşımını tersine çevirerek papalığın beğenisini kazandılar. bu beğeni, kilise'nin tarikatı açıktan desteklemeye başlaması ile ilk meyvelerini verdi, alınan destek sayesinde tarikat kısa sürede hem ekonomik hem de politik olarak büyük güç kazandı. bu dönemde cizvitler, kilise'ye hoş görünmek için özellikle aforoz edilenlere karşı çok acımasız oldular.

tarikata kabul edilen herkes mutlaka uzun ve ayrıntılı eğitimlerden geçirilir, ancak başarılı görülenler tarikatın fikir ve ideallerini öğrenebilirlerdi. cizvitler, özellikle fakir ve yetenekli gençlere, kurdukları ya da destekledikleri özel okullar aracılığı ile çok iyi bir eğitim verdirirlerdi. fransa, clermont'ta bulunan cizvit koleji döneminin en iyi okuluydu. cizvitler fikirlerine karşı çıktıkları bir kurum ya da topluluk ile karşılaştıklarında asla açıkça kavgaya girmezler, sinsi ve gizlice her türlü etkinlikte bulunarak o kuruluşu yıpratırlardı. özellikle sahip oldukları iyi eğitimli genç üyeleri sayesinde karşıt oldukları kurum ya da topluluğun içine sızarak kendi ilke ve fikirlerini içerden aşılarlardı. bu şekil içerden yapılan baskı ile o kurum kısa süre içerisinde yıpratılır veya tamamen yozlaştırılırdı.

ayrıca cizvitler 1583 yılında istanbul'da bulunan st. benoit adlı bir fransız kurumu yönetimini de üstlenmişlerdi. 18 kasım 1583 tarihinde fransa kralı ııı. henri'nin isteği doğrultusunda papa xııı. gregorius, manastırı benedikten tarikatından alıp cizvit (jésuites) rahiplerine vermiş ve jules mancinelli'nin yönetiminde ikisi fransız ve ikisi italyan toplam dört cizvit rahip, kurumu devralmıştır

saint-benoît'da ilk eğitim kurumu, manastıra bağlı olarak yine cizvit rahiplerin girişimiyle 1583'de kurulmuştur. 1586 yılındaki veba salgını sırasında görevli cizvit'lerin tamamının ölmesi üzerinde okulu kapusen (capusins) rahipleri devralmıştır. ancak bu rahiplerden aziz joseph de leonessa'nın topkapı sarayı'na giderek sultan ııı. murad'a hıristiyan olma çağrısında bulunması üzerine, kapusen rahipler tutuklanıp sınırdışı edilmişlerdir. bu nedenle okul kapanma tehlikesi yaşamış, ancak cizvitler kısa süre sonra okula geri dönerek kurumu yaşatmayı başarmışlardır. saint-benoît bu dönemde, osmanlı topraklarındaki cizvit faaliyetlerinin merkezi (maison-mère) olmuştur.

18. yüzyıla gelindiğinde cizvit tarikatı öyle bir hal almıştı ki hem avrupa'da ve hem de özellikle güney amerika'da her önemli noktada cizvitleri görmek mümkündü. cizvitler, uzakdoğu'da dahi etkin faaliyette bulunabiliyorlardı. ancak bu dönemde politik açıdan roma'da güçler dengesi kilise aleyhine dönmeye başlamıştı ve bu durum kilise yetkililerinin hiç hoşuna gitmiyordu. kilise azalan etkinliğini tekrar kazanmak ve yeniden güç odağı olabilmek için cizvitlerden kurtulmak ve onları ortadan kaldırmak istiyordu.

feshedilme ve yeniden yapılanma
papa xıv. clement, roma'dan yapılan 21 temmuz 1773 tarihli resmi bildiride cizvit tarikatının feshedildiğini ve dünyanın her yerinde roma kilisesi tarafından cizvitlere tanınmış olan tüm hak ve ayrıcalıkların kaldırıldığını ilan etti. yapılan duyuru şu şekildeydi:

