kim var imiş biz burada yoğ iken

kim var imiş biz burada yoğ iken
(Süresiz Uzaklaştırılmış)
[ anonim yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 41988
  • Kayıt: 2014-08-11 03:11:00
  • En son giriş: 2018-01-24 19:48:47
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 29
  • Aktif Tanım: 19741
  • Açılan Başlık: 6817
  • Artı Oy: 17278
  • Eksi Oy: 6070
  • Alınan Artı Oy: 36437
  • Alınan Eksi Oy: 2414
  • Alınan Favori: 334

kim var imiş biz burada yoğ iken - en çok favorilenen tanımları

toplumsal çöküş dönemlerinde yönetimde artan israf ve lüks düşkünlüğü

toplumsal çöküşten kasıt, ilimde, irfanda, insanlıkta geriye gidiş, fazilet, haysiyet gibi insani değerler yerine, mal, mülk, şöhret, şan gibi masivaya yönelmektir. bu dönemlerin en bariz bir diğer özelliği ise toplumun aynası olan yönetimin, yönetici kesimin, kısacası ümeranın aşırı lüks düşkünü olmasıdır.

mezkur dönemde ümera, evvelki dönemin yöneticilerinin sadeliğine taban tabana zıt bir anlayışa sahiptir. misal fatih sultan mehmed gibi bir sultan (hatta halefleri birçok sultan dahil) topkapı gibi mütevazı bir sarayda oturur idi.

osmanlı toplumu ne zaman ki daha yukarıda sayılan çürüme ve bozulma ile malul oldu ve bunların bir sonucu olarak askeri, siyasi ve ilmi manada gerilemeye başladı; evvela aynı saraya lükse kaçan eklemeler yapıldı. mesela revan köşkü, bilmem ne köşkü...

mesela aynı dönemin sultanı sultan ibrahim devri için samur devri denir. Zira Sultan, lüks tüketim olan samur kürke düşkün idi. Malumunuzdur ki daha sonra lale devri gelir. her ne kadar bu tanımlar ve sıfatlar dönemin bütününü şamil olmasa da hakikate müteallik bir yön barındırmaktadır.

sonraları bu da yetmedi ve dolmabahçe, çırağan, beylerbeyi gibi israf ürünü, şaşaalı ve lüks saraylar yapıldı. üstelik düşman addedilen avrupa üslubu hakim olan saraylar idi bunlar. sorulduğunda bu durum itibar ve prestij göstergesidir denildi. fakat burada bahsedilen itibar, itibari bir şeydi. sathi ve tamamen makyaj idi. zaten bu itibarın pek etkili olmadığını, lise veya ortaokul düzeyinde tarih bilgisi olanlar bilirler.

ragıp paşa vardır meşhur. bahsedilen bu gerilemenin yaşandığı dönemin devlet ricalinden. o der ki osmanlı, dişleri ve pençeleri sökülmüş bir aslan gibidir. uzaktan bakınca aynı heybeti mevcuttur ve korkutur. fakat yanına yaklaşınca işin iç yüzü anlaşılır.

tabii bu şatafatın ve şaşaanın bir bedeli vardı. misal topkapı eklemeleri olan yapılar, mevcut hazineden yenmesine sebep olurken; sonra saydığım müstakil saraylar ile birlikte dönemin diğer şatafat ve lüks tüketimi (hanedan azasının günlük hayatta kullanılan lüks araç-gereçler, arabalar edinmesi) yüzünden dış borçlanmaya gidilmesine sebep olmuştur.

bahsedilen konuda, bu dönem yöneticilerinden tek istisna sultan hamid’tir. bu bile onu kurtarmaya yeter bence. diğerleri ise müsrif sultanlar olarak tarihe kaydolmuştur.

kısacası bir toplumda ve özellikle yönetici kesimde lükse düşkünlük had safhaya ulaşmışsa oturup yıkılışı bekleyin.

hâmiş: bu mantık ile bakarsak türkiye cumhuriyeti ıskat-ı cenin’dir. Zira cumhuriyetin başından beri lüküs hayat sahnelenmektedir.

imdi türkiye’yi ne bekliyor diye merak edenlere tavsiyem, oturup tarih öğrenin. unutmadan dondurmacı ile müfteri mıstık’tan değil. adam gibi tarihçiler var. onlardan öğrenin. aksi halde size sadece yalın kılıç küffar üzerine giden ecdadı anlatanların duygusal tuzaklarına düşersiniz. çünkü tarihin faydası ve amacı sizin koltuklarınızı kabartmak değildir. ibret alıp tezekkür etmenizi sağlamaktır. kuran-ı kerim’de belirtilen şekilde...

(bkz: nahl suresi 90)

vallahu alem bi’s-savab ve ileyhi’l-merci ve’l-me’ab.
devamını gör...

insanın şerefi için yaşaması gerektiği gerçeği

şeref, izzet-i nefis, haysiyet insanın uğruna kellesini vermesi gereken hasletlerdir. şanı her şeyden yüce Allah (azze ve celle), insanı neden ahsenü’t-takvim, eşref-i mahlukat olarak yarattı? insan neden bu özellikleri haiz?

bir defa insan dışkı, kan, safra, sümük gibi fıkhen necis mevaddan müteşekkil. peki seni yücelten şey nedir?

evrensel manada iyilik yolunda kullanman gereken şeyler:

adalet, hakkaniyet, istikamet üzere olmak, doğru sözlülük... ilh.

bunları sırf makam, şan, şöhret, mal, mülk için terk etmek, devran kısa bir süreliğine senin için dönerken fayda getirir gibi gözükse de devran aleyhine döndüğünde kınanacaksın! zelil ve rezil olacaksın!

yaptığın bu tercihten ötürü tarih seni şerefsiz, haysiyetsiz, izzetten yoksun birisi olarak yazacak! bununla kalmayacak, sen toprak olup gitmeyeceksin! yok olmayacaksın! hesaba çekileceksin! işte hesap günü bunlar karşına çıkacak!

allah şanı yücedir. o habîr, semî, basîr, alîmdir. hüküm verenlerin en hayırlısıdır...
devamını gör...

kalem kec-dil mürekkeb rû-siyeh kâğıd dü-rû bilmem

eski türk edebiyatından bir berceste. dei intellectualis'in ricası üzre dilimiz döndüğünce şerh edelim.

(#5929652)

kalem kec-dil mürekkeb rû-siyeh kâğıd dü-rû bilmem:
kalemin gönlünde eğrilik var. keza mürekkebin yüzü kara. kağıt desen iki yüzlü (riyakâr.)


kimi etsem o şûha arz-ı hâlim yazmada mahrem:
o işveli, cilveli [fettana] halimi arz etsin diye kime güvenip de mahremimi açayım.

vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün.

aşk, klasik edebiyatta aşikâr olmaması lazım gelen raz-ı pinhan, sırrü'l-esrardır. yani mahrem kalması gereken bir sırdır. Daha evvel de belirtmiş idik. yar tenhada sevilir diye. kalem, mürekkep ve kağıt, belki mensur belki manzum, meramın, aşkın yazılıp maşuka gönderildiği araç-gereç. fakat düşün ki kalem, mürekkep ve kağıt dahi yukarıda sayılan vasıflara atfen mahremi ifşa edecek derecededir. imdi bunlar dahi böyle ise ben kime açayım mahremimi.

hâmiş: eski edebiyatta aşk bir gizli sırdır dedik. bir de bunun açığa çıkması, faş ve aşikar olması şuaranın korkulu rüyasıdır. zira karşılık bulamama endişesi fakat daha kötüsü kınanma korkusu, bu sırrın ortaya çıkmaması gerektiği fikrine iter şuarayı.
devamını gör...

gno

hint-avrupa kök dilinde bilmek eylemi.

imdi bu kökten gelen kelimeleri sıralayalım da ne kadar ilginç olduğunu siz değerli kārîîn takdir etsin.


