president

president
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 15364.2
  • Kayıt: 2016-07-08 19:21:00
  • En son giriş: 2018-09-26 17:21:51
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 17
  • Aktif Tanım: 5050
  • Açılan Başlık: 628
  • Artı Oy: 9348
  • Eksi Oy: 444
  • Alınan Artı Oy: 18180
  • Alınan Eksi Oy: 594
  • Alınan Favori: 981

president - son oylananan tanımları

bayram tatlısı

bayramı yalnız geçirecek olan için pek de ağza tat vermeyecek olandır. hayat herkese aynı değil arkadaşlar. bak şükürsüzlüğümüzü düşünsek, her şeyin altından çıkar. bi tatlıdan bile...
devamını gör...

olgunluk imtihanı

olgunluğa ulaşabilmek zor iş, olgunluğa ulaşmış taklidi yapmaksa gayet basit...olayın imtihan tarafı tam da burda. kartondan aslanlarla, sabun köpüğünden kuğularla dolu etrafımız. acı ile hercümerç olduğumuz iddiasındayız çoğu zaman. ama kendi derdini dağ edinmiş, minik karıncalardan ibaretiz aslında...
devamını gör...

ağlamaktan utanmak

ağlamanın bir nimet olduğunu bilebilseydi , ağlamaktan utanıp da şikayetçi olmazdı halinden insanlar. ağlamak, kalpte merhamet olduğunun göstergesi ve bu taş kalpli olmaktan yeğdir. ağlamaktan utanmayın, bilakis gurur duyun; bir kalbiniz var sizin, onu hatırlatın yüreği taş kesilmişlere...
devamını gör...

vazife galip olmak değil mücadele etmek

caddede başın eğik yürümen, kavgada yumruk yemen, toplumdan dışlanman, hakkını alamaman da mücadeleye dahil. Allah için hepsi...asıl mükafatın peşinde koşanlar, sonucu ve karşılığı yalnız Allah’tan bekler.
devamını gör...

şiir yazmak

tahtadaki matematik problemini temize çeker gibi yazılmamalı şiir. denklem kurar gibi kurmamak lazım cümleleri. özgün olayım, şiir yazayım, olabilirsem şair olayım derken, problem olmayın. sade , akıcı , lirik olmalıdır yazıtlar...ve tabii yazmak işi hissedilerek yapılmalıdır.
devamını gör...

müsebbib

yaşadıklarımız bize bunu öğretir: insan kendinin müsebbidir. şöyle izah edeyim; bize rağmen, bizim yaptıklarımızdır sonumuzu tayin eden. sebebe sebebiyet vermenin hayatçası.
devamını gör...

her şey olacağına varmaz

çünkü Allah böyle diler. olacak gibi gözükene varmasın ki adı imtihan olsun. senin hayır gördüğün olacak, olmasın ki altındaki şerden rabbinin tecellisi ile zarar görmeden çıkmış ol.

olmuyorsa olmuyor, çünkü hikmet olmamasında. o hayrı sabırla bekleyin; Allah her daim kulunun hayrını murad eder. olmadı diye hayıflanmak, beyhude çaba...
devamını gör...

en çok da kendine kırgın olmak

“da” ekine dikkat, anlamı 180 derece tersine çeviriyor. birçok farklı şeye kırgınsın; ama dönüp dolaşıp yine kendine davacısın. diğerlerini önemsemiyorsun bile, derdin kendinle. yahu bu çağda ne naif cümle! böyle insanları da kırıyor ya bu insanlar, daha ne diyeyim...
devamını gör...

milli serveti yanlış kanalize etmek

caminin halısı yenilenecek denilse, seferber olan ‘muhafazakar’ sermaye; sanatsal, bilimsel ve teknolojik gelişmeler konusunda isteksiz ve duyarsız. sorun kimde? milli servetin bundan haberinin olmadığı kesin.
devamını gör...

nadan

çıldırmak gerekirken yadırgamıyoruz. binbir kısım sorularımıza cevap bulamıyor, sorunlarımızın adını koyamıyor; kısacası nadanlaşıyoruz. ahvalimiz, cehalet tezahüründen hallice.
devamını gör...

manevi yükü çeken kalptir

gökte kanat çırpan kuşu, çalılar içindeki böceğin çıtırtısını, ayak ucundaki karıncayı, çilek dibinde usul sessiz kıvrılan mârın ışıltısını, ılık esen yelin tenine dokunmasını, yağmurla yaprakta oluşan ağırlığı, gökkuşağındaki renkleri hisseden kalbimizdir. birçok derde müptela; ama bir o kadar da kuvvetli. iyi bakmak belki sırf bundan önemli...
devamını gör...

