aydınlıkızı

aydınlıkızı
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 1122.32
  • Kayıt: 2018-04-29 21:54:29
  • En son giriş: 2018-09-20 21:51:21
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 5
  • Aktif Tanım: 315
  • Açılan Başlık: 98
  • Artı Oy: 2588
  • Eksi Oy: 0
  • Alınan Artı Oy: 1324
  • Alınan Eksi Oy: 35
  • Alınan Favori: 106

aydınlıkızı - en çok favorilenen tanımları

şuyuu vukuundan beter

topluma zararı olan bir vakanın *kınayanlar eliyle daha da zararlı hale getirilmesini ifade eder.
--- alıntı ---

suç işlemeye meyilli olan tipler senin benim gibi bakmaz olaylara. sen istediğin kadar paylaşımlar yap, bu paylaşımlar sadece o tiplerin cesaretini arttırır. senin yayıp alenileştirdiğin her vaka, o kişide yalnız olmadığı ve kendisi gibi tiplerin aslında epeyce bir yekün teşkil ettiği fikrini destekleyecektir. bu konularda islami bakış, kötülerin cezalandırılması ama kötülüğün alenileştirilmemesidir. hz. peygamber sav. -ben zina yaptım, beni cezalandır. diyen birisine sırtını dönmüş ve o kişiyi duymazdan gelmiştir.. suçu kınayalım diye suçun reklamını yapmayalım. suça meyyal olan tipler için bu paylaşımlar ibret değil, sadece reklam vesilesidir. suçla mücadelenin en iyi yolu, suçu işleyen kişinin toplumda yanlız olduğu, kendisi gibi tiplerin nadirattan olduğu algısını oluşturmaktır...
*

--- alıntı ---
devamını gör...

nasılsın

gazali’nin "kişinin merak etmeksizin bir kişiye "nasılsın" diye sorması münafıklıkta bir mertebedir” şeklinde tespitte bulunduğu soru.

“tesbitin bir diğer yönü, kendinden büyüklere ve özellikle alim kimselere "nasılsın" dememekmiş. zira "nasılsın" dediğiniz zaman karşıdakinin verdiği cevaptan mes'ulsünüzdür. yani mesela "iyi değilim, şöyle bir derdim var” derse o derde imkan ölçüsünde çözüm bulmamız gerekir.
herhangi bir çözüm ve sorumluluk endişesi taşımadan nasılsın demek bu anlamda münafıklık olur derler bu nedenle.”
neyse ki “nasılsın” dediklerimiz hep “hamd olsun, iyiyim, çok şükür” diye cevaplıyorlar. *
devamını gör...

kuran'ı tek hakikat kabul etmek

hata değildir. kuran’ı tek hakikat kabul etmek hz nuh’u, hz musa’yı da hakikat kabul etmek demek. bunu kuran söylüyor bize.
kuran’ı kabul etmekle hz muhammed gibi yaşamak tıpatıp aynıdır desek yanlış olmaz.
çünkü hazreti musa’yı hakikat olarak anlatan kuran’ı kerim’i baştan sona bize aktaran odur.
devamını gör...

tarçın ve yumurta

bir araya geldiklerinde cilt temizleme maskesine dönüşen ikili.
* Bir yumurta * ve bir miktar tarçını iyice karıştırdıktan sonra yüzünüze sürün ve on dakika kadar bekleyin deniyor * *. Sonra bol suyla temizleyin. İşe yaradığını göreceksiniz. Deneyen herkes* iyi geldiğini söyledi.
devamını gör...

eleştiri ile hakaret arasındaki farklar

“ciddi bir ahlak farkı vardır.”
eleştiride mevzu bahis düşüncedir, hakarette ise şahıstır.
“eleştiride en önemli kıstaslardan biridir evvela haddini bilmek, bizde eleştirel refleks genellikle kibir ve kompleks tandanslı maalesef.”
böyle olunca aradaki ahlak farkı belirmeye başlıyor.
devamını gör...

dişlerini fare mi yedi

dişlerini yeni kaybetmiş bir çocuğa sorulabilecek son soru.
kendi halinde konuşup gülerken delinin biri birden “dişlerine noldu gece fareler mi yedi?” diye sorar, tadı tuzu kalmaz çocukcağızın.
devamını gör...

avrupa yakası

türkiye’de şimdiye kadar çekilmiş en tasarruflu sitcom. *
birbiriyle alakasız iki karakteri oynayan oyuncular vardı, jeneriği oyuncular söylüyordu. aslı zaten dizinin senaristiydi. *
bu kadar iddialı başka bir dizi daha yok sanırım.
devamını gör...

ammice

halkın konuştuğu arapça. her arap ülkesinin farklı bir ammicesi var. bir ürdünlü bir katarlının nereli olduğunu konuşmasından anlayabiliyor. karadenizlileri r harfini söyleyişlerinden tanıyabildiğimiz gibi.

--- alıntı ---

ferid aydın ammice için: "islam'a açılmış bir savaştır" der.

--- alıntı ---

dil bozulmamış bir şekilde akademide, ilmi ve bilimsel çalışmalarda kullanılmaya devam ediyorsa o kadar da ciddi bir mesele olmadığı kanısındayım. hatta zenginliktir diyebiliriz. her dilin ammicesi vardır.
türkçe her bölgenin kendi karakterine göre farklılaşıyor. dilin özüne bir zararı da olmuyor.
“ne yapıyorsun?” sorusunun onlarca söylenişi vardır:
napıyon, notin*, nedin*, napin*, nişlin*, nörüyon* görüyorsun) benim bildiklerim.
araplar da bizim gibi konuşma dilinde kolaylığa gitmişler. bu çok doğal. neden? demek için لأي شيء yerine لَيْش diyorlar mesela. bunun gibi.
arapça kur’an dilidir bozulmamalıdır tabii ki. bozulmayacaktır da inşallah.
devamını gör...

oy

kazan türkçesinde görüş, düşünce anlamına gelen sözcük.
seçimlerde kullanılan oyun ingilizcede ve arapçada karşılığı “ses”tir: vote ve savt (صوت).
ayrıca arapçada, türkçede olduğu gibi görüş anlamına gelen* rey (رأي) de oy anlamındadır.
sesini duyurmak ve görüşünü belirtmek arasında bir fark olmalı.
devamını gör...

acı

bir duygu olarak acıyı herkes tatmıştır.
elle tutulan, gözle görülen, tadı, rengi, kokusu olan somut bir acı vardır, pek bilinmez.
bu acıyla haşır neşir olduğunuz zaman gerçek acıyı hissedersiniz. acıya neden acı dendiğini daha iyi anlarsınız.
dokunduğunuzda, tattığınızda yakar,
içinize çekmek durumunda kaldığınızda içinizi yakar, ciğerlerinizi söker,
eğer acılı ellerinizle gözünüze dokunursanız yine yakar, ağlatır.
bir rengi var, kırmızı.
evet, maraş biberi.
devamını gör...

kadınların aklen noksan olması

burada illaki bir karşılaştırma yapılacaksa, vakıaya baktığımızda karşı cinse nispetle değil kadının kendi vicdanına nispetle aklen daha zayıf olduğunu söylemek gerekir.
illa karşı cinsle karşılaştırma yapılacaksa da erkeğin kadına nispetle duygusal olarak daha zayıf olduğu söylenebilir.
sonuç olarak yaratılışta kadınlar duygusal yönden erkeklerse mantık bakımından daha üstündür diyerek bir uzlaşmaya varılabilir.
şunu da eklemek gerekir, kadının vicdanı, aklından daha kamildir dediğimizde onun aklının erkeğin aklından eksik olduğu sonucu çıkmaz. burada sadece oransal bir üstünlük söz konusu.
*
devamını gör...

aydınlıkızı

aydın ilinden olmayan aydınlı kızı.
kahramanmaraşlıyım.
babam küçüklüğümden beri bana aydınlı kızım der. bu yüzden nick olarak seçtim fakat yazar arkadaşlar aydınlı olduğumu düşünene, ve dahi sarı incirden söz edilene kadar * aydınlı olmadığım halde babamın niye öyle dediğini hiç sorgulamamıştım.
şöyle ki, buranın yerlileri yörük kızlarına aydınlı kızı derlermiş.*
meğer babam daha askere gitmeden bir aydınlı kızı’na aşık olmuş ondan bana aydınlı kızım deyip duruyormuş. bir tür “çocuğa ilk aşkının adını verme vakası”yla karşı karşıyayız... * *
devamını gör...

sürekli mutlu olan insan

mutlu olacak bir şey bulamayanların başına bela oldukları kişidir. ortada hiçbir şey yokken hüzün çöktürmek isterler bu adama.
mutlu görünen insanları bir bırakın. yok sen çok gülüyorsun bu gülmelerin altında mutlaka bir hüzün gizli olmalı.
yok esprili adama bu adam acılarından kaçtığı için her şeyi dalgaya alıyor.
herkes mutsuz olmak zorunda mı?
devamını gör...

geçmişe özlem

bana göre bunun en belirgin alameti tarih tutmak.
bir olayı hatırlamak için her zaman en iyi araç olayın tarihini kaydetmek olmuştur. takvimler dahi önem atfedilen bir hadise esas alınarak başlatılmış.
mesela, miladi takvimde hazreti isa’nın doğumu esas alınmış.
hazreti isa’dan itibaren biri doğduğunda doğum tarihi bu takvime göre kaydedilmiş.
böyle bir kültür olmasaydı geçmişe nasıl bakardık tahayyül edemiyorum.
kimin ne zaman doğduğunu kaydetmeden, kaç yaşında olduğunu bilmeden yaşayan bir kabileden söz ediliyor. o insanlar yüz yıldan fazla yaşıyorlarmış.
biz kendilerine ömür biçmeyen insanlara da ömür biçme derdindeyiz.
“zaman gibi bir tasaları olmadığı için yüz yıldan fazla yaşayan insanlar” ironik.
devamını gör...

bir gün ne istersem o olacağım

mehmet hakkı suçin’in çevirdiği mahmut derviş’in cidariyye şiirinden bir dize:
"سأصير يوما ما أريد"

... bir gün bir kuş olacağım. varlığımı çekeceğim yokluğumdan. kanatlar yandıkça hakikate ulaşacağım ve yeniden doğacağım külden. ben ki düş kuranların diyaloğu. uzak durdum bedenimden ve nefsimden tamamlamak için anlama ilk yolculuğumu, bu yüzden beni yaktı ve kaybolup gitti.
yokluğum ben.
benim, kovulmuş göklü.
..

bir gün ne istersem o olacağım.


amin. bir tanıdığım arap dili ve belağatı alanında yüksek lisansa başlayacağını bu dizelerle paylaşmış.
inşallah bir gün biz de ne istersek o olabiliriz.

çevrilmiş kesitin aslı:

سأصير يوماً طائراً ، وأَسُلُّ من عَدَمي

وجودي . كُلَّما احتَرقَ الجناحانِ

اقتربتُ من الحقيقةِ ، وانبعثتُ من

الرمادِ . أَنا حوارُ الحالمين ، عَزَفْتُ

عن جَسَدي وعن نفسي لأُكْمِلَ

رحلتي الأولى إلى المعنى ، فأَحْرَقَني

وغاب . أَنا الغيابُ . أَنا السماويُّ

الطارد

..

سأَصير يوماً ما أُريدُ
...
devamını gör...

sadece resmi nikah kıyanların nikahının olmaması

yok öyle değil. şaşırtıcı gelebilir belki ama resmî nikah dini nikahta istenilen şartların tamamını içeriyor: icap, kabul ve şahitler. sanırım ilk başta halk sisteme karşı tepkisini resmî nikah geçersizdir diyerek göstermek istemişti. şimdi tepki gösterecek bir durum olmasa da bir ritüel olarak* dini nikah da kıyılmaya devam ediyor.
bu durumda mesela şu tartışılabilir: eğer resmî nikah dinen de geçerliyse “dizi ve filmlerde rol icabı nikah kıyanların durumu”. çünkü “nikahın ciddisi de şakası da ciddidir” diye bir şey söz konusu.
devamını gör...

bazı kelimeler bekler bazı yaşları

yıllardır dinlediğiniz bir şarkıdaki sözün artık sizin için daha farklı bir anlama gelebileceğini ifade eden şiirsel söz.
“babasının yolda açtığı türküleri artık değiştirmek istemeyip dinlemeye başladığında büyüdüğünü anlayan kişinin” durumunu açıklar nitelikte.
behçet necatigil’in çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları dizesine nazire olarak söylenmiş olabilir.
devamını gör...

allah'ı anlayamamak

bu konu hakkında düşünüldüğünde, aklın insanı götüreceği yer agnostisizm, ateizm veya deizmdir. iman insani bir şeydir, fıtridir. bu yüzden akli birtakım açıklamalarla hiçkimseyi imana getiremeyeceğimiz gibi inkara da götüremeyiz.
din tartışılacak bir şey değil. * yapıp yapabileceğimiz en iyi şey onun güzelliklerini yaşamak.
devamını gör...

ey

arapçada müphem bir ifadeden sonra o ifadeyi daha anlaşılır hale getirirken kullanılır. yani, “yani” demektir.
biz “ee” “yani” diyoruz ya hani, o burdan geliyormuş.
çok güzel ama bir o kadar da gereksiz bir detay. bayılıyorum böyle gereksiz detaylara...
devamını gör...

ve gecenin şiiri

ha bakmış ha yüz çevirmiş ne fayda;
okun saplanması da çekilmesi de acı verir.
(ويلاه إن هي نظرت وإن هي أعرضت
وقع السهام ونزعهن أليم)
devamını gör...

4 ağustos 2018 istanbul hanımlar zirvesi

bu gurbet ellerde bana aileyi hissettiren bir toplantı oldu. böyle bir toplantıya ilk defa katılacağım için napacağımı bilemiyordum. beklediğimden çok daha samimi ve rahat bir ortam oluştu. her birinizle tanıştığıma memnun oldum.
füru’ya yaptığı kıyaktan ötürü ayrıca teşekkür ediyorum.
(bkz: helal olsun) *
umarım yine bir araya gelir, bu defa görüşemediklerimizle de görüşürüz. *
devamını gör...

adaletus-sahabe

hüküm vermeden önce dikkate almamız gereken bir ayrım söz konusu. usulde hadis aktaran kişi adalet ve zabt yönleriyle değerlendirmeye tabi tutulur.

peygamber efendimize sahabelik etmiş kimselerin ona kasten yalan söz isnat etmeyecekleri fikrinden hareketle bu ifade kullanılır.
zapt yönüyse ayrı olarak değerlendirilir: bir sahabi insan olması hasebiyle rasulullahtan aktardığı bir sözü yanlış hatırlamış olabilir, yanlış duymuş olabilir, bir kısmını unutmuş olabilir. ya da ne kastettiğini anlayamamış olabilir bu onun adaletsizliğine delalet etmez.
bu onların zapt yönleriyle alakalıdır.

sahabe, mekke’de akabe biatlarında, medine’ye hicret’te çektikleri cefalarla, savaşlarla sınanmışlar da sınanmışlar. “bu karakterdeki insanlardan yalan sadır olmaz” diye ifade ediliyor.
böyleyken değerlerimize neden bu kadar vefasızlık ediyoruz? sahabe deyince zihnimizde ne beliriyor?
kendimize ne çok güveniyoruz.
nasıl böyle bir sonuca varıldığını göz önüne almadan cesurca hüküm verebiliyoruz.
sahabeden bahsetmiyorum, yanlışını görmediğimiz herhangi birine hüsn-ü zanla yaklaşmak bizi aptal yapmaz.
bu dini tesis eden insanlara adaletsizlik etmemeliyiz kanaatimce.
devamını gör...

ne kadar çok kapalı var

üsküdar’da bir kadının ilahiyat öğrencilerinin yanından geçerken şaşırmış bir halde yanındaki kişiye söylediği söz.
hakkaten teyzecim ne kadar çok kapalı var. üsküdar’da üstelik. ilahiyat fakültesinin yakınlarında olacak şey değil.
devamını gör...

hayalhanem

bir röportajda “şoförün her gün gördüğü, çobanın ara ara gördüğü, Allah’ın hiç görmediği şey nedir?” diye bir soru sormuşlar. cevabı da şeymiş meslektaş. diyor ki hani Allah’ın ortağı yok ya o yüzden meslektaş. sübhanallah kardeşim bu ne muhteşem bir zeka ürünü sorudur böyle...
devamını gör...

sahneye dalıp tüm oyunu bozmak

tiyatro esnasında oyuncuların arasına girip her şeyi dağıtmak suretiyle gerçekleşmesi muhtemel olaydır.
bu ihtimali düşündükçe tiyatronun sahteliğini daha da hissediyorsunuz. aslında öyle değiller ama göz göre göre başka biri gibi davranıyorlar. bunu bildiğiniz için her an replikleri unutacaklar diye geriliyorsunuz bir de. film ya da dizi izlerken öyle olmuyor ama. olaylar bir ekranın içinde dönüyor, müdahale edemezsiniz. her şey daha gerçekçi.
önceki tecrübelerimle mi alakalı bilmiyorum, tiyatroya karşı kıramadığım bir önyargı var. gerçekmiş gibi davranmaları sinir bozucu geliyor.
çok güzel hareketler’de de en çok eser’i severdim sürekli güldüğü için.
devamını gör...

memleketi anlatan sanat eserleri

memleketlerini farklı bir üslupla tanıtmayı tercih edenlerin eserleridir. bu bazen bir roman, bazen bir şiir, bazen bir resim, bazen de bir türkü olabilir.

sözleriyle, müziğiyle, görüntüleriyle muhteşem bir örnek:*


açıklamalı sözleri:
oh ne güzel sazak* çıktı. gız anam hışımız çıktı*.
neydi o deli boyraz? her yeri yaktı yıktı.
gel hele de gelin gel hele. çık şu dama bak hele.
firik olmuş mu tarhana, bir iki diş ver hele.
ceviz, bademi gırın, hırın hışın ayırın*.
anişgil* horantalı*, bitimcik* fazla salın.
gız firik heyle oluk*? Ellahım datlı oluk*.
hatca dama mıhaat ol*, çıkmasın çoluk çocuk.
nakarat.

ayrıca (bkz: malatyalıların ortak özelliği) isimli şarkı da çok başarılı bir örnek.
devamını gör...

tek dil bilen hiç dil bilmez

insan anadilinden başka bir dil bilmiyorsa, bu dile dair hiçbir şeyi tam anlamıyla bilmiyordur. kavramların, başka bir dilde karşılaşmadıkça, tam olarak neyi karşıladığını bilemez.
bu dinler için de böyledir. yalnızca kendi dinini bilen, nasıl bir din üzere olduğunu tam olarak anlayamaz.
devamını gör...

çalgılı düğün

davul, zurna seslerini dinlerken ne kadar sanatsal oldukları üzerine düşündüren eğlence.
sanatsal olduğu söylenecek olursa, sanat görecelidir sonucu çıkıyor. zira davulun sesi uzaktan böyle geliyorsa yanındayken kim bilir nasıl geliyordur. hani davulun sesi uzaktan hoş geliyordu?
devamını gör...

sağlık çalışanları ve insan ilişkileri

birbirleriyle bağlantıları hayati önem arz eden iki mevzu.
hastanelerde çalışan insanların dünyanın en zor işlerinden birini yaptıklarını kabul etmek gerekiyor. insanın merkezde olduğu başka meslek grupları muhakkak var. fakat bu mesleği yapanlar sağlık problemi yaşayanlarla ve onların yakınlarıyla muhatap oluyorlar. dolayısıyla insan ilişkileri konusu, azami hassasiyet gerektiren bir hal alıyor.
bu yüzden işin zorluğundan dem vurulduğu kadar hakkını vererek yapılması, hastalara, hasta yakınlarına muamelede hassas olunması lazım.
oraya gidenler * güleryüz beklemiyorlar zaten. düzgün bir moralle, sorunsuz bir şekilde evlerine dönsünler yeter.
insanların hastaneden ayrılırken “ne iyi insanlar, hiç yüksünmeden yardımcı oldular.” demeleri bizi şaşırtır hale gelmemeli.
devamını gör...