gözlüklü limonata

gözlüklü limonata
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 4960.27
  • Kayıt: 2016-03-09 21:29:00
  • En son giriş: 2018-08-18 00:35:43
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 6
  • Aktif Tanım: 1416
  • Açılan Başlık: 149
  • Artı Oy: 18045
  • Eksi Oy: 138
  • Alınan Artı Oy: 5647
  • Alınan Eksi Oy: 54
  • Alınan Favori: 234

gözlüklü limonata - en çok favorilenen tanımları

dünyaitiraf.com

8 yıl boyunca koşturduğum güzel işlerden bir süredir uzak kaldım, bu süreçte ne kadar çabuk rehavete ve rahatlığa kapıldığıma şahit oldum. "oysa 6 7 ay önce dertleriyle uykularımı kaçıran çocuklar vardı etrafımda, ne oldu onlara? ne çabuk boşluğa bıraktım kendimi? ben bırakınca onların derdi son buldu mu?" diye düşünürken 4 yıl önceden bir fotoğraf çıktı önüme az önce... yine mart ayındayız ve yetimlerle bir salonda eğlenip kendimizden geçerken yarım yamalak bir poz vermişiz, hepsinin yanakları al al koşmaktan... bense şaftı kaymış bir palyaço kılığında osman'ı kucağımda zapdetmeye çalışıyorum. hepsi önüme dizilmiş, ibrahim başgan, ayşe, şirince zeynep ve diğerleri... biliyorum yerime başkaları onlarla ilgileniyor belki de beni çoktan unuttular. ben uzaklaşsam da hiçbirini unutmadım.

hem nasıl unutabilirim ki, sen de olsan unutmazsın sözlük...

şirince zeynep'in salondan dışarı çıktığımızda yoldan geçen bir çocuğun babasına seslenerek koşarken bakakalışı ve onlar gittikten sonra yeni kaybettiği babasını hatırlayıp "ben de babamı istiyorum." diye ağlarken beni jokerden bozma palyaço halimle ona sarılarak ağlatmasını, yanlarına giderken haber verdiğim muhammedle isa'nın sokağın başında beni karşılayıp bacaklarıma dolanmalarını, uçuramayacağımı bile bile mutlu olsun ve eğlensinler diye mahallenin dik yokuşundan uçurtma uçurma bağanesiyle yalpalaya yalpalaya koşmalarımızı nasıl unutayım.

yine mart ayındayız, yetim dayanışma günleri başladı ve maskot ablanız sizi çok özledi...
devamını gör...

dünyaitiraf.com

aşırı şekilde anaç bir insanım. ev arkadaşlarımla aramda ortalama 4-5 yaş var. kendimizi o kadar beraberliğe kaptırmışız ki geçen gün biri anne, biri de işi abartarak baba dedi bana, hani ilkokulda öğretmenimize anne baba derdik ya aynı onun gibi.* ne ara buralara geldik ben de bilmiyorum, şu entriyi girerken bile sabaha çocuklara kuymak mı yoksa patates kızartması mı yapsam diye düşünüyorum. *
devamını gör...

dünyaitiraf.com

herkesin adamını bulduğunda iş halledip rahatça mezun olduğu okulumda yakın zamanda mezun olmadan yüksek lisana kabul edilen bir öğrenci olduğunu duydum. adam temsili bir mezuniyet ortalamasıyla birlikte, akademisyen tanıdıklarının desteğiyle kaçak yoldan yüksek lisansa kabul edilmiş. aynı anda benim yaz okulu arkadaşım. arsızca gelip sınıfta rahat takılıyor bir de, sorularımıza cevap da vermiyor mevzuyla ilgili. biz çabalayıp, kendimizden geçelim; o, torpille bir yerlere gelmiş olsun. kahrolsun be kahrolsun, Allah kelamının olduğu bölümde bile bunu yapıyorsunuz kahrolsun. hakkımı helal etmiyorum.
devamını gör...

kimse yok mu

son günlerde şahsıma illallah ettiren cümlelerden biri. karşı komşumuzun 2,5 yaşında bir kızı var. çocuğun arkadaşı olmadığı için canı sıkıldıkça bizim evi keşfe geliyor, kapıyı da "kimse yok muuuuuu?" nidasıyla çalıp ses oktavını da gittikçe yükseltiyor. resmen kendimden 24 yaş küçük bir çocuğun yakın arkadaşıyım... beraber yüzümüzü boyayıp, plates topuyla çocuk hoplatıyoruz. **
devamını gör...

resim dersinden aklımızda kalanlar

idealist bir resim öğretmenimiz vardı, adı ayşen'di. resim ve sanatın yalnızca yetenekle değil hayal gücüyle de yapılacağını göstermişti bize. önce bir resim atölyesi açtı, ucuz alternatiflerle bize farklı resim-sanat akımlarından örneklerin taklitlerini yaptırdı önce, sonra bizi kendimize bırakıp ortaya bir şeyler çıkarmamızı istedi. ben olmayan yeteneğimle unicef'in bir resim yarışmasında 3. oldum. o dönemde hep özel okullar ödülleri kaptığı için bizim bu ödülü almamız olağandışı bir şeydi. özellikle türkiye'den bir çok sanatçının adını ve eserlerini o zaman öğrendim. fikret otyam'la o zaman tanıştım. hepsi öğretmenim sayesinde.

edit: az da olsa hiç resim yapamayan, yapmayı bilmeyen* çocukların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. belki bir resim dersinde kendini bulur o çocuklar kim bilir...
devamını gör...

ali'nin sekiz günü

gözardı edilen hayatlar vardır ya hani... işte bu film o hayatları insanın gözüne sokar. hayata dair bir amacı olmayan, tek düze yaşayan bir insanın gözünden yaşamı ve aşkı göstermeye çalışır. hem kendini hem de çevresini görmezden gelip, hiçliğe sürüklenen bi adamı izlettirir film.

karşıdakini düşündükçe sinirlenir ve üzülürsünüz: "nasıl bu kadar ezik olursun ali, dik dur, mesela bugün o ceketini giyme, kaşar ekmek yerine bir poğaça ye ulan bari!" diye sitem edesiniz gelir. rahatsız bir yapımdır anlayacağınız, enerji sömürür cinsten.
devamını gör...

takva

2005 yılını düşünürsek erken çekilmiş bir filmdir. 2018 yılında çekilseydi eminim o döneme göre daha makul bir yaklaşım sergilenebilirdi. senarist önder çakar'ın hayat görüşünü ve beslendiği kaynakları düşünürsek filmin ağır eleştiri niteliği taşıması ve "din toplumların afyonudur." cümlesini düstur edinen bir ideoloji ışığında senaryoyu yazması çok normal. adamdan tasavvuf ve din güzellemesi beklemiyordunuz değil mi?

ahlak felsefesi ve freud'un id ego süper ego tezini baz alarak yazıldığını düşündüğümüzde film insanı iç hesaplaşmaya götürür. erkan can rolüne öyle sağlam bürünür ki insanı istemese dahi empati yapmaya zorlar, "ben olsam ne yapardım?" konusunu uzunca düşündürtür.

filmle bazı mecralarda zikredilen 1990 yılında mustafa kutlu'nun ele aldığı sır kitabında; bir çiftçiyken dergahın başına getirilen sıradan köylü bir adamın modern- kapitalist dünya düzenine ayak uydurmak zorunda bırakılışı özeleştiri gibi posta- koltuğa oturma ya da güç sevdası ön plandayken, takva'da nefis mücadelesi- ahlak felsefesi- freud tezi üzerinde durulur. ikisinin en önemli noktası çok erken yazılmış olmalarıdır. bugün olsaydı eminim çok daha farklı şeyler olabilirdi.
devamını gör...

suriyeli mülteciler

öncelikle suriyeli sığınmacı sorununu yakından takip edip, başkentin suriyeli mahallesi olarak geçen önder mahallesi'nin yanı başında olduğum için sık sık o mahalle ve çevresine yardım amacıyla gidiyorum. konuyla ilgili hükümetin bazı önlemsiz politikalarını bir yana koyalım. benim önceliğim çocuklar. ve defaatle başkalarından duyup yakın zamanda yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum.

yakın zamana kadar yan binanın bodrumunda yaşayan 4 çocuklu türkmen bir aile vardı, kendi çapımızda aileyle ve çocuklarla ilgilendik, sık sık birbirimizi misafir ettik vs. çocukların her biri birer aslan parçası. babaları aylık 700 lira civarı bir maaşla sanayide çalışıyor. az para biriktirebilirsek geri ülkemize döneriz düşüncesindeler.

evlerindeki rutubet arttığı için evi değiştirmek zorunda kalan komşu aile 2 üst sokaktan bir eve taşınıyor ama evin erkek çocukları hala sık sık kapımızı çalıp hal hatır sormaya, vakit geçirmeye geliyor taa ki yan binadaki yaşları 8-13 arasında değişen çocuklardan dayak yiyene kadar.

