kurt binici

kurt binici
[ anonim yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 13451.9
  • Kayıt: 2014-04-22 21:11:00
  • En son giriş: 2018-09-20 00:54:06
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 7
  • Aktif Tanım: 6936
  • Açılan Başlık: 2012
  • Artı Oy: 15606
  • Eksi Oy: 1557
  • Alınan Artı Oy: 15194
  • Alınan Eksi Oy: 5566
  • Alınan Favori: 236

kurt binici - en çok favorilenen tanımları

ideal kadın modeli

insan arayın insan. yok çok kapalıymış yok süper takva müslümanmış falan... çarşaf giyeninden tut bir sürü kapalısıyla evlenme görüşmeleri yapmış birisi olarak yazıyorum; insana rastlayamadım. biz burada kanıksamışız bunların o insanlık dışı tavırlarını. kendisini dişiliği üzerinden kıymetlendirip türlü zorluklar, nazlar... ya bırakın, bugün facebook'ta gördüm. bir tanıdığım daha yabancı bir kızla evleniyormuş. kendinizi mecbur hissetmeyin. kanmayın. çok mutevazı söylemleri olanlar da pek farklı değil. elllerde ne insanlar , ne ceylanlar var. insanlıkları yok nasıl çok süper müslüman olabiliyorlar anlayamıyorum. haa, namaz falan kılıyorlardır, başlarında bir bez vardır...
devamını gör...

ebu hureyre

peygamberimizin yanında 18 ay kadar kalmış ve en çok hadis rivayeti yapmıştır. bakın kıyas açısından; hz. hatice tarafından aktarılan hiç hadis yoktur. * ebu hureyre binlerce rivayet yaparken (5374) hz. ali'de bu sayı 586'dır.

ebu hureyre ilim ehli birisi de değildir. hayber ganimetlerinden pay almak için gelip bir süre eğleşmiştir. rivayetlerin aktarım şekline bakılırsa bu rivayetleri peygamberimizin sağlığında değil çok daha sonraları anlatmaya başlamıştır. hz. ömer tarafından kendisine sopa çektirilip hadis rivayetinden men edilmiştir. muaviye zamanında sarayda ağırlanmış, taltif edilmiştir. muaviye'ye özel rivayetleri vardır. şu meşhurdur; ‘allah, vahyini üç kişiye emanet etti: ben, cebrail ve muaviye.'' (ibni kesir, el bidaye ve’n nihaye) bak bak...
devamını gör...

insanları evlilikten soğutan nedenler

maddeye tapan ve tek gayesi kendi kıçının rahatı olan müslüman kızlar.

ilgi gösterilip, ümitlendirilip gidip söyleyince ya da isteyince reddedilmek. dünyanın başınıza yıkılması.

çevredeki problemli evlilikler. *
devamını gör...

bizim erdoğan'a teslimiyetimiz erdoğan'ın istikametine teslimiyetimizdir

toplamda 635 kelimelik bir haberde-açıklamada geçen cümle. açıklamanın ana konusu ise uluslararası ilişkiler. uluslararası ilişkiler konusunda toplamda 635 kelimelik açıklamada toplam 16 sefer erdoğan kelimesi geçiyor. 9 sefer recep ve 13 sefer de tayyip kelimesi geçiyor. uluslararası ilişkilerle ilgili mevzubahis haberde 15 sefer parti kelimesi, 58 sefer ise ak kelimesi geçiyor. toplamda 635 kelimelik uluslararası ilişkiler açıklamasında toplamda 13 sefer de lider kelimesi geçiyor. aynı açıklamada 4 sefer kemal, iki sefer de kılıçdaroğlu kelimesi geçiyor.

başarılı ancak yetersiz. çok daha başarılı olanları var. bu gibi şeyler , yani lideri böyle yağlayıp yıkamalar menfaat değil de -kesinlikle- vatan millet istikamet içindir. kesinlikle! milletin bu tip hareketlere ihtiyacı var zaten.

bence daha da yükselir bu adam. o potansiyel var. yalnız biraz daha çalışması lazım.
devamını gör...

sözlükten biriyle evlenmek

yani şu kendisi de sözlük yazarı olduğu halde sözlükten evlenilmez manyak mısınız diyenleri anlamıyorum. hayır buraya ben dahi evlenme amaçlı gelmedim ama burası da hayatının bir parçası. he zor işler. sağolsunlar bana kız bulanlar da oldu ama kimisi uzak falan kimisi bir sürü problem çıkabilir. sonuçta yap yabancısınız. yani siz olmasanız da çevreler.

yani bir de şey var, sokaktaki insanın yüzünü görüyorsun buradaki gerçek bir kullanıcı ise ruhunu görüyorsun. ille de buradan olsun olmaz ama buradan da olabilir. neden olmasın ? şunu da belirteyim ki çevresinden evlenemeyen birisinin size sorun çıkarması ya da sorunlu olması yüksek ihtimal. tabi benim gibi canı yanıp alayına resti çekmiş ve kendi başının çaresine bakmaya karar vermişler hariç.

olur olur, profil eşleştirme de istiyoruz. bakarsın bidunyaevlilik. com olmuş ve yıldızı parlamış. *
devamını gör...