hayat dünya insan üçgeni

dünya uğultular içindeki bir istasyon, hayat hiç durmadan gelip geçen bir tren gibi adeta. ve sanki insanın ne ineceği bir istasyon kalmış, ne bineceği bir tren…

birbirinden ayrı 3 köşe işte.
devamını gör...

baba olmak

5 kişilik bir ailede baba olmak demek; 4 dilimlik pasta varken ‘benim canım istemiyor.’ demek degil. o 4 kişi, o lezzeti tadabilsin diye geceyi gündüze katmaktır. olmadık insanlara eyvallah etmektir. hasta vaziyette maişet peşinde koşmaktır. kafada bi ton problem varken yine onlar için didinmektir. aksam eve gelirken sorunlara kibrit çakmak demektir.

baba olmak, babam gibi olabilmek davasını taşımaktır. rabbim ömrünü bereketli kılsın. hayata dair ne öğrendimse hep onlardan...
devamını gör...

martı

uçabilen sosyal varlık. martılara özenip rûzgarda dalgalanan perde gibi ne uçmaktan vazgeçmeli ne de bağlanmaktan.
devamını gör...

insanın değişken ruh hali

bazen öyle şeyler olur ki nasıl söylesem... yaşam içindeki çıkmazlar, paradoks ve başlangıç ve bitimi aynı noktaya varan dairesel sarmallar ; “insan kapılıp gidiyor..” , “kapılıp gittiğini anlasa bile değişmiyor..ya da değişmek istemiyor veya basit tabirle işine gelmiyor.’‘ olup bitenin bir parçası gibisin artık..şanzuman kutusundaki avare bir dişli gibi. nasıl ki nefes almamak elinde değilse. hani bir an oluyor nefes aldığını fark ettiğin zaman bile onu önleyemiyorsun ya.. o şekilde hissediyorsun artık yada hissetmiyorsun artık …
devamını gör...

ali emiri efendi

“benim tek sevgilim kitaptır. gerisi mihnet, endişe ve gamdır.” diyecek kadar kitap ve ilim aşığı. Allah rahmet etsin.
devamını gör...

hakikati idrak etmek

her durumu kontrol edemediğimizi, her savaşı kazanamadığımızı fark ettiğimizde tevekkül ve teslimiyet zuhur eder. dalganın aktığı yönde akmak...kader atının dizginlerinin elimizde olmadığını bilmek... ‘niçin oldu?’ diye sormak yerine, ‘ne oldu ve bu bana ne öğretiyor?’ demek...
devamını gör...

doktor besim ömer paşa

ülkemizde çağdaş doğum biliminin öncüsü. kadın doğum derslerinde jinekoloji tarihini anlatan hocalar mutlaka kendisinden bahseder.

--- alıntı ---

1892 yılının istanbulu'nda ilk kez bir "viladethane" açılır. açan da eğitimini paris'te tamamlamış olan besim ömer paşa'dır. "açılır" dedik ama bu hiç de kolay olmaz. 1885'te de vehbi bey kente bir viladethane açma girişiminde bulunmuş, hatta binanın planlarını mimar perpignanni'ye çizdirtmiş, ama saraydan izin çıkmayınca tüm çalışmalar rafa kaldırılmıştı. geçen yedi yıl içinde, birçok kadın doğum anında ölürken bir o kadar çocuk da sakat kalır. besim ömer paşa, belli çevreler tarafından hakarete uğrar, cağaloğlu'ndaki evi taşlanır. bunun nedeni "piçhane" kurmasıdır(!) "hangi kadın gider orada doğum yapar, elbette doğacak çocuğun babası belli olmayan." böyle düşünür kimileri ve besim ömer paşa'yı şeytan ilan ederler. evet, viladethane "doğumevi" demektir ve onun kuruluşunda öncülük yapan besim ömer paşa da kadın doğum uzmanı olan bir biliminsanıdır.

ıı. abdülhamit'in doğumevi yapımını reddetmesinin nedenini dr. ömer besim paşa şöyle açıklar: 'o zaman nezd-i şahane'de viladethane'nin bir 'piçhane' gibi telakki edilmiş olmasıdır. hep bu telakki tesiri altında menfi cevap gelmekte idi. her şey burada düğümlenip kalıyordu.

