ayasofya

bizans imparatoru ı. jüstinyen tarafından m.s. 532-537 yılları arasında istanbul'un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında istanbul'un türkler tarafından fethedilmesiyle fatih sultan mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür ve günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezi planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.
binanın adındaki ayasofya sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski yunancada bilgelik anlamındaki sophos sözcüğünden gelir. dolayısıyla ayasofya adı kutsal bilgelik ya da ilahi bilgelik anlamına gelmekte olup, ortodoksluk dininde tanrı'nın üç niteliğinden biri sayılır. yüzyılın ünlü mimarlarından miletos'lu (milet) isidoros ve tralles'li (aydın) anthemios'un yönettiği ayasofya'nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin, çalıştığı ve jüstinyen'in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir.bu çok eski binanın bir özelliği yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. bizans döneminde konstantinopolis patriği'nin patrik kilisesi ve doğu ortodoks kilisesi'nin merkezi olmuş bulunan ayasofya, doğal olarak vaktiyle büyük bir ''kutsal emanetler'' koleksiyonunu içermekteydi.
1453'de kilise camiye dönüştürüldükten sonra osmanlı sultanı fatih sultan mehmet'in gösterdiği büyük hoşgorüyle mozayiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş (içermeyenler ise olduğu gibi bırakılmıştır), yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozayikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. cami müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarılmış ve mozayikler yine gün ışığına çıkarılmıştır. kısaca günümüzde tüm dünya insanları bu mozayikleri görmelerini iki kişiye borçludur: biri, sanatı seven ve diğer dinlere saygı gösteren osmanlı sultanı fatih sultan mehmet, diğeri caminin müzeye çevrilmesine ve mozayiklerin tekrar gün ışığına çıkarılmasına karar veren mustafa kemal atatürk'tür. günümüzde görülen ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan üçüncü ayasofya olarak da bilinir. ilk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. döneminin en geniş kubbesi olan ayasofya'nın merkezî kubbesi, bizans döneminde birçok kez çökmüş,mimar sinan'ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.
devamını gör...
ayasofya

ey islam'ın nuru, türklüğün gururu ayasofya!
åžerefelerinde fethin, fatih'in şerefi,
ışıl ışıl yanan muhteşem mabet!...
neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?

hani minarelerinden göklere yükselen,
ta maveradan gelen ezanlar?...
hani o ilahi devir, ilahi nizamlar?...

ayasofya ses vermiyor,
ayasofya bir hoş,
ayasofya bomboş!...

hani nerede?
åžu muhteşem minberde,
binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,
åžimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?...

ayasofya! ayasofya!...seni bu hale koyan kim?
seni çırılçıplak soyan kim?!...

hani nerede?
gönüllerden kubbelere,
kubbelerden gönüllere
gürül gürül akan kur'an sesleri?...
kur'an sesleri dindirilmiş,
müslümanlar sindirilmiş!...
Allah-muhammed-hülafa-i raşidinin
isimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!...

fethin, fatih'in mabedinden kitab-ı mübini,
bu ulu dini kaldıran kim?
dinