aydınlıkızı

aydınlıkızı
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 1122.32
  • Kayıt: 2018-04-29 21:54:29
  • En son giriş: 2018-09-20 21:51:21
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 5
  • Aktif Tanım: 315
  • Açılan Başlık: 98
  • Artı Oy: 2588
  • Eksi Oy: 0
  • Alınan Artı Oy: 1324
  • Alınan Eksi Oy: 35
  • Alınan Favori: 106

aydınlıkızı - en beğenilen tanımları

ne kadar çok kapalı var

üsküdar’da bir kadının ilahiyat öğrencilerinin yanından geçerken şaşırmış bir halde yanındaki kişiye söylediği söz.
hakkaten teyzecim ne kadar çok kapalı var. üsküdar’da üstelik. ilahiyat fakültesinin yakınlarında olacak şey değil.
devamını gör...

4 ağustos 2018 istanbul hanımlar zirvesi

bu gurbet ellerde bana aileyi hissettiren bir toplantı oldu. böyle bir toplantıya ilk defa katılacağım için napacağımı bilemiyordum. beklediğimden çok daha samimi ve rahat bir ortam oluştu. her birinizle tanıştığıma memnun oldum.
füru’ya yaptığı kıyaktan ötürü ayrıca teşekkür ediyorum.
(bkz: helal olsun) *
umarım yine bir araya gelir, bu defa görüşemediklerimizle de görüşürüz. *
devamını gör...

sadece resmi nikah kıyanların nikahının olmaması

yok öyle değil. şaşırtıcı gelebilir belki ama resmî nikah dini nikahta istenilen şartların tamamını içeriyor: icap, kabul ve şahitler. sanırım ilk başta halk sisteme karşı tepkisini resmî nikah geçersizdir diyerek göstermek istemişti. şimdi tepki gösterecek bir durum olmasa da bir ritüel olarak* dini nikah da kıyılmaya devam ediyor.
bu durumda mesela şu tartışılabilir: eğer resmî nikah dinen de geçerliyse “dizi ve filmlerde rol icabı nikah kıyanların durumu”. çünkü “nikahın ciddisi de şakası da ciddidir” diye bir şey söz konusu.
devamını gör...

çocuğa konulan ismin karakterine etkisi *comün

musab ismindeki bütün öğrencilerinin sürekli takılıp düştüklerini fark eden bir öğretmen doğru bir şekilde telaffuz edilmediği zaman musab adının “başına musibet gelen” anlamına geldiğini öğrenmiş.
“isim duadır” demiş bir yazar. gerçekten de öyle. bir şeyi kırk defa söyleyince gerçek olurmuş derler, biz ismimizi bir ömür boyu duyuyoruz. *
(bkz: nomen est omen)
devamını gör...

anne olmak

yeni doğan çocuğunu görmeye gelen biri muhabbet açmak için “biliyo musun bir bebek ilk defa nefes aldığında inanılmaz bir acı duyarmış” dediğinde ağlamaya başlamasıdır.
devamını gör...

eleştiri ile hakaret arasındaki farklar

“ciddi bir ahlak farkı vardır.”
eleştiride mevzu bahis düşüncedir, hakarette ise şahıstır.
“eleştiride en önemli kıstaslardan biridir evvela haddini bilmek, bizde eleştirel refleks genellikle kibir ve kompleks tandanslı maalesef.”
böyle olunca aradaki ahlak farkı belirmeye başlıyor.
devamını gör...

her şeyin üst üste gelmesi

talihsiz insanların yaşadıklarıdır.
tanıdığım birinin başına sürekli üst üste talihsiz olaylar geliyor. o, şartları zorladığı için sorunlar yaşıyor sanıyordum meğer öyle değilmiş.
şartlar bazı insanları gerçekten zorluyormuş, bizzat şahit oldum...
devamını gör...

dişlerini fare mi yedi

dişlerini yeni kaybetmiş bir çocuğa sorulabilecek son soru.
kendi halinde konuşup gülerken delinin biri birden “dişlerine noldu gece fareler mi yedi?” diye sorar, tadı tuzu kalmaz çocukcağızın.
devamını gör...

eşi vefat edince yüzüğü çıkarmayan insan

iyi biridir.
(bkz: ahmet özel). eşini kaybedeli yıllar olmuş, hala çıkarmamış. çok ince bir insan zaten.
eşine şiirler yazıyor:

tahassür

bir zamanlar
yaseminden nergisten çiğdemden incinirken
şimdi
hangi güle el attıysam kanadı
bir ırmağa konuşsam
dalgalar durulur
bir gölgeye otursam
kuşlar halkalanırdı
şimdi
o aşk sözleri
o gönül esintileri
hüzün sayfalarında kaldı
bu hazan bahçesinde artık
ne dal ne dalda kaldı

(10.04.2017
)
devamını gör...

adaletus-sahabe

hüküm vermeden önce dikkate almamız gereken bir ayrım söz konusu. usulde hadis aktaran kişi adalet ve zabt yönleriyle değerlendirmeye tabi tutulur.

peygamber efendimize sahabelik etmiş kimselerin ona kasten yalan söz isnat etmeyecekleri fikrinden hareketle bu ifade kullanılır.
zapt yönüyse ayrı olarak değerlendirilir: bir sahabi insan olması hasebiyle rasulullahtan aktardığı bir sözü yanlış hatırlamış olabilir, yanlış duymuş olabilir, bir kısmını unutmuş olabilir. ya da ne kastettiğini anlayamamış olabilir bu onun adaletsizliğine delalet etmez.
bu onların zapt yönleriyle alakalıdır.

sahabe, mekke’de akabe biatlarında, medine’ye hicret’te çektikleri cefalarla, savaşlarla sınanmışlar da sınanmışlar. “bu karakterdeki insanlardan yalan sadır olmaz” diye ifade ediliyor.
böyleyken değerlerimize neden bu kadar vefasızlık ediyoruz? sahabe deyince zihnimizde ne beliriyor?
kendimize ne çok güveniyoruz.
nasıl böyle bir sonuca varıldığını göz önüne almadan cesurca hüküm verebiliyoruz.
sahabeden bahsetmiyorum, yanlışını görmediğimiz herhangi birine hüsn-ü zanla yaklaşmak bizi aptal yapmaz.
bu dini tesis eden insanlara adaletsizlik etmemeliyiz kanaatimce.
devamını gör...

kadınların aklen noksan olması

burada illaki bir karşılaştırma yapılacaksa, vakıaya baktığımızda karşı cinse nispetle değil kadının kendi vicdanına nispetle aklen daha zayıf olduğunu söylemek gerekir.
illa karşı cinsle karşılaştırma yapılacaksa da erkeğin kadına nispetle duygusal olarak daha zayıf olduğu söylenebilir.
sonuç olarak yaratılışta kadınlar duygusal yönden erkeklerse mantık bakımından daha üstündür diyerek bir uzlaşmaya varılabilir.
şunu da eklemek gerekir, kadının vicdanı, aklından daha kamildir dediğimizde onun aklının erkeğin aklından eksik olduğu sonucu çıkmaz. burada sadece oransal bir üstünlük söz konusu.
*
devamını gör...

türkiye’deki illerin eski isimleri

ülkemizde bazı yer isimleri türkçede hiçbir anlama gelmiyor. sebebi daha önceki isimlerinden evrilerek son hallerini almış olmalarıdır.
örneğin;
konya: iconium
edirne: adrianapolis
istanbul: konstantinapolis

ayrıca,
üsküdar: skutarion
biga: pegea
devamını gör...

keşke gitmesen

ayrılacağınız yerdeki insanların, yokluğunuzu hayal ettiğinde oluşan hüznün bir tezahürü olarak söylediği duygu yüklü temenni cümlesi...
devamını gör...

tüm evlerinin müstakil olduğu bir şehir

avrupa şehirleri sanayi devrimine kadar müstakil evlerden oluşuyordu. ta ki sanayi devrimiyle birlikte şehirlere göçler oldu ve işçiler için apartmanlar inşa ettiler, ama çoğunlukla yerli halk müstakil evlerde yaşamaya devam etti. bu yüzden kıta avrupa’sı hukuk sisteminde kat mülkiyeti, irtifa, intifak hakkı gibi kavramlar gelişmiş değildi.
avrupa hukukunun aksine bu kavramlar islam hukukunda daha ilk yıllarda gelişmiştir.
nedeni ise, bağdat’ın inşası. şöyle ki, ulaşım imkanlarının kısıtlı olduğu, trenin, metronun henüz icat edilmediği dönemlerde insanlar bir merkezde bir arada yaşamak durumundaydılar.
bağdat 1.000.000 kişinin yaşayacağı bir megakent olarak planlanmıştı. insanların bir arada yaşamalarının yolu olarak çok katlı evler inşa edilmiş dolayısıyla hukuk kuralları bu şehir planına göre şekillenmiştir.
devamını gör...

hayalhanem

bir röportajda “şoförün her gün gördüğü, çobanın ara ara gördüğü, Allah’ın hiç görmediği şey nedir?” diye bir soru sormuşlar. cevabı da şeymiş meslektaş. diyor ki hani Allah’ın ortağı yok ya o yüzden meslektaş. sübhanallah kardeşim bu ne muhteşem bir zeka ürünü sorudur böyle...
devamını gör...

sağlık çalışanları ve insan ilişkileri

birbirleriyle bağlantıları hayati önem arz eden iki mevzu.
hastanelerde çalışan insanların dünyanın en zor işlerinden birini yaptıklarını kabul etmek gerekiyor. insanın merkezde olduğu başka meslek grupları muhakkak var. fakat bu mesleği yapanlar sağlık problemi yaşayanlarla ve onların yakınlarıyla muhatap oluyorlar. dolayısıyla insan ilişkileri konusu, azami hassasiyet gerektiren bir hal alıyor.
bu yüzden işin zorluğundan dem vurulduğu kadar hakkını vererek yapılması, hastalara, hasta yakınlarına muamelede hassas olunması lazım.
oraya gidenler * güleryüz beklemiyorlar zaten. düzgün bir moralle, sorunsuz bir şekilde evlerine dönsünler yeter.
insanların hastaneden ayrılırken “ne iyi insanlar, hiç yüksünmeden yardımcı oldular.” demeleri bizi şaşırtır hale gelmemeli.
devamını gör...

şuyuu vukuundan beter

topluma zararı olan bir vakanın *kınayanlar eliyle daha da zararlı hale getirilmesini ifade eder.
--- alıntı ---

suç işlemeye meyilli olan tipler senin benim gibi bakmaz olaylara. sen istediğin kadar paylaşımlar yap, bu paylaşımlar sadece o tiplerin cesaretini arttırır. senin yayıp alenileştirdiğin her vaka, o kişide yalnız olmadığı ve kendisi gibi tiplerin aslında epeyce bir yekün teşkil ettiği fikrini destekleyecektir. bu konularda islami bakış, kötülerin cezalandırılması ama kötülüğün alenileştirilmemesidir. hz. peygamber sav. -ben zina yaptım, beni cezalandır. diyen birisine sırtını dönmüş ve o kişiyi duymazdan gelmiştir.. suçu kınayalım diye suçun reklamını yapmayalım. suça meyyal olan tipler için bu paylaşımlar ibret değil, sadece reklam vesilesidir. suçla mücadelenin en iyi yolu, suçu işleyen kişinin toplumda yanlız olduğu, kendisi gibi tiplerin nadirattan olduğu algısını oluşturmaktır...
*

--- alıntı ---
devamını gör...

medipol üniversitesi

asistanlarının, okul öğrencilerinden birini aşağıladıkları gerekçe gösterilerek şikayet edilmelerine rağmen yönetimin konuyla ilgili herhangi bir adım atmadığı iddia edilen kurum.
devamını gör...

whatsapp’e mi whatsapp’a mı

türkçede yabancı kelimelerin yazılmasıyla ilgili bir tartışmada şöyle bir yorum gördüm:
“türkçeleşmemiş yabancı kelimeler yazılırken türkçe okunuşlarına göre ek almalıdır.
çünkü birçok dil var ve bütün yabancı kelimelerin doğru okunuşunu bilmek mümkün değil.
örneğin “roi” kelimesine nasıl ek getirilebilir?
eğer roy olarak telaffuz ediliyorsa mesela “roi’un”;
rua olarak okunuyorsa “roi’nın” olarak yazılması gerekir. nasıl okunduğunu bilmeyen için karışıklığa neden olur. o yüzden nasıl okuyorsak öyle ek getirmemiz gerekiyor yani “roi’nin” şeklinde.”
devamını gör...

türkiye'de eğitim sistemi

lisans düzeyindeki öğrencilere dahi en basit şeylerin anlatıldığı ülke türkiye. kaynak yok ki önceden okusun. anlatılanları belki de hayatında ilk defa duyuyor.*canım ülkem çok çalışmamız lazım çok.
devamını gör...

yds

9 eylül’de bu sene ikincisi yapılacak olan sınav.
yarın arapça sınavına katılacağım dostlar duaya çok ihtiyacım var. inşallah 85 üstü alabilirim. *
devamını gör...

allah'ı anlayamamak

bu konu hakkında düşünüldüğünde, aklın insanı götüreceği yer agnostisizm, ateizm veya deizmdir. iman insani bir şeydir, fıtridir. bu yüzden akli birtakım açıklamalarla hiçkimseyi imana getiremeyeceğimiz gibi inkara da götüremeyiz.
din tartışılacak bir şey değil. * yapıp yapabileceğimiz en iyi şey onun güzelliklerini yaşamak.
devamını gör...

mucizelere muhatap olan toplumların özellikleri

şahit oldukları mucizeler ile doğrudan ilişkili olan mevzularda gelişmiş olmalarıdır.
müfessirlerin yorumuna göre, bu özellikleri onların söz konusu mucizelerin tesirini en şiddetli biçimde idrak etmelerini sağlamıştır.
hz isa nın mucizeleri, hz musa nın asası, hz ibrahim aleyhisselamın mucizeleri toplumlarına hitap eden konularla ilgilidir.
hz. muhammed’in mucizesinin kur’an-ı kerim oluşu da arap toplumunun kelimeye yüklediği anlamla doğrudan irtibatlıdır.
arap şairlerinden a’şa’nın, kötü nam salmış muhallak isimli bir adama ithafen yazdığı yüz beyiti aşkın şiirle ilgili meşhur hikaye, islam öncesi araplarının bu durumunu özetliyor: muhallak denilen bu adam annesinin tavsiyesi üzerine köyünü ziyaret eden şaire yiyecek ve şarap ikram ediyor. a’şa başta bu kişi muhallak olduğu için ikramını kabul etmek istemiyor fakat adamın ısrarı ve duyduğu açlığın şiddetiyle kabul ediyor. sırf böyle bir ikramda bulunduğu için muhallak’ın ne kadar şerefli bir adam olduğunu anlattığı meşhur kasideyi irat ediyor. araplar hala bu kasideyi okuyup muhallak’ı cömert ve şerefli bir adam olarak anmaya devam ediyorlarmış.
hikayeyi anlatan belagatçımız şöyle bir yorum yaptı:
“işte bu sayede kur’an-ı kerim geldiğinde onun mucize olduğunu idrak etmişlerdi. eğer onlar şiirden ve belagattan anlamasalardı bu kelimelerin hiçbir tesiri olmayacaktı.
Allah o toplumu en iyi bildikleri şeyle tahkir edip aciz bırakmak için hazırlamıştı.
bu insanlar şiirlerini yarıştırmak için çarşılar kurarken içlerinden bir adam onlara kur’an ayetlerini okumaya başladı ve onlar sustular.
asr suresi başka bir topluluğa gönderilmiş olsaydı muhtemelen “ee yani?” derlerdi. hazreti ömer ve onun gibiler bunu duyduklarında dehşete kapıldılar. iman ettiler. iman etmeseler o ayetler karşısında aciz kaldıklarını itiraf ettiler.”
özetle araplar, kıymetli kelimeleri basit konularda harcadılar. tâ ki islam geldi, en kıymetli olanı en değerli kelimelerle anlattı.
devamını gör...