president

president
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 15297.6
  • Kayıt: 2016-07-08 19:21:00
  • En son giriş: 2018-09-20 23:16:20
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 17
  • Aktif Tanım: 5027
  • Açılan Başlık: 620
  • Artı Oy: 9312
  • Eksi Oy: 444
  • Alınan Artı Oy: 18103
  • Alınan Eksi Oy: 588
  • Alınan Favori: 969

president - en çok favorilenen tanımları

president

sözlük’e ve sözlük’ün çok değerli yazarlarına veda edecek olan mod/yazar.

yazar dostlar aranızdan ayrılıyorum, bu gidiş asla bir unutulmak eylemi ile sonlanmasın dilerim. hep iyilik ve hayırla anacağınız işler yapmaya çalıştım sözlük’te. açtığım başlıklarda, girdiğim entry’lerde her daim adaleti gözetmeye çalıştım, fikir-düşünce-ırk-siyaset ayrımı yapmamaya özen göstermeyi kendime hep bir yol gösterici tayin ettim.

uzun süreli yazarlık süreci ile başlayan sözlük hayatım, sizlerin oyları-destekleri ile mod olmakla taçlandı; bu misyonu bana yakıştırıp iyi işler yapmama vesile olduğunuz için sizlere ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

mod olurken söylemiştim: sözlük hayatı da tıpkı dünya hayatı gibi gelip geçicidir; mod olmak-yazar olmak; veyahut dünyalı olmak anonim olmak...tüm bunlar hiçbir statü belirtmez. mühim olan insanlara güzel şeyler katmak ve hoş bir sadâ bırakabilmek...umarım bu niyetle başladığım modluk/yazarlık sürecimde bunu az da olsa başarabilmişimdir.

haklarınızı helal edin, bu süreçte yanlış kelime seçimleri ile incittiğim yazar üstadım olmuştur elbet...bu vedanın hatrına o da president’ı affetsin...

sözlük sizleri bir araya getirme imkanı sağlıyor, düşüncelerinizi ifade etme ortamı sunuyor, aynı düşüncedeki bambaşka bir şehirde ve meslekteki insanla tanışma fikir alışverişi yapma imkanı sağlıyor dostlar. bu yüzden sözlük’ün size olan katkısını mutlaka hissedeceksiniz.

diğer sosyal medya ortamlarından ayrıyız, farklıyız, internet ortamında güzel olan ne varsa; ahlak sınırlarını aşmayan-maneviyatı eksiltmeyen ne varsa bu sözlük’te hissediliyor, yaşanıyor. bunu diğer sözlük’lerde yazar olan/olmuş arkadaşlarımız bilirler...

sözlük’teki bu havayı her daim muhafaza edin, düşüncelerinizi-hislerinizi bu çerçeve dahilinde yansıtmaktan geri kalmayın.

küfür ile değil; sağlam argüman ve dik duruşlu kelimeler ile yazarlık kariyerinizi devam ettirin. bu hem sizi kişilik olarak ilerletecek hem yazarlar arasında sevilen biri olmanızı sağlayacak hem de oluşturduğunuz-çizdiğiniz profil izlenimini daha da kalıcı hale getirecektir...

sözlük’e ve sizlere dair sıralanacak bir hayli kelimem var; ama beni tanıyanlar bilir başta da dediğim gibi bu veda hiçbir zaman unutulmak vedası olmasın dilerim...
hüzün biriktirmek çok da istemiyorum bu entry’de o yüzden ben gideyim, adım kalsın; dostlar beni hatırlasın...

haklarınızı helal edin, sizleri Allah’a emanet ediyorum...
devamını gör...

dünyevi mecmua 9. sayı

rütbeli editör monsieur noir’in ve bu sayıdaki editörlük kadrosunda aldığı yerin fazlasıyla hakkını veren kuyu’nun, yazı ve fotoğraflarıyla çorbada bir tuzu bulunmuş olan yazar dostlarımın ve de şiiri ile bu sayıya muazzam bir renk katmış olan kıymetli şair ali didar’ın ellerine yüreklerine sağlık dediğim, 9.aya 9.sayısı ile gelip geçici dünyaya, unutulmayacak dünyevi bir sadâ bırakmış alın teri ile harmanlanan yürek ürünüdür.

mesaj kapakta verilmiş ta en baştan, bu dünyayı dize getiremeyeceğimiz kabul edilmiş; dünyevi bir soluk da peşinden: oreletin açamadığı kapı yok...* kapak fotoğrafı ve sayfalar arasındaki, metne uygun ve itina ile seçilmiş fotoğraflar dikkatimizden kaçmıyor tabi ki.

editör yazısı ile başlıyoruz, çok da takmayın, dünyevidir sonuçta! cümlesi ile edebiyatın özüne sağlam bir dem atmış kuyu.

deli: expecto patronum’un kaleminden.
deli-akıllı döngüsü ile kavram karmaşası yaşayan topluma, sosyolojik ve eleştirel bakış atan bir yazı olmuş. kim delidir, kim akıllıdır; neye göre kime karar veriyoruz sahi buna? yazarımız da tam bu ekseriyette çabalamış, açıklamış.
yüreğine sağlık!

yolda: kuyu’nun kaleminden.
en bi merak ettiğim yazıydı açıkçası. merakım giderilmiş, durum hikayeciliğinin üstesinden yine yeni yeniden hakkını vere vere gelinmiş. ‘salim sana diyorum, dünyalı yazar sen anla’ mantığı ile bir insan iç dünyasını öğütler, çıkarımlar ve serzenişler ile kelimelere nasıl dökebilirse, o kadar muntazam dökmüş. kelimeler düz yazı için bir araya gelmiş sanıyoruz bu hikayede, lakin bir şiirsel ifadeye dönüşmüşlük almış başını gitmiş. beni bu noktada yakaladı bak işte. bu arada kuyu bey, şu cümlenizi alıp duvarlara sprey boyalar ile yazmak isterim müsadenizle: “..onların gözlerine değmeyecek cümlelerimizle yürüyoruz geceye.”
yüreğine sağlık!

mö 400’ün çatışması: antigone: hikmet benol’un kaleminden.
edebiyat küpü dergimize, antik yunan edebiyatından bir tragedya örneğinin tanıtımı ve tahlili ile gayet güzel bir renk katmış. ilgilenenler için özet bir çalışma arayanlar için tam da istenilen özelliklere uygun.
yüreğine sağlık!

keşke hiç anlatılmasaydı bu masal: konuk şairimiz ali didar’ın kaleminden.
emin olun tam da geceye şiir başlığına girilecek entry’de yer alacak, president’ça bir şiir. içinde bir mesaj taşıyor. bir mânâ var bu şiirde. ali didar duruşu mecmuamıza yakışmış. kendisine herkes adına teşekkür ediyorum.
“..
gideceğin o yerde bekleyen yoksa fena
o zaman her yer yazık ki diğerlerinden beter
..”

yüreğine sağlık!

telefon kulübesi: güvercin gerdanlığı’nın kaleminden.
90’lardan tutmuş bizi. hikayesi ile eksik bırakıyor kavuşmalara olan inancımızı. güzel sonlar bekleyen yüreklere şöyle diyor belki, ‘olmuyor öyle...’ kavuşmaları başka baharlara erteliyoruz bu hikaye ile. her zamanki gibi. damaklarımızda vuslata hasretlik tadı bırakan hüzünle karışık, betimlemelerle bizi eski zamanlara götürmüş; yeşilçamdan bir film izletmiş kadar olmuş güvercin gerdanlığı.
yüreğine sağlık!

yeremya hezeyan’ın aniden gidişinin tahmin edilebilir sonuçları-2-: anonim kalmayı tercih eden k.hezeyan’ın kaleminden.
diğer sayıdaki yazısına nasıl hayran olduysam, ekseriyetle bu sayısıda da azalmayan hayranlığım katlanıyor. tanımlamalar, benzetmeler, konunun dışı gibi görünüp konuyu tam 12’den vurmuş kelimeleri toparlamaları var ya, tek kelime ile muazzam olmuş.
yüreğine sağlık!

uzağa, daha uzağa, en uzağa: nesir macunu’nun kaleminden.
bir kelimeyi tutmuş ensesinden, bize bir film, bir de albüm tanıtmış. vallahi de yapmış. güzel fikir olmuş şahsen. film izlenilesi, albüm dinlenilesi...
yüreğine sağlık!

mayıs 26, demek ki 1 ay, 12 gün: tomber amoureux’un kaleminden.
en sonda bahsettiği şarkıyı dinlerken yazdığını düşünüyorum bu metni. şarkının ritminden, sözlerinden be hissediyorsak, bu yazıyı okuyunca tam da o hissi yaşıyoruz. kendini tanımak, kendinin farkına varmak ve kendinle konuşmak...hepsi var.
yüreğine sağlık!

belirtisiz insan tamlaması: naçizane, kalemimden...

giotto di bondone’nin sanattaki öncülüğü: kültür-sanat dergisinde yeri tartışılmaz bir yazı daha. resim sanatına ilgi duyanlar için faydalı içerik olan bir çalışma.

bir babanın eve erken gelişi: anonim kalmayı tercih eden vechi arazbar’ın kaleminden.
geçen sayıdaki şiirinden sonra kim olduğuna dair merakımı arttıran bir şiire daha anonim adını, altın harflerle yazdırmış. buram buram kapital düzene isyan kokan şiir. ‘helal olsun’ dedirtti.
yüreğine sağlık!

ben bu yazıyı nefsime yazdım: yüksek mertebeli türev’in kaleminden.
bu yazıyı kendine yazmakla kalmamış, bizim nefsimize de sağlam mesaj verilmiş. kişinin nefsine dair bir şeyler yazması ne kadar zordur ah bir bilseniz. zor başarılmış, nefs ile iç sorgu karşı karşıya getirilmiş.
yüreğine sağlık!

los galacticos devrimi: jay-jay’in kaleminden.
futbol sevgisini bu sayı vesilesi ile bir kez daha dile getirmiş, sporun asıl olarak taşıması gereken ruhtan bahsetmiş. futbola dair olması gereken düşüncelere sahip olmak isteyenler açsın bu yazıyı okusun lütfen.
yüreğine sağlık!

geri çekiliyorum ama siz yine de ateş edin: rebelin korubenisi’nin kaleminden.
kabullenişin ve âh’lı bir iç çekişin ilk kelimeden son kelimeye kadar hüküm sürdüğü kahverengi bir yazı olmuş. sonbaharda yere düşen yaprağın renginden, solup giden; ama ardından yenisinin, yeşilinin geleceğinin habercisi olan yaprağın renginden...umut da umutsuzluk da bu yazıda. olmak da bu yazıda, kaybolmak da...
yüreğine sağlık!

zekat: aydınlıkızı’nın kaleminden.
müslüman halkların mevcut durumundan dem vurup dururuz çoğu kez. bir çöküştür başlamış ümmette. sebebi kur’an ve sünnetten uzak hayatlar, islam’ın emirlerinden bihaber müslümanlar. bu yazı ile bir farzın gerekliliğinin, neler yapılması gerektiğinin anlatatıldığı mutlak surette okunması gereken yazı.
yüreğine sağlık!

les voyages de monsieur noir: monsieur noir’in kaleminden.
dergide ne eksikti, elbette bir gezi yazısı. editör eksiği bir güzel tamamlamış. gezip bir güzel anılar eklemiş heybesine. dolu dolu heybeyi dergi yazısı için saklamış; fooğraflar ile de harmanlayıp bizlere bir güzel anlatmış. gidip gezmiş, görüp gönlümüzde biriktirmiş kadar olduk.
yüreğine sağlık!

mecmuanın son sayfası bu sözlüğü özetlemiş, buraya da iliştireyim ben; okundukça sözlükçe özümüz işlensin yüreklere: “yaşamak bir ağaç gibi hür ve tek, ve bir orman gibi kardeşçesine...”
devamını gör...

şeyhim ve çay

kemal varol’un, kelimelerin hayli vakittir vahîmliğini, bize dize dize hatırlattığı şiiri.


“gül çarşısında herkes başka tükenir şeyhim; bak
hiçbir kelimeyi almıyor içimiz, kelimeler çoktandır vahîm

taşların bilmediğimiz yüzü hesap susuyor nicedir
olabilir sanıyoruz, bu kez tutabilir kopan lehim

biz göle bakınca ancak suyu incitir, suyla biliniriz
ama göle düşürdüğümüz gül çoktandır başkasına fehîm

eklendiğimiz divanda dibace eksik, ölüm solgun
artık o çürümüş seherde gülü gülle açıklayamayız şeyhim

çarşılar geziyor gözümüz, kepenkler kapalı, nilüferler eksik
hiçbir kelimeyi almıyor içimiz, kelimeler çoktandır vahîm”
devamını gör...

her derdin devasının olması

Allah devasız dert yaratmamış derler, doğrudur. peşinden ilave ederler: ölümden gayrı her şeyin devası vardır; yanlıştır. çünkü ölüm dert değil devadır; doğmak derdinin devasıdır ölüm.

ille de içinde ölüm geçen bir dert bulacaksak kendimize, ölmeden önce ölmek dertlerin hasıdır.
devamını gör...

sosyal medya ahlaksızlığı

ahlak yoksunluğunun, zaman-mekan fark ettirmeyişini açıklayan başlık.

çevremizde tek sermayesi küfür ve yalan olan insanlar var ve bunun yanı sıra insanları güldürmek adına sosyal medya’da meşhur olmuş (fenomen) birçok insan, islam’ın nehyettiği birçok şeyi normalmiş gibi yapıyorlar.

özellikle sosyal medya’da takip ettiğimiz hesapların “eğlence” “komedi” “makara” gibi kavramların altına sığınarak yapmış olduğu maskaralıkları şöyle bir düşünüp aklettiğimizde, genç kitlede (hangi ideolojiyi benimsediğinin önemi yok) ahlak erezyonunun ne derece ciddi boyutlara ulaştığını görebilirsiniz.
devamını gör...

küfür etmenin basitlik göstergesi olması

altına imzamı atacağım önermedir. o kadar hak verdim çünkü.

