lorien yaprakları beyhude düşmez yere

lorien yaprakları beyhude düşmez yere
[ dünyalı yazar ]

  • Genel Bilgiler
  • Karma Puanı: 13573.3
  • Kayıt: 2015-10-27 14:58:00
  • En son giriş: 2018-07-12 02:55:10
  • Genel İstatistikler
  • Takipçi Sayısı: 17
  • Aktif Tanım: 3696
  • Açılan Başlık: 689
  • Artı Oy: 29605
  • Eksi Oy: 2295
  • Alınan Artı Oy: 11752
  • Alınan Eksi Oy: 526
  • Alınan Favori: 316

lorien yaprakları beyhude düşmez yere - en beğenilmeyen tanımları

kim bu vehhabiler

şimdi bunlar diyorlar ki, Allah'tan başkasını vasıta tayin etmek şirktir, bunu yapan da müşriktir. buna delil olarak, Allah'tan başkasını ilah edinenlerle ilgili ayetleri getiriyorlar. hepsi şu mealdeki ayeti dakka başı tekrar ediyor: "size Allah yetmez mi?"

açık söyleyeyim: bunların ataları haricilerdir. onlar da hz. ali ile hz. muaviye arasındaki anlaşmazlıkta sorunu gidermek için hakem tayin edilince, hakem tayin etmek şirktir, hakem Allah'tır dediler, iki tarafı da dinden çıkmakla suçladılar. olaya baksanıza!.. nasıl bir kafa yapısı bu? "hakem Allah'tır" diyen şeriat hâkimleri de mi Allahlık taslıyor öyleyse, hâşa! kendilerini de çıkarsınlar o halde aradan... o da tasavvufla oluyor, değil mi? ama yok, kendi çelişkilerini de görmeden, taklit mallar gibi ucuz bir dil kullanıyorlar ve maalesef bu dil çok kolay yayılıyor. ve bunların en kötü tarafı şudur: kendi hükümlerini kendilerine uygulayamazlar. işlerine geldiği kadar alırlar. kafaları da çalışmaz zaten, dünyanın en geri zekalı insan grubu arasındadırlar. öküzün öküz olduğunun farkında olmaması gibi, o da ağzından çıkanın nereye gittiğinin farkında değildir. misal, aynı mantığa göre, birisi istanbul'dan ankara'ya giderken, kendisine vasıta tayin eder ve kendi hükmüyle müşrik olur. ama bu örnekle alakasını bile kuramaz onların zekası; terslerler hemen, "aynı şey mi!" diye... o zaman "vasıta tayin etmek şirktir" dememeleri gerekir, değil mi? "bazı konularda vasıta tayin etmek şirk, bazı konularda şirk değil" demeleri gerekir. onu söylerler belki o zaman: hangi konularda vasıta tayin etmek şirk, hangi konularda değil? biz de ona göre konulara bakarız. bakalım namaz kıldıran imam konusu şirke girer mi girmez mi? imam da vasıtadır, şeyh de... öğretmen de vasıtadır, deve de... hangi vasıta şirk, hangisi değil? biraz absürd bir misal gibi görünüyor bu "istanbul'dan ankara'ya" örneği ama, kendi hükümlerini kendilerine uygulayamazlar diye girdim, dikkat ederseniz. eğer söylediklerini uygulayacak olsalar, buralara kadar varmaları gerekirdi. ama kafaları da çalışmıyor. ben onların otobüse binmek şirktir demediklerini biliyorum. ama verdikleri hüküm eğer ciddiye alınırsa, bu işin oralara kadar varması gerekirdi! Allah'tan başka ilah yoktur, amenna. ve Allah, kulu için vasıtalar, sebepler, vesileler halk etmiştir. bunlara itibar etmekte beis yoktur. birisi bir vasıtaya bindiğinde dinden çıkmış olmaz. otobüse binen müşrik olmaz. dolayısiyle vasıta caizdir. tıpkı dini işlerde, kendi haddi dairesinde, akıl ve zan caiz olması gibi. bunlar bütün cehdini şirk addettikleri şeylerle savaşmaya verdikleri için, bunlar arasından hiçbir konuda hiçbir büyük adam çıkmaz. ancak fıkıhçı çıkar, o da geri zekalı olur, hükmüyle amel edilmez. tıpkı iran'da safeviler geldikten sonra bir tane büyük adam çıkmaması gibi... safevilerden önceki iran'a bakın. devler ülkesidir. birbirinden büyük şairler, mutasavvıflar, müspet ilim alimleri, din üstadları, her şeyde en ileri. safevilerden sonra ise sıfır. sabah akşam ali-muaviye münakaşası yapan, yüzyıllardır aynı sözleri tekrar edip duran kimselerin arasından bir hüner çıkar mı? öncekileri de okumuyorlar, bilmiyorlar... feridüddîn attar'ın bunlara verdiği harikulade cevaplar ortada... ha, ben şimdi neden lafı şia'ya getirdim, onu merak edeceksiniz; gayet açık değil mi? "din"in tamamlanmasından sonra ortaya çıkan "haricî" tavrında olduğu gibi, vehhabîler de koca bir ehli sünnet tarihini reddetmede şia'dan farklı değil.

aynı şey bu vehhabiler için de geçerlidir. yüzyıllardır, türbeler, şefaat vs gibi bir iki kısır konu içinde boğulup kalmışlardır. onlarda islam inkılabı istidadı yoktur. yukarıda gördüğümüz gibi, bazıları da vehhabiyim demeyen vehhabilerdir. tıpkı fetocular gibi takiyye yaparlar, kendilerini ehl-i sünnet gösterirler. ister vehhabiyim desin, ister demesin, turnusol kağıdı, tasavvuftur. tasavvufa mırın kırın eden, ehl-i sünnet tarihine burun kıvıran, osmanlı halifelerini müşrik saymaya çalışan herkes vehhabidir. hayat arazlardan yürür; hep vasıtalar, sebepler ve vesileler içindedir. kur'an'ı okuduğumuz harfleri bile bir hocadan öğreniriz, hoca Allah ile aramızda vasıta olur. ama bunlar, verdiğim basitlikte örnekleri anlayıp da bir de mevzuun temas ettiği meselelerdeki karşılıklarını görecek zekadan da mahrum... bizim meşayihe nisbet ettiğimiz şeylerle Allah olunur sanıyorlar. halbuki o harika kerametlerin sahipleri aynel yakîn biliyorlar ki, gaye bu değil... gerçi bunu örnekle falan izah etmeye de lüzum yok ki... düpedüz "ayet ve hadis istismarcılığı" bu... Allah adına "nefs"leriyle hüküm veriyor, üstelik bunu karşı tarafın yaptığını iddia ediyorlar! ha, bunların Allah telakkisi de sapkındır. bunlara mücessime demeleri bundandır. veya müşebbihe; yani cisimleştirenler veya suretlendirenler... onlar Allah'ı piramidin en üstündeki taş gibi anlatırlar. buna inanmaya da tevhid derler... halbuki Allah hem taş olmaktan münezzehtir, hem de piramidin ta kendisidir. ama bunu duymalarıyla sizi tekfir etmeleri bir olur... sebep? e o da belli değil mi? kafa taş olunca... bunun gibi, problem benim verdiğim örneklerden kaynaklanmıyor, absürdlük bu örneklerden çıkmıyor, ben sadece bu absürdlükleri göstermeye çalışıyorum, farkındasınız değil mi?.. bunların, şimdi isim vermeyeyim, hocaları da böyle: "mantık küfürdür" diye mantık yürüten ahmak! nereden mi çıkarıyor bunu? kendi telakkisine göre bakarsak, kur'an'da böyle bir hüküm yok. mantık yoluyla bu hükme ulaşıyor. ama mantık küfür, o ne olacak? ben şimdi vasıta konusunda olduğu gibi, mantık konusunda da çok absürd misaller verebilirim. mantık küfürse: 2 kere 2 dört eder diyen herkes dinden çıkar. mantık küfürse, dini ilimler dahil, hiçbir ilim olmaz. diğer taraftan: "kur'an'daki din", "kur'an'daki islam" diye kitap yazan adamların saçmalığı gibi (aynı şey) "mantık haramdır" diyen adamın ben kitabını okumam. söylediği hiçbir söze de kıymet vermem. çünkü onu da vahiyle değil mantıkla yapıyor. ama bunların kafa yapısı öyle kuru, öyle düz ki, hakikaten mantıktan zerre nasibi olmayabilir bunların... bulaşan, altından kalkamıyor. sürekli velilere küfrediyorlar... kemalistlerin "falanca hoca gizli gizli rakı içiyor, demek ki din yalan!" çıkarsamaları gibi, üç beş kötü örnek üzerinden ulema ve evliyayı tekfir ediyorlar... nedir bu şimdi? sadece tasavvuf ehli arasında yok ki sapıklar. alelade dindarlar, kuran kursu hocaları vs arasında da var. yani bunlar var diye din mi kötü? laik matematik öğretmeni kadar, dindar kuran kursu hocası da sapık çıkıyor. ne yapalım şimdi? işin hakikati nedir? ama bu adamlar açık açık bunu istismar ediyor işte. o pek tanınan, kürsü sahibi ahmak, diyor ki: "tasavvuf asr-ı saadetten önce de vardı." ne yapalım yani? namaz ve oruç da vardı asr-ı saadetten önce.