acknowledge; agnostic; anagnorisis; astrognosy; can; cognition; cognizance; connoisseur; could; couth; cunning; diagnosis; ennoble; gnome; gnomic; gnomon; gnosis; gnostic; gnostic; agnostic; ignoble; ignorant; ignore; incognito; know, knowledge...

en ilginç olanı da can lan. -e bilmek... bizde nasıl bilmek yardımcı fiil olmuş ise hindi-avrupai bir dilde de aynı şekilde vuku bulmuş. çoğ acayip yav.
devamını gör...

iki saniye önce lakayd bir tanım yazan yazarın nagehan ciddileşmesi

duygusal dilemma yazarıdır bunu yaşayan... gündemi sürekli değişen sözlüğün yan etkisi olarak duygularını kontrol etmede zorlanmaya da başlar.

gecikmeden doktorunuzla irtibat kurun...

semptomlar:
- gereksiz ve ani gülme isteği.
- göz seğirmesi.
- istemsiz titreme.
- anlamsız tatmin duygusu.
- amansız bir kin.
- umarsız bir hınç.

hâmiş: yıllar sonra biri çıkıp bu başlığa nagehan alçı'yı bkz verebilir. dahili ve harici bed-hahların olabilir. tüm tersanelerine girilmiş olabilir...


devamını gör...

güzel seni çok özledim

arif sağ’ın şanına ve namına yaraşır şekilde icra edip söylediği türkü. muhteşemdir. yare yarası olanlar dinlemesin. acıtır.

bir mendil aldım dereden
yolum geçmez yar buradan
bin bir derdim var yaradan

güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim

bahar çiçek açar dalda
ömür geçer hep bu yolda
benim gönlüm değil malda

güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim

selam gelir mektub ıle
mektup değil bu bir sille
sever ısen beni dinle

güzel seni çok özledim
üç ay oldu yol gözlerim
hakikattir bu sözlerim
devamını gör...

verâ-ul-verâ

(#6039946)

ya kardeşim bu dediklerin bilginin evrenselliği ile alakalı. ona bakarsan abbasi hilafetinde tercüme dönemi sonrası islam medeniyeti büyük bir atılım göstermiştir. şimdi bu söylediklerini kabul edersek biz islam medeniyeti’nin tamamen greko-romen ama daha çok grek birikimi üzerine inşa edildiğini kabul etmeliyiz.

bu mümkün değil. islam medeniyeti, kendinden önceki birikimi önce tevarüs, temellük ve temessül kavramları üzerinden giderek edinmiş ve sonra da tercüme ve telifin üzerine yeniden bir inşa sürecine girişmiştir.

batı da kabaca ve vulgarize söylersek 15. asırdan itibaren bunu yaptı.

bilgi evrenseldir. ama biraz da nazlı bir kadın gibidir. yüz vermeyenden koşarcasına kaçar, gider. biz bu birikimi zaman içerisinde nisyana terk ettik. o da gitti kendine yeni bir sevgili buldu: batı.

yani batı bizden çalmadı. biz bilgiyi talak-ı selase ile boşadık. şimdi bilgi bir süre batı ile evli kalacak. bekliyoruz ki batı da boşasın ve nikah tekrar bize düşsün. ha bir de iddet müddeti gereğince üstüne bir miktar daha bekleyeceğiz ki doğan çocuğun babası belli olsun. ama batı katoliktir. katolik nikahı ise ebedidir. yani işimiz biraz zor.
devamını gör...

sosyalizm ile islam arasındaki benzerlik

insanlar maalesef tarih şuurundan bihaber eğitiliyor.

avrupa, batı adına ne diyorsanız işte! başlık bağlamında söylemek gerekirse “düşünce” açısından gökten zembille inmedi. avrupa düşüncesinin de mevcudattan her şeyde olduğu gibi bir siyak ü sibakı var. bu siyak ü sibak içinde arapça, türkçe, farsça düşünce kitaplarının payı da var.

bakın batıya doğru akan nehir gibi apolojizm kokan bir iddiadan bahsetmiyorum. bilginin tabiatı gereği kümülatif ve seyyar oluşundan bahsediyorum.