çevrimiçi yazarlar

sanırım bu zamana kadar gördüğüm en yüksek rakam. 96

maşallah. inşallah kalitelileri gelmiştir, şöyle iki laf edebilecek olanları.

edit: 99 şuraya yazayım da.
devamını gör...

spor motivasyon videoları

sporcular tarafından ihtiyaç duyulan videolar. bir de motivasyon müzikleri var talep gören.

özellikle dövüş sporcusu arkadaşlara gelsin;

bu videoyu seyredip de spora başlamayanlar ölsün daha iyi.

devamını gör...

kadınların erkekte aradıkları

çoğu yalandan ibarettir. demin başka bir başlıktaki entryleri de okudum, dedim ya ben türkiye'de yaşamıyorum ya bunlar. türk kızının %99,9'u maddiyatçı, para ve mutluluğa tapanlardan müteşekkildir. bunu bilin. aksini iddia edenler de öyle kanmayın.
devamını gör...

peygamberin ilahlaştırılması

ilahlaştırma bu değilse ne ?

aşağıya alıntıladığım yazı çok iyi özetlemiş. okumanızı tavsiye ederim.


ehl-i sünnetin peygamberi!
* muhammed Allah'ın nurundan ilk yaratılandır. kainat ondan ve onun için yaratılmıştır. ebu'l-ervah'tır. tüm ruhların babasıdır. muhterem hoca efendi'nin buyurduğu gibi; sonsuz nur'dur! yani ezeli ve ebedidir.
* o ölmemiştir. ravza-i mutahharasında haydır, diridir. kendisine salavat gönderenin salatına amin der, selam verene de aleyküm selam der!. şehitler ölmez iken, peygamber ölür mü heç! aşıklar ölmez! ölen hayvandır! küllü nefsin zaikatü'l mevt diyen münafıklara itibar edilmeye!
* onun ismi bir yerde anıldığında, ruhaniyeti de orada hazır ve nazır bulunur!
* o; Allah'ın habibidir. aşık olduğu kimsedir. onun aşkına 18 bin alemi yaratmıştır! onun aşkına felekler devreyler!
* adem'in tövbesi onun hurmetine kabul olmuştur! nuh onun hatırına boğulmaktan kurtulmuştur! ibrahim ateşten onun hurmetine necat bulmuştur! isa onun ümmetinden olmak için göğe tırmanmıştır!
* doğar doğmaz ümmetî, ümmeti demiş ve secdeye kapanmıştır! sünnetli doğmuştur. o gece alem nura gark olmuş, dereler taşmış, göller kurumuş, putlar yere düşmüş, ateşgedelerin ateşi sönmüştür! ay yeryüzüne inmiş, onun beşiğini sallamıştır.
* o bir parmak işaretiyle ayı ikiye bölmüş,hz. ali efendimiz namazı vaktinde kılsın diye batan güneşi geri getirmiştir.
* başın üstünden beyaz bir bulut hiç eksik olmamıştır. elinden pınarlar fışkırmış, binlerce kişi susuzluğunu gidermiştir. taşa bassa mubarek ayağının izi çıkmış, kuma bassa çıkmamıştır. safi nur olduğundan gölgesi yere düşmemiştir. hiç ihtilam olmamıştır. vücuduna pire sinek vs. gibi haşerat konmamıştır. geçtiği sokak günlerce misk-ü amber gibi kokardı. tebevvül ve tagavvut ettiğinde (çiş ve kaka yaptığında) mis gibi kokar ve toprak hemen yutardı! onun idrarı ve dışkısı dahi şeriftir. aişe annemiz bir gece susamış, su ararken, yanlışlıkla onun leğene yaptığı idrarı içmiş ve "ömrümde böyle lezzetli bir şey içmedim" buyurmuşlardır.
*onda kırk erkek gücü vardır. paparazzici hadisçilerin naklettiğine göre; bir gece tüm hanımlarını dolaşmış, amma daha hala kükremiş aslanlar gibi imiş! çünkü cebrail ona bir tas özel yemek getirip, ondan yemiş!
* onun daha binler hasaisi ve fadaili vardır. bunlar elhamdülillah tadât etmekle (saymakla) bitmez! 13 binden ziyade mucizatı olduğu ehl-i sünnet alimleri tarafından bizlere bildirilmiştir.
* o Allah değil, ama o'ndan başka da değildir. bayram ali öztürk tarafından veciz ve kestirme bir surette ifade edildiği gibi...