' 1892'ye kadar istanbul'da kadınlar evlerde doğum yapıyordu. ebelerin bilgileri dahilinde evlerde doğum yapmayan kadınlar, hamile olduğunu ailesinden gizlemek zorunda kalanlar ya da genelev çalışanlarıydı. besim ömer paşa için doğum anı kadar, doğumdan sonraki bakım da önemliydi. toplumu bilim yolunda yürütmekte kararlı olan besim ömer paşa, gülhane askeri tıbbiye'nin yakınındaki, üç oda ve bir sofadan ibaret olan binada ilk doğumevini açar. böylelikle bilim, uygar yaşam, sarayı gizlice kuşatmış olur. çünkü viladethane binası topkapı sarayı surlarına bitişikti ve besim ömer paşa tüm çalışmaları saraydan gizleyerek yürütmüştü!


doğumevini kuran bu yürekli insan, doğum yapacak kadın bulabilmek için gazetelerde yazılar yazmaya başlar. özellikle de "fakirhane"lerde doğum yapan kadınların, normal şartlarda bile sağlıksız koşullarda yaşadığını belirterek doğum sonrasında bakımsızlıktan öldükleri gerçeğini vurgular. onun düş kapısından içeri doğum yapmak için ilk hangi kadın girdi, bilemiyoruz; ama bu durum, o an besim ömer paşa'nın yüzündeki gülümsemeyi gözümüzün önüne getirmemize engel değildir!

besim ömer paşa, son sınıf öğrencilerine 24 saat arayla, altışar kişilik gruplar halinde nöbet tutturur. doğumevi, bu alanda nice uzman doktorun yetiştiği bir okula dönüşür. doğumevi'nin başarısı istanbul'da dilden dile yayılır. öyle ki bina başvuruları kabul edemez hale gelir. halkın talebi karşısında ıı. abdülhamit, 1904 yılında yeni bir viladethane yapılması iznini verir. bu izin, besim ömer paşa'nın zaferinin saray tarafından da kabul edilmesi anlamına gelmektedir. ilk doğumevi 17 yıl hizmet verir. nasıl titanik'in atlas okyanusu'ndaki enkazında ölen insanların yardım isteyen haykırışları yankılanıyorsa, harabeye dönüşen ilk doğumevinin duvarlarında da zor bir ameliyat sonrasında dünyaya gelen bebeklerin çığlıkları ve mutlu annelerin, babaların kahkaha sesleri duyulmaktadır. günümüzde, doğumevlerine gelen ziyaretçiler yeni doğan bebeğe ilk oyuncak olarak "teddy bear" armağan ediyorlarsa, bilinmelidir ki bu mutluluğun bedeli besim ömer paşa tarafından ödenmiştir. bu ülkenin besim ömer paşa'ya büyük bir teşekkür borcu vardır. kadınlarımız bilimin ellerinde doğum yapmalarını besim ömer paşa'ya borçludur. baba olmanın mutluluğunda besim ömer paşa'nın düşlerinin ve tüm baskılara rağmen çıkarmadığı beyaz doktor önlüğünün payı büyüktür. oysa onun doğumevi günümüzde bir yıkıntı halinde ve yanına hiç kimse uğramıyor. tıpkı, titanik'in enkazı gibi... o tarihi bina bir gün mutlaka "dr. besim ömer paşa müzesi"ne dönüştürülecektir. buna yürekten inanıyorum. viyana oyuncak müzesi'nde sergilenen oyuncak siyah ayıya ve tuttuğu titanik resmine bakarken, besim ömer paşa gelir aklıma... çünkü o, new york'taki bir tıp toplantısına gitmek üzere bilet aldığı gemiyi kaçırmış bir yolcudur. o gemi titanik'tir! inancım, bu toplumun kahraman olarak elleri kanlı katilleri, çetecileri tanıması değil, besim ömer paşa ve onun gibi biliminsanlarıyla "gurur" duymasıdır. besim ömer paşa gerçek bir kahramandır. ille de şartsa olsun, onun da elleri kanlı!