bu fasıl bir oluyor iki oluyor, çocuğa da soruyorum muhammed baban mı dövdü yok abla, annen mi dövdü yok abla. söyle diyorum söylemiyor da... baktım iş böyle olmayacak çocuğu takibe aldım. bizim yan binadan dediğim yaş aralığındaki çocuklar muhammed'i sıkıştırmış hırpalıyor. çocuklardan zeka geriliği ve öfke problemi olan biri demir bir çubukla bizim oğlanı duvara dayamış o demir parçasıyla boynunu sıkıştırıyor, yani muhammed'in boynu orda rahatlıkla kırılabilir, nefesi kesilebilir hatta o demir parçası bedenine girebilir...

diğer çocuklar da öylece kahkahalarla muhammed'in çırpınışını izliyor, mahalleli karışmıyor. ben dehşete düşmüşüm, bu çocuklar muhammed'in çırpınışını, ağlayışını yalvarışını izliyor sözlük düşünbiliyor musun?

muhammed'i o çocuğun elinden alıp, bizim eve gönderip, çocuklara kızdığımdaysa ailelerinden azar işittim. kızmaktan kastım yüzlerine hönkürmek değil, elimden geldiğince sakin davranıp çocuklara bu durumun ciddiyetini anlatmaya çalışmaktı. ve ailelerden biri bana şu cümleyi kurdu; "ne buluyorsun bu çocuklarda da bu kadar koruyorsun onları?" bunu diyen kişinin de çocuğuna yakın zamanda bir konuda yardımcı olmuşum. adam insan olmanın nasıl bir şey olduğunun farkında bile değilken ben ondan performansının üzerinde bir anlayış beklemişim... üzgünüm ve şehir dışındayken hep muhammed aklımda.
devamını gör...

bowling for columbine

çekildiği dönemde silahlı cinayet sayısı almanya’ da 381, fransa’ da 255, kanada’ da 165, ingiltere’ de 68, avusturya’ da 65, japonya’ da 39 ve abd ‘ de 11.127 gibi uçuk bir karşılaştırmayla insanı dumura uğratan 40'dan fazla ödülle birlikte oscar'ı da kapmış, keşke olmasaydı temalı belgesel. moore kendi ülkesi üzerinden sorunları irdelese de dünya vatandaşı olarak herkesin düşüneceği bir şeylere değinmiş. insan fıtratı birbirinden etkilenmeye, birbirini etkilemeye ayarlı nihayetinde.

belgeselin çıkış yeri olan okul cinayetlerinin onlarca muhtemel nedeni üzerinde durulmuş, millet silahlanırken bir kez daha düşünsün diye söz konusu yaralama vakalarında birer engelli olarak hayatlarına devam eden gençlerle birlikte olaylardan etkilenen diğer kişilerle röportaj yaparak durumun vehametini, ciddiyetini 2 saatlik belgeselle gözler önüne sermiş.

belgeselin ciddiyetine nazaran ironik bir animasyonla amerika tarihine değinmesi belgeselin ağırlığını hafifletmiş;

devamını gör...

hiç yakışıyor mu

sık sık ebeveynimden işittiğim laf. en son gelen misafirin yanına geç çıktığım için bu lafı yedim. anne ne alaka şimdi yakışmak filan diyorum; sen örnek ol diyor. yav aklımız kesti keseli bi hata yapamadık ağız tadıyla. hayır, yaptığım hata da ne; misafirin yanına geç çıkmakgafas. * sal beni anacım!*
devamını gör...

çam kolonyası

kokusu erkek parfümünden hallice olan bolu'ya has kolonya çeşidi. tek sıkıntı misafirlerden ziyade evin erkeklerinin kendisine müptela olması. onun dışında iç açan, insanı rahatlatan bir kokusu var. bak aklıma düştü yine, gidip bi fırt koklayayım.*
devamını gör...

beni kategorize etme

birbirimizi etiketleyip sınıflantırmaktan bıkmadığımız şu günlerde sözlük semalarında yankılansın istediğim şarkılardan. belki ülke çapında da böyle bir şey lazım seçimler de geliyorken.
devamını gör...

karpuzlu limonata

takribi 2 su bardağı su, 2 3 dilim karpuz ve 2 limon ve yarım su bardağı kadar şekerle bir aileye yetecek kadar çıkan tam iftarlık meyve suyu.

derin bir kapta limonların kabuklarını beyaz yeri gelmeyecek şekilde rendeliyoruz, ikiye kesilen limonlarla şekeri ilave ediyoruz ve elimizle hem limonu sıkıp hem de şekerle mıncıklayıp, harmanlıyoruz. el lezzetimizi ya da sevgimizi kattığımız fasıl burası. iyi harmanladığımıza kanaat getirince diğer yandan 3 dilim karpuzu rondodan geçirip limon harcımızla birleştiriyoruz. karışımı güsselce karıştırıp 20 30 dakika kadarcık buzdolabında dinlenmeye bırakıyoruz. karışımın birbiriyle hemhal olduğu 30 dakika bitince çıkarıp süzgeçten geçirip suyuyla posasını ayırıp servis yapıyoruz. afiyet olsun efem.
devamını gör...

tek başına iftar yapmak

sözlüğe entri girerek gerçekleştirdiğim eylem.

şehrinize geldim beni çağırın diye dört bi yana haber saldım ama adamların çoluğu çocuğu var benle mi uğraşacaklar, e onlar da haklı. canları sağolsun biri bile gel beraber iftar açıp namazdan sonra çayla muhabbet edelim demedi. ne yapayım bari gidip çay koyayım karpuzla midemi eyleyeyim.

bari doğum günüm hatrına çağırsalardı...***
devamını gör...

90'lı yıllarda doğmak

90'lı yıllarda doğmak;
-anne "sobaya yaklaşmayın." dedikçe sobanın cazibe merkezi haline gelmesi ve kazağın hep bi yerlerinin yanık olması.
-akşam ezanından önce oyunu bırakıp eve gelmek zorunda olmak.
-bayramlık almaya gidilen samanpazarında hıncahınç dolu olan pazar kalabalığından dolayı her yokuş inişinde "ya bu sefer yuvarlanırsam." korkusu.
-sadece hasta olduğumuzda şeftali ve muz alabilmek.
-parka gidiyoruz yalanıyla sağlık ocağına iğne yaptırılmaya götürülmek.-şahsen bir ay boyunca aynı yalanı yutmuştum sözlük.-


gibi nostaljik sorunlarla uğraşıp şirin dertler edinmektir.
devamını gör...

kuru biber kavurması

bu lezzet şölenine nasıl başlık açılmaz sözlük?
özellikle bahar aylarında ve yazın tüketilen anne yemeğidir. sabah kahvaltısı için sağlam bir alternatiftir.

kurutulmuş biberler ipten çıkarılıp yıkanıp haşlanır. haşlanırken başka bir tencerede bol soğan doğranıp salçayla kavrulur, isteğe göre az sarımsak takviyesi de yapılabilir. haşlanan biberler iyice sudan süzülüp harcın üzerine coss diye bırakılır ki soğan ve biber aşkı depreşsin, iyice hemhal olsunlar. isteğe göre pul ve karabiber takviyesi yapılır. bi 10 15 dakika kadar piştikten sonra kavurmamız servis tabağına alınıp bol yoğurt ve naneyle süslenerek sofranın baş köşesine konulur ve çayla birlikte anneye edilen binbir duayla iç edilir. *
devamını gör...

president

sol şeritte dikkatimi çeken başlıklar arasında "bak bu başlık kesin president'in elinden geçmiştir ya da bu başlığa yazsa yazsa o yazar." diye düşündüğümde çoğunlukla beni yanıltmayan, okumaktan gocunmayıp zevk aldığım, seri takipte olduğum, derdinde samimi yazar.

sen yaz biz okuyalım sn. başkan!
devamını gör...

direnişçi

ırak işgaliyle ilgili aslında hepimizin biraz biraz duyup kulak tıkadığı olayları kitabında tüm açıklığıyla yazmış mücahit akagündüz.

unutulan, unutulmaması gereken şeyleri tekrar hatırlamak adına; hele ki suriye savaşı yıllanmış, ırak işgali hâlâ devam ederken, okunup kafaya kazınması gereken olay ve insanlarla dolu, dopdolu bir kitap. kitabın rağbet görmemesinin nedeni hem yazılanların ağırlığı, hem de akagündüz'ün yeterince tanınmıyor oluşu sanırım.

kitabı "söz veriyorum, döneceğim." başlığı altındaki şu metinle bitiriyor akagündüz;

"bir de muhannet, benim için hayatını defalarca tehlikeye atan arkadaşım muhannet, ırak sınırını geçerken arkamdan öyle seslenmeseydi...
"sen huzur dolu ve güvenli ülkene gidiyorsun, biz burada kalıyoruz..."
devamını gör...

fıkhu s-sünne

seyyid sabık'ın kaleme aldığı günlük hayata dair konuların işlendiği 4'lük fıkıh kitabı serisi.

kitabın türkçe çevirisi sıkmayan bir dille yazılmış. seyyid sabık'ın seriyi oluştururken konuyla ilgili ayet, hadislerle birlikte büyük islam alimlerinin de görüşlerine yer vermesi; konuyla ilgili derleme bilgilerin aynı kitapta bulunması adına büyük kolaylık. ayrıca hükümlerle ilgili gereğinden fazla açıklamaya girmemiş olması da kitabı rahat okunur kılıyor. kişisel fıkıh çalışması adına güzel bir adım olabilir.

bir ara seri 70 tl den satılıyordu şu ara 90 100 tl civarı sanırım.
devamını gör...

şakayık

kokusu güle benzeyen zarif çiçek türü. favorim beyaz olan ama mor şakayığın göz dolduran güzelliği de yadsınamaz bir gerçek. resmen baharın gelişini kutlar gibi kendi güzelliğini sıcakların gelmesiyle dünyaya gösteriyor.

devamını gör...

krem peynir

evde köy sütüyle yapılan lor peynirinden muadili üretilebilecek peynir çeşidi. biz kafamıza göre yaparken baktım refika nın mutfağı kanalında da tarifi var.
mis gibi süt kokulu... tam sabah kahvaltısında kaşık kaşık yemelik, baymıyor da!

malzemeler

-2 litre köy sütü
-1 limonun suyu
-ince bez torba ya da un eleği,
- zeytinyağı
-tuz
-mutfak robotu.

öncelikle kaynattığımız sütün altını kısıp üzerine limon suyumuzu döküp karıştırıyoruz. biz karıştırırken peynirimiz hızla topaklanmaya başlıyor zaten, suyuyla peynür ayrışıyor bile. sonra eleği derin bir leğenin üzeine koyup peynir altı suyumuzla lorumuzu ayrıştırıyoruz.

peyniraltı suyunu çorba, yemek hamurişi vs. her türlü besinin içine koyabiliriz gayet besleyici çünkü, sakkın dökmeyin israf olmasın.

1 saat kadar süzülen lorumuzu bir çay kaşığından az tuzu ve bir çorba kaşığı zeytin yağını robota koyup tamamen krem kıvamına gelene kadar çekiyoruz. katı olursa peynir altı suyumuzdan bir kaşık kadar koyup tekrar çekiyoruz.

ve krem peynirimiz hazır! afiyet olsun!

not:uzun süre saklamak istiyorsanız zeytin yağı oranını biraz daha artırabilirsiniz.
devamını gör...

sosyetik ev kadınları

biraz dedikodu, biraz botoks, ışıltılı hayatları gözümüze sokan sahte insanları olduğu* göz kanatan tv programı.

dün denk geldim, bakarken kadınlardan biri cemiyete girmek için 100.000 tl harcadığını söyledi... o paraya onlarca yetime yardım yapılabilir, 300 küsür afrikalı insanın katarakt ameliyatını yaptırabilir veya kendinize güzel bir araba, ev vs. alabilirsiniz.

bir deyiş var ya; "allah az verip sapıttırmasın, çok verip azıttırmasın." o hesap.
devamını gör...

pia

sözlüğün yıllanmış, tecrübeli ve sivaslı büyüklerinden olan yazar. * ben onun seri artıcı meleğiyim, o da benim seri artıcı meleğim. ortada bir anlaşma yok vallahi olaylar kendiliğinden gelişti.*
devamını gör...

dünyevi mecmua 7. sayı

samimi ve güzel yazılarıyla insanın gönlüne hitap eden yazılarla dolu. zamanla daha da gelişeceğini düşünüyorum. yaklaşık 8 saat kapak çalışması için çizim yapan cartoonpiyer'e, monsieur noir'e we born we play we die'e ve farklı mahlaslarla yazılarını bizimle paylaşan sözlükdaşlara teşekkür ederim kendi adıma. (protokol konuşması gibi oldu bu da) *

ne demiş mir mektum dünyevi mecmua'da; "kaybedilmiş bir hikayenin tek masumu olmaz."

kazananlardan olmanız ümidiyle!..
devamını gör...

hotaru no haka

içinde merhamet olan her insanın belki de günlerce etkisinden çıkamayacağı bir anime. akla nazım hikmet'in hiroşima temalı "kız çocuğu" şiirini akla getirir: "çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler."

--! spoiler !--

hani minik setsuko abisine çamurdan pirinç topu yapmıştı ya, yataktan kalkamadığı için abisine doğru itelemeye çalışıyordu;



--! spoiler !--
devamını gör...

kahve telvesi

telve peelinginin ana unsuru olmakla birlikte cildi ölü deriden arındırmada oldukça etkili bir maddedir.
kuru ciltliyseniz içine bir çay kaşığı zeytinyağı, yağlı ciltliyseniz bir çay kaşığı kadar yoğurt ve bir çay kaşığı kadar limon suyuyla karıştırarak çok bastırmadan cildinize uygulayıp 10 dk kadar bekleyip durulayın. nemlendiriciyle gerilen yüzünüzü nemlendirin ve nefes alan cildinize "melabağ" deyin.*
devamını gör...

sivas




doğu dinleri sentezi ve halkın kabullenmesi adına "vav yoga" gibi bir isimle içinde yoga merkezi bulunduran şehir. yer mi bunu anadolu insanı kardeşim? ülke genelinde 300'ü aşkın tebliğ noktası olan yoga merkezi adıyla yola çıkıp vücut disiplininden ziyade batıya yayılma gayesi bulunan hint odaklı oluşumlardan değildr inşallah.* düşünsenize sivas'tan aşramlara filan katılmaya gidiyorlarmış ahahah.
devamını gör...

sözlük anonim şirketi gibi yönetilmeli

ülkenin anonim şirketi gibi yönetilmesi gerektiğini söyleyen rte'nin öngörülü bakış açısından sonra sözlük adına da düşünülebilitesi yüksek tasarıdır. off düşünsene sözlük herkes bir yerinden tutsa, kendimizi aşar, enginlere sığmaz taşarız!..*
devamını gör...

köprü tedavisi vs kanal tedavisi

bir veya birden fazla dişin kaybı durumunda oluşan boşlukları doldurmak için, komşu dişlerden destek alınması esasına dayanan bir tedavi şeklidir. iki türü vardır; sabit köprü, bağlantıları sadece bir uzman tarafından koparılabilir. hareketli köprü, ağız temizliği esnasında kişi tarafından çıkarılabilir. ancak günümüzde pek uygulanmamaktadır. ayrıntılı bilgi için;

kanal tedavisi ise; çürükler dolayısıyla kaybedilebilecek kötü durumdaki dişlerin, mikroplu tüm kısımlarının temizlenerek, uzun süre daha ağızda kalmasını sağlamak, diş kayıpları dolayısıyla oluşabilecek hem maddi hem de manevi açıdan sizleri zorlayacak daha ileri tedavilerin önüne geçmek amacıyla yapılan tedavidir.
devamını gör...

adalet bu ülkede sadece bir kadın adıdır

ülkemizin hal-ü pür melalini, çökmüşlüğünü anlatan cümle. nasıl bu hale geldik, nasıl bu kadar gaddarlaştık sözlük? insanlar korkuyla birbirinden kaçmaya, insan ilişkilerinde 1 yerine 5 kez düşünmeye başladı. neden acil önlemler, yasa tasarıları, stk'lar aracılığıyla çalışmalar yapılmıyor? birilerinin dikkatini çekmek için kaç canın daha gitmesi lazım? yetmedi mi?
devamını gör...

prensesin uykusuyum

filmle birleştiğinde muhteşem bir ağıt haline bürünen redd parçası. uykusuz rüyasız, bana gelince hayat neden masalsız, bilmem" kısmı hayatı sorgulayanlar için sağlam bir soru niteliği taşır.

sahi... bize gelince hayat neden masalsız be sözlük...

devamını gör...

buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik

kemal sayar'ın ruknettin'in kalbi için kehanetler şiiirinde geçen, kalbini sunmaya hazır ruknettin'in dilinden göynünden dökülen mısra.

az önce evdeki arkadaşlardan biri tam bu mısrayı söyleyip, acaba doğrusu "buraya kalbinize kuş atmaya geldiydik." mi yoksa "buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik." miydi diye sordu. bir süre her ikisini de şiire göre düşünüp tekrar tekrar düşündük. sonra şiiri açıp baktık, ikisi de şiiri götürürmüş deyip kendi düşündüğümüz versiyonun üzerine gittik. belki de şiirde kuşların geniş yer kaplamasından...
devamını gör...