"...adı geçen isa tarikatı'nın eskisi gibi yüksek faydalarını sağlayamaması üstünde düşünüldü...bu durum dahilinde ve uzun değerlendirmeler sonucunda, tarikat olarak sınıflandırılan topluluğun geleceğine: mevcut bilgimiz dahilinde ve papalık makamının gücü altında, adı geçen topluluğun feshi, ve bütün faaliyetlerinden mahrum bırakılması yönünde karar vermekteyiz. bu andan itibaren, ruhban sınıfından ihtiyatlı ve doğru ahlaka sahip olan bir üyesi, adı geçen oluşumların adının ebediyyen sonlandırılması ve feshinin sağlanması için başkanlık ve yöneticilik yapmak üzere seçilecektir. ..."
— ", papa xıv. clement

tarikat feshedildiğinde 22,589 cizvit, 49 eyalet, 669 kolej ve 3000'in üstünde misyonerleri ile faaliyet göstermekteydi. fesih süreci bütün ülkelerde yaşandı. prusya ve rusya, ıı. katerina'nın papalık bildirileri'nin uygulanmasını yasakladığı için tarikat, milyonlarca hristiyanın (ve birçok cizvit'in) yaşadığı bu bölgelerde faaliyetini sürdürmeye devam etti. bunun sonucu olarak vı. pius, tarikatın rusya ve polonya içinde faaliyetini sürdürmesi yönünde karar almak durumunda kaldı. bu karar sonucunda polonyalı stanislaus czerniewicz topluluğun önderi olarak seçildi. vıı. pius, fransa'daki esareti süresince cizvitlerin yeniden yapılanması üstüne yaptığı değerlendirmeler sonucunda 7 ağustos 1814 tarihli bildirisiyle tarikatın feshini geri aldı. bu kararı takiben yine bir polonyalı olan thaddeus brzozowski, 1805'te rusya'da seçilen topluluk lideri, uluslararası tanınırlık kazandı.

cizvitlerin 1814'de yeniden yapılandırılması ile topluluk büyük bir büyümeye uğradı. 19. yüzyılda, özellikle amerika'da hayli sayıda üniversite kuruldu ya da cizvitler tarafından yönetilmeye başlandı. isviçre'de 1848 sonderbund yenilgisinden sonra anayasa düzenlendi ve cizvitler sürgün edildi. bu sürgün ve yasak 20 mayıs 1973'deki anayasa değişikliği referandumu ile %54.9 oy alarak kaldırıldı.

21 şubat 2001 tarihinde papa ıı. jean paul, cizvit bir rahip, yazar, akademisyen, teolojist olan avery dulles, sj'ı katolik kilisesi'ne kardinal olarak atadı. 22 kitap ve 700 teoloji makalesinin yazarı kardinal dulles, 12 aralık 2008 tarihinde vefat etti. o tarihte katolik kilisesinde yer alan on cizvit kardinalden biriydi.

cizvit topluluğu halen faaliyetlerine devam etmektedir.

--- alıntı ---
devamını gör...

bermekiler

abbasi devletinin meşhur vezirlerinin mensub olduğu aile. nevbahar budist tapınağı rahiplerinden olan "bermek" astronomi ve tıp ilimlerinde yetişmiş biri olarak hekimliğinden istifade edilmek adına şama götürülmüştü. burada müslüman olan oğlu hâlid abbasi devletinin kurulmasına öncülük etmiştir. bermekiler abbasi devletinin idaresinde ve yayılmasında, ziraat, sanat ve ticaretin gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

--- alıntı ---

halife harun reşid, bermek olan veziri cafer bin yahya ile birlikte, “saray’ın bahçesi”nde gezerken, canı “meyve” çekiyor... “elma”yı dalından koparmak için uzanıyor, ne var ki; “orta boylu” olduğu için, meyveye yetişemiyor!..

veziri yahya’ya diyor ki;

“omzuma çık, o meyveyi kopar ve bana ver!”

vezir “zayıf” olduğu için, “halife’nin omzuna” çıkıyor ve meyveyi koparıp, veriyor...

meyveyi yiyen halife harun reşid, “çok lezzetliymiş” diyor, “bana bahçıvanı çağırın... bu lezzetli meyveden dolayı onu ödüllendireceğim.”

zaten az ileride duran ve olan-biteni “hayretle” seyreden bahçıvan geliyor... halife, ona; “sana bir ödül vereceğim, dile benden ne dilersen” diyor...

bahçıvan diyor ki;

“sultanım, sizden bir tek isteğim olacak... bana, benim bermekî olmadığıma dair bir belge verir misiniz?”

halife şaşırıyor!..