--- alıntı ---
devamını gör...

ansızın gelen çekip gitme isteği

insan bazen gitmek ister. sıkılmıştır, yorulmuştur, bunalmıştır, elbet bir şey olmuştur... kimisinin de hiçbir sebebi yoktur, bir gitmek hasreti tutturmuştur işte. arif nihat asya, "bir kayık yaptırdım, yelkeni temiz / daha böylesini görmemiş deniz." der. artık gitmek hasıl olmuşsa, bırakıp toprağı kanatsızlara, gidelim. gidelim yelkeni nurdan kayığımızla...ne güzel olur...
devamını gör...

altına pisleyen oyuncaklar

türk lirasının bu denli değer kaybettiği bu dönemde, altın fiyatlarını göz ardı eden çocuklardır. gün gelir dolara da pislerler. sonra vay efendim bu çocuklar niye bu halde...*
devamını gör...

kavuşturmuyor bu şehirde insanı birbirine

caddeler epey kalabalık. binalar neredeyse bulutlara değecek. hiç olmadığı kadar hızlı gidiyoruz bir noktadan bir diğer noktaya. her şeye zamanımız varken vakit bulamıyoruz birbirimize varmaya. birhan kesin bir şiirinde, "bunca katlı yol bunca kavşak / kavuşturmuyor bu şehirde insanı birbirine." diyor ya, bir hasret türküsü çınlıyor kulaklarımızda. artık kavuşma vaktidir, belki bir şiir dizesinde; belki de cümlelerinin altı çizilmiş eski bir kitapta...
devamını gör...

zor zamanlardan geçmek

zor zamanlardan geçiyoruz. memleket, çocuklar, insanlar, bütün dünya... kendini kaybedenler de oluyor, her şeye rağmen umudunu diri tutanlar da.william faulkner, "bir insan bana kalırsa her şeyden önce insandır, nerede ve ne olursa olsun." der. vaziyet ne kadar fena olursa olsun insanlığımıza sığınacağız. elbet sabah olacak...
devamını gör...

belkilerden geçip gitmek

belkiler yollarımıza barikatlar kuruyor, çıkmaz sokaklara sürüyor bizi. geçip gitmek ne mümkün...

insanız işte, belkilerden dağ yapmakta üstümüze yok. o dağları aşarsak eğer, belki birgün belkilerimizden biz de geçip gidebiliriz.
devamını gör...

rızkımızı amerika değil allah veriyor

dolar almış başına giderken, geçim derdi ile kaygılanan yurdum insanına sık sık hatırlatmamız gereken cümle. abicim sen elinden geleni yap, alın terini dök, Allah’a tevekkül et; sonra da karşılığını Allah’tan bekle. kafire bile çalıştığının karşılığını veren Allah, senden niye esirgesin?

hatırlatayım: alın teri > dolar
devamını gör...

soren kierkegaard

sanki her gün birilerini memnun etmek, sürekli gülümsemek zorundayız. hâlbuki her zaman güçlü kalamayız, insanız işte. kierkegaard, "evet hava güzel, ama içimde istek yok, bırakın evde kalayım." der ve adeta içimize ayna tutar.
devamını gör...

hayat bu işte

her sözünde derin mânâ olan, arka fondaki piyano ile gönüllere dem vuran manga şarkısı. şarkıyı başındaki piyano girişi için tekrar tekrar dinlediğim doğrudur.
devamını gör...

emil michel cioran

can sıkıntısı, hiçbir inanç adına yaşamayıp, hiçbir inanç adına ölmeyenlerin çektikleri azabın adıdır.” diyerek sebepsiz yere vuku bulan can sıkıntımı can evinden vurmuş yazardır.
devamını gör...

çay harareti alır

doğrudur efendim. şöyle ki, sıcak içecekler vücudun kendisini olduğundan daha sıcak zannetmesine yol açar. vücut daha çok terler ve bu da ısı kaybına yol açar.
devamını gör...

müminin artığı mümine şifadır

nureddin yıldız hocaya mikrofonu uzattığımız başlık.
buradan

--- alıntı ---

bu söz hadis olarak sahih değildir yani böyle bir hadis yoktur. mü’minin mü’mine karşı tevazu sahibi olması açısından ise sözün muhtevasını doğrulayacak uygulamalar peygamber aleyhisselamın hayatında vardır. sözü tevazu sahibi olma anlamında uygulayabiliriz. sağlık açısından sıkıntı oluşturmayacak şekilde tatbik edilebilir.”

--- alıntı ---
devamını gör...

slogan atan değil fikir üreten gençliğe duyulan ihtiyaç

ümmetin derdi ile dertlenmiş, gençlerin akıbeti için çaba harcayan bir büyüğümden aldığım sağlam bir nasihat:

“emperyalizme karşı en büyük silahımız kitaplardır. amerika sokakta semaver yakıp çay içenlerden değil! eline kitap alıp meydanlarda kitap okuyan gençlikten korkar..! slogan atan değil fikir üreten gençliğe ihtiyacımız var.
devamını gör...