şöyle ki, öfkelenilen birine "o.. çocuğu" diye hakaret etmek çok yaygın. oysa bu ifade, Allah'ın gazabını gerektirebilecek
kadar ağır. eğer atıf yaptığınız anne gerçekten o... değilse, o zaman aşağıdaki ayet devreye giriyor. ağız alışkanlığı bile
olsa, Allah'ın şakası yok:
" namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. onlar için çok büyük bir azap vardır." *

dil âfettir. sakınabilenlere ne mutlu...
devamını gör...

ölüm

"ağızların tadını kaçıran ölümü sıkça anın." buyuruyor Allah'ın rasulü.

bi baktım da sözlükteki yazar arkadaşımızın acısı tanımasak bile yüreğimize işliyor. çünkü bize aslında en yakın olan ama aklımıza getirmediğimiz ölüm söz konusu olunca insan bambaşka bir ruh haline bürünüyor.

insan konuşamıyor, ama o konuşamayışta ne mânâlar gizli; anlatılacak ne çok dert var.

öyle işte dostlarım, öyle...

son olarak: ölümlü olduğumuzu unutmayalım, ve nolur kalp kırmayalım. vallahi gelip geçici olanlardan başka bir şey değiliz!
devamını gör...

sen kimseyi sevemezsin sevmeyeceksin rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi sürükleneceksin

tek cümlelik duygu durum kompozisyonu.

giriş: beni bile sevemedin ya, bundan kelli sana sevgi mevgi hak getire, mesajını taşıyor. muhataba rest çekilmiş.

gelişme: sevmeyeceksin, geleceğe yönelik önyargı hakim, zeki bey pardon ne yaşadınız da; bu ne acı?

sonuç: beddua styling. muhatabı yerden yere vurmaca. ‘ölmesin, sürüklensin’den öte nefret yok arkadaşlar. o derece kırılmış z.müren
..

onlar acı çekiyor, buna sanat diyorlar, çalıp söylüyorlar. siz de acılarınıza benzettiğiniz bu eser ile avunmaya çalışıyorsunuz. zeki müren’e bu şarkıyı yazdıran hayat bize ne yapmaz!
devamını gör...

itina ile gönül tamir edilir umut yüklenir

kendimi görevli kıldığım yeni çabam. insan tamiri yalnızca ilaçla olmuyor. bir kelâma hasret yürekler var. tebessüm neydi unutan yüzler var. gökyüzünde mavi bulutların halen daha var olduğunu unutmuş gri ruhlu insanlar var.

hal böyle olunca ben umutları yeşertmeyeyim de kalpler taşa mı dönsün? hayat beni bu görevde 36 saat nöbete iptilâ kılıyor, el-mahkum. napayım, seviyoruz bu hayatı; bu canına yandığım dert küpü insanları...
devamını gör...

insanların birbirine bağırması

okuduğum bir kitapta şöyle diyordu: “insanlar aralarında mesafe olunca birbirlerini duyamayacakları endişesiyle bağırır. kızgınlık anında yan yana bile olunsa ruhlar birbirinden uzaklaştığı için bağırma ihtiyacı duyarız”

ya aynı evin içinde her gün bağıranlar? mesafelerini yani samimiyetlerini yani ruhlarını birbirlerine olanca kuvvetiyle uzaklaştırmış oluyorlar.
yapmayın, bağırmayın birbirinize. kalp o kadar sert değil; gürültüye dayanmaz.
devamını gör...

rızkımızı amerika değil allah veriyor

dolar almış başına giderken, geçim derdi ile kaygılanan yurdum insanına sık sık hatırlatmamız gereken cümle. abicim sen elinden geleni yap, alın terini dök, Allah’a tevekkül et; sonra da karşılığını Allah’tan bekle. kafire bile çalıştığının karşılığını veren Allah, senden niye esirgesin?

hatırlatayım: alın teri > dolar
devamını gör...

çok eskiden rastlaşacaktık

sevgi de yetmiyormuş kabullenişinin ardından gelen keşkedir. hayatın bu kadar içinden aynı zaman da bu kadar da ütopyasını içeren bir replik az bulunur.

sahi, sevginin dâhi yetmediği durumu ben nasıl tanımlayabilirdim ki zaten? çok eskiden gircektik bu tanımı.
devamını gör...

mataramda tuzlu su

her dizesi “ben ismet özel’im” diyen şiirdir. şiirin derinliği içinde yol arayıp durursun. her dize bir hakikat çarpar yüzünüze.

devamını gör...

inançlı bir gencin depresyona girmesi

zamanla inancında görülebilen azalma sonucu başa gelebilecek hadise.

imanı sağlam bir genç güne yapabileceği sorumlulukları hatırlayarak başlar. mesela sabah namazından bihaber kimsenin güne erken başlamak için bir nedeni olabilir mi?
veyahut kalpteki boşluğa gelelim; “ben kuluma şahdamarından daha yakınım.” diye buyuran rabbini kendinden uzak tutan genç nasıl mutlu olabilir?