“herkes devlet kademesinde görev almak için bir bermekî şeceresi uydururken, herkes bermekî olmaya can atarken, sen niye bermekî olmadığına dair belge istiyorsun ki?..

kaldı ki, sen bir bermekî’sin!.. bermekî olmaktan niye kaçınıyorsun?..”

“belge”yi almakta ısrar eden bahçıvan diyor ki; “evet, bir bermekî’yim... ama, madem ki, benden bir istekte bulunmamı istediniz... ben bu belgeyi istiyorum, başka da bir isteğim yok!”

halife harun reşid de; “madem ısrar ediyorsun, istediğin belgeyi vereceğim sana” diyor ve daha sonra da, o belgeyi veriyor bahçıvana...

aradan yıllar geçer...

halife harun reşid, yattığı “uyku”dan uyanır, “göz”leri açılır, “kulak”ları duymaya başlar...

“civar ülkelerden gelen uyarılar”ın ve “halktan yükselen tepki”lerin, hiç de yersiz olmadığını düşünmeye başlar!..

bermekîler ; halife harun reşid’in kendilerine beslediği “büyük güven ve yakın ilgi”yi “istismar” ederek, sadece “saray kademeleri”ni değil, “eyaletleri de kendi yandaşları ile yönetmeye” başlarlar!..

devletin her kademesini anlayacağınız bir “ur” gibi sarmışlar, en ücra yerlerine bile “kendi adamlarını”yerleştirmişlerdir!..

yattığı “derin uyku”dan uyanan halife, bermekîlerin “ bir devlet içinde devlet” kurmak için uğraştıklarını “ülkenin her yanını elegeçirdiklerini” ve “kendisini devredışı bıraktıklarını” fark edince, derhal emir verir:

“bermekîleri kılıçtan geçirin!..

yaşlılarını da zindana atın!”

emir, yerine getirilir!..bermekiler öldürülür.

peki, “bahçıvan”a ne olur?..

halife’nin emri üzerine, görevliler “bahçıvan”ın evine de giderler... ya kılıçtan geçirecekler, ya hapse atacaklardır!..

ama, bahçıvan; hemen, “bermekî olmadığına” dair, “halife imzalı belge”yi gösterir!..

“gördüğünüz gibi, ben bermekî değilim”der ve kellesini kurtarır!..

“kılıçtan geçirme ve zindana atma operasyonu” sona erince, harun reşid, son durumu öğrenmek için “kurmay”larını çağırır ve sorar;

“emrimi yerine getirdiniz mi?”

kurmaylar der ki;

“listedeki herkes; ya kılıçtan geçirildi, ya zindana atıldı... sadece bir adam kaldı... ama, ona dokunamadık, çünkü elinde sizin imzaladığınız bir belge vardı!”

halife; “hatırladım ben onu... onu bulun ve bana getirin” der...

bahçıvan huzuruna getirilince, harun reşid sorar adama;

“o gün, bermekî olmadığına dair, benden ısrarla belge istedin... ben de verdim... peki, bugünlerin geleceğini nereden anladın?”

bahçıvan der ki;

“sultanım; hani, o elmayı koparmak isterken, vezir, sizin omzunuza basmıştı ya... işte o an dedim ki; eyvah, bizim sonumuz geldi!”

harun reşid, araya girip; “ama ben söyledim omzuma basmasını” deyince, bahçıvan der ki;

“farketmez sultanım... sizin, sultan olarak, vezirinizin omzunuza basmasını istemeniz bir alicenaplıktır, büyüklüktür... siz istemiş olsanız bile, vezirinizin omzunuza basması ise; hem şımarıklık, hem hadbilmezlik, hem de küstahlıktır!..

sizin omzunuza basıp meyveyi koparmak yerine, pekâlâ beni çağırabilir ve benden isteyebilirdi!..

bir adam, vezir de olsa, sultanının omzuna basacak kadar cüretkâr ve hadbilmez olduysa, bunun sonu felâkettir!.. ben, işte o gün bu felâketi gördüm ve sizden o belgeyi istedim.”

evet, atalar ne demiş: "islâm'ın şartı beş ise altıncısı haddini bilmektir". zira, unutulmamalı ki, haddini aşanlara Allah eninde sonunda haddini bildiriyor!..hz ali cennet mekanı da unutmamak gerekiyor her şeyin affı olur ancak devlete ihanetin asla....

