president

president
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 15358.2
  • Kayıt: 2016-07-08 19:21:00
  • En son giriş: 2018-09-25 23:47:35
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 17
  • Aktif Tanım: 5049
  • Açılan Başlık: 627
  • Artı Oy: 9346
  • Eksi Oy: 444
  • Alınan Artı Oy: 18174
  • Alınan Eksi Oy: 594
  • Alınan Favori: 981

president - son oylananan tanımları

inandığı gibi yaşayanların gitmesi

güzel atlara binip gidenler zümresinin başka bir çeşit koludur bu gidenler de.

gittiler gitmesine ama onların ardından kalan boşluğa da yaşadığı gibi inanlar gelmeye başladı.

kapanması zor boşluklar, böyle dolmamalıydı. en azından böyle...
devamını gör...

eylül’dü

--- alıntı ---
dedim ya... eylül ' dü.
savruluşu bundandı kimsesizliğimin.

--- alıntı ---

2 mısraya bu denli anlam yükleyebilen cemal süreyya şiiri.


eylül ' dü .
dalından kopan yaprakların
sararan yanlarına yazdım adını
sahte bir gülüşten ibarettin oysa .
ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.

eylül 'dü .
di 'li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
adımlarımızın kısalığı bundandı
bundandı gözlerimin durgunluğu .
sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan ,
ellerin kadar ıssız ,
sen kadar zamansız molalar veriyordum
ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz .

eylül ' dü .
izlerini çizdiği zaman ansızın gidişin ,
şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun .
çırılçıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde .
sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
en çok sesini aradım .
gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hala .
gözlerini sildi zaman..

dedim ya... eylül ' dü.
savruluşu bundandı kimsesizliğimin .
devamını gör...

simetri veya eksiksiz olma takıntısı

sık görülen saplantı çeşitlerindendir. kişi yaptığı işin eksiksiz olmasına, evdeki veya masasındaki eşyaların düzgün ve simetrik olmasına hastalık derecesinde dikkat eder.

öyle ki bu simetriyi sağlamak için saatlerce uğraşabilir. eğer istediği simetriyi ve düzenliliği yerine getiremezse aşırı sıkıntı duyar ve sıkıntılarını gidermek için saatlerce uğraşır. bu yüzden işlevselliği önemli ölçüde etkilenir.

davet, randevu, iş gibi etkinliklere yetişememe, işleri yetiştirememe gibi sorunlarla çok sık karşılaşır.
devamını gör...

bloom taksonomisi

birçok öğretmen ve eğitimci tarafından öğrenci bilişsel alanla ilgili kısmı başarılarının ölçülmesinde en çok kullanılan yaklaşımdır. bu taksonominin basitten karmaşığa düşük zihinsel düzeyden yüksek zihinsel düzeye doğru altı seviyeden oluşur. bunlar:

1. bilgi seviyesi
2. kavrama (anlama seviyesi
3. uygulama seviyesi
4. analiz seviyesi
5. sentez seviyesi
6. değerlendirme seviyesi
devamını gör...

her insanın bir günde ortalama 25 dakika karanlıkta kalması

24 saat içinde, uyku haricinde, göz kırpmalarımız sebebiyle ortalama 25 dakika karanlıkta kalıyormuşuz.

ben de bir gün boyunca abdest aldıktan veyahut yüz yıkadıktan sonra yüzümüzü havluyla silerkenki karanlıkta kalmalarımızı hesaplayayım. sonra da görmek istemediğimiz çirkinliklere ve iğrençliklere göz yummalarımızın toplam kaç dakika bizi aydınlıkta bıraktığını.

işte bu yüzden her karanlık, karanlık değildir; kimi zaman aydınlıklara vesiledir.
devamını gör...

geriye doğru dönüp bakınca alınan mesafenin farkına varmak

zaman ne kadar geçerse geçsin; kişinin içsel, ruhsal, anlamsal, fikirsel ve kavramsal gelişiminin farkında olmayışını fark ettiren başlık.

insan dönüp bakınca, durup düşününce, derin derin iç çekince en çok da şöyle diyor kendine:
göz ucuyla değil de, göz gezdirince de değil, dürbünle bakınca görülebilen birisi olacaktım en nihayetinde. dürbünle bakınca görülebilecek kadar uzakta olacaktım. çok konuştum, az konuşacaktım. çoraplarım hep ıslak olacaktı. ne yapıyor bu adam diyecekti dürbünle bakan kimseler. anlamayacaklardı, anlatmayacaktım.
devamını gör...

ad impossibilia nemo tenetur

akla kehf suresinde rabbimizin bize hatırlattığı ufak bir detayı getiren başlık.

--- kuran’ı kerim ---

hiçbir şey hakkında sakın: “yarın şunu yapacağım” deme! (bunun yerine:) “inşaallah” (ancak Allah dilerse yapacağım) de.

--- kehf suresi 23 ---

çünkü Allah’ın yapacağım dediğimiz şeyleri inşâ edip etmeyeceğini bilemeyiz.
devamını gör...

şizoid kişilik bozukluğu

bu hastalığa sahip kişiler çok ender olarak tedaviye gelirler. herhangi bir insan ile iletişim kurmayı istemedikleri için terapi oldukça problemli olabilir. bu nedenle bir psikolog ya da psikiyatrist ile yapılan bireysel terapinin pek başarılı olmadığı ortaya konmuştur.

zorlayıcı olmayan bir destek grubunun yalnızlık duygularını iyileştirmede ve insanlar ile ilişkiye girme korkusunun aşılmasında daha faydalı olduğu görülmüştür.
devamını gör...

amaurosis fugax

retina’daki dolaşım yetersizliği sonucu, zaman zaman gelişen tek gözdeki geçici görme kaybı.

hastalar, tek bir gözde ani görüş kaybı şikayeti ile doktora başvurur genelde. bazen de buna ek olarak kol ve bacaklarda algılama sorunları, zayıflık, sakarlık ya da konuşma bozuklukları da görebiliriz.
devamını gör...

willis poligonu

beynin kanlanmasında ve inmede etkilenebilecek damarların beynin tabanında oluşturduğu anatomik yapı.

willis poligonunu oluşturan arterler:
1)(bkz: anterior cerebral arter)
2)(bkz: anterior communican arter)
3)(bkz: posterior cerebral arter)
4)(bkz: posterior communican arter)



tus spot vereyim bir tane de, belki çıkar: middle cerebral arter bu poligonda yer almaz.

nöroşirurji sözlüsünde işinize yarayacak bilgi: willis poligonu ve diğer anastomotik bağlantılarla bir arterde stenoz ya da oklüzyon oluşması durumunda o arterin besleme alanında sabit kan akımı sağlanabilir. bu da felç, inme riskini ortadan kaldırır veya azaltır. ayrıca iskemiye bağlı olumsuzlukları da önler.
devamını gör...

nesil kaybını toprak kaybetmekten daha az dert edinen millet

ziyanda olan millettir. emperyalistlerin savaşla alamadığı toprakları, kendi kültürlerini tertemiz zihinlere empoze ettirerek basit yoldan ele geçirmek başka hangi zihnin ürünü olabilirdi ki zaten?

buna göz yuman, düşmana bile bile yenilen duyarsızların, artık farkına varması gereken şeyler çığ olup büyüdü. bir şeyler yapmanın vakti geldi, neyi bekliyoruz?
devamını gör...

mescid-i aksa

bazı şehirler; yalnızca şehir değildir. kanat çırptığımız gökkubbemizdir. tekbir aldığımız mescidimizdir. hep birliğimiz; tevhîdimizdir. çiğneniriz; çiğnetmeyiz. zulüm üstüne zulüm de görsek aksa bizimdir.

devamını gör...

imtihan dünyası

birisi bize yaşadığı zorlukları anlatırken “sabret, imtihan dünyası…” diye teselli veriyoruz. lakin kendimiz karşılaştığımız en küçük sorunda bilinçli ya da bilinçsiz isyana sürükleniyoruz.

bir cümleyi söylerken evvelâ onu hissetmek çok önemli. yoksa dilimiz ezber cümlelerle doluyor ve bunun kimseye faydası olmuyor.
devamını gör...

kitap okumayan insan

kitap okumayan bir insanı, kitaplarla tanıştırmak kadar güzel bir şey yok. adeta yeni bir dünyanın kapılarını açmasında ona yardım etmek...
bu, dünyanın en değerli şeylerinden biri olabilir.
devamını gör...

noel baba

medine sokaklarında yüzünü kapatıp ‘allah bilse yeter’ diyerek fakirlere erzak dağıtmaktan sırtı nasır tutan zeynel abidin’i tanınmadığı için; noel baba hayranı bir nesil yetişti, yetişmeye devam ediyor.
devamını gör...

yılkı

(#6209728)
tdk’nın sitesine girip önce nefs’i sonra nefis’i arasın; bakalım hangi kelimeyi buluyor hangi kelimeyi bulamıyor anlam olarak, diye taş attığım yazar.

haydii bakalım yiğidim er meydanına.*

edit: (#6209736) daha şu entry’i görmeden gelecek oklara karşı kalkan kullanmışım. bence monark bu ay maaşıma zam yapmalı.
devamını gör...

bir rızık çeşidi olarak sevgi

sevgi de bir rızık çeşididir, çoğumuzun değerini bilmediği...
öyle olmasaydı Allah rasulü sallallahualeyhivesellem: “allah beni hatice'nin sevgisi ile rızıklandırdı.” buyurur muydu?

velhasıl, değer bilin.
devamını gör...

mehmed alagaş

tevhid eksenli kitaplar okumaya yeni başlayanlar için eserlerini tavsiye ettiğim yazardır.

gerek dilinin sade, anlaşılır ve akıcı oluşu; gerekse de konuyu ele alış ve kapsayıcılık bakımından her yaşa ve içsel birikime hitap eden bir üslubu var.
devamını gör...

beklentileri azaltmak

fazla değer verdiğin zaman beklentin de fazla oluyor. insanlardan beklentin de ne kadar fazla olursa o kadar kırılıyorsun.
insanlardan çok fazla şey beklememeyi öğrenmeliyiz bu yüzden.

beklentilerimizi ne kadar azaltırsak mutluluk katsayımız da bir o kadar artar. unutma ki asıl sana gönlündekini verecek olan Allah'tır.
devamını gör...

susmanın kalesine sığınmak

erdem beyazıt şiirlerinden öğrendiğimiz sığınma biçimi.

susmak bazen en iyisi biliyor musunuz?
bazen susmak ve her şeyi Allah'a bırakmak en iyisi. insanın elinden başka bir şey gelmiyor.
bazen kendi kendime, her şeyi Allah'a bıraktıktan sonra ‘elimden daha ne gelsin demek’ geliyor.

çünkü Allah böyle olmasını istedi, vardır bunda da bir hayır demek kadar kalbime iyi gelen başka bir şey yok bu zamanlarda.
devamını gör...

tevekkül

hz.musa'nın, “hayır! Allah bizimle beraber ve bize yol gösterecek” dedikten 1 dk sonra denizin ikiye yarılacağını bilmemesindeki mânâda gizlidir, anlayabilene...
devamını gör...

allah insanı iddiasından vurur

herkesin hikayesi farklı, herkes farklı noktalardan imtihan ediliyor. ama herkes, sınanmadığı imtihan hakkında önyargılı davranıp yorum yapabilme yetkisini kendisinde görebiliyor. bu noktada, yanlış yapıyoruz.
devamını gör...

allah’a güvenmek

hz. yusuf kuyuya atıldığında oradan onu çıkaracak gücün yalnızca Allah olduğunu biliyordu. ve hep Allah'tan yardım diledi.
ilk olarak Allah'a güvendi. çünkü güvenmek yalnızca Allah’adır. başkasına güvenmek, güveni üzmek demektir, derler.

o yüzden öncelikle Allah'a güvenin çünkü siz o'na güvendiğinizde, o ‘da sizin karşınıza güvenilir insanlar ve hayırlar çıkaracaktır.
devamını gör...

allah’ı sevmek

dünya ve içindekiler kalbimizi dağıtırken, Allah her defasında topluyır. düzenleyip sanki; “haydi kaldığın yerden devam et” diyor.

böyle bir yaradan sevilmez mi?...
devamını gör...

insanın kalbindeki boşluk

insana kendi yaşamı bile büyük geliyor kimi zaman. ne yapsa, kimi sevse, kimlerce sevilse, hangi işlerle uğraşsa ve nerelerde gezip dolaşsa, bir türlü dolduramıyor.
her şeye karşın, ele geçirilemeyen derin boşluklar kalıyor önümüzde ve arkamızda.

kalpteki boşluk da aynen böyledir.
devamını gör...

yaşamak

ne çok acı var diye başlıyor kitap. cahit zarifoğlu’nun 70li yıllarda tuttuğu bir günlük.

günlük dediysem kronolojik sırayla gün gün tutulmuş yazılar değil. hatta hepsi yazı da değil. kimi zaman mektuplar, kimi zaman şiirler, bazen bir cümle karşılıyor sizi. bazen yabancı bir ülkede heykelleri izliyoruz, bazen ankara'da necip fazıl ile sohbet ediyoruz, bazen eleştiriyor, bazen seviniyor, bazen düşünüyoruz.

cahit zarifoğlu otostopla dünyanın birçok yerini görmüş. yurtdışı yazılarında özellikle hissettiğim şahsına münhasır bir duygu yoğunluğu var. klasik seyyah söylemleri ve betimlemelerini bulamıyorsunuz.
devamını gör...

islam'a göre erkeklerin kadınlardan daha üstün oluşu

olmayan üstünlüktür. hucurat suresi 13. ayeti okuyanlar takva kelimesindeki vurguya dikkat edeceklerdir.

ha olay zaten islam’da değil; islam’ı işine geldiği gibi yaşayan müslümanlarda. bazı kesimlerce erkeği kadından üstün görülüyor olabilir. ama bunu islamiyet ile bağdaştırmak islam’dan bihaber oluşa kapı aralıyor.

bu başlık da bize biraz da şunu haber veriyor: kur’an’dan, hadis’ten, fıkıh’tan eksiğimiz var; dinimiz nüfus cüzdanında yazmakla din olmuyor; yaşayıp yaşatmamız lazım.

bugün islam, müslümanların zannettiği gibi değildir ve ne yazık ki müslümanlar islam’ı bilememektedir.
peki bu ayıbı nereye sığdırmalı? ziyandayız dostlar, asr’a yemin olsun ki ziyanda!
devamını gör...

insandaki duygusal devinimler

üzüntüye neden olan şeyin önemsizliğinin ayrımına varılabilme durumunda birçok endişe ortadan kaldırılabilir. bunu ruh erişkinliğinin ilk basamağı olarak görüyorum ardından; yaptığımız şeyler, sandığımız kadar önemli değildir. başarı ya da başarısızlıklarımız da sandığımız kadar önem taşımazlar. büyük üzüntüler bile unutulabilir. mutluluğa yaşam boyunca son verecek gibi görünen felaketler bile zamanla kabuk bağlar ve acıları hemen hemen duyulmayacak derecede azalır.

üstelik bütün bu kişisel düşüncelerin üstünde ve ötesinde bir gerçek var ki, hiç kimse dünyanın çok büyük bir parçası değildir.
devamını gör...

hayallerin takıldığı engeller

bekle, gitme, yapma, etme, sabret, durma, sonra, sırası değil, başka zaman, üzülme, ağlama, bekleme, boş ver, bakarız, belki, diyenler yüzündendir kahrımız.

ne yaparsak yapalım, mekânlara, kalabalıklara, mevsimlere sığamıyoruz işte.
maalesef, içimizde oluşan bu büyük yalnızlık duygusundan daha derin bir uçurum da yok!
devamını gör...

dünya hırsı

dinlenmemize hiç müsade etmeyendir. sürekli koşmak, sürekli çabalamak ve en iyisini yapıp mükemmel olmak zorundayız. çünkü bir süre sonra kalplerdeki gözü kör ediyor.

peki bu hırsın yol kenarları yok mu? hiç mi...
devamını gör...

o güzel atlara binip gitmek

iyi insanların ata sporu. onlar gittikçe kaybediyoruz. artıyor eksikliklerimiz ardı sıra.

siz de öğreneceksiniz. gecenin bir vakti, yalnız başınıza boş tavana baktığınızda iyi insanları kaybetmemeniz gerektiğini öğreneceksiniz...
devamını gör...

acının ilacı

çoğu zaman bulunamayandır. çünlü kırıldık gibi basit kelimelerle ifade edilmeyecek kadar derin yaralar var, hiçbir ilaçla deva bulamayacak olan.
devamını gör...

halid bin velid'in işten çıkarıldığının belgesidir

bir nizar kabbani şiiri.
batı sevicilere inat, nizar kabbani okumaya ve gücümüz neye yetiyorsa gâvura öylece kılıç çekmeye devam edeceğiz.

arabî çağı çaldılar bizden
nebî’nin evinden fâtımatu’z-zehrâ’yı çaldılar
ey salâhaddîn, kur’an’ın ilk nüshasını sattılar
ali’nin gözlerindeki hüznü sattılar
ey salâhaddin, seni ve bizi toptan sattılar açık artırmada.
arab’ın geleceğini çaldılar bizden
şam’ı fethettikten sonra işten çıkardılar hâlid’i
cenevre’ye elçi olarak atadılar
siyah fötür şapka giyiyor artık o
sigara tüttürüyor, havyar yiyor fransızca homurdanıyor
avrupalı sarışınlar arasında kâğıttan bir horoz gibi geziniyor
hayret, nasıl da evcilleştirdiler bu kureyşli komutanı
kahramanlarımız işte böyle iğdiş ediliyor ey yavrum!
endülüs işi paltosunu çaldılar târık’tan
nişanlarını aldılar, çıkardılar ordudan
güvenlik mahkemesine verdiler
zafer suçundan yargıladılar
zaferin sakıncalı bulunduğu bir zaman geldi yavrum
öyle bir zaman mı geldi artık askerî mahkeme kapılarında suçlanmış durur kılıç öyle bir zaman mı geldi ki gülle karşılıyoruz israil’i
binlerce güvercinle, millî marşla.
hiçbir şey anlamadım yavrum, hiçbir şey anlamıyorum!
güneşi rehin verdiler tefecilere
karaborsacılara sattılar mehtâbı
ömer’in kılıcını kırdılar
ayaklarından astılar tarihi
ayaklarından astılar tarihi
sattılar atı
beyaz örtüyü sattılar
gecenin yıldızlarını sattılar
ağaçların yapraklarını
bedevîlerin gözlerindeki karalığı sattılar
tuzağa düşürmeden önce çocuklarımızı düşürttüler
tuzağa düşürmeden önce çocuklarımızı düşürttüler
tarihin doğum yapmasını önleyen haplar verdiler bize
şam’ın bağdad olmasını engelleyen aşılar yaptılar bize
filistin’in yarası hurma bahçesine dönüşmesin diye haplar verdiler bize
marihuana verdiler atı öldürmek için
katletmek için şahlanışı yahut.
şarap içirdiler bize insanı konumsuz kılmak için
sonra vilâyetlerin anahtarlarını verdiler ve kral diye atadılar bizi kabîlelere
ey salâhaddin!
ey salâhaddin, işitiyor musun radyo yorumlarını?
kulak veriyor musun bu apaçık alçaklığa?
yiyeceklerini yediler ve işediler arabın güzel çağının yüzüne.
sahneye konan bu oyun nedir?
sahneye konan bu oyun nedir?
kimdir kadife perdenin duvarlarını çeken?
yazarı kimdir?
bilmiyoruz
yönetmeni kim?
bilmiyoruz.
kimseler de bilmiyor, yavrum.
onlar ki kulislerin ardındalar
onlar ki kulislerin ardındalar
vatan denen kadına tecavüz ediyorlar
ayağındaki halhalları satıyorlar
satıyorlar gözlerindeki bahçeleri
göğüslerinin penceresinde ezelden beri eğleşen kuşları satıyorlar
vatanın nesi varsa bir duble viskiye satıyorlar
arabî çağı çaldılar bizden
bedevînin bağrında yanan koru söndürdüler
bütün dağlara “satılık” levhası astılar
teslim ettiler buğdayı, zeytini, geceyi…
portakalın kokusunu görülmeyi yasakladılar düşlere
şiir yazan bütün kuşları hapse tıktılar
öyle bir zaman mı geldi,
silâh sandığı taşıyan herkes, afyon sandığı taşıyan gibi mi yavrum?
öyle bir zaman mı geldi artık,
ikiz mi oldu özgürlükle tutsaklık?
öyle bir zaman mı geldi artık; yapan ellere zıt yapılan iş?
öyle bir zaman mı geldi; söylenen söz, söyleyen dudaklara zıt?
ey salâhaddin!
döneklik çağıdır bu, kavî kabîlecilik kabarması.
ebubekir’in evini yaktılar
nebî’nin ailesine el uzattılar gece vakti
kureyş’in ileri gelenleri ecnebîlerin bulaşıklarını yıkar oldular.
ey salâhaddin, söz ne işe yarayacak bu bâtınî çağında?
ve neden şiir yazalım ki, unutulmuşken arabın sözü?
devamını gör...

malatyalı abdo

(#6184061)
nickaltı’ma bir adet nizar kabbani şiiri bırakıp beni can damarımdan vuran yazar.

“öyle bir zaman mı geldi artık,
ikiz mi oldu özgürlükle tutsaklık?
öyle bir zaman mı geldi artık; yapan ellere zıt yapılan iş?
öyle bir zaman mı geldi; söylenen söz, söyleyen dudaklara zıt?
ey salâhaddin!
döneklik çağıdır bu, kavî kabîlecilik kabarması.
...
ey salâhaddin, söz ne işe yarayacak bu bâtınî çağında?
ve neden şiir yazalım ki, unutulmuşken arabın sözü?”


acaba nizar kabbani dünyanın şimdiki aşağıların da aşağısı halini görse kime şikayette bulunurdu; hem de selahaddin eyyubi’ce bir yürek taşımayanların taşımak isteyenlere zulmettiği bu çağda?
devamını gör...

neden ateizm

ateizim’de asıl olay imani boşluğa düşmek.

bir ateist ile karşılaşınca o’na neden bir yaratıcı olduğunu kanıtlamaya çalışmak için kur’an’dan ayet sunmaya falan çalışmayın; çünkü adamlar zaten kur’an’la ilişkiyi koparmış veya hiç kurmamış bile.

ateisti Allah’tan koparanın ne olduğunu öğrenmeye çalışın ilk önce. mutlaka bir sebebi var çünkü ateistin kendince; ailesel, dünyevi, manevi vs...

sonra karşınızdakine sağlam argümanlar sunabilirsiniz. ve tabi ki bunun için önce sağlam bir islami bilgi donanımına sahip olmak gerekiyor. kulaktan dolma bilgilerinizle, kendinizin bile hiç araştırmadığı rivayetlerle ateisti yolundan döndüremezsiniz.

yani şu kıstasları izleyebiliriz:
-önce kendini islami bilgi,birikim,maneviyat olarak donat.
-karşındakine karşı üslubuna dikkat et, muhatabının kalbine islamı ısındırmak için üslup:kibar, samimi-dostça yaklaşım önemlidir.
-allah’a dua et, bu tebliğ işini sana kolaylaştırması için. çünkü yalnız o’nun dilemesi ile insanlar hidayet bulabilirler.
devamını gör...

wernicke afazisi

akıcı afazi de denir. beynin sol orta tarafındaki dil sinir ağında hasar oluşmuştur. afazinin bu formundaki insanlar akıcı, uzun ve karmaşık cümleler kurarlar. cümle içindeki kelimeler arasındaki bağlantı ise anlaşılır türden değildir. bu kişiler genellikle hatalarının ve anlaşılmadıklarının farkında değiller.
devamını gör...