neyse, biraz olsun dikkate alırsanız benim diyeceğim özetle şudur: ehl-i sünnet büyüklerinin yolundan ayrılmayın. ehl-i sünnet, binbir inceliktir. islam medeniyetinin tek yoludur. sahte sofiliğin eleştirisini, şia veya vehhabîler değil, yine ehli sünnet yapar. ve nasıl ki bunların şeriatı savunmalarındaki yobazlıklar şeriata isnad edilemezse, şeriat ölçüsüyle yasak olan hiçbir şey de tasavvufa isnad edilemez.

ek: meğer sözlükte de ne çok taraftarı varmış bunların... en çok neye gücendiler acaba? o arkadaşlar bir zahmet mesaj yoluyla falan cevap versinler de söz konusu iddiaların nesini savunduklarını izah etsinler... bunu "lütfen" yapsınlar, rica ediyorum!
devamını gör...

keşke yunan galip gelseydi

büyük tarihçinin (!) yeni teziymiş; veya kusura bakmayın, ben yeni duydum. bir iki kelam edip gideyim...

misal, bu sözü söyleyen bir chp'li olsa ortalık yıkılırdı ama, öyle değil mi? evet, öyle... aynı şeyi chp yapınca kötü, akp yapınca iyi sayılıyor... ama bu, işin sadece bir yönü. benim asıl merak ettiğim şu: bu söz size bir dalaletin kokusunu vermiyor mu? dahası dalaletin ciğerini göstermiyor mu? şimdi bakın: yunan hakimiyetinde bir halife, yunan hakimiyetinde bir şeriat mahkemesi, yunan hakimiyetinde bir başörtüsü serbestliği... hiç olmamasından daha kötü değil mi? e buna göre iyiymiş işte... bu, mısıroğlu'nun da muhafazakar kanadın da bütün dünya görüşünü özetliyor aslında. bunlar islamı ve islami vecibeleri bir hakimiyet mücadelesi olarak görmüyorlar, demokratik bir talep olarak görüyorlar. hakimiyetin kimde olacağının hiç önemi yok. orada senin halifen mostralık olarak duruyorsa, başörtüne kimse karışmıyorsa, amerikan bayrağı altında da, yunan bayrağı altında da dini vecibelerini yerine getirebiliyorsan, tamam... dikkat edin: mısıroğlu gibi tiplerin bir düzen kavgası yoktur. düzen ne olursa olsun, onun içinde bir takım haklar koparmak kavgası vardır. onun için, bu sözü söylemesi tesadüf değil. onun dünya görüşüne tam uygun.

kaldı ki, ideolojik istikamet bakımından olduğu gibi tarih bilgisi bakımından da doğru değildir söylediği... nasıl tarihçi bunlar? müslümanlara yönelik ilk katliam ve tehcir hareketleri yunanistan'da başladı. bir tane müslüman bırakmadılar, bir tane cami bırakmadılar. insanları kitleler halinde zorla vaftiz ettiler, domuz eti yedirdiler, şarap içirdiler. anadolu'ya çıktıklarında da yarımadada ve adalarda yaptıkları şeyleri yapmaya kalkıştılar. sayısız tecavüz ve hunharlık yaptılar. şimdi palavra sıkmayalım birbirimize. ama bakıyorum da yine birileri tevil etmeye çalışmış... neymiş efendim, ondaki tarih bilgisi bizde var mıymış? arkadaşım, sen ne anlatmaya çalışıyorsun, ben onu anlamıyorum. kadir mısıroğlu'nun ettiği laf ortada. yunan hakimiyetinde bir hilafet olsa sen de mutlu mu olurdun? o öyle diyor, onu ne yapıcaz? keşke yunan kazansaydı, hiç olmazsa hilafete dokunmazdı diyor. şimdi sen kimlerdensin, hangi anlayışı temsil ediyorsun, ben bilmem. 1919 ile ilgili görüş, bizim büyük doğu-ibda bağlıları olarak temel duruşumuzu gösterir. başka çevreler farklı şeyler söyleyebilir. ama ibda diyalektiği'nde böyle geçer.

bu ruh hastası herif diyor ki, "keşke yunan galip gelseydi, o zaman şeriatı kaldırmazlardı." (burada ben bir şey iddia etmiyorum dikkat ederseniz, kendisi diyor.) bunların kafası hep böyle. bir islami düzen fikirleri yok. yunan hakimiyetinde bile şeriatı yaşayabileceklerini düşünüyorlar. küfrün o türlüsündense bu türlüsünü tercih... ama yok, bizden bunu beklemeyin... onun için, büyük doğu-ibda tarihi 1919'da, bu tercihle başlar. bunun anlamı şudur: öyle zilletler vardır ki, namuslu bir insan onlara boyun eğmektense ölmeyi tercih eder. küfrün ayakları altında bir şeriattansa, hiç olmaması tercihidir bu. bizden öbür türlü bu adiliği kabul etmemizi beklemeyin! küfür yobazındansa bu yobaz tipini kabul etmemizi ise hiç!..
devamını gör...

bush did 9 11

11 eylül, kuzey amerika'daki kolonilerin birleşip ingiltere'ye baş kaldırmasını ve ingiltere'nin davetiyle ikinci dünya savaşı devrinde dünya politikasına müdahale etmesini saymazsak, abd'nin dış politikasındaki en köklü değişime sebep olmuş hadisedir...

evet, bush'un meşhur "önleyici savaş" doktrini 11 eylül'ün eseridir... evet, 11 eylül'ün sebep olduğu bir nevi güvenlik paranoyasının sonucudur. fakat 11 eylül'ün amerika'nın işine yaramasına gelince... bizim devlet adamlarımız mal mal "ama onlar gerçek müslüman değil", "ama biz onlardan değiliz" diye gevelemekle meşgul oldukları için, amerikalılar, içinde bulundukları zor durumu kendi kârlarına çevirmeyi başarmışlardır...

usame şöyle diyor: "sizler kahrolsun amerika diye bağırırsınız, amerika'yı kahredene de terörist dersiniz." ben de ekleyeyim; bu durumda, 11 eylül sonrasında gelişen terörizmin asıl müsebbibi ve bu suçlamaların gerçek hedefi, batı terörüne kuyrukçuluk yaparak onun için hareket ve meşruiyet zemini sağlayan statüko adamlarıdır. nasıl ki erdoğan'ın otoritesi güçlendi, türkiye'nin uluslararası itibarı arttı ve fetö'ye karşı yapılan her eylem meşruiyet kazandı diye 15 temmuz'a kurgu denemezse 11 eylül'e de diyemezsiniz...
devamını gör...

ekşi sözlük

beyin ishali olmuş ergenlerin "amerikancılık" oynayarak entelektüel geçindikleri interaktif yozluk.

biraz önce girdim, girmez olaydım. kimse kusura bakmasın, içimden geleni söylüyorum; bu bizans farelerini avaz avaz ciyaklatmadıkça bu ülkede kimseye rahat yok!

kafadan yana hadım edilmiş bu amerikan domuzlarına haddini bildirmekte tereddüt eden "geniş" kesimleri de buradan selamlarım...
devamını gör...

tematiği kaldıralım kampanyası

yeter arkadaş, her gün sözlükten bir şeyleri kaldırmanın peşindesiniz siz de...

"her güne bir kampanya" kampanyası mı başlattınız kendi aranızda?

tematik dediğiniz, sözlüğün ikinci veritabanı bana göre...

"yani butonu"nda artılarımla destekledim ama bu mantıklı değil, gündemi işgal edecektir bir dolu literatüre ait kavram...

hem ne gerek var sanki, dursun durduğu yerde işte...
devamını gör...

şehit ömer halisdemir in heykelinin dikilmesi

büyük duyarlılık(!)

t.c. işte ne bekliyorsun...

şimdi o belediye başkanı kendisiyle gurur duyuyordur, "ne kadar da milli bir duruş sergiledim böyle!" diye.

biri şuna bahsetsin: "bizde heykel yoktur, kahramanın heykeli dikilmez; temsil ettiği ruh ve mânâ heykelleştirilir."

bu da onun temsil ettiği ruh ve manayı milletimize nakış nakış işlemekle olur... onu da beceremiyorsan sırf piyasa yapmak için böyle sahteliklere yönelmezsin...

edit: arkadaş hemen yağdırmışsınız eksileri... üstelik sizin rahatınız kaçmasın diye işin islamî ölçüye bakan tarafını da irdelemedim... o zaman kapıya dayanırdınız herhalde. ne bu yozlaşmışlık ya!

edit 2: dediğim gibi, ben bu olaya vehhabiler yahut onların ters yönden simetriği olan reformistlerin baktığı gibi de bakmıyorum. islamî ölçü noktasında bunun ne olduğunun izahına da girmedim. "yozlaşma" yorumum için ise pek tabii geri adım atmıyorum, bu kültürel olarak da bir yozlaşmadır, dinî olarak da; bu noktada aynı yolun yolcusu olduklarını gördüğümüz kemalistler ve muhafazakar demokratların sonuna kadar karşısındayım...
devamını gör...

islam’da kadına dayak olayı

birkaç hafta önce bir vaizin yorumlarıyla gündeme geldiğinde bu konu üzerine yazabilecek durumda değildim hiç. üstelik tepkimi çekmesine rağmen konuyu istismar edenlerden olmak istemedim, zaten o curcunada tartışmaya katılmak da zül geliyordu. şimdi ilgili beyanlara mecburen değinerek, fakat hiçbir malum kesimin ağzına ortak olmadan, "vaaz" da vermeden, kendimi bu başlığa dair üç beş kelam etmek zorunda hissediyorum.

bir kere, herkesin anlaması gereken şöyle net bir gerçek var: allah resulü kadın dövmemişlerdir. bir hoşnutsuzluk zuhur ettiği zaman küserlerdi ve bir süre küs kalırlardı. bu da dünyanın en ince davranışıdır. ama bir de şimdiki din adına ahkam kesen hayvanlara bakın... neredeyse, "deşarj olmak için dövün" diyor. "çekinmeyin, Allah izin vermiş, patlatın" dercesine, "kadınlar şükretsin ki kocaları onları dövüyor, yoksa kuma getirecek" diyor. şimdi Allah aşkına, kimsenin kimi neyi savunduğu beni ırgalamaz ama, islam ve islamî ölçüler adına çıkıp böyle konuşan birini savunanlara en kısa hayret ifadesiyle sormak istiyorum: "yahu bu nasıl bir şey?" islam'da kadının düşman kadını olduğunda bile dokunulmazlığı vardır. tıpkı çocuk gibi. onlar öldürülmezler. erkeklerin tümden kılıçtan geçirildiği hallerde bile kadınlara dokunulmadığını görürsünüz. bunları bile anlamak çok mu zor, ne tür kadınlarla evlisiniz lan siz?

yine bu sözde "fıkıh uleması" geçinen vaizlerin her türlü çirkinliği yaptığı, iftirayı attığı muhiddin-i arabi hazretleri'ne göre, kadın erkek buluşması dünyada en büyük buluşmadır. bütün tasavvuf ve divan edebiyatında "mecazî visal" olarak görülmüştür. ama bunlarda böyle bir incelik yok. tekme tokat giriştin mi cennette bir kat daha yükseliyorsun zannediyorlar. hayır ben söyleyeceğim mizaç olarak, ama ben söyleyince olmayacak, çünkü malum fakih arkadaşlar ille kıyas yapacak. o zaman, hadis vardır, aynen bu şekilde: "dövdüğünüz kadınla akşam aynı yatakta nasıl yatacaksınız?" (bkz. müslim, cennet bahsi) bunu söyleyince de hemen karşınıza nisa 34’ü çıkarırlar. o bir sınır durumudur. öyle değil mi, bunu bile anlamıyor musunuz? yani hangi ölçünün hangi duruma uyduğunu anlamak için yapacağınız kıyas, bu ölçüleri kullanırken, şurada burada ifade ederken nerede kalıyor?

konuyu uzatmak istemiyorum, anlamak isteyene bu kadarı yeterlidir ama... daha önce başka bir platformda yazarken islam'da erkeğin üstünlüğüne dair bir tartışma olmuştu. o da aynı malum konu.. tabii konu islam'dan açılıyordu ama islam'a göre falan değil, genel olarak konuşuluyordu.* ben şöyle cevap verdim: şeriatta erkek, tasavvufta kadın! şöyle de anlayabilirsiniz: hukukta erkek, hikmette kadın... en azından benim derinleşmeye çalıştığım islamî dünya görüşüne dair muhtelif eserlerde şöyle geçer: erkek fail (yapan) sıfatındadır, kadın ise münfail (yaptıran)... münfail, bu bakımdan failden üstündür. üstünlük zaten böyle bir şey, değil mi? orada niteliğe bakılır. tıpkı bir sultanın bir askerden üstün olması gibi. şimdi bakın, dine bir böyle bakış vardır... bir de sanki dinin rüknüymüş gibi, "namaz kılın" dermiş gibi "karılarınızı dövün" diyen bakış... hangisinin doğru olduğunu da en azından iman ettiğini söyleyen insanlara saatlerce anlatmaya lüzum olmasa gerek! bedahet diye bir şey var. yani hâlâ biraz kaldıysa tabii.
devamını gör...

peygamberin ilahlaştırılması

innallahe ve melâiketehu yusallûne alennebiyyi.. yâ eyyühellezine âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîma...

bakın bunlar ayet. her cuma hutbede okunan ayet. resûlullah'ı karşısına konumlandırdığınız Allah'ın, resûlullah'a indirdiği kur'an ayetlerinden yani. şekilcilik olarak anlayarak kendinizi kandırmaya da devam edebilirsiniz ama evvela siz, Allah'ın, peygamber aleyhisselatu vesselam'ın ruhaniyetine salât ve selâm emrini yerine getirmek yerine, o'na ismiyle hitap etmenin küfre yakın bir edepsizlik olduğunu, o'na hakaret etmek ve en başta Allah'a itaatsizlik mânâsına geldiğini anlayın. görüldüğü gibi yukarıdaki tanımda "muhammed" diye hitap ediliyor. halbuki salavat bize farzdır; öyle ki Allah dahi nebîlerine salat ve selam eder; bunu da bize emreder! siz ise buna değil de, Allah'ın, kur'an'da resûlullah'a "muhammed" diye hitap etmesine dayanarak bunu örnek alıyorsanız, asıl kendinizi ilahlaştırıyorsunuzdur ki bu sözde ithamlarınızı öz nefsinizde bulmak ihtimali bu durumda aklınızın ucundan bile geçmez. (zaten de geçmiyor)

şimdi siz peygamberin ilahlaştırıldığını iddia ederken, islam'dan yola çıkıyor değilsiniz, bunu bir anlayın. dolayısıyla peygamberi peygamber olarak da anlayamadığınız yerde, ne Allah'a ne resûlü'ne doğru ölçülerle iman edememişsinizdir ki daha sahip olduğunuz bu muharref ilah ve peygamber tasavvuruyla, peygamberin ilahlaştırılmasından söz ediyorsunuz.

sonra; imân etmiyorsanız bile bunu böyle bilin ki, islâm'a göre Allah resûlü, gelmiş-gelecek en üstün insandır; Allah'ın tüm resûl ve nebîlerine, tüm peygamberlerin de kendi ümmetlerine müjdelediği son peygamberdir. o insanlığın gayesidir; yani insan'dan murâd o'dur. insanın yaratılışındaki hikmet, en çok onda görünmüştür. insanlar o'na yaklaştıkça tekâmül etmiş sayılabilirler. insanlar o'na benzedikçe "insan" olurlar. siz ise Allah resûlü'nün de beşer olduğunu söylerken, o'nu kendi hayvanî nefsinize benzetmeye, o'nu kendi sefîl şuur seviyenize indirmeye çalışıyorsunuz. siz, tıpkı kafirler gibi, günün geçer akçesi putlarla dolu aklınıza uymuyor diye, yalnızca velîlerin kerâmetlerini de değil, peygamberlerin mucizelerini bile reddediyorsunuz.

öyle tuhaf bir algınız var ki... şunu olsun anlayın da diğerlerine yol oradan sonra bulunur: sizin tüm zanlarınız hakikat karşısında ne ifade eder? velîlere yahut onların antitezi olan denîlere, ancak kendi seviyemizden bakabiliyoruz biz.. sizin takılıp kaldığınız bu meselelerse ele alınması gerektiği seviyede ele alamadığınız, basit dedikodu ve hakaret seviyesini aşamadığınız, zahirci çıkışlar. zahirci derken de ölçüye mihenge vurmak değil, gidip kendi bulunduğunuz "en dip seviyeden anlamak" mânâsına!

bakın, istemsiz olarak hep reddettiğim bu tipik yanılgıya bir örnek:

"ger bileydi sulbünden geleceğini yezid’in
almadan boşardı havva’yı âdem"


bununla bir de şu bakış arasındaki dağlar kadar farkı sezmeye çalışın hiç olmazsa:

"duyunca makdem-i teşrifin sulb-i pakinden âdem
değişti habbeye bağ-ı cinanı yâ resûlallah."


anlamadıysanız daha da açayım: Allah insanî hakikati bize en kâmil örnekleriyle anlatır; bizi onların yoluna uymaya çağırır. halbuki mesela, melekler insanın yaratılışında evvela niçin yalnızca ondaki kan dökücü, fesat çıkarıcı hasletleri görebildiler? insanda, meleklerin bilemediği, fakat Allah'ın bildiği neydi? Allah, insana neyi öğretti? sonra niçin secde ettiler âdem'e? siz şimdi böylece onu "ilahlaştırdılar" mı dersiniz? hadi deyiniz ki onlar farklı türler... (saçma ama sizden çıkabilecek türden bir argüman işte) kardeşleri ve babası yakup aleyhisselam (çoğu yaşça kendinden büyük ve biri de peygamber olan bu insanlar), niçin secde ettiler yusuf aleyhisselam'a? hâşa, onu ilahlaştırdılar mı?

yok... ne, biliyor musunuz? siz, iddia ettiğiniz gibi hiç de Allah'tan başkasına değil, asıl nefsinizden ötesine itaati bilmiyorsunuz. çünkü Allah, resûlullah'a itaati, ve o'nun hepinizden üstün bir yaratılışa sahip olduğuna imânı emrediyor. siz ise hiç mi hiç bilmiyor ve her şeyden önce inanmayı reddediyorsunuz ki, beşeriyette, melekiyetin üstüne çıkabilen, sizin de tecrübe etmediğiniz ulvî bir yol var; yaratılışımızdaki hikmet bile bu! fakat sizin bu, beşer olmayı daima kendi süflî alışkanlıklarınızla kısıtlayıp derinliği sonsuz hikmetleri dünyaya mahpus olmuş aklınızla daraltma çabanız, "ben sizin bilmediğinizi bilirim" buyuran Allah'a karşı, kendi bilmediğini kabul etmeyen şeytanın hasedine ne kadar da benziyor. evet, ben burada gayet nefsanî bir haset buluyorum; Allah'a ve resûlü'ne, kendi yonttuğu aklın hudutlarına sokmadan tapamayan (burda ne imân ne ibadet geçerlidir artık) bir nefsanîlik!
devamını gör...

kadir mısıroğlu

çok radikalmiş, aman aman radikalmiş de kendisine kızan müslümanlar ortalık malıymış.

asıl ortalık malı olan, bunun peşine takılıp radikalcilik oynayan ayaktakımıdır. nedir radikallikleri bunların? hani şu gösterilerde amerikan bayrağı yakarken, üstünde tepinirken kendinden geçen vatandaş tiplemesi var ya, odur işte. o vatandaşa, üstünde tepindiği şeyin nihayet bir bez parçası olduğunu anlatamayacağın gibi, bunlara da davanın gölgelerle dövüşmek, sanki tekrar diriltmek istercesine ölüye kurşun sıkmak olmadığını anlatamazsın. sen anlatırsın da bunların bütün davası budur zaten; radikalliklerini ispata kalkışmak için dava dedikleri bu soytarılığa sarılmalarının sebebi zaten onlardaki bu ruh hastalığıdır. onlar böyle ikna olmuşlardır ve herkesin kendileri gibi sıraya girmeyişi, bunlardaki aşağılık psikolojisini daha da azdırır. neticede dava dedikleri şeyin, sadece orada başlayıp orada biten bir karşı oluş olduğunu, sistematik bir muhalefet ve bir aksiyon mevzuu olmadığını anlatamazsın... yani? yanisi, bakmayın "biz nasıl radikaliz, başımızda fesimiz, asarız keseriz" havalarına, hiçbir ideolojik kaygıları, aksiyon mevzuları, daha doğrusu bir davaları yoktur. nasıl ki sapık ilahiyatçıların ekserisi için din bir iman mevzuu değil de bir uzmanlık alanıdır, ölçüsüz odaksız atıp tutabilecekleri bir disiplindir; bu tipler için de davanın kendisi, en klişe anlamıyla meslekî bir kariyer mevzuudur. fakat bunu da layıkıyla yapacak zihin kotasından mahrum oldukları için, böyle bir gidişin istikbali olmadığını kendileri de sezdikleri için, mevcut yapıya kapılanırlar. yük vagonunda gidince maraton koşmuş sayarlar kendilerini. mevcut sağ partilere yanlamak ve onların kuyruğuna yapışmakla elde ediverdikleri bütün siyasi hüviyetleri, bunların hayvanî refleks seviyesinde yaptıkları bütün çıkıntılıkların da temel karakterini verir. bunlar buradan kolayca yol bulur ve iş görürler; zaten bundan dolayı bazıları son dönemde dizi oyuncularından daha fazla aylık gelire sahiptir.

sonra bu tipler, genellikle tarihçi geçinirler. her şeyden önce, tarihi çok iyi bildiklerini düşündürme gayretindedirler. fakat ortada bir muhasebe, bir yüzleşme emaresi, yahut orijinal bir tarih görüşü falan yoktur; tüm bildikleri, kemalist tarih anlayışını yüzde yüz tersyüz etmekten ibaret olan ve ona yöneltilmiş eleştirilerin de kaba ve üçüncü sınıf bir kopyası olmaktan öteye geçemeyen spesifik -ve çoğu zaman seviyesiz- çıkıntılıklar yaparak tarihçilik taslamaktır. bu çizginin, en basitinden, osmanlı'dan cumhuriyete geçiş konusunda da sağlıklı bir bakış açıları yoktur. onlara milliyetçiliğin, islamcılığın, yanisi asıl davanın, milli mücadeleye düşmanlık değil, onun asıl sahipliği davası olduğunu anlatamazsın. milliyetçi geçinirler, ama çıkıp "keşke yunan galip gelseydi" gibi laflar ederler. sebep ortada... zira kemalizm, onlar için adeta şov yapacakları sahnedir ve her mevzuya kemalist anlayışı tersine çevirerek ediniverdikleri kör perspektiften bakarlar. şimdi mesela onların yolundan yetişen gençler görüyoruz ara sıra; "ingilizler bu ülkeye hâkim olsaydı hilafeti kaldırmazlardı" gibi, "en azından türbanımıza karışmazlardı" türü laflar ediyorlar. yeğ tuttukları ingiliz hakimiyetinde bir halifenin gerçekte halife olmayacağını bunlara anlatamazsın. müşriklerin senin başörtüne karışmadan sana hakim olmalarının, türbanına karışarak hakim olamamasından kötü olduğunu ve tıpkı bayrak misali gibi, manasını kaybettikten sonra onun da bir bez parçası olduğunu bu nesillere anlatamazsın. zira onlar kurbandır; ben onlara, dava mihrakını terk ederek sahte ve kısır bir dava temsili oluşturuyorlar ve bütün dava da buymuş zannettiriyorlar diye kızıyorum. asıl bunlara bu hastalıklı psikolojiyi dava diye öğreten, aha da bu başlıktaki yobazdır esas kabahatli.

bakın bu sözde muhalif tavırları, spekülatif çıkışları vs tamamen ölçüsüzlüklerinden. bir şeye karşı olurken o kadar ölçüsüz karşı olursun ki, durduk yerde, alakalı alakasız karşıtlık üretmeye mecbur kalırsın. karşı olduğunun varlığını dilemek durumunda kalırsın. çünkü o ortadan kalktığı zaman sen de yoksun artık. o hep olsun ki, sen de hep olasın. bu, ebedi mahkûm bir çizgi. karşıtı hep gardiyan, o hep mahkûm olacak ki, ağlayabilsin, mağdur olabilsin, hayatiyet bulabilsin, bununla gaza gelerek "diriliyoruz" havası estirebilsin, heyecanlarını bu tavırdan devşirebilsin.
devamını gör...

yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun

akif'in herzesi.

mehmet akif, bu lafında olduğu gibi, "asrın idrakine söyletmeliyiz islam'ı" derken de bilindiği gibi selefiliğin tesirindedir. islam'ı "çağlarüstü mutlak fikir" olarak niteleyen üstad necip fazıl onu şöyle düzeltir:

- "islam'a söyletmeliyiz, asrın idrakini!"

islam, muharref bir din değildir; tahrif edilmiş ve bozulmuş olan, yenilenememiş olan, zamanın islamî anlayışıdır. reformistlerin söylemek istediği, fakat dillerinin dönmediği hakikat, esasen budur. islam, mutlak fikir'dir, zamanüstüdür; zaman değişse de islam zamana göre değişmez. fakat islam, her dönem ve ortamda, o zaman ve mekanın getirdiği yeni şartlar ve ihtiyaçlara karşılık, kendini yeniden açar.

insanlık, bulunduğu çağ ve kıtada, islam'a nisbetle zamanı bütünlemeye memurdur; yoksa, zamanın anlayışına, zamanın inanışına, zamanın değerlerine göre islam'ı değil! bugün bunu anlamayan ayaktakımı, "islam eksik mi indi ki?" retoriğiyle mukabelede bulunma çabasına girmiş durumda; oysa baksalar, "kaynağa dönelim" tekerlemesiyle dini yıkıp yeniden yapmaya kalkanın, aslında kendileri olduklarını görebilirler mi acaba?
devamını gör...

dini sadece alimler tartışır görüşü

olur mu öyle şey; avam da tartışır. yukarıda görüldüğü gibi herkes din hakkında kafasına göre atıp tutabilir. yani böylesi de imkanlar aleminde mevcuttur pekala.

mesela, hiç anlamadan bilmeden, konuyla alakasına değinmeden etmeden, kendimizi fakih (fakih ne kelime, müçtehid-i azam!) ilan edercesine, "islam'da ruhban sınıfı yoktur" tekerlemesiyle alimlerin karşısına dikilip onların ilmini boşa çıkarabiliriz. kuran da zaten "akledin" demiyor mu? aklımızı kiraya vermedik ya! bizde en küçük nefs muhasebesinden eser bulunmasa da alimlerden rol çaldığımıza göre, bakın ne güzel aklediyoruz!.. mesele akıl işi akıl... akıl şart; fakat iman da lazım tabii. kuran da zaten "ey iman edenler" demiyor mu? ikide bir dinin en temel kaynaklarını tartışmaya açabildiğimize göre, bakın nasıl da iman doluyuz!

biz de din hakkında konuşabiliriz bakın... din min... kitap mitap... hebele hübele... hop pop... zıbambv zıbambv... ehe öhö...
devamını gör...

ramazan ayında lgbt yürüyüşü

akp'yle bir ilgisi yok. durum akp'nin yetersizliğini gösterir sadece, bu düzen içinde ahlakî altyapıya entegre olmadan mevcut duruma mukavemet edebilecek, daha ideal bir parti falan da mümkün görünmüyor. lgbti yürüyüşü meselesinin siyasete kalmış olması size lgbti sorununun değil, bunun alenîleşmesi sorununun temelde siyasî olduğunu düşündürüyor olabilir ancak hadisenin esas siyasî olan tarafı, hükümetin tavrıyla, muhalefetin tavrıyla, stk'ların tavrıyla falan çözülebilir değildir. bu partiler bilmemneler, tıpkı lgbti gibi, mevcut sistemin içinde türemiş (yani ahlakî olarak sonradan entegre olmuş değil) ve rejimin ahlakî karakterini taşıyan etkisiz birimlerden ibarettir.

insanların cinsel temayüllerindeki muvazenesizliğin hangi sebeplerden yol bulduğuna dair bir fikrimiz yoksa, akp dönemine atmayalım suçu. biz varız. Allah bize "seni akp döneminde gönderdim, mazursun" diye mukabele etmeyecek. bize, bu dünyaya gelirken yüklenmiş bir mesuliyet var ve memuriyetimiz, aslında tam da bu meselelerin Allah'ın bize bildirdiği hakikat mihrakına nisbetle çözümüdür. biz hiç işin o tarafında değiliz ama.
devamını gör...

milliyetçi müslüman

şimdi ben yine cevher-araz diye girecem mevzuya ama biliyorum ki anlaşılmayacak, daha pratiğe dair şeyler istenecek falan... ama madem teori konuşuyoruz, doğru dürüst konuşalım... bu mevzular oralarda başlıyor canlarım...

ruh birdir. ister mümin olsun ister kafir, tüm insanlık, fert fert bu ruhtan yaratılmıştır ki o da islam tasavvufunda hakikat-i ferdiyye olarak geçen muhammedî ruhtur ve en kamil olarak Allah resulü'nde açığa çıkmıştır. (tohum-ağaç diyalektiği) bak şimdi işi buradan alırsın, insanlığın "asıl"da bir, genetik ve kültürel kodlar itibariyle farklılaştığını görürsün. kavim duygusu da bunlardan olup "araz"dır; ve aslın görünmesi için gereklidir! tekrar edeyim mi: "gerekli"!

anne baba sevgisinden ayıramazsınız bunu. o kadar tabiîdir ve esasta imandandır. sizin -selefilerin- ümmetçilikten anladığı, üstüne basa basa söylüyorum, komünistlerdeki "enternasyonel"den farksız olarak, maneviyata yol verici tüm arazları yok etme davasının aynıdır ve -hadi sizin anladığınız dilden konuşalım- Allah'ın ayetinde, dil, renk, ırk farklılıklarının (bakın, farklılıkların!) tevhidin bir delili olarak sunulmasını anlamlandırmanıza imkan yoktur. sadece bu farklılıkların önemsiz olduğunu anlarsınız ki bu doğrudur; fakat farklılıkların ne manaya geldiğini, niçin tevhid için bir zorunluluk olduğundan zerre anlamazsınız.

arazları aslîleştiren ırkçılara bakıp saçmalamayın. milliyetçilik de -hakikatiyle- ümmetçilikle aynıdır.

edit: şimdi siz bana yahudilik örneğiyle geliyorsunuz ya.. bir de şamanizmi araştırın bakalım, davanız nereye çıkıyor.
devamını gör...

payitaht abdülhamid

payitaht abdülhamid'i izleyemedim. zaten ismine uyuz oldum izlemeye niyetim pek yoktu. ne lan o öyle kanal istanbul gibi... türkçe desen türkçe değil, arapça desen arapça değil, latince desen latince değil. ayrıca bu akp dönemi sineması isim kombinasyonları da bir enteresandır: diriliş ertuğrul, payitaht istanbul, fetih 1453 vs... bundan sonraki dizilerin ne olacağını tahmin etmek kolay: yükseliş yavuz, dersaadet 3. selim, gerileme 1683... kuruluş osman, duraklama selim, sağaçık rıdvan gider. çok lüzumsuz şeylerle mi uğraşıyorum bilmiyorum. ama türkiye'de çıkıp bir kişi de sormuyor: payitaht abdülhamid nedir arkadaş? ne sathi, ne deruni hiçbir anlamı yok bu sözün. saçmalama hüneri mi sergiliyorsunuz?

neyse buna şimdi boşverelim de... az önce öğrendim. payitaht abdülhamid ingiliz sefirine öyle bir tokat aşketmiş ki, sesi ta imparatorluğun öbür ucundan duyulmuş... merak ettim, araştırdım. yeni şafak gazetesinde videosunu buldum, izledim. yeni şafak bu sahnenin çok beğenildiğini ve büyük ses getirdiğini söylüyor. baktım minibüsçü kavgası gibi... sefir diyor, bak sen kötü olur bak ha diyor. padişah da, hastiri çekip ters elle buna bi tane kapatıyor. sefir yanağını tuta tuta saraydan uzaklaşıyor. o tokat neydi o tokat öyle? bir dahaki bölümde abdülhamid beline bir pala taksın, fransız elçisinin gırtlağına yapıştırsın palayı. desin: sen kimsin ya, sen kimsin? hatta bana sorarsanız, sormazsınız ama, ismi kasımpaşalı abdülhamid olsun... hem daha türkçe, hem de konuya daha uygun.

şimdi tabii bu sahneyi yazan senaristi, çeken yönetmeni, bunu göğsünü gere gere yayınlayan trt'yi falan bir kutlama mesajıyla şey yapalım diye düşündüm. ama sonra düşününce insan hak veriyor. şimdi abi, diriliş ertuğrul'un izlenme rekorları kırdığı bir dönemden geçiyoruz. (bunu doğal buluyorum yanlış anlamayın. ona bir eleştirim yok.) ama ertuğrul'un yanına abdülhamid'i koymak iki şeyden birini ister. bir, cesur olacaksın... olur diye büyük yemin edeceksin. iki, hayal gücün geniş olacak... sultan abdülhamid malum at üstünde sefere çıkabilen bir padişah değildi. daha çok zekası ve basiretiyle meseleleri çözmüştü. ama kitle belli; seyirci maalesef zeka ve basiret istemiyor. vurdu, kırdı, ezdi, çiğnedi istiyor. o zaman abdülhamid dizisinin izleyici çekebilmek için tek şansı kalıyor: padişahın ingiliz sefirini tokatlaması... şimdi mesela ben bile gelecek bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. acaba padişahımız o bölümde hangi ataşemilitere kafayı gömçürecek?

yani güzel kardeşim, ben şöyle özetleyeyim: biz şimdi eskileri, osmanlı'yı laikleştiriyor veya yok sayıyor diye eleştiriyorduk. bugünküleri ise osmanlı'yı avamileştiriyor, ayağa düşürüyor diye eleştiriyoruz. bu mevzularda diziler tabii ki yapılmalı. ama bakın bu diziyi yapan adamlar, bundan önceki osmanlı dizileriyle, bu işin ehli olmadıklarını zaten gösterdiler. bunlar, eşe dosta akrabaya arpalık diye dağıtılan diziler. anlatabildim mi? seviyeli olup olmadığına da kimse dikkat etmiyor. falanca bey getirmiş bu diziyi. trt'nin bunu almam deme hakkı yok zaten. sıkıysa desin. şimdi düşün. mustafa armağan dizinin danışmanı. bölüm başına aldığı para, sizi temin ederim, 50 bin vardır. bu parayı alan adam, o diziyi eleştirmez. birkaç küçük hatırlatmada bulunur sadece. anlaşılıyor mu?

bunlar eş dost akraba dizileri furyasından... falanca bey, filanca kişinin okul arkadaşı. bu işlerin mayası bozuk... şimdi bu adamlar, beyefendinin çevresinde veya onun yakınlarının çevresinde pervane olan adamlar. beyefendi onlardan böyle bir dizi istiyor. onların da bütün ehliyetleri, ahbap olmaları. ben yabancı değilim bu işlere. genel olarak söylüyorum: bu işlerin raconu budur. eş dost akraba kontenjanından milyonları götürüp ortaya rezil bir yapım çıkaranların hiçbirine hesap soran yoktur. bu para nereye gitti, nasıl kullandınız diyen yoktur. sonuçta bir alışveriş ve herkes memnun. bütün sanat görüşü de şu kadar: beraber yürüdüük, biz bu yollardaaa!

bu yara derin ya... nasıl oluyor, hata nerede başlıyor. bir müslüman öğrenci üniversite okurken nerede duruyor, nasıl bakıyor hayata? mezun olduktan sonra davaya neresinden katılıyor, ticaret onu nasıl değiştiriyor, sonra musluk akmaya başladığında ortaya çıkan düzeni korumak için nasıl uğraşıyor? ve ben hep söylediğim şeyi yine söyleyeceğim. bu belki biraz iddialı, abartılı geliyordur size ama, sonuçta herkesin fakında olması gereken bir şey olarak söylüyorum: bu düzen yıkılmadan, bu ülkeden dünya çapında hiçbir verim beklemeyin! ayaktakımı işleri bunlar. veya... anlarsınız ya; gerçek islam bu değil.
devamını gör...

bush did 9 11

amerikalıların kullandığı sloganmış. normal.

birileri "reel politik" adına amerika’nın helâ taşlarını yalarken ikiz kuleleri zeminle bir edip “süper devlet” palavrasını yerle yeksan edenin amerika'nın kendisi olduğunu söyleyelim de karizması çizilmesin.
devamını gör...

islam dünya görüşü

bir ara bizim dükkanda elime geçti bu eser, biraz göz attım; bildiği ne varsa sıralamış mısıroğlu... öyle eklektik bir dil kullanıyor ki... biri şuna sentezle eklektisizm ayrımını göstersin... kitap beş para etmez lakırdılarla dolu... üstteki tanımlardan, içinin ne kadar boş olduğu da anlaşılıyor zaten ama biri "oku da fikrin ne olduğunu anla!" kabilinden bir tavırla tavsiye etmiş, bahsedeyim.

neymiş; islam hümanistmiş... efendim? hümanizm ne demek, biliyor mu bu eleman?

neymiş; islam optimistmiş, bardağın dolu tarafını görürmüş... bu ne lan?!..

yok, islam "realist"miş, hayalî değilmiş...

bilmem ne, bilmem ne...

oğlum, bu şeyler sizin anladığınız gibi değil ya... boşuna demiyorum, harun yahya'nın tarihçi versiyonu diye... yahu, islam böyle hiçbir tecride dayanmayan, mevzular içinde fikre sarkmayan, alakasız beşeri prensiplerin bir mensubu olabilir mi? arkadaş, bu lafların nereye gittiğinden bu kadar mı habersiz?! bir de bilgiç geçinir, herkese haddini bildirir... üstelik saydığı prensiplerin, kimden alınma olup nasıl birbirinden kopuk ele alındığını ve ne kadar deforme edildiğini falan anlatmaya gerek var mı tek tek? içeriklerini anlamamış, islam şudur budur diye sıralamış, ama hiçbirinin islam'la olan ilgisini işaretlememiş... bunların "islam'a göre"sini, "islam'daki yeri"ni tanımlama zahmetine girişmemiş... halbuki eserin meselesi bu değil miydi? ne oldu dünya görüşü, o ne ara gümbürtüye gitti?

(bkz: #5581656)
devamını gör...

kadir mısıroğlu

arkadaş, şu herifi tartışmaya tenezzül ediyoruz ya...

bunun necip fazıl hakkında anlattıklarını nereye koyuyorsunuz siz ya? mehmet akif'le bir tutulacak adam mı üstad size göre? öyleyse şayet, onun yılmaz bir ehli sünnet savunucusu ve dünya görüşü kurucusu olduğunun farkında değilsiniz (gerçi buna ne şüphe!)... kaldı ki akif, kendini tarihselci görüşlere kaptırmış bir isimdir; üstad'la aynı eleştiri zemininde nasıl ele alınabilir?..

ben bilmiyorum arkadaş, bunun "anlatsam lağım patladı zannedersiniz" gibi bir edebsizlikle üstad hakkında neler atıp tuttuğunu takip etmekle vakit kaybedemem! bir kitabı geçti elime, "üstad necip fazıl'a dair" diye; açtım bir sayfasını, başlık: "siyasi sistem eksikliği"... bu nasıl bir fikir kalpazanlığıdır?! bir de demez mi; "o bir saltanatçı mıydı, cumhuriyetçi miydi, belli değildir"(!).. koskoca "münevverler aristokrasyası" yazıyor orada; "başyücelik devleti" bölümü var, neyin edepsizliği bu... senin aklına ya saltanat gelir ya demokrasi zaten, bunu biliyoruz da üstad'ı kendi çap ve seviyende sanıyor, bir de bizim senelerdir övünerek takdim ettiğimiz "yegane sistem teklif edici" olma hususiyetini görmezden gelip oradan vurmaya kalkıyorsun! "ideolocya örgüsü"nü neresiyle okumuş, hiç mi sormuyorsunuz bunu? (takipçilerinin üstad'ı okumadığı zaten ortada!)

aslında bu sözde eleştiriden bu herifin ne kadar kale alınmaz bir tip olduğu anlaşılıyor da gençlerin onu rehber edinme içgüdüsüne anlam veremiyorum! kuru bir osmanlı idealizasyonuna mı bakıyor yani piyasada rağbet görmek, muhatap bulmak?..

tanım: rickover'ın sözüne atıfta bulunarak ele alırsak; "sürekli kişileri konuşan, hiçbir fikri olmayan, küçük beyinli bir insan."
devamını gör...

osmanlı partisi

türkiye'deki bütün kahvehane müdavimlerinin oyunu kapmış gözüyle bakıyorum.

yetti be... osmanlı da osmanlı...

arkadaş, osmanlı devri bitti! anlayın artık şunu... gerek siyaset sahnesinde gerek piyasada tutulmak, kuru bir osmanlı idealizasyonuna bakıyor... ileriye dönük, hatta günümüze dair hiçbir vizyon belirtmiyor bu ucuz propaganda... bu sakat tutum, nostaljik bir tatminden öteye geçemez!

"neo-osmanlıcılık" falan... ne iş yaparsınız olum siz! gidin işinize ya...
devamını gör...

kurt binici

( #5477688 ) numaralı tanımıyla, islam'a içinden saldırmış ve güya "islam" adına putperestliğini ilan etmiş yazar.

"ne putu kardeşim?" dediğinizi duyar gibiyim. söyleyeyim, hani helva yapıp taptıkları anlatılır putperest kavimlerden verilen örnekler arasında. bu kafa da tastamam öyle işte... aklı mutlaklaştıran, sadece insana dayanan bağımsız düşünceyi idealize eden kafa... kendi yonttuğuna tapmaktan farksız bir putperestliktir. sen istediğin kadar "vahiy", "tefekkür" de... aristo mantığıyla mı idrak edeceksin vahyi?

"uydurulmuş din"den bahseden de bu kafa!...
devamını gör...

destiny

( #5822589 ) kainatın ahengini duyurmaya çalışıyor iki saattir.

hocam bu dinlediğimiz şarkılar kainatın ahengine dahil değil mi yoksa? sadece kuş sesleri falan mı? eğer öyleyse ben şimdi trafik gürültüsünden başka bir şey duymuyorum. acil günah çıkarmam şart demektir.. off ne bu ya.
devamını gör...

necmettin erbakan vs recep tayyip erdoğan

biri irancıydı, diğeri amerikancı. veya şöyle diyelim; biri ilhamını ordan aldı, biri şurdan... enver paşa'yla mustafa kemal gibi yani; onlar da öyleydi... biri alman'dan biri fransız'dan...

devrim falan hikaye... ikisinin de rejim karşıtlığı hastalıklı düşünceler üzerine kurulu. ikisi de toplumu düzeltmek için imam hatip'lere ve yerli sanayi masallarına bel bağladı. milleti oyalamaktan başka yaptıkları bir şey yok. yapmadıklarını (kimilerine göre "yapamadıklarını") saymaya ise ömür yetmez.
devamını gör...

rasim özdenören

tanıyanlar bilir, inanılmaz kibirli ve nazlı biri.

halbuki akp olmasaydı güvenpark'ta kuş yemliyor olacaktı. eserleri hak etmiyor bu kadar ilgiyi. çıkardığı dergiyi bakanlık torba torba alıyor. devletin verdiği ödüllere koşa koşa gidiyor. şoför tahsis ediliyor falan. böyle bir haller edalar, iğrenç iğrenç şekiller...

edit: "düşünür" olarak tanımlanmış. aklıma nasreddin hoca'nın bir fıkrası geldi.
devamını gör...

buhari topladığı hadisleri cinlere onaylattı

aslında sırf bu örnek üzerinden toplumdaki sakatlıkları görebilirsiniz.

marx'ın bile cinnî olduğunu iddia eden mısıroğlu bir yanda; bu dangalakça çıkışları görüp hem buhari'den nakledilen hadisleri, hem de cinlerin varlığını inkar yahut tevile sapan islamoğlu tayfası bir yanda.

bu seviyeden ne doğru çıkmasını bekliyorsunuz ki...
devamını gör...

nezir

kibri mahlasından belli; Allah resulü'nün sıfatını kullanıyor.

vahiy kendisine inmiş de en iyi kendisi anlamış gibi hüküm veriyor. temel sorun da burada; edeb (hadlere riayet), islam'ın en aziz ölçüsüdür, tevhid de edebin en üstün derecesidir. bu ise tıpkı vehhabiler gibi -zaten "selef" diyalektiğini onlardan alıyorlar- bütün velileri şirkle itham edip tekfir ederek muvahhid olacağını sanıyor. yanılıyorsun hacı, Allah sen ve senin gibileri de, tepkisi olduğunuz din istismarcısı ve ham yobazları da doğruya iletsin.
devamını gör...

ilahiyat fakültelerinde okutulan din ile ışid in dini arasında fark yoktur

ilahiyat fakültelerinde okutulan "din"i de söyleseymiş, kastını, pardon niyetini daha da belli edebilirmiş denilesi hezeyan.

olm açık konuşsana lan! valla sizin söylediklerinizden çok, söyleyemeyip kıvırdıklarınız sinir bozuyor... böyle ucu açık sokuşturmalarla nereye varmak istiyorsun? açık konuş, derdin neyse lak diye söyle, değil mi? benim derdim islam'la de... biz de ona göre cevap verelim.
devamını gör...

emre diyor

bu inceliklerle dolu dava uğrunda gönlündeki nostaljik imaja denk düşen ilk fesliye tav olmakla, doğruyu yanlışta kullanmaya misal olmuş gençlerden ne yazık ki...

yolunu şaşıran da bizmişiz, kimlerin ekmeğine yağ sürüyormuşuz, bilmem ne... biz anlattık bunları, hem de defalarca, değil mi? ama yok, madem fikirden anlayan yok, zorlamanın da alemi yok o halde... yazık, koskoca dava ne halde... başından beri demiyor muyum, tüm dünyası manipüle edilmiş günübirlik reflekslerle örülü kimselerin anlayamacağı kadar girift bir yoldur bu! hani milliyetçi ergenlere kızıyorsunuz ya, bir dolu zaaf üzerine bina edilmiş şovenist bir ahlak ve şuursuzlukla nasıl gaye-i hayatlarının istikametinden saptırıldıklarını görüyorsunuz ya... veya batıcılara kızıyorsunuz ya, onlardaki yozlaşmışlığı ve içgüdü sınırında tepkilere indirilmiş alçak hayranlık duygusunu görüyorsunuz ya... işte ben sizi onlardan ayrı görmüyorum. kusura bakmayın ama siz de bunların "anti"si olmaktan öteye gidemiyorsunuz... bayağı bir "anti"likten ibaretsiniz yani...
devamını gör...

17 ağustos 2016 38 bin mahkumun tahliye olması

gördüğüm kadarıyla 28 şubat mahkumlarına gene bir şey yok.

"rahşan affı 2"...

ne kadar fetocu ihbar edersen, o kadar hırsız, mafyacı, dolandırıcıyı topluma kazandırmış olacaksın. düşünme, hemen alo ihbar hattına yapış!

fetodan ne farkınız var lan sizin... fetocular hapiste fikirleri iktidarda!

28 şubat 20 yıldır sürüyor. kaldı 980 yıl. Allah sabır versin aslanlara!

tekrar ve tekrar:

- 28 şubat kahramanlarına özgürlük!

edit: bir takım arkadaşların hışmına uğramışız... yahu, sizin bu yaptığınıza ne denir? 28 şubat'ta içeri alınıp senelerdir haksız yere mahpusta yatırılan bu insanlara zulmeden, hatta bilfiil işkenceler eden kadroların fetöcü olduklarını bilmiyorsunuz yahut umursamıyorsunuz, değil mi? ha, tabii sizin bundan haberiniz yok muhtemelen... ya da görmezden geliyorsunuz! birilerini fetöcülerle bir tutarken kastettiğim budur!
devamını gör...

kurt binici

bediüzzaman'a düşmanlık edeceğim diye fetöcüleri örnek gösterip kötülüyor, işte bediüzzaman da kötüdür diyor.

kemalist ayaktakımının "falanca hoca gizli gizli rakı içiyor, demek ki din yalan" propagandalarının aynı taktik. ve maalesef ayaktakımı üzerinde etkili olur bu taktik. kimse çıkıp demez ki, sen keriz mi kandırıyorsun?
devamını gör...

fetö nün köklerinin said nursi ve risale-i nurlarda olması

o kadar düşünsel bağ, senin fetö'yle aranda da vardır.

eylemsel farklılıklar ise öyle "belki" diye üzerinden atlanılabilecek bir mesele değil; zaten gülen'i bu noktaya getiren, risale-i nur düsturlarını ölümüne çiğnemiş olması...

bediüzzaman hazretleri, "cemaat"inin yapısını siyasî yahut ticarî bir ortaklık olarak teşkil etmemiştir. bunun da kat'î tedbirlerle önüne geçmiştir. zaten feto'nun sözde dinî cemaati de bu yapının reddiyle ortaya çıktığı, işi masonik bir teşkilatlanma biçimine götürdüğü, makyavelist prensipler ile hareket ettiği için bugün ona "fetö" diyoruz.
devamını gör...

hz. muhammed (s.a.v.)

"islam peygamberi" şeklinde anılması sakıncalıdır.

şimdi işe bak: peki hazret-i isa ne? "hristiyan peygamberi" mi? hazret-i musa "yahudi peygamberi" mi? bakın, iki adım sonra nereye çıkıyor?.. islâm tarihinde bu tür bir kullanım vârid değildir! bu yol "küfre" varır...

müslüman âlimler hiç böyle bir ifade kullanmamışlardır Allah resulü hakkında; o'na Allah'ın verdiği isimle, Allah resulü diye hitap etmişlerdir...
devamını gör...