Tamamı için tıklayınız
devamını gör...

bütün prosedürleri uygulayıp kocaya itaati reddeden kız

yani evlilikte. evlilik ile ilgili en başından beri geleneksel bütün prosedürleri uygula sen, iş ''kocana asilik etme'' ye gelince bağımsız takıl, asi rollerine gir.

hayır o ''kız isteme'' faslında kendini istetiyorsun. ailen de istenilen bir 'şey' olarak seni veriyorlar. her neyin karşılığı ise seni ailenden alan adama yüklü bir meblağ ödetiyorsun. sen o gittiğin ev tarafından babanın evinden alınmış bir 'şey'sin. * * erkek gelip istesin, bütün zahmetlere katlansın, evlenince ''her şeye beraber karar vereceğiz'' olsun. her şeye başından beri neden ortak olmuyorlar peki ? mesela erkek gelip istediği kadar kız da gidip erkeği istesin. erkek maddi manevi zahmete girdiği kadar o da girsin. erkek de onun kadar naz, trip etsin. geleneğin baştan sona kendine uyan her şeyini seve seve yap ama yine geleneğin ürünü işine gelmeyen yönleri reddet.

hatta açtıydım. (bkz: her şeye beraber karar vereceğiz diyen kız)

size bir şey söyleyim mi ? hak ne ise o olsun tamam. ancak sizin kafalar üç gün evli kalıp boşanıyor. sizden çok var. sağlıklı bir evlilik yürütemiyorlar.
devamını gör...

mezhep imamları

bildiğimiz gibi hiç birisi ben mezhep kuruyorum gelin filan dememiş. hiç birisi bir mezhep kurmamıştır. var olagelen görüşlerden farklı olarak bir görüş ortaya koyan, içtihad yapan ve bu yönüyle tanınıp bilinen ve ün yapan kişilerin görüşleri doğrultusunda mezhepler meydana gelmiştir. yani insanların bir kısmı birisinin görüşlerini, bir kısmı başka birilerinin görüşlerini benimsemiş ve farklı farklı mezhepler ortaya çıkmıştır.

(bkz: mezheplerin doğuşu)

benim sormak istediğim şu;

bugün verilen fetvalar, ortaya konulan görüş, uygulama, ''hanefi mezhebine göre...'' diye başlayan her şey imam-ı azam ebu hanif'in görüşü müdür mesela ? mezhepler mezhep imamlarından daha sonra oluştuğuna göre her şey değil. sonradan çok fazla şişirilmiş gibi.
devamını gör...

kriz mriz yok hepsi manipülasyon

(bkz: recep tayyip erdoğan saraydan bildirdi)
(bkz: şimdi mikrofonlarımızı halk pazarına çeviriyoruz)

dalga mı geçiyor yoksa halkım bana inanır kafasıyla mı söylüyor ayırdına varmaya çalışıyorum. camiasından tek tük çatlak sesler çıksa da hala kendisinin söylediklerini sorgulamayı bile akletmeyen milyonlar var. ''tuvalet 1 milyon liraydı, paradan altı sıfırı attık tuvalet bir lira oldu'' sözünü alkışlayan kafalardan bahsediyoruz. annem diyor ki her şey ateş pahası olmuş. git erdoğan'a söyle, oy vermeyeydiniz diyorum. zamları erdoğan mı yapıyor diyor. neyi nasıl anlatayım ki ben şimdi. hiç bir şey bilmiyor. bildiği tayyiplerin Allah peygamber dediği, müslüman insanlar olduğu...
devamını gör...

dini şekilde aramak

şekilde arıyorlar mı bilemiyorum ama şekile indirgemişler. namaz= günah çıkarma. hac= günah çıkarma. kurban= sıratı ışık hızıyla geçme. * tesettür= şal makyajdan daha janjanlı.

her şeyi zaten şekle indirgemişler. namaz'ın toplumsal bir yönü yok da, hacc'ın toplumsal bir yönü yok da neden o kadar insan bir araya geliyor? her yıl onmilyonlarca hacı kabe'de toplanıyor da neden bir derde çare aramıyor? sahi lan, sadece bir yıl o milyonlarca hacı israil'e neden yürümüyor? yanıbaşındaki yemen'de çocuklar ölüyor lan Allahsız kitapsız hacılar. oralarda gavur gibi tıkınıp günahları sıfırlayıp (!) geri dönmek mi müslümanlık ? onmilyonlarca insan bir araya gelir de bir derde çare olamaz mı ? olamıyor işte çünkü tek dertleri menfaatleri. günahları sıfırlamak.

o yüzden hep yazıyorum; şekil var ama insanlıkları geri kalmış çünkü her şeyi şekle indirgemişler.
devamını gör...

adım adım bir kızı kapatma rehberi

islamcı gençlerin hayli işine yarayacak bilgiler.

öyle hemen 'tesettüre girecen, bizimkiler hacı yoğsam seni kabul etmezler'' demeyin. bak adım adım yazdık oraya. bu bir süreç.

dalga mı takılayım ciddi mi olayım kararsız kaldım yahu. neysem ciddi yazam bari.