yahu kelimeler bile atalardan miras. o atalar ki arapça, farsça, latince, grekçe dememiş Allah ne verdiyse kullanmış. düşün artık...

bu açıdan bakınca fail ve mef’ul kim temyiz ve tebyin edilmiş oluyor.
devamını gör...

celal şengör

dün gece izledim. saçmaladı. resmen cehaletini ortaya koydu. islam dünyası’nın geri kalmasında gazzali ve türk-moğol müşterek çabası etken imiş. ihsan fazlıoğlu duymasın, fena bozar celal hoca.

hâmiş: bu arada kendisi buna rağmen kendi alanında bu ülkenin yetiştirdiği bir değerdir.
devamını gör...

bae dışişleri bakanının türkiye'ye hakaret etmesi

yav arkadaş arap milletinin ne suçu var. tamam araplar içinde de kötü, habis insanlar var ama bu tiviti arap milleti toplu mu attı? nedir lan bu kininiz? bir de ırkçı değilim deyip buraya kin kusanları görüyorum.

hâmiş: Allah aşkına kaç tane dönem kroniği, kaç tane arşiv belgesi okudunuz da bütün arapların ihanet ettiği kanısına vardınız? zerre izan yok sizde. ama ota, foka yorum yazıp saçmalıyorsunuz. üfürüp üfürüp duruyorsunuz. istisnasız hepiniz genellemeci köftehorlarsınız.
devamını gör...

bektaşi fıkraları

--- alıntı ---

bektâşî, eşek anırınca "sadakallahu'l-azîm" demiş. orada bulunan sofular "vay mülhid herif! kur’ân'ı alaya alıyorsun ha!" diye öldürmek kasdıyla bektâşî’nin üzerine yürümüşler. bektâşî, hiç telâş etmeden onlara şöyle demiş :

cenâb-ı hakk kur’ân'da "إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ inne enkerel asvâti le savtil hamîr" buyurmuyor mu? işte onun için "sadakallahul azîm" dedim.

hâmiş: lokman sûresindeki bu âyet-i kerîmede meâlen "seslerin en çirkini eşeklerin sesidir" buyrulmakdadır...kur’ân tilâvetinin sonunda söylenen "sadakallahu'l-azîm" lafzı ise "azîm olan Allah ne güzel, ne doğru söyledi" ma'nâsına gelir.

--- alıntı ---
devamını gör...

şanizade ataullah mehmed efendi

devrinin mühim ilim insanlarından olan şanizade, ilim yoluna girdikten sonra, ilimde ikbal basamaklarını ikişer üçer tırmanmış, medresede edindiği dini ilimler yanında halıcıoğlu mühendishanesi ile süleymaniye tıp medresesi’nde tahsilini sürdürmüştür. böylece sair fünun ve ulumda yed-i tula sahibi olmuştur. daha önce öğrendiği arapça ve farsça yanında italyanca, fransızca ve rumca’yı da öğrenmiştir. ayrıca latince’yi çok iyi bildiği söylenir.

şanizade, aynı zamanda vakanüvis asım efendinin halefi olarak osmanlı devleti’nin resmî vakanüvisi olmuştur. kendisini çekemeyen hasutların iftirası yüzünden, o dönem (2. mahmud dönemi) için büyük kabahat sayılan bektaşilikle suçlanmış, nihayetinde azl edilmiş ve sürgün edildiği tire’de vefat etmiştir.

temmet.

intiha haza silsile-i hudud derbare-i vakanüvisan.
devamını gör...

divan edebiyatından seçme beyitler

derûn-ı ârifân sûzân idi hep âteş-i gamla
zülâl-ı şevk ü şâdî gayret itdi şimdi itfâya


sururi

ne vechin döndürür dûna ne bağlar gönlü dünyâya
şu hâl-i pür-melâli hem yorar rü’yâya rü’yâya


fevri

garîbânın nice ahı çıkar kim burc-ı cevzâya
nice güm-râh ü mahmîler bulur izzet şu dünyâda


fevri
devamını gör...