--- alıntı ---
devamını gör...

kesnizani tarikatı

kürtçede "kimse bilmiyor" anlamına gelen ve saddam rejiminde çok yaygın olan tarikatla ilgili, doç. dr. ramazan kurdoğlu'nun "hollywood ve kabala'nın 13. havarisi evanjelizm" kitabında şöyle bahsediliyor:

abd ırak'a vurduğunda, ırak abd'ye adeta altın tepsi içinde teslim edilmişti.

herkes "esas savaş bağdat'ta olacak" derken bağdat savaşmadan teslim edilmişti. tarih 10 nisan 2003'ü gösteriyordu. teslimatı yapan, gerçekte ırak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen kesnizani tarikatıydı.

tarikat "körfez savaşı"ndan sonra saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. saddam'ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler... hepsi tarikat "müritleriydi."

--- alıntı ---

son otuz yıla baktığımızda, yaşanan akıl tutulması 15 temmuz gecesi karşımıza, örgütlenmiş, ülke yönetimine el koymaya kalkabilecek güce erişmiş bir şer yapı olarak çıktı. toplumsal şok yaşadık. şok yavaş yavaş atlatılırken ortaya çıkan tablonun korkunçluğu, boyutu, ülkenin bütün kurumlarını örümcek ağı gibi saran bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu gördük. devlet içinde devlet oluşturmak için yıllardır gece gündüz demeden çalışmışlar. örgütlenme noktasında başarılı da olmuşlar.

bu duruma nasıl gelindiğini herkes biliyor ama alınması gereken tedbirler alınmıyor. kumpas davaları sürerken mağdur edilmiş insanlara destek amacıyla yurdun dört bir yanından silivri'ye gitmek isteyen insanları engellemek için otobüsleri arayıp "ceset torbası" yok diye yollarını kesen irade, devlet içinde devlet olmak için yıllarca yarı gizli, çoğu zaman açıkça yürüttüğü faaliyetleri güya görmemiş, hatta gördüğü halde göz yummuş, dolayısiyle zımnen destek olmuştur.

ülkedeki gelişmeleri izlerken ırak'ta 2003'de yaşananlar aklıma geldi. ramazan kurdoğlu'nun; "hollywood ve kabala'nın 13. havarisi evanjelizm (syf. 292-296)" adlı kitabından paylaşacağım bir bölüm türkiye'de olanları daha iyi anlamamıza yarayacaktır.

"abd ırak'a vurduğunda, ırak abd'ye adeta altın tepsi içinde teslim edilmişti. herkes "esas savaş bağdat'ta olacak" derken bağdat savaşmadan teslim edilmişti. tarih 10 nisan 2003'ü gösteriyordu. teslimatı yapan, gerçekte ırak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen kesnizani tarikatıydı. tarikat "körfez savaşı"ndan sonra saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. saddam'ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler. hepsi tarikat "müridleri"ydi. kesnizani tarikatı, mossad ve cia tarafından saddam'ı içten yıkmak, ırak'ı kolayca teslim almak için organize edilmişti.

saddam 33 yıllık diktatörlüğünde, birçok karşı ihtilal, suikast atlatmıştı. ancak "tarikatın" metodu hepsinden farklıydı. tarikatın "müridleri" saddamın en yakınında olanlardı. onun her hareketini, her adımını an be an tarikat şeyhinin oğlu nehru'ya aktarıyorlar, sonra da bilgiler kuş olup mossad ve cia istasyonlarına doğru uçuyordu. şeyh muhammed abdülkerim kesnizani, zikirden ziyade, siyasete meraklıydı. müridlerine de kur'an eğitimi yerine adını zikretmeden kabala öğretilerini /mistizmini anlatıyordu. kesnizani tarikatı, baba abdülkadir zamanı da dahil saddam'a bağlılıkta kusur etmiyordu. kürt, türkmen, arap rejim muhaliflerini anında baas parti istasyonlarına bildiriyordu. şeyh muhammed kitap yazmaktan da geri durmamıştı. tarikatın dönüşümü şeyh efendinin etrafındaki islam alimlerince, gerçekte mossad ajanı hahamlarca hızlandırılmıştı.