açıkçası şunu belirtmekte fayda görüyorum; ben imân, inanç ve Allah’a kalben yakınlık kadar etkili bir antidepresan görmedim, bilmiyorum da...
devamını gör...

hüzün ile mutlu olabilmek

“hüzün ile mutlu olan mı var?” diye sordurur en başta. demek ki varmış ki yüreğimize dert olmuş.

ey sineye hüznü gark ettirenler, sadece hüznü ile dahi mutlu olabilen kalpleri dört duvar arasında üzüntüsü ile boğuşur hâle getirdiniz. hatırlatayım: allah var.
devamını gör...

islam’ı müslümanlardan kurtarmak

artık islami hükümleri uygulamak bir yana dursun, islami hükümleri çiğneyip geçen; islamdan bihaber olan; ve sadece kimlikte müslüman yazdığı için bu müslüman sınıfında yer alan amelsiz müslümanlara karşı sergilenmesi gereken tutum.

islam resmen yardım çığlığı atıyor, duyan yok...

ha bi islam’ı müslümanlardan kurtarırsak rahat edecek dediğimizde, “o nasıl laf”cılar ortaya çıkıyor. ah be müslüman islamı kurtarma! islam zaten islam, sen islam ile kurtul.
devamını gör...

dinden başka mevzusu olmayan kişi

dilinde, kalbinde, eyleminde ve her amelinde islam dinini barındıran, her şeyini ona adayan kişilere ne mutlu.
çünkü islam kadar hiçbir sistem sosyal hayatın bu kadar içinde ve merkezinde olamamıştır. islam hayatın her anını ve alanını kapsar; bu yüzden dinden başka mevzusu olmayanın aslında tüm hayatı sırtlanmak gibi devasa bir mevzusu vardır.

konuya bu perspektiften bakabilenler elbet kazananlardan olacak.
devamını gör...

mistaka

inna lillah ve inna ileyhi raciun!
elbette biz, Allahu teâlâ’nın kuluyuz, ölümden sonra dirilerek yine o’na döneceğiz*

kıymetli babasını kaybetmiş modumuz. babasına Allah’tan rahmet, kendisine ve ailesine de sabırlar dileriz.
devamını gör...

dünyevi mecmua 8. sayı

çıkmasını merakla beklediğim ama tam çıktığı hafta komitem olması dolayısıyla bir türlü okuyamadığım, okumak için henüz fırsat bulabildiğim, kapağında “oh be dünya varmış” sloganı ile beni sınav sonrası rahatlığımdan yakalamış dergi.

geç kalınmış bu entry’im için kıymetli dostum monsieur noir’den af dileyerek başlıyorum. * )

içindekiler kısmına bakınca elhamdülillah baya baya ilginin arttığını anlıyoruz, eser sayısının çokluğu göze çarpan olumlu bir gelişme; ki daha da artacağına şüphem yok.

editör dostum giriş yazısında kalemlerin kağıda değme derdine ses olmuş, kelimeleri ile umut aşılamış; ruhlarımızı bir bakımdan bahara hazırlarken ilerleyen yazıların aslında ne kadar yüreğe dokunacağının da işaretini veriyor. sağolsun, varolsun...

ormanın kalbinden şehrin rögar kapaklarına’yı okurken bu kadar mı güzel anlatılır dedim. “ben buraya hiçbir insanın kalbinde yaşayamadığım için düşmedim?” cümlesi ile gerçeklere sağlam bir tokat atmış. şehri ve unutturduklarını hatırlatmış, ölümü anmış yemliyha. olmak isteyip olamadığımız yerlere inat ruhlarımızın sürüklenişe dem vurmuş, “anlamıyorlar, anlamalarını istemiyorum. geç kaldılar, geçti.” diyerek yazısına son vermiş ama aslında hiç bitmeyecek bir serüvenin; varoluş ve hüzün sahnesine perde aralamış. yazarımızın kalemine ve yüreğine sağlık, ölümü anmamıza vesile olduğu için...

aşkın limiti ile bir şiir arası veriyoruz, pascalgönülzede mahlası ile şiirin temasını yeterince yansıtmış.
“ey en tanımsız şeylerin en güzeli,
seni tanımlayana kadar aşığım sana”

mısrası ile şiirin biraz da tanımsızlıkları tanımlama çabası olduğuna kanaat getirdim, şiirin kendi içimde tanımladığım anlamlarına yeni bir boyut daha ekledim.

haneke sinemasına giriş’te yönetmen michael haneke ile tanıştırıyor vechi arazbar bizi. sinemanın da kalitesini yitirmeye başladığı şu çağda her şeyi izlemememiz gerektiğini de hatırlayarak bu yazıyı okuduğum için gayet memnun oldum. film izlerken nelere dikkat etmeli, bir filmin kalitesi nasıl anlaşılır’a dair ufak ufak dersler edindiğinim bir yazı da oldu ayrıca. yazarımıza bu güzel yazısı için şahsen teşekkür ediyorum.