önce içini doldurun. şal olmasa da olur. yani başına bir şal atıp ''bin kipindim irtik'' diyeceğine hiç yapmasın daha iyi. bakın alt yapı, zemin, taban hep aşağıdan başlıyor gördüğünüz gibi. aşağıdan başlayın. kızın gözünü korkutmayın.
devamını gör...

keşke yunan galip gelseydi

aynı adamlar atatürk'ün türk değil yunan falan olduğunu iddia ediyor lan. bu kafalar o kadar sığ, o kadar düz o kadar aymaz ki. bu, takipçileri ve aynı paralelde seyredenler. ülkesi işgal edilen ve haçlıya karşı direnen esed'e , iran'a karşı siyonisti ''ehli kitap'' görüyorlar. dün de fethullahçılar katil abd için aynı şeyi söylüyorlardı. ve hatta bizim rejimle kıyas olarak bunu söyleyen hayli islamcı vardı.

püsküllü tam bunlara göre bir adam. açık açık bop'u savunan bu eleman tam bu amerikan islamcısı menfaatcilere göre.
devamını gör...

ahlak

bizimkilerin ahlaksızlıktan anladıkları açık giyinmek vb.

gavur hacılar çok ahlaklı olabiliyor? lan 50 tane dairen, 25 tane dükkanın varken iki gün gecikti diye kiracının boğazına yapışmak ahlaksızlık değil mi mesela ? hee, o helali hakkıdır! torpil ahlaksızlık olmuyor mu ? yandaşa peşkeş, akrabaya kıyak ahlak kavramına girmiyor mu? milletten topladığını cemaatine mal yapmak ahlaki mi?

en büyük ahlaksız sizsiniz ulan dinciler.
devamını gör...

ahed et-temimi

başına bir şal dolasaymış kot pantolonunun önemi yoktu! çok süper dindar muamelesi yapardık. başında bir şal ya da bir bez olmadığı için eyleminin hiç bir önemi yokmuş. yüreğinin gramı kadar yüreği olmayan kahrolası radikaller öyle diyorlar. her şeyleri şekilsel çünkü; namazları, hacları, kurbanları ve hatta tesettürleri. çünkü bunların gözünde islam taklitçiliktir.
devamını gör...

tarikattan kurtulan sofinin ibretlik hikayesi

ayne böyledir bu işler. Allah kurtarsın menfaat şebekelerinin elinden saf insanları.

''bir hanım kardeşimizin kurtuluşa giden ibret dolu hikayesi;

15 yaşımdan otuz üç yaşıma kadar hayatımın 18 yılı nakşibendi tarikatının menzil koluna bağlı olarak, iyi bir sofi olmaya çalışarak geçti. nefy-u ispata (eğitimin, tüm vird/zikir derslerinin sonu) ulaşma hayalleriyle, “nefsimi” eğitme çabasıyla, beyaz örtü altında kalbime tespih dayayıp zikir çekmekle geçti. mümkün oldukça menzil’e giderdim. orada gördüğüm her şeyi hayra yorardım. tuvalet temizler, hiç tanımadığım ve hayatımda ilk kez gördüğüm kişilerle yan yana uyurdum. suratıma tükürseler öbür yüzümü de dönecek kadar teslimdim. bu hareketi nefsimi eğitmek için şans olarak görürdüm kuşkusuz. başıma gelen her şey şeyhimin beni eğitmesiyle ilgiliydi, inancıma göre onun her şeyden, kalbimden geçenden, aklımda olandan ve hatta gece kaç kere soluma, kaç kere sağıma döndüğümden bile haberi vardı. hikmetsiz iş yaratmazdı şüphesiz. hayat uzun bir eğitim süreciydi ve şeyhim de fısıltımı duyan insanüstü bir varlık. şeyhimin bir sureti her sofinin başının üstünde bağdaş kurmuş oturuyordu, bunu ilim sahipleri bilir, görebilen görürdü. ah şeyhim, benim yoldaşım, hocam, Allah'ın bana ta kalu bela’da yazdığı yüce zat…

ebu bekir’in şeyhi cebrail'di. ona ilk yaratılışta; “ben sizin efendiniz değil miyim?” diye sorulduğunda onu “muhalefet etme!” diye uyaran cebrail’di. cebrail işte öyle ebu bekir’in şeyhiydi. benim ki de gavsul sani abdulbaki’ydi. kısmet... sayesinde o gün müslüman olmuştum. o, ne zaman düşersem beni tutuyordu. tasma taktı, serbest bıraktı, sonra yanlış yollara sapacağım zaman köpek gibi beni sürüyerek ayağının dibine getirdi. ah ne şanslıydım! bana bir şeyh tahsis edilmişti. herkese nasip olmazdı bu durum, ben seçilmiş kişiydim, çok şanslıydım.

menzil’e gidiyordum, “hizmet sofi!” diye bağırdıklarında o şanslı kişi olmak için birbirimizi ezercesine en öne atlıyorduk... artık ne iş vereceklerse; tuvalet mi temizletirler, bulaşık mı yıkatırlar, satış mı yaptırırlar, şansımıza. peygamber soyundan geldiğine inanılan ve şeyhimizin akrabası olan kadın ve kız çocuklarına anne derdik. koridorlarda büyük, küçük anneleri görürdük. üç yaşındaki çocuğun elini öpmek için sıraya girerdik. onun bize her davranışının hikmetli olduğuna inanırdık. oturmaktan şişmanlamış, dirseklere kadar altın dolu kollarını taşımakta zorlanan annelerin ellerinden öpmek de nasip olursa menzil ziyareti baya verimli geçmiş sayılabilirdi. her namaz vakti şeyhimiz gavsul sani seyyid abdulbaki’yi görmek için birbirimizi ezercesine mücadele ederdik. tak tuk tak tuk baston sesi duyulurdu, o ne görkemdi... kendini yerden yere atanlar mı dersin, bir nara atıp bayılanlar mı dersin... “ah şeyhim, utanarak geldim kapına, günahlarımı sen biliyorsun, bağışla beni, bağışlanmak dile bana. utanıyorum yüzüne bakmaya.” bazen namaz vakitlerinden sonra şeyhimiz kapı arkasından kadınlara da tövbe verirdi. o ihtimale binaen kapısında saatlerce beklediğimiz olurdu; yağmur, kar dinlemeden. o şerefe herkes erişemez, erişenler seçilmişlerdir, hak etmişlerdir.