şeyh'in kitabı, kabala öğretilerini islam mistizmi adı altında imanlı müridlerin beyinlerine ve kalplerine ince ince enjekte etmek için başucu kitabı olarak kullanılmaktaydı. müridlere mossad'ın hahamlıktan tövbekar hocaları ders veriyordu. aslında tarikatın asıl hedefi ırak ordusuydu. öncelikle generaller ve subaylar keznizani tarikatının müridleri haline getirildiler. genelkurmay başkanı, genel askeri istihbarat başkanı, hava kuvvetleri komutanı, hepsi şeyh muhammed abdülkerim kesnizani'nin ayağını öperek müridler arasına girmişti. ırak'ın acımasız el-muhaberat'ının sivil-asker elemanları da tarikatın müridleri olmuşlardı. müridler arasında bir isim vardı ki, saddam'dan sonra baas'ın en kudretlisiydi: ibrahim izzet el duri. duri bütün karanlık odaklarla ilişki kuruyor, saddam'ın bütün pis işlerini organize ediyordu. duri şeyhin ayağını öpenler arasına çoktan dahil edilmişti.

öte yandan saddam'ın karısı sacide hayrullah, saddam'ın kardeşleri vatban ve barzan ile oğul uday da müridler arasındaydı. birinci körfez savaşında baba bush, bağdat'ın işgali reddetmişti. israil bu duruma çok bozuldu. ırak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı. gözüne kestirdiği kürt tarikatı kesnizani'lik üzerinden ırak'ın islami hayatını da kontrol altına alacaktı. mossad kesnizani tarikatının önde gelenleriyle muhtelif yollardan temasa geçti ve ilişkileri hızla geliştirdi. ırak devleti'nin mekanizması içinde yer alanlar, medya mensupları uhrevi yollardan ikna edilemezlerse mossad'ın cömertçe tarikata aktardığı dolarlarla ikna ediliyor, mürid yapılıyordu. saddam'ın yatak odası dahil, istihbaratçı müridlerden derlenen bilgiler oğul nehru'da toplanıyor, nehru'da bunları mossad'a aktarıyordu. artık saddam ve çevresinde neler olup bittiğinden kesnizani tarikatı ve şeyhi vasıtasıyla mossad anında bilgi sahibi oluyor ve gereği yapılıyordu. tarikatın içine mossad iyice yerleşmişti. şeyh adına rahat rahat operasyon yapar hale gelmişti. kısaca, güneyde şii müslümanlar kuzeyde ise türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil araplar, kürtler ile ırak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar kesnizani tarikatı kullanarak mossad ve cia tarafından devşirilmişler ve psikolojik harbin kurbanı olmuşlardı. saddam en yakınlarının bile tarikat tarafından mürid yapıldığını, her hareketinin cia ve mossad'a ulaştırıldığını fark ettiğinde iş işten geçmişti.

amerika, ingiliz birlikleri ırak'a saldırdılar. güneyde müthiş bir dirençle karşılaştılar. dünya medyası, bu arada türk medyası, akademisyen, emekli asker, strateji uzmanları asıl savaşın bağdat ve çevresinde olacağını dile getiriyorlardı. halbuki bağdat ve çevresi saddam'ın askerleri tarafından hiçbir direnç gösterilmeden amerikan askerlerine teslim ediliverecekti. niçin böyle olmuştu?tarikat yoluyla ırak devlet mekanizması devşirilmişti. şeyh muhammed müridlerine amerikan askerlerine direnmemelerini öğütlemişti. şeyhin emrindeki mürid generaller vatanlarının bağımsızlığı için savaşmak yerine şeyh muhammed'in emrine uydular. bu arada izzet el duri de boş durmamış, bağdat'ın kuzeyini de o teslim etmişti amerikalılara. şeyhin isteğinde mutlaka bir keramet vardı. bağdat bağdat olalı böyle bir şerefszilik görmemişti."

--- http://www.medyagunlugu.com... ---
devamını gör...

primitive technology

ilkel koşullarda nasıl hayatta kalınabileceğini, aletsiz olarak bir evin temelden çatısına kadar nasıl tasarlanıp yapılabileceğini gösteren youtube kanalı. kapı, kiremit, fırın, ısıtma sistemi Allah ne verdiyse yapıyor adam.



bunu izleyip heveslenenler böyle bir şey yapmaya girişebilirler mi bilmiyorum. gerçi ateş yakma evresinde bile akşam kurda kuşa yem olmak var. üstünü kirletmek istemeyen minecraft oynasın.
devamını gör...

lazanya

kıymalı kısmının lezzetli olmasına makarna hamurundan kat kat yapılmış katmanlar oldukça ağırdır. bir dilimden sonrası tüm midenizin kaskatı kesilmesine sebep olabilir. o kadar da "yenilir yutulur cinsten değil"* yani.
devamını gör...

yavaşla

"bu dünyadan bir defa geçeceksin" özdeyişi ile timaş yayınlarından çıkan prof. dr. m. kemal sayar kitabı. kişisel gelişim modasının oluşturduğu telkin kirliliğine karşı, hız ve haz endeksli modernist öğretilere karşı dinginliği yakalama ve zamanın muhtemel iç bunalımlarına ışık tutma adına derlenmiş rehber niteliğinde bir kitap. şiddetle tavsiye olunur.

"içinde bulunduğumuz çağ, ‘şimdi’yi yaşamamıza fırsat vermiyor, her şey gelecek için yapılıyor. aynı anda o kadar çok şey yapıyoruz ki insani ilişkilerimiz gün içinde hallediliveren işlerden sadece biri haline geliyor. ebeveyn olmanın önemi kariyer sahibi olmanın karşısında güç kaybediyor. işkoliklik, kendine sevdalanmanın değişik bir örneği olarak genç profesyoneller arasında yükseliyor. hayatın ritimlerini pazarın ritimlerine ayarlayan, ancak paraya tahvil edilebilen değerlere önem atfeden yeni bir benlik, küresel rüzgârla birlikte dünyaya yayılıyor.

zamandan yana sıkışıklık, modern insanın kendisine kurduğu büyük tuzaklardan birisi. zaman hastalığı daha derin, varoluşsal hastalığın bir habercisi. tükenmişliğin son demlerindeki insanlar, kendi mutsuzluklarından kaçmak için daha da hızlanıyorlar. fakat hız bizi uyuşturuyor. artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. aslında bütün varlığımızla hiçbir yerde değiliz, parça parça orada ve buradayız. hızlandıkça zaman kazanmıyor, sadece parçalanıyoruz. "

http://www.timas.com.tr/ima...
http://www.timas.com.tr/kit...
devamını gör...

kendine zaman ayırmak

zamanın yoruculuğu ya da tekdüzeliğin sıkıcılığını unutma amacı ile aile, iş ya da herhangi bir sorumluluğun karşısına konulan geneli haz içeren eylemler bütünü. en büyük amaç kafa dağıtmak olarak tarif olunsa da, baskılanmış hisler eğlenti ve oyalanmalar ile doyrulmaya çalışılır.

kendine vakit ayırmanın tanımı günümüz insanı için duygu durumu üzerine düşünüp iç dünyasına ilişkin sıkıntıları sakin kafa ile onarmaya çalışma ve dinginliği yakalama çabası yerine gürültülü sosyal etkinliklere katılmak, akdeniz sahillerinde her anı eğlence ile doldurmak, evde televizyon karşısında pijamalarla saatler geçirmek, akıllı telefon oyunları ile oynamak, yemek içmek veya her ne olursa olsun özü kendini kendini oyalamaktan, düşünmekten kaçmaktan ibaret olan durumlara sokmak oldu. bunun en büyük müsebbibi bizler, zihninin odacıklarını da kendi evinde yaptığı gibi miskinlik mekanlarına çevirip, kendine ayna tutmak yerine mevcut hatayı batının içimize soktuğu teknolojik aletlere ve o aletler ile gelen adetlere yükledik.

tefekkür yalnızca alimlerin yapabileceği çok eskilerden kalma bir efsane artık.

düşünüp yazmak ancak 140 karakter.

dinginlik diye bir duygu durumu yok artık.

*
devamını gör...

sözlük yazarlarının koleksiyonları

açılmayan antep fıstığı koleksiyonum var. öğrenci evinde kaldığım dönemde yediğim antep fıstıklarının açılmayanlarını kanepenin kolunun arasına ata ata bir gün baktım ki kendiliğinden oluşan bir koleksiyonum olmuş. sonra işte okul bitince eve dönerken yapamadım, kıyamadım atmaya. şimdi hala fıstık yedikçe çıkan namussuz kapalı kabukları biriktiriyorum. naapiyim belki bir gün ben de anılacak bir şeye sahip olmuş olurum.
devamını gör...