gözlerinin ülküsü’de kelimeler gülnihal hanım’ın kaleminden ordan oraya bir bilinmezliklere sürüklüyor bizi. “ülkün olmasa kalbim yüktür bana...” diyerek taşıdığımız kalbin onca ağırlıklara dayanabilmesi gerçekliği ile karşılaşıyoruz. ülkü’nün gözlerimizden yansıdığı, sana, bana, hepimize dair bir şeyler taşıdığı haykırışların sessiz çığlığı olmuş bir yazı.
şu pasajın altını renkli kalem ile çizelim kalsın bi’ kenarda: “..sonra koyardım önüme ruhumu. ‘niçin ciğerlerime cam kırıkları dolu bir amaçsızlık yüklüyorsun?’ diye hesap sormak isterdim. bir bakardım ki hesaba çekilen ben olmuşum, davacı ruhum..” altını çizdim ve ardından yazara bir eyvaallah bıraktım şuraya. varolsun...

güneş yanığı kısa ama etkili bir hikaye. âlim-layalem halkı-güneş üçlüsü arasında geçen, kendimizden ve hayatımızdan birçok kesit bulabileceğimiz bir yazı. âlim’in hayallerini hangimiz taşımıyoruz ki? hangimiz insanların imkansız olarak nitelendirdiklerinin hayalini kurmuyoruz ki? layalem halkına aldanmayıp tayyaresi ile güneşe koşar adım varanların elbet kazanacağına dair umutlarımızı diri tutan yazarımız felak’a sonsuz teşekkür, hakikate ve mânâya vesile olan kelamı için...

senin olsun diyerek bir şiir durağına daha varıyoruz. saksıda çiçekçi dizeleriyle kelimeleri tak tak diye gerçeklere nişan almış, tam da on ikiden vurmuş hepsini.
“avuçların gebe bir ufuktur,
gönül güneş olmağa layıktır,
nice gönül var ki yıkıktır,
onar ki onaran senin olsun.”
onarmaya niyetlenip onaramayanların hikayesini şu dörtlüğe sığdırmak herkese de nasip olmazdı, yüreğine sağlık. nefse tokat etkisinde bir şiir olmuş...

taç çizgilerinin dışında hiçbir şey yoktur’da yazarımız malamadre’nin futbol tutkusuna şahitlik ediyoruz. futbolu anlatmayı dışardan değil de saha çizgilerinin içinden-yüreğinden- aktarmış yazar. yazıda çocukluğunuzu buluyorsunuz, kendinize dair detaylara denk geliyorsunuz. “..çünkü herkesin tek bir derdi vardı. hayır kazanmak değil, oynamak!” cümlesi ile çocukluk masumiyetimize ait özlemlerimizi tazeleyip dünya hayatının nasıl da ruhlarımızı kirlettiğini bir kez daha hatırlamamıza yardım etmiş yazarımız. kelamına ve futboluna sağlık...*

seher’de vâreste adlı yazarımızın fotoğrafçılık yönünü keşfediyoruz. seher ile arasında geçen diyalog bize büyük bir insanlık dersi veriyor. bir çiçeğe, bir insana verilen değerin ne hale geldiğine ufak bir gönderme yapıyor seher. yazıyı okuduktan sonra haklısın küçük seher, haklısın... dedim. belki birgün bi’ yerlerde seherle karşılaşırız, kim bilir...

frantz-siyah beyaz bir hayat adlı yazıda film yorumu, şiir, türk edebiyatı yazarları ve edebiyata dair her şeyi içeren bir eser ile karşı karşıya kalıyoruz. bir filmin yorumuna bu kadar mı edebiyat harmanlanır, bu kadar mı özümsenir...evet bu mecmua için tüm bunlar olmuş. büyük, çok büyük emek kokan bir ruhu olan bu yazı için teşekkür ediyorum.

durmuş durkheim’in ilk ve son mektubu’nda başlığı okuyunca ilk tepkim: ‘ilk ve sonu barındırıyorsa seni iyi bir yazı bekliyor president’ oldu. yazarın konu seçimi ilginç, intihara sürüklediği ruhunun son 10 dakikasındaki buhran ile karşı karşıya bırakıyor bizi. tam bir duyguya bürünüyoruz derken pat diye başka duyguya yönlendiriyor yazar bizi. e kolay mı son 10 dakika...ve yazar matematiğin de edebiyatını yapmış, güzel bir girizgâh bırakmış: “bir insanın mutluluğu eksi bir ise, iki insanın mutsuzluğu negatif sonsuzdur...”. sırf bu cümle için bile bu yazı okunmaya değerdir.