bir gün toplu zikir ayini olan hatmei hacegan’a katılmıştım. hatmede annelerden biri konuşuyordu. “gavsımız tüm sofilerini çuvala doldurup sırat köprüsünden geçirecek, çok şanslısınız hiçbirinizi ateşe bırakmayacak, bırakır mı hiç sofilerini?” bu sözün üstüne yine bir nara atıp bayılanlar, cezbe geçirip kendini bırakanlar, ayılanlar, bayılanlar... bugüne dek bunun gibi birçok söz duymuştum aslında alışıktım ama bu defa neden bilmiyorum, bu şirk kokan cümle, leşe bulanmış bir ok gibi bana saplandı. üzerinde durmadığım, görmek istemediğim, ilgilenmediğim, gün geçtikçe kötüleşen ve ne zaman olduğunu o zamanlar tam da idrak etmediğim bir yara bıraktı.

aklımın ucundan dahi bir gün tarikatı bırakacağım geçmiyordu, öyle bir ihtimal yoktu benim için. on beş yaşından beri, kendimi bildim bileli içindeydim, dışında olmayı artık unutmuştum. günde en az iki saat vird çekiyordum, beyaz örtünün altında zikir. sık sık bunalıma giriyordum ve dersimi artırıyorlardı. gözler kapalı örtünün altında saatlerim geçiyordu.

bunalıma girince sadat-ı nakşibend’ten birilerinin kitaplarını okurdum. kitaplarda, sohbetlerde sürekli söylenen bir şey vardı; “sadad’ın (bu zamana kadarki nakşibendi şeyhi silsilesinin ruhları) gözünden düşen artık iflah olmaz, o Allah’ın gözünden de düşmüştür, o artık nasipsizdir, cehennemliktir.” beynimde her yerde bu yolun çıkılmaz olduğu, çıkılırsa sonunun felaket ve geri kalan ömrümüm rezil rüsva olacağı yıllarca ince ince, ilmek ilmek işlenmişti. tarikattan çıkmak diye bir kavram, hem bu fark ettirmeden güçlüce işlenen korku ve hem de sınırsızca anlatılan, bol keseden atılan ödüller, mükafatlar nedeniyle beynimde olmayan bir kavramdı.

ben yalnız değildim, yirmi beş estağfurullah çekince hemen yanımda olan bir şeyhim ve sayıları günbegün artan sofi kardeşlerim vardı. sofilerden çok saf ve iyi insanlar tanıdım. kendisini gözü kapalı hizmete adamış saf insanlar. zaten saf, iyi niyetli olmasalar inanmazlardı. saf olmak ve iyi niyet kurtuluş için yetmiyor demek ki. aklını kullanmayan kurtulamıyor.

bana kuran'ı anlamaya çalışmamam, eğer yanlış anlarsam affedilmesi zor bir günah işleyeceğim öğretilmişti. kuran'ı anlama özgüvenimi daha denemeden kaybetmiştim. kuran benim için anlaşılamaz, içim sıkılınca arapçasını okuduğum bir kitaptı. zaten bir meal okumaya kalksam zaten hemen tıkanıyordum, beynim doluydu sadad’ın kitaplarıyla, yıllarca dinlediğim hikayelerle, hurafelerle doluydu. kuran bütün bildiklerimle çelişiyordu, o yüzden onun yerine bana sözde kuran'ı anlatan dini kitapları okumaya devam etmeliydim.

bana karşı çıkan tarikatın yanlış yol olduğunu söyleyen arkadaşlarım oldu ama onlar benim gözümde “dini yaşayan” insanlar değildi ve benim hurafelerim baya güçlüydü. tarikattaydım ama sosyal biriydim. insanlarla konuşmaktan, tartışmaktan, fikirlerimi söylemekten çekinmezdim. zaten öğrenciydim, mimarlık okuyordum. bir gün kendi enerjisini üreten evlerle ilgili bir seminere gitmiştim orada bir mühendisle tanıştım. genelde bir şekilde konuyu dine getiriyordum. bana kuran’dan ayetler söyleyerek yanlış yolda olduğumu söyledi, ben hadislerle karşılık verdim. o da bana yine hadislerle söylediğim şeyin tersi fikrindeki hadisleri de gösterdi. ilk defa bu denli mantıklı, belki mühendis olmasının da verdiği rasyonellikle dine yaklaşan birini görmüştüm. ben de kaçmadım ondan, bir şeyler katıyordu bana. bununla birlikte o günkü aklımla kesinlikle yanlış yoldaydı, ona yanıldığını gösterebilirim diye düşündüm. sonuçta tebliğ görevi vardır bir müslümanın, öyle değil mi? araştırmaya devam ettim ama ona cevaplarım hep hadislerdendi ve aynı ravinin birbirinin karşıtını söyleyen birçok hadis rivayeti vardı. hadislerle bir yere varamayacağımı anladım. ayetleri araştırmaya başladım biraz çekinerek. arkadaşımın beyni temizdi, hurafe dolu değildi, kuran’ı benden daha iyi anlıyordu. benimse kafam karmakarışıktı ve ayetler beynimde yankılanıp cevap bulamıyordu. bu arkadaşım şeyhime muhabbetimi azalttığı için onunla görüşürsem seyr-ü sülük yolculuğumun sekteye uğrayacağını düşünmeye başladım ve kendisinden uzaklaştım. yıllarca uğraş dur, sonra birisi çıksın ve boşa uğraştığını iddia etsin ve deliller sunsun. bu risk kaldırması zor bir riskti.

arkadaşım yılmadı, eposta kutumda her gün bir ayet buldum. hiç bıkmadı, küfür bile ettim, yılmadı. bu davranışı kendisini tatmin etmeye çalışmadığını, bana gerçekten yardım etmek istediğini anlamamı sağladı. kuran’a bağlı olmanın ne demek olduğunu o zaman yeni yeni anlamaya başladım. “dini yaşamayan” modern biri gibi görünüyordu ama kuran’a bağlılığı yaptığı işlerde, verdiği kararlarda belli oluyordu.

zümer suresi beni çok etkilemişti.

“dikkat et, saf din yalnız Allah’ındır. onu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler, ‘onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.”

şüpheye düşmek... yıllardır güvendiğin dağların sarsılması, gördüğün yüzlerin değişmesi. inandığın tanrı’nın aslında bambaşka olması… din adına bildiklerinin en az yüzde doksanının dinle hiçbir ilgisinin olmaması! inancım çok derinden sarsıldı. yıllardır inandığım şeylerin tehlikeli bir saplantı olduğunu anlamaya başladığımda dünya başıma yıkılıyordu. 2-3 yıl bu sarsıntının etkisinden kurtulamadım.

arkadaşım, kuran’ı anlama kapasitesine güvendiği gibi her insanın bu kapasiteye sahip olduğunu söylüyordu. tarikatta asla böyle bir özgüven aşılanmaz insanlara. sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi hissettirmezler hiç. şeyh veya kıdemliniz konuşurken eziklik duygusuyla dinlersiniz. arkadaşımla konuşurken ise garip bir şekilde bana sorumluluk duygusu aşılıyordu. sonradan kuran’ı çalışan kişilerle karşılaştığımda hepsinin böyle olduğunu, hiçbirinin yaşamında şeyh-mürit ilişkisi olmadığını gördüm.

yavaş yavaş sağlam inancımı kuran’a dayanarak kurdum. bu kolay olmadı, evet. ama şaşkınlığı ve ilk anda yaşadığım güvensizliği atlatınca bu arınmayı daha önce yaşamadığıma üzüldüm. on sekiz yılım boşa uğraşla ve bir eşkoşucu olarak geçmişti. din adamı, hoca, din büyüğü kavramının artık hayatımda yeri yok. bu öyle bir huzur ki on sekiz yıl boyunca bunu hiç yaşamadım. kafamdaki hurafelerden ve kaynaksız bilgilerden kurtuldukça, gözlerimdeki perdeler aralandı, dünyayı fark etmeye, Allah’ı gerçekten anlamaya başladım. kuran’a göre ona en yakın olan, kuran’ı aklıyla okuyan ve vicdanıyla onaylayandı. bunu kuran’da çok net anladım. aklını kullanmayan pislikten kurtulamıyor; ben yıllarca pislik içinde yaşadım. hala arınmaya çalışıyorum, tam olarak hurafelerden kurtulabildiğimi sanmıyorum, bunun sınavını veriyorum.

beni tarikattan kurtaran ve bana doğru yolu bulduran rabbime binlerce defa şükürler olsun. tarikatta olup çıkma fikri ilk başta korkutucu bir şey çünkü yıllarca beyninize Allah’la ilgisi olmayan korkular yükleniyor, aldatıcı bir güvenlik duygusu yükleniyor, kuran’da karşılığı olmayan bir ödül vaadi veriliyor. saatlerce gözünüz kapalı olursa, ne düşünürseniz düşünün halüsinasyon görmeniz çok mümkün. saatlerce gözünüzü kapatırsanız bir şeylere hipnoz olmanız çok mümkün. umarım benim sıyrıldığım gibi niceleri de bu girdaptan sıyrılır çıkar. yeter ki tek olan Allah’tan başka kutsalları tanımayın, ahlakınızı ve bağlılığınızı yalnızca Allah’a özgü kılın. yalnızca ondan korkun ve ona güvenin. bu, sizi güçlendirir.''

devam-kaynak
devamını gör...

türk kızı

sevmeyi sevilmeyi kendisinin karşısındakine bir lütfu gibi görür. evlenmeyi karşısındakine bir lütuf etmiş gibi görür. gerçekten müslüman türk kızları kibir abidesi, yabancılarda tevazu had safhada çok yerde. bunlar mı müslüman? başına bir çaput sardı diye kendini müslüman zannediyor.
devamını gör...

neo-osmanlıcılık

gazını pentagon'dan alan bir hareket. emevi camisinde namaz kılacaklardı?

emevi demişken; bu dönem tamamen emevi dönemini andırıyor. uyduruk bir dini anlayış yerleştirmeye çalışmak, mezhepçi, saldırgan bir politika...

dünyayı fethetseler samimiyetlerine inanmam. en fazla emevi olabilirler.
devamını gör...

müslüman iş adamının işçilerinin hakkını yemesi

bu gibi çakallıklarını gündem edince b.. atıyorlar derler.
hak hukuk önemli değildir. 5 vakit namaz, hac, kandil geceleri bunun için var! bir yatıp kalkıyorsun günahların sabun köpüğü gibi eriyor. bir hacca gidiyorsun anadan doğmuşa dönüyorsun. neden ihtimam göstersin ki öyle işçi falan önemsiz şeyler bunlar...

not: müslüman patronum.
devamını gör...

karadeniz mutfağı vs akdeniz mutfağı

adamların işi gücü et, kebap. künefe dediğin kadayıfın sıcak hali lan. d-400 karayolunda adım başı kebapçı görürsün. akdeniz'de 72.5 millet var. olsun o kadar zenginlik. mersin, adana, hatay... özellikle doğudan çok insan var oralarda. sağlık açısından karadeniz mutfağı daha iyidir. hem lahana deyip geçme, 10 çeşit yemek yapılıyor ondan.
karadenizliyim, akdeniz'de askerlik yaptım.
devamını gör...

emevi dini

partisinden cemaatine, alim'inden (!) avam'ına sahtekar münafik yetiştirir. en baştaki yöneticilerden kıytırık bir internet sitesine kadar böyledir; adalet ve menfaat konusundan tanırsın uyduruk dincileri. birisi ''akrabayı koruyup kollayacaksın'' der torpiline bir diğeri kankasını görmezden gelir öbürüsünün en ufak hatasında cezalandırır ya da linç etmeye kalkar.

tevhid, adalet ve menfaatperest olmayan. bu üçüne riayet eden en müslüman kardeşimdir.
devamını gör...

emevi dini

islam'da ilk defa yöneticilik babadan oğula devredilmiştir. yani saltanat dönemi başlamıştır. kuran ve peygamberin hayatında olmayan böyle bir uygulama islam'dan apayrı bir din ortaya konulmaya çalışıldığının bir göstergesi değilse nedir ? bu bile yeter.

islam tarihinde ilk defa yöneticiler halktan ayrışarak kendilerine saray yaptırmıştır. peygambere değil firavunlara özenmişlerdir.

hadis uydurma olayları ayyuka çıkmış, islam tarihinde , geleneksel sünni kaynaklarda bile ''en çok hadis uydurma emevi döneminde olmuştur'' demek zorunda kalmışlardır. muhtemelen (kuran'da yazmadığına göre) muaviye'nin vahiy katipliği de bu uyduruklardan gelmektedir. kendisine özel hadis rivayetleri vardır nitekim.
gönüllerin fethi değil kılıç zoruyla bir din yayılmaya başlanmıştır.
devamını gör...

devletin müsrif olması

ya millete diyorlar yok dolar, tasarruf falan. bir sizden görelim ya, bir sizden görelim. önce sizin başlamanız gerekmez mi ? sat malı mülkü hazineye bağışla? gerekirse sarayı sat ya da özelleştir mesela. çok mu gerekli?

aynen. türkiye dayanamadı buna. yok operasyonmuş yok dış güçler. müsriflik de önemli bir etken. bir de yandaş şirketler var. o kadar zulaladılar biraz fedakarlık yapsınlar. garibanın 100 200 dolarına neden göz dikiyonuz hemen?
devamını gör...

30 yaşındaki kız vs 30 yaşındaki erkek

30 + ya da 30-40 arası da diyebiliriz.

ya ne bileyim, ben halen çakı gibi delikanlı iken evlilik görüşmeleri yaptıklarımın çoğunda çeşitli hastalıklar başgöstermişti. zaten kadın kısmısı hastaneden beri gelmez de, otuzlara dayandı mı hepten bir ayağı hastanede oluyor. hele bekarları zaten kafayı yemiş. her biri birer psikolojik vakaa olmuş. * antidepresanlarla yaşıyor olmalılar. yine o son evlenme görüşmemi hatırladım. o nasıl bir modeldi öyle? ne manyak bir şeydi. Allah'ım esirgediğin için binlerce şükür sana.
devamını gör...

türk insanının beleşçiliği çok sevmesi

maalesef ki.

kampanya de saldırır. 50 liralık ürüne 75 tl etiket yazıp kampanya diyerek 60 tl'ye sattıklarında kara geçtiğini zannediyor. promosyon ürüne bayılır. hatta ticaretin içinden birisi olarak bahsedeyim yeri gelmişken; çoğu şirkette çalışanlar kendilerine promosyon bir şeyler gelsin de ne olursa olsun kafasındadırlar. örneğin, kendisine 5 liralık bir promosyon ürün gelsin de şirket isterse 100 tl fazla ödesin umurunda olmaz. *
bedava bir şey dağıtılsın izdiham olur. bunu çok defa görmüşüzdür. deki 1 koyacaksın 10 alacaksın seğirtir. yapacağı iş az zahmetli çok paralı olsun ister. az çalışayım çok kazanayım. hatta yattığım yerde kazanayım derdinde bir dünya insan. yok öyle bir dünya. alnının terini sileceksin lan alnının terini.

ismet özel şöyle der;

"aldatan ve aldanan (dolandıran ve dolandırılan) münasebetinde kusurun tamamı zarara uğrayana aittir. çünkü insan ölçüsüz ve/veya fevkalade bir kazancı hedeflemedikçe dolandırıcıya av olmaz."

yüzdeyüz olmasa da büyük oranda doğru. hatta ünlü bir dolandırıcının benzer bir sözü vardı; ''ben asla namuslu insanları dolandırmadım, beleş para peşindekileri dolandırdım'' gibi bir şeydi.

adam olacaksın. çalışıp alnının teriyle kazanacaksın. en temizi böyle.
devamını gör...

dünya sözlük'ün artık çok başka bir yer olması

yo hep böyleydi. hep sansür vardı. (bkz: basma fistan giyen kız)

bu başlık legal mi değil mi ? neden sol frame den sansürledin ? neyi hoşuna gitmedi ? neden yazarların açtığı başlıklara müdahale ediyorsunuz ? neden sizin istediğiniz doğrultuda başlık açma-yazma gibi bir dayatmada bulunuyorsunuz ? siz mi istediğinizi sol frame koyacaksınız istediğinizi oradan yokedeceksiniz yoksa yazarlar mı istediği konulara yazabilecek ?

(bkz: sansür) bu kafayla senelerdir yırtınıyorsunuz daha çok yırtınırsınız. bu kafadan hiç bir şey olmaz. buranın adam olması için en başındaki kişi dahil komple yönetimi değişmeli. yazıyoruz işte öyle takılıyoruz.
devamını gör...

kadıyı satın aldığın gün adalet ölür

fatih sutal mehmet'e atfedilen sözlerin içinden bir cümle.

tamamı;

''aklı öldürürsen ahlak da ölür, akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. kadıyı satın aldığın gün adalet ölür. adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.''
devamını gör...

dünya sözlük damat adayları

akp'li olmayan, reisçi olmayan, tarikatçı olmayan, fethullahçı olmayan, geleneksel muhafazakar dinci olmayan, ışid kafasında olmayan, kemalist olmayan, sosyalist olmayan, mutluluğa tapmayan, eşyaya tapmayan, desinler delisi olmayan, evlenirken şeyi üzerinden kendisine değer bindirip evlenip evleneceğine pişman etmeyecek, çocuk seven, hayvan seven, doğayı seven, kocasının önüne koyacağı bir tas çorba , tutacağı bir havlu için kendisini köle olarak görmeyecek, tercihen çok uzun boylu olmayan, çok şişman olmayan, kara kaş kara göz, bana çook uzaklarda bulunmayan, memure olmayan, fazla göz önünde bulunmayan, mümkünse devlet okullarında fazla okumamış ama kendisini yetiştirmeye açık, hiç bir hocanın, cemaatin, mezhebin, akımın mutaassıbı olmayan, az tripli, çok fazla gezme meraklısı olmayan, tv izlemeyi fazla sevmeyen, hele dizi bağımlılığı hiç olmayan, izlersem de kocacımla birlikte izlerim diyen, çocuk yetiştirme konusuna çok önem veren.

internette günlük toplam online süresi 60 dakikayı geçmeyen, instagram kullanmayan, sosyal medya profillerinde fotoğrafını bulundurmayan, internete net bir fotoğrafını 1 kez bile atmamış, sözlükte en çok oy alan tanımı en az + 25 olan, yaptığı her işte istikrar abidesi, en önemli kriteri dürüstlük olan hanım bir kız olabilir.

aklıma şu an gelenler. güncelleme yapabilirim.

edit: aday mı ? yazmaya gerek görmemişim.

edit 2: burç manyağı olmayan. unutmuşum ama çok önemli.
devamını gör...

nureddin yıldız

söylediği her şeye katılmamakla beraber hakkında soruşturma açılmasını da doğru bulmuyorum. hele yargıya talimatla böyle bir şeyin olması fecaat. nureddin yıldız her ne kadar tam olarak bir islamoğlu, bir bayındır'dan daha farklı olsa da , indem de uydurukçu gelenekçilerden değil. bu profil bugünkü yönetimin dindar gençlik profiline uygun birisi değil. her ne kadar yer yer uçuk konuşmaları olsa da samimi bir insan. menfaat için kendisini kullandıracak birisi de değil. o yüzden birilerince harcanması mümkün.
devamını gör...