güvercin gerdanlığı

güvercin gerdanlığı
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 17592.1
  • Kayıt: 2015-01-12 01:56:00
  • En son giriş: 2018-08-14 16:43:29
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 12
  • Aktif Tanım: 6931
  • Açılan Başlık: 1521
  • Artı Oy: 18439
  • Eksi Oy: 2440
  • Alınan Artı Oy: 15952
  • Alınan Eksi Oy: 1711
  • Alınan Favori: 275

güvercin gerdanlığı - en çok favorilenen tanımları

kral faysal suikasti

suudi arabistan'ın 1964 yılında tahta oturan islam birliği düşüncesine sahip ve islam konferansı örgütünün kurulmasını sağlayan, abd ve batılıların filistin meselesinde israil'in yanında yer alması karşısında batı karşıtı politikalar izleyen kralı faysal bin abdülaziz'e yeğeni tarafından tertiplenen bir suikastle 25 mart 1975 yılında halk görüşmeleri sırasında öldürülmesi hadisesi.

kral faysal o sırada, batıya petrol ambargosu uygulanmasında başı çekiyordu.

petrol krizi dönemlerinde abd başkanı henry kissinger, ziyareti sırasında aralarında geçen şu diyalogları hatıratında şöyle yazar:

"kral faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona, uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazır olduğumuzu söyledim. kral gülümsemedi ve kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim mescid-i aksâ’da iki rekat namaz kılmaktır! sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?

kissinger'in anlatmadığı ama daha meşhur diyalogları ise şudur:

faysal; “israil’e destek olmaktan vazgeçerseniz, ambargo biter” dediğinde başkan petrol kuyularını bombalamakla tehdit ediyordu.

kral faysal ise, bunun üzerine kissinger’e tarihe geçecek şu cevabı verdi: “tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.”

suikasti tertip eden yeğeni faysal bin musad daha sonra idam edildi.

o tarihten sonra abd-suud ilişkileri daha sıcak hale gelmiştir.
devamını gör...

parçalı bulutlu bir günde yapılabilecekler

tatil idi ve hiçbir şey yapasım yoktu. dışarı adım atsam yağmur yağabilirdi, içeride kalsam güneş çıkar gibi olur, çıksaydım dedirtebilirdi. ben de sözlüğe entari giydirmeye karar verdim. parçalı bulutlu bir günde bu bir nebze bir şeydi. ama hiçbir şey yapasım yoktu dedimya, entari de giresim gelmedi tabii o an. ukde olsun dedim, oldu. sağolsun boşteneke karındaşımız da doldurmuş, başlık etmiş. herkesler bir öneri sunmuş. insan bu kuş misali bir bakarsın bir yerde, bir bakarsın uzaklarda. ama dünya burada ve kalıcı, o sıkıcı günü aklıma getirdi.

ve şimdiki ruh halimle derim ki* bas gaza, git trakyanın köylerine, ayçiçek tarlalarında bir dolaş, sonra bir soğuk pınar bul su iç. yağarsa yağmur biraz ıslan, açarsa güneş dere suyuna ayağını sok, kıyıda köşede kalmış tarihi köy camiileri gez falan.
devamını gör...

mim kemal öke

herhangi bir söyleşi, seminerine denk gelirseniz kaçırmamanızı salık verdiğim, hem mizahi üslubu ile hem de insanın kalbine dokunan yaşadıkları ve yaşadıklarından edindiği duygu düşünceleri ve yorumlarıyla insanı saran bir yazar. türkiye'nin en genç yaşta profesör olan akademisyeni.

hem bugünü unutmamak hem de onu tanımlamak için bir buçuk iki saatlik söyleşisinden notları buraya düşeyim.

yaşı altmış imiş ama ellili yaşların başında duruyor. dinamik, harektli, neşeli, coşkulu ve ince hisli biri. spontan, komplekssiz ve yürekten biri olduğu izlenimi veriyor. sıcak üslubu ve ortamdakilerle çabucak kaynaşan havası akademik soğukluk bekleyen ve öncesinde pek tanımayan biri olarak beni şaşırttı.

alkolik babası ve kumarbaz annesinin arasında biraz zorlu geçmiş bir çocukluğu varmış. yetiştiriliş tarzı ile ilgili olarak sadece fakirlerin camiye gittiği algısı, nişantaşı'nın göbeğinde 9-10 odalı evde salonu doğru dürüst görmediği, odasında bakıcısının elinde büyüdüğü kısmına vurgusu vardı.

sanırım ortaokul döneminde demişti, ilk defa kendi başına merak etmiş ve camiye gitmiş, orada karşılaştığı kapıcıları burası biz fakirlerin yeri, sen dedenin mason yerlerine git tarzı şeyler söylemiş. bir çocuğun hevesi kırılmamalıydı böyle diyor.

ve ilk namaz deneyimi cambiridge üniversitesinde papaza ben müslümanım deme süreciyle başlamış. elhamdülillah kısmı hariçti diyor. o zaman ben müslümanım bilinci oluşmuş. yabancı memlekette kendi değerlerini hatırlamış. ondan önce bar, kız vs. klasik ingiliz ya da ondan ayırt edemeyeceğiniz bizim seküler gençler gibi bir yaşantı hakimmiş.

papaz yanına çağırmış ve madem müslümansın biz sana bir oda ayarlayalım orada ibadetini yap dediğinde, namazla falan pek işi olmayan hatta kılmayı bile bilmeyen öke sağol ben odamda yaparım ibadetimi dediyse de papaz, sen cambridge üniversitesini kazanacak kadar zekiysen buradan ve çevre okullardan başkalarına da toplu ibadet ederken yardımcı olursun diyerek ısrar edince pek bir sözü kalmamış.

ailesinden mızraklı ilmihal'i istemiş mektupla, göndermemişler. sonra diyor okuldan birine islamla ilgili kaynak sorduğumda dalga mı geçiyorsun diyerek üniversitenin bilmem kaçıncı katındaki kütüphaneye yönlendirmiş. öke diyor ki; belki de bizim bütün ilahiyat fakültelerimizin kütüphanelerindeki toplam kitapların iki misli islami ya da islamla ilgili eser arşivi varmış orada. ingiliz ajanlarının en ince ayrıntısına kadar içinde olacağı toplumu bu kitaplardan öğrenmesi hiç sürpriz değilmiştir diyor.

ilk namazımı imamlık yaparak kıldım diyor.

sonra down sendromlu ve engelli kızını okula kayıt ettirirken özel okulun kızının durumunu bilmedem önceki reklam ayağımıza geldi tutumu ve kızını görünce verdikleri tepki. o yüz ifadesini tekrar görmek için beş yüz kağıt verirdim diyor. kızıyla ilgili çok çelişkili hisleri ve bu hislerden devşirdiği iman ve azim,
kızının hayatına kattığı renk, içinde oluşturduğu hayat coşkusu ve merhameti dinlemeye değiyor.

saç ektirdiği için küçük görülmek istenmiş buralarda bile ama (bundan bahsetmedi hiç) eşine olan sevgi ve sadakati tüm söyleşisinde yeri geldikçe örneklendi. eşi istediyse ekmiştir yani. üstelik yakışmış. bu ilk dönemlerde saç ektirmeye alerjikti toplum zaten de şu an olsa o kadar mevzu olur muydu bilmem. ha, şunu da diyor; bir cumhurbaşkanımıza bir de eşime laf ettirmem.

dinler arası diyalog mevzusuyla ilgili fetö'nün çok güçlü olduğu dönemlerde ermeni metropolitle buluşup soykırım vs ile ilgili reddiye değil diyalog şeklinde toplantılara katılması için hocaefendi rica ediyor babında aldığı telefondaki sese red cevabı verince hocaefendinin ricasını kırmanın sonucu olur gibisinden aldığı yanıtı da naklediyor. sonucu olmuş mu tam bilmiyorum. o sırada fetö ermenistan'da okul açmayı da planlıyormuş. açıldı mı onu da bilmiyorum.

sonra ingiltere de(başka bir ülke de olabilir net değilim) bir dönem kızlı erkekli şen şakrak bir grup gencin yanından geçerken uğruna hayatını koyduğu ideallerini ( ermeni soykırım lobisine karşı görevlendirildiği dönemler olmuş yurt dışında o dönem ve can korkusu da yaşıyormuş) kısacık bir sorgulamış ve biraz yürüdüğünde bağrışmalara dönüp bakmış ki az önceki o neşeli genç kanlar içinde. bir saksı düşmüş kafasına. o an arkamdan bir ses "cevabını aldın mı" diye seslendi, irkildim, ama dönüp bakacak cesareti bulamadım, bir mont hışırtısını hatırlıyorum sadece diyor.

söyleşiye giderken daha çok zihnime hitap edecek bir şeyler umuyordum, fakat daha çok yüreğe dokunan, insana dokunan, insana güzel şeyleri hatırlatan güzel bir adam buldum.

son olarak, Allah bizi bağışlasın, iktisadı az kaynak ve çok ihtiyacı olan insana yönelik bir bilim olarak tanıttık, ben de tanıttım giriş derslerinde diyor. bireyciliği yeriyor ve yaşamanın derin anlamının insanın mutlu olacak şeyler aramasında değil diğer insanları mutlu edecek şeylerle ve içinde yaşadığı imani coşkuyla kaim olduğunu vurguluyor.

var olsun.
devamını gör...

muhyiddin ibn arabi ibn rüşd buluşması

islam tarihinde biri tasavvufun diğeri felsefenin zirve isimlerinden muhyiddin ibn arabi ile ibn rüşd'ün buluşmasıdır. ibn rüşd ibn arabi'nin babasının samimi arkadaşıdır.
olayın ibn rüşd tarafından teyidi olabilecek bir metin yoktur, fakat ibn arabi'nin fütuhât-ı mekkiye isimli eserinde böyle bir buluşmadan söz edilir. görüşme ibn arabi'nin yeni yetmelik diyebileceğimiz dönemlerine ibn rüşd'ün olgunluk zamanlarına denk gelir.

buyrun:

“bir gün kurtuba’ da şehrin kadısı eb’ul-velid ibn rüşd’ün huzuruna girdim. halvetimde Allah’ın bana açmış olduğu şeyleri duyup öğrendiği için benimle karşılaşmak istiyordu. duyduklarından dolayı şaşkınlığını izhar ediyordu. babamın arkadaşlarından birisi olduğu için babam ibn rüşd’ün arzusu üzerine benimle bir araya gelsin diye bir vesileyle beni ona gönderdi. o esnada bıyıkları henüz terlememiş bir delikanlıydım. huzuruna girdiğimde sevgi ve saygıyla kalkıp beni kucakladı ve şöyle dedi:

-evet!

ben de cevap verdim:

-evet!

söylediğini anladığım için sevinci arttı. sonra, sevincinin sebebinin farkına vardım ve ona ‘hayır’ dedim. bunun üzerine üzüldü, rengi değişti ve sahip olduğu şeye karşı kuşku duydu. bana şöyle dedi:

keşif ve ilahi feyizde, işin nasıl olduğunu gördün? acaba teorik düşüncenin bize verdiği gibi midir?

şöyle cevap verdim:

-‘evet ve hayır!’ evet ve hayır arasında ruhlar maddelerinden, boyunlar bedenlerinden uçar.

bunun üzerine rengi sarardı ve kendisini sıkıntı bastı, bağdaş kurup oturdu ve işaret ettiğim şeyi anladı.

işte bu, kutup imamın, başka bir ifadeyle müdâviü’l külûm’ün zikretmiş olduğu meselenin aynısıdır.

ibn rüşd sahip olduğu bilgiyi sunup (bizim söylediğimize) uygun veya farklı olup olmadığını öğrenmek için daha sonra da babamın tavassutuyla bizimle bir araya gelmek istedi. çünkü kendisi, fikir ve teorik düşünce mensubuydu. ardından halvete cahil girip ders görmeden ya da araştırma, okuma ve kitapları inceleme olmaksızın bu şekilde dışarıya çıkan birisini gördüğü bir devirde yaşadığı için Allah’a şükretti. (benim tecrübem hakkında) şöyle demiştir: ‘bu bizim kabul ettiğimiz, fakat mensubunu görmediğimiz bir haldir. kapıların kilitlerini açan o hal mensuplarından birisinin bulunduğu bir zamanda bulunduğum için Allah’a hamd ederim. bana onu gösterme ayrıcalığını bahşeden Allah’a hamdolsun!’

ibn rüşd ile ikinci kere karşılaşmak istedim. bunun üzerine ibn rüşd misal aleminde bir surete yerleştirildi ve orada aramızda ince bir perde vardı. bu perdeden ben ona bakıyor, o ise beni görmüyor ve nerede bulunduğumu bilmiyordu. kendisiyle ilgilenmek onu benden alıkoymuştu. bunun üzerine şöyle düşündüm: ibn rüşd’ün sahip olduğumuz hale ulaşması irade edilmemiş!

merakeş şehrinde 1169 senesinde ölünceye kadar bir daha onunla hiç karşılaşmadım. oradan kurtuba’ya taşındı, kabri kurtuba’dadır. naaşının bulunduğu tabut hayvana yüklendiğinde, eserleri hayvanın diğer tarafına yüklenmişti. ben de fakih-edip, ebu hasen muhammed b.cübeyr seyid ebu said, arkadaşım ebu hakem amr b.serrac ile beraber orada bulunuyordum. ebu’l hakem bize dönüp şöyle dedi: ‘imam ibn rüşd’ün bineğinde kiminle denkleştirildiğini görüyor musunuz? bu imam, şunlar da amelleri yani eserleri!’

bunun üzerine ibn cübeyr şöyle karşılık verdi: evladım! ne güzel düşündün. ağzına sağlık!

ben de bu ifadeleri bir öğüt ve nasihat olarak kaydettim. Allah hepsine merhamet etsin. artık oradaki gruptan benden başka yaşayan kalmamıştır.

bu noktada şu mısraı söyledim:

bu imam, şunlar da amelleri

keşke bilebilsem! emelleri gerçekleşmiş midir?”

şöyle de bir kritiği var
devamını gör...

gelinciğin hüznü

bir farid farjad eseri. bana sorulacak olursa en güzel eseri. ince, yanık bir keman sesi insanın içinde kendine bile mahrem yerlerini titretebilir. ne olduğunu bilmezsin bile sızının. iyi de niye bu sızı? hüzne bahane aramak belki bu. harbi gelincikli bir eser. şahane.

devamını gör...

ayrılık sahnesi

film ve dizilerin mühim sahnelerinden. yerli yapımlarda birçok zaman en son vurucu sözün ardından derin bir bakış ve ağır çekime geçilmesi ile karakterizedir.

ve ilk aklıma gelen sahne şu oldu konuya dair.


devamını gör...

kişinin eleştiride bulunacağı konuda eleştireceği kişiden iyi olması gerekliliği

batı düşüncesinde fikrin orijinalliği ve doğruluğu üzerinde durulur ve pragmatist bir şekilde ortaya koyduğu doğrular icabında zenginlik olarak görülür ve kullanılabilirken daha çok kadim bilgilere ve doğuya has düşünce biçiminde söyleyenin kim olduğu ve düşünce davranış tutarlılığı daha çok önen arz eder ve davranışla uyuşmayan bilgi çoğu zaman çöp mesabesinde kabul edilir. belki bu kadar keskin bir fark yoksa da ortaya konulan fikirde yoğunlaşılma biçimi olarak bu yönelimlerin olduğu söylenebilir.

söyleyenin ne olduğu söylenene karşı argüman üretemeyip sadece kişinin kimliği öne çıkarılarak savuşturulabilir ve belki orijinal bir düşünüş biçimi yadsınmış olur ve yahut düşünce davranış tutarlılığı olmayan bilgiden hikmet ve tesir doğmaz da salt pragmatist bir dünya tasavvuru doğabilir.

bu durumda hemen eklektik yaklaşıp bu ikisini uzlaştıralım. kolay olan budur.
devamını gör...

15 yıldır iktidardasınız ne yaptınız goygoyu

artık klasikleşmiş bir tavır.

suriye: kardeşim esat diyordun, yapıştır, bakınız.
ekonomi: sattılar, aslında batıyoruz, yapıştır, bakınız.
din: din tüccarları, laiklik elden giyeah, ben çok dindarım, siyaset pis, yapıştır, bakınız.
fetö: memleketine dön, kargalar güler, yapıştır, bakınız.
pkk: hani çözüm süreci diyodunuz. yapıştır, bakınız.
filistin: edebiyat ancak, sahte atarlanıyolar, yapıştır, bakınız.
eğitim: uvvv, yerlerde. çok fena, pek kötü. yapıştır, bakınız.
ab: uzaklaşıyoz, yanlızlaşıyoz, medeniyetin dışına çıkıyoz, yapıştır, bakınız.
kıbrıs: hani annan diyordun. yapıştır, bakınız.
darbe: şüphelerim var. hain feto, lain rte yapıştır, bakınız.

ilk gelip bakınızı, espriyi patlatan like like like.

öyle muhalif muhaliif bakma bana, daha benden dinlemedin lakırdılar.

chp gelecek ülkeyi iyi edecek. hata 404.
saadet: e denendi yani, yeni neyi var.
mhp: erdoğan'dan farkı kalmadı.
hdp: barış barış dediğin nedir ki gülüm, ben senin için hendek kazmışım.

oy vermiyom. cool. halk kötü. ben yeni nesil sosyal medya aydınıyım. like like.

hastag.

hasta oldum derdune de oku bana yasini.

kimin hangi konuda ne diyeceği üç aşağı beş yukarı bellidir yahu.
devamını gör...

bir sözlüğün anatomisi

böyle bir analoji kurulabilir.

sözlük, işleyen bir bedendir ve sözlüğü meydana getiren insanlar da sözlüğün çeşitli organları, uzuvlarıdır. her uzuv, organ farklı bir görevi, zenginliği ifade eder. sözlüğün tansiyonu, karın ağrıları, mutlulukları, hüzünleri vardır.

böyle bir benzetmede dünya sözlüğün beyni için derviche moderne denilebilir mesela.
devamını gör...

füsun demirel

geçimini sağlayabilmek için pazarda tezgah açmaya başlamış. kanal d'ye verdiği röportajdan satırlar:
sokağa çıkamayacak hale geldim. konya'dan arayıp, 'buraya gelirsen arabanın arkasına bağlayıp süründüreceğiz' diyolar. ben o sahnelerde mutluluk vermekten başka ne yaptım?"
"gerillanın hayatını oynamak isterdim' dedim. ne terör, ne pkk... italyan, ispanyol iç savaşındaki partizan kadınları ya da kurtuluş savaşı'nda mustafa kemal'e destek vermiş kadın çeteleri... bunlardır gerillalar"

eski itibarını ve gelirlerini geri istiyormuş. bu uğurda kıvıracak kıvama gelmiş kadar omurgalı. pazarcılıkla geçimini sağlayabilir, bunda utanacak bir durum yok. gerilla sözlerinin zamanı manidardı yalnız, bu şekilde mustafa kemal'e sığınarak kurtulamaz. kurtuluş savaşına destek vermiş kadın çetelere de gerilla demeyiz biz zaten. hatta çete de demeyiz.
devamını gör...

hüseyin nihal atsız'ın eğitimle ilgili görüşleri

ilkokullarda erkek ve kız öğrenciler ayrı eğitim almalıdır.

ilkokulların programları olgunlaştırılmalıdır. çocuklarda disiplin duygusu geliştirilmelidir.

ödül ve ceza anlamlı hale getirilmelidir .kadın öğretmenler erkek talebeye ders vermemelidir.

ortaokullarda beden dersleri askeri eğitimle kaynaştırılarak verilmeli; milli sporlarımız ön planda tutularak yarışmalar düzenlenmelidir.

türk dil bilgisi tüm öğrencilere en iyi şekilde öğretilmeli ve bu konuda özel hassasiyet gösterilmelidir.

liselilerin fen kollarında laboratuvar çalışmaları arttırılmalı ve talebe yurt için yaratıcılık kabiliyeti daha bu sıralarda inkişaf ettirilmelidir spor derslerinde başarı gösterenler için eski ananelerimizde olduğu gibi alplık ve batırlık unvanları, bilgide başarı gösterenler için bilgelik ve danışmanlık unvanları hazırlanarak öğrencilere verilmelidir.

daha fazla detay için
devamını gör...

tevazu

herkes çok mütevazı da sanki tevazu kötülemesi moda oldu. ego, büyüklenme, densizlik, insanları kolayca yaftalayarak düşünüş ve davranış biçimi zaten revaçta tevazu ehli bulmak zor. tevazunun aşırısı kötü, büyüklenmenin ise azı bile kötüdür.
devamını gör...

ruknettin

evvela bedia olmak üzere cins-i latife karşı çapkınlıklarıyla meşhur türk sineması karakteri ile itibarı zedelenmişse de kemal sayar ile bir nebze iade-i itibar namına piyasaya sürülmüş isim denebilir. anlamı ise her daim derin.

dinin direği demek.
devamını gör...

genç kaynana şehvet uyandırır

fıkhi bir konu. hocayı bunun üzerinden karalayıp suizan etmek müslüman ahlakına yakışmaz. hanefiyim diyen herkes ebu hanife neden bu konuda fikir belirtmiş, yoksa sapık mıydı diye düşünmüyorsa ilhan hoca için de böyle düşünülemez. fıkıh ilminin gelişim seyrine komple bir eleştiri varsa belki o zaman tutarlı olur bu hocayı bu konu üzerinden karalayanlar, fakat o da ayrı bir tartışma konusu.
devamını gör...

uyku

gelmez bazen.

uykunun gelmemesine eklemiştim, buraya da gelsin. zekice.

ayıttı ol peri bir gün düşüne girüren bir şeb,
sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyku.

sevgili, “bir gece rüyana gireceğim” dediğinden beri heyecandan gözüme uyku girmiyor.
devamını gör...

buğday başakları arasında yürümek

akıllara gladiator filminin son sahnelerinden birini getiren eylem.

ikindi güneşinde bir eli hafifçe başaklara değdirerekten gözleri ufukta sabitlemek ve hafif bir rüzgar olayı güzelleştirir.

buğday başaklarının altında ne olduğunu tam kestirememenin verdiği belli belirsiz gizem, kardeşçe bir arada yaşayabilen birçok kellenin ahenginin ruha sirayet etmesi, sapları incitmekten imtina ederek atılan dikkatli adımların verdiği doğanın bir parçası olabilme hissiyatı, güzel bir melodi gibi kulaklara dolan hafif bir hışırtı, sarı bir hüzün, mavi bir umut ile o anı yaşamak pahalı bir tablo içinde canlanan hayalin kahramanı olmak gibidir.

bereketin, özgürlüğün, şükrün bir demet halinde yürüyücüye sunumudur sanki.

bu anın sihrini ancak bir selfie fikri bozabilir.

devamını gör...

dünyevi mecmua 7. sayı

hımmm. hayırlı olsun.

okuyoruz gecenin saatinde.

şu ana kadar editörden, umut zaafiyeti ve hikaye'yi okudum. ağırlıklı olarak biçimsel değerlendiricem. nazarım o yönde oluyor ister istemez şu an için. normalde de elime bilhassa edebi kitap alsam önce biçim olarak bakıyorum. metne sonra dalabilirsem dalıyorum.

başlayalım;

editörün güzel ve samimi üslubu sıcak bir karşılama ile selamlıyor bizi derken umut zaafiyeti başlıyor. yazı sıradan gibi başlıyor sonra derinliğine çekiyor insanı. evet, gerçekten coşmuş bir yazıya dönüşüyor. sonlara doğru tekrar didaktik emarelerle bürünürken coşku yavaşça azalıyor. coşku dediysek bir kıvranışı hissettirebilmek babında. öyle ki bir iki yerinde içim titrer oldu. bu kadar uzun cümleler kurup dikkati diri tutabilecek bütünlüğü sağlamak her yiğidin harcı değil. yüreğine sağlık diyorum yazarına da bir yazar mahlası bulamadım.

gelelim hikaye'ye. valla ne yalan diyeyim şimdi pek olmasa da eskiden hikayeler yazan biri olarak kalitesine imrendiğim bir hikaye bu. bilinen basılı birçok dergideki zaman zaman rastladığım kimi hikayelerden daha üst düzey geldi bu metin bana. yani derginin kalitesini baya üste çeken bir yazı olmuş. mir mektum yazar kişisine yazarlık hayatında başarılar efendim.

bakalım.
devamını gör...

amerikan tarzı yaşam

ismet özel tarifiyle şöyle:

1945’ten sonra amerika dünyayı yeniden organize etti. yani batı medeniyeti'nin akıbeti meşkûk sayılırken birden batı medeniyeti'nin parlak bir geleceği temsil ettiği amerika ile dile getirildi. buna teoman duralı yahudi- ı̇ngiliz medeniyeti diyor, ama aslında bu amerikan medeniyeti. yani galip çıkan şey “the american way of life”, amerikan hayat tarzıdır, avrupa değildir.
amerikan hayat tarzı nedir? amerikan hayat tarzı, dinin, politikanın, felsefenin... tamamen insanın asosyal tarafıyla alâkalı olduğu, sosyal tarafının tamamen gelir düzeyiyle açıklanabildiği bir hayat tarzıdır. amerikan hayat tarzı bu.
devamını gör...

nikahta kelime oyunu yapmaya çalışan gelin

bıdı bıdı gelin. Allah mutlu mesut etsin.

ne kompleksli memurlar var ya. kızınki bir nikah neşesi, belli ki çok sevdiğiyle evlenmiş. de ki hanfendi lütfen ciddi cevap verin ya da esprili uyarın, en baştan yine sorun olsun bitsin ne bu gerginlik. cenaze işlerinde memurluğa gitse iyi olur bence.
devamını gör...

kemal sunal

gelmiş geçmiş bir numara oyuncu. bu kadar güldüreni yok beni. defalarca izleteni de. genlerimizde bir yerlerde onun güldürüsüne eğilimimiz olsa gerek.

iyi oyuncu değil, sadece hıhıhı iyi gülüyor diyen birinin özel yaşamda şahitliğine şüpheyle bakarım.

gelelim madalyonun öbür yüzüne. kötü, üçkağıtçı hocalar ve namuslu, dürüst ama ibadetle pek işi olmayan insanlar şeklinde gizil mesajlar birçok filminde vardır. bazı filmlerinde de tesadüf olayını biraz fazla abartır ama gönlümüzün gülüdür. beni bu kadar kimse güldürmedi. beni güldüren erkeklerden çok hoşlaşırım*.
devamını gör...

başlık açarken dikkat edilmesi gereken hususlar

tespit başlığıysa özellikle bariz bir iki tespit atlanmalıdır. böylece ikinci, üçüncü entarilik bariz kalanlar hemen birilerini harekete geçirecek ve başlık ölü doğmayacaktır.

başlığına sahip çıkacaksın. madem bir şeyi başlık etmeye değer gördün, yazılanlar da ilgini çekmelidir teoride. dolayısıyla oylama konusunda hassasiyet daha mühim olur. başlığına entari giydirene eksini, şenlendirene, açana artını eksik etmiycen. kimi artıları ayağı alışsın diye vericen. memnun kalan tanımcı başka başlıklarına da gelir.

evet.
(bkz: ele verir talkını kendi yutar salkımı)
devamını gör...

hayranlarına imza günü düzenleyen ünlü sözlük yazarı

entarilerinin çıktısını alarak gelen hayranlarına imza günü düzenleyen mütevazı yazar.

benim böyle düşlerim oldu. dedim ki bu sözlük bilecek kıymetimi, zaman geri verecek bana kılıcımı, hayranlarım karşısında tevazu ile eğileceğim günler yakındır. o sözlük bu sözlük insanların yanından geçtim, duymadılar.

(bkz: ellerimde bir demet karanfil)

ne ise. ironi yapar gibi büyüklenmek de modaydı. öyle oldu. olmasın ya, gül geç. eksile bir de yav.
devamını gör...

çok üst düzey bir mizah bu

muhataba hitaben "gülmekten sandalyeden düştüm, karnım ağrıdı, gözlerimden yaş geldi" gibi şeylerle de ifade olunur. başkasına oluyor mu bilmem de çok gülünce yanaklarımda yorulma hissediyorum. yanak kaslarımı az mı kullanıyorum bilmiyorum.
devamını gör...

yazdım şiir oldu

doğaçlama, filtresiz şiir türevi şeyler.

sivrisinekleri de sevmeyi öğrenmeliyiz.
çünkü herkes öldürür sevdiğini.
kaba bir kincilik irrasyoneldir.
ince bir "katılmıyorum" sözünün ucu sivri,
kaos zamanlarında delicidir.
ve akmış kanın davasını sürü belirler.
terk edilmiş sevgiliye bakıp zahirde üzülen
batında yüreğini ovuşturanlar hep var olacak,
ve yavrulama derdinde sivrisinekler.

susuyorsa, ona su ver.
ağlıyorsa susuver.
ağlamak kişisel bir ayindir diyenin,
ağzına kürekle vuruver.

şair ne arar la sözlükte.
o neydi gız'a gülen birinden şair olur mu?
dağda ceylan, ovada manken,
köylü hasan efendinin kızı.
hasan efendi teravihten çıkmıyor.
laik biri rakı güzelliyor.
yazmamak zinhar ayıptır.
canım çok sıkılıyor,
sivrisinek vuralım istersen.
devamını gör...

ruknettin'in kalbi için kehanetler

gece gece. nerden esiyosa esiyo. dinledim yine. çok hisli şiir ya.

vaş is di vaş. rükno kalbimize dokunuyo ya.


"alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
''gönüllü mağlupları olacak hayatın'' doktor.
yarından korkan adam, ruknettin böyle söyler."
devamını gör...

kötülük öğrenilir

güzel bir tartışma.

geçen bi kardeşimiz de aşağıda vereceğim başlıkta yazı alıntılamıştı. eskilerin bazı şeyler için o kaidesi tamamen olayı açıklıyor. tartışmak, konuşmak gündem olmasının faydası vardır ve insanları tedbirli hale getirir, fakat zararı daha çoktur bazı konularda. zihinler, tasavvurlar bakir kalmalıdır veya kötüler yalnızlık hissini daha fazla tatmalıdır.

kaide şu:
şuyuu vukuundan beter
devamını gör...

çocuklara verilmemesi gereken isimler

samsun müftüsü hayrettin öztürk'ün tavsiyelerine binaen:

sanem ismi çocuğa verilmemeli, sanem, put demektir.
aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir”
kezban ismi kur'an'da geçiyor diye veriliyor. oysa kezban yalancı demektir. çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmak zorunda kalırsınız.
bekir, 'deve yavrusu' demektir. hz. ebubekir'in ismi abdullah'tır ebubekir lakabıdır. bu husus karıştırılmamalıdır.
rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir. hüreyre, 'kedicik' demektir.
kayra eski türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır.
melis, yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir.
erçin 'ücret' anlamına gelir. bir insanın ücreti olamaz.
mekruh sayılan isimler
resul, nebi, cebrail, azrail, mikail, israfil isimleri konulmamalı, hoş değil.
samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. bu sadece Allah'a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz.
gülsüm gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
julide farsça'da dağınık, perişan demektir.

cennet bahçesi olarak bilinen irem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
bade ismi içki demektir.
hannas ismi şeytanın ismi.
alara, rosa, ileyda bunlar islam isimleri değil gayrimüslim isimleridir ve çocuklara konulmamalıdır.sabah.de
devamını gör...

hasan-ı basri

bir adam tarafından "pirenin kanı namaza mani midir?" diye sorulmuş kendisine.
cevaben; "garip sual, şu ırak ahalisi iman hüseyin'in kanını sormayı akıl etmezler de tutar pirenin kanını sorarlar."
devamını gör...

sezgilerimize ne kadar güvenmeliyiz

sezgiler bazen bilinçaltının algıladığı durumların bilinçte anlamlandırılamayıp sadece his olarak zuhur etmesi olayı olabilir. yani tamamen akıldışı ya da irrasyonel olduğu söylenemez. ama bazen diyorum bak, sezgiyi sadece bu kadar kısır alana hapsetmek nevi şeylerle modern ahmaklardan farkımız kalmaz.
devamını gör...

nesli tükenen kadınlar

tükenen ama henüz bitmeyen kadınlardır. bu toprakların büyük şairlerinden birinin dizelerinde şöyle tarif edilmişler.

--! spoiler !--

kadınlar bilirim ülkeme ait
yürekleri akdeniz gibi geniş, soluğu afrika gibi sıcak
göğüsleri çukurova gibi münbit
dağ gibi otururlar evlerinde
limanlar gemileri nasıl beklerse
öyle beklerler erkeklerini
yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

--! spoiler !--
devamını gör...

ametist

--! spoiler !--

yunanca'da "sarhoşluğa iyi gelen" ametistin, alkol sarhoşluğu değil bedensel sarhoşluğu tedavi edici özelliğinin bilindiğini anlatan hatipoğlu, "vücudumuz belli dönemlerde adrenaline benzeyen bir enzim salgılar. bu enzim, beyinden kaslara emir komutlarını ileten elektrik dağılımını bozar. bu durumda bir fizyolojik rahatsızlık olmaksınız halsizlik, huysuzluk ve olumsuzluk durumu hissedilir. bu durumda eğer doğal bir ametist kristalini vücuda kısa bir süre değdirirseniz salgılanan enzimi durdurur. tarih boyunca bu şekilde bir kullanımı vardır. ülkemizde de ametist kristali, balıkesir'in dursunbey ilçesinde çıkarılır. ancak talebe yanıt verilememesi nedeniyle brezilya-uruguay sınırındaki madenlerden çıkarılan taşlar ithal edilir. ancak ithal edilen bu taşlardan bazıları laboratuvar ortamında renklendirilir. bu taşa mor rengini veren gama radyasyonudur. kristalin albenisinin artırılması için laboratuvarda taşa gama radyasyonu verilir. bu insan için çok tehlikelidir. bu ametisleri uzun süre elemizde tutmak içindeki gama radyasyonunun insana geçmesine neden olabilir. ithal kristallere göre daha küçük ve açık renkli olan yerli taşlarda böyle bir risk yoktur.

ametist taşının televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi cihazlardan insan vücuduna geçen gama ışınını emebilecek bir kristal olduğunu, gün boyu maruz kalınan gama ışınının gece ametist taşı kullanılarak yapılmış bir yatakta uyuyarak atılabileceğini kaydeden murat hatipoğlu, "burada dikkat edilmesi gereken nokta ancak ve ancak laboratuvar ortamında beyazlatılmış ametist kristali, gama ışınını emebilir. mor renkli bir kristal zaten gama yönünden doymuş demektir ve bu ışını emmek yerine yayabilir. bu taşı yakınınızda uzun süre tutmak zararlıdır. yine yatak kumaşına yapılan uygulamalarda da ametistin toz olarak kullanılmaması gerekir. çünkü toz parçaları akciğere yapışarak silikozis hastalığına neden olabilir" diye konuştu.

--! spoiler !--
uzman yorumu
devamını gör...

adamlığın kazanması

konu tam olarak bu değilse de evvela spoiler.

--! spoiler !--

adam olmaz dedin senden
adam nedir dedim içimden

--! spoiler !--

ama cinsiyetçi söylem diyen ilk feminiği son kez şirket-i hayriye vapurunda mendil sallarken görmek isteriz.

konu bu da değil.

tanımsız da olmaz hem:
adam olanın kazanması durumu.

ve bir gün dünya gül bahçesine dönecek.
konu bu.
devamını gör...