küresel para sistemi ve yahudi tahakkümü-2’de kalemdaş adlı yazar 7. sayıdaki yazıyı destekleyici bir içerik ile tekrar karşımızda. dergimizin kültür kısmındaki eksikliği tek başına doldurmak gibi bir opsiyona talip olmuş. elimizin kiri olan paraya dair bilgi birikimimizi arttıracak; doğruyu yanlıştan ayırt etmeye, zihinleri gerçeklere hazır hale getirmekte kuvvetli bir yardımcı olmuş eser. siyaset-yahudilik-amerika-sömürgecilik-yakın türkiye tarihine kısa bir bakış... bu yazıda hepsi ve fazlası mevcut. yazıyı okuduktan sonra kalemdaş ile oturup “nereye gidiyoruz?”’u uzun uzun tartışmak istedim, varolsun...


kısık bakışlar’da 7. sayıda olduğu gibi yine bir şiir ile sonlanıyor mecmua. şairimiz müsvedde her dizede size soru soruyor. ama bu soruların cevabı baştan belli. cevabını beklemiyor şair, algıları ana noktaya toplamak için sadece sizi yönlendiriyor. “kalemi el değil; yürekler tutar” dizesinin altını renkli kalemle çizdim ve yürek rafımın en güzel köşesine kaldırdım. şair dörtlükleri ile yüreğimizden tutup şiirin rüzgarına bıraktı bizi; kelamına sağlık...

başta editöre, ve emekleri tartışmasız ortada besbelli olan çizerler cartoonpiyer’e ve we born we play we die’a mecmuada emeği geçen, eserleri yer alan yazar dostlarıma kendi adıma çok çok teşekkür ediyorum.

edebiyat dünyasına savurduğumuz 8. sayımız beni hem heyecanlandırıyor hem de gururlandırıyor. mecmuamız güzel bir hareket; dilerim daim olur.

2.sayısında editörün acemiliğini attığı ve dizginin daha da kaliteli olduğu dikkatimden kaçmadı. bu kalite artışı ilerleyen sayılarda daha da ivmelenecek; ben inanıyorum ve sonuna kadar destekliyorum.
vee cartoonpiyer’in çizimlerindeki dertli insan figürlerine gelince; kederli yüzlerindeki dünya yansıması çok harika ve gerçekten büyük bir ilgi ile bakınca ayırt edilebilen ince bir detay olmuş, takdire şayan!
devamını gör...

dünya hayatının kısa ve geçici olması

ölümü bilen, fani lezzetlere; ahiret yolcusu olduğunu bilen de, dünya misafirhanesindeki oyuncaklara aldanmaz, onlarla oyalanıp vakit kaybetmez. bütün fânî nimetler bir kişide toplansa ve o huzur, saadet içinde yaşasa ne fayda.. sonunda gireceği yer, şu bastığımız kara toprağın altı değil midir?

imam şafii’nin ifadesiyle: kervanların, yolculuk esnasında ev inşa etmeleri akıl karı mıdır?
devamını gör...

dünya hayatı bir oyundan oyalanmadan ibarettir

dünyanın gelip geçici olduğunu hatırlatan ayet.
dostlar, fark ettiniz mi içimize sinmeyen dünya, üstümüze siniyor. ama biz biliriz ki insan yalnız "allah” derken diniyor. çağın bu sağır eden gürültüsü yalnız Allah’ı anınca sükût buluyor. şifâ Allah’ı anmakta. biz o’nu anarsak o da bizi anacak. bu bize kur’an’da vaad edilen...
devamını gör...

gençlik çağı

taberâni’de ibn mesud (r.a)’dan rivayetle şöyle geçer: “gençlerinizin en hayırlısı, ihtiyarlar gibi ölümü düşünen, gençlik hevesatına mağlup olmayıp, gaflette boğulmayandır...”

okuduktan sonra bir daha okudum, bir daha, bir daha... o kadar derinden etkiledi ki hadis. düşünüyorum da önce nefsimi daha sonra ümmetin gençlerini; ne ölümü düşünüyoruz, ne dünyalık heveslerimize ket vuruyoruz ne de şu gaflet perdesinden sıyrılmışlığımız var.

gençler, hani biz bu ümmetin umuduyduk? ne oldu bize! ne bu gevşeklik, boş vermişlik? mücadeleden vazgeçişliliğimiz ne zamana kadar sürecek?

bir an önce şu gençliğin hakkını vermemiz gerekiyor, bizim Allah’a kul olmamız gerekiyor!
devamını gör...

kalabalık dünyada içinin hirasına çekilmek

ara sıra tek kalmalı insan. herkesten her şeyden uzaklaşmalı. zira insanlar fazlası ile yorar. ve rabbinden başka herkes yara olur bir tek o’ndadır şifa...
selam olsun bu denli kalabalık ve kötü bir dünyada içinin hirasına çekilebilenlere..
devamını gör...

peygamberimizin ölüleri diriltme mucizeleri

ölü kalpleri dirilttiğine şahidim. bizzat kendim...asırlar evvel yaşamış olduğu halde bugün bile o’nu anmak, bıraktığı yolu takip ediyor olmak; sünnetine sıkı sıkıya tutunmak çağın taşlaştırdığı kalpleri özüne döndürüyor.

o’nu tanımadan önce ben ölüydüm. o’nu tanımak ve hayatı, kendisinin de yaşayarak belirlediği sınırlar çerçevesinde yaşayamaya başlayarak dirildim ben. kalbimin taşları un ufak oldu. çünkü rasul aleyhisselam kalplere şifâdır...
devamını gör...

her şeye rağmen gülümseyebilmek

molozlar içinde kalmış hissetse de yaşamak gayretini elinde bulunduranların hasleti. o zaman burdan yıkılsa da kalkmayı bilen ve yeniden başlamak arzusunda olan yiğitlere sesleneyim:
ey yalan dünyayı gerçek bir tebessüm ile ısındıran kişi! bu sözüm bize, dipleri de gördük, mutluluktan ayağımızın yere basmadığı günleri de. noldu hepsine. geçti gitti. kimi güzel bi anı, kimi hafif bi kalp ağrısı, kalp çarpıntısı. ağlayarak ettik kimi sabahları, kimi mutluluktan dönüp durduk. büyüdük, kendimiz olduk, oturdu her şey yavaş yavaş. kimi iyi insan olmayı seçti bunları yaşayarak, kimi kötü kaldı. daha çok şeyler göreceğiz. sen iyi insan olmayı seç.
daima dik dur! bunu başarabilirsin, başarabiliriz...
devamını gör...

yüksek dağlara doğru

“çok sevdiğime değil, bilmemene yanarım” diyerek karadenizin hırçın dalgasını yüreklere savurmuştur.
klibindeki yaylalara fırlatın biriniz beni.

devamını gör...

dünyadan dini çıkarsan çok güzel bir yer haline gelir

‘dünya’ olarak kasıt kişinin kendi dünyası ise, o kişinin tercihine kalmış bi şey. kalpler Allah’ın elinde, yalnızca hidayet dileyebiliriz artık napalım... ama biz “bir elime ay’ı bir elime de güneş’i verseniz yine de davamdan vazgeçmem.” diyen rasul aleyhisselam’ın mücadele ettiği, uğrunda cehd ettiği dünyanın, din’e kavuşup hak din olan islam ile şekillenmesi, bir sistem haline gelmesi için canların bu yola adandığı dünyadan bahsediyorsak: kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacak * arkadaşlar. biz bunu bilir, bunu söyleriz.
devamını gör...

diriliş neslinin amentüsü

davamız hakikat davasıdır. sezai karakoç kitabında bunu bize hatırlatıyor. keşke yazmak bana nasip olsaydı dediğim şu sözlerin sahibi o. madem ona yazmak düştü, dilerim bana da hakkıyla yaşamak düşer...

--- alıntı ---

“benim inandığım ve bağlandığım dava, ilk insan ve ilk yol göstericinin, dünyayı dolduran inkara karşı özgür inanç gemisinin kaptanı olan hazreti nuh’un ebedi kurtuluş sancağını uygarlıklar başkentine diken, ateş imtihanından geçmiş ve kurban şifâsıyla azapların zehrini eritmiş hazreti ibrahim’in, toplumu yönetecek altın kuralları sütunlar gibi ufkumuzda yükselten ve onları kıyamete kadar tarihin levhası olarak belirleyen hazreti musa’nın, ölüleri dirilten, ölü gönülleri diriltici soluğun sahibi hazreti isa’nın ve nihayet en büyük insan, en büyük yol gösterici, bütün insanlığa ışık tutucu, fiziği ve fizik ötesini aydınlatıcı son peygamber hazreti muhammed’in davasıdır.”

--- alıntı ---
devamını gör...

kudüs

nizar kabbani ‘’ey kentlerin en acılısı’’ diyerek sesleniyor dizelerinde kudüs’e, son derece yerinde bir tabirle. ve ekliyor ‘’ey kudüs, ey peygamberler kokusu, ey yerin göklere en yakın avlusu.’’

kudüs ki kur’an-ı kerim’de mübarek kılınan, kudüs ki mirac’a şahitlik eden…
devamını gör...

ismet özel

vakti olanlar erbain ve bir yusuf masalı eserlerini mutlaka okusun dediğim şair. ismet özel insana muhakkak bir şeyler katıyor. lakin bazen söz, tek başına tesirli değildir ki; şairin sesi, şiirlerine muazzam yakışıyor. bu tesirin etkisi daha büyük, yadsınamaz derecede büyük.

okunmalı. okunmuyorsa dinlenmeli. o da olmuyorsa geceye şiir’i takibe devam. *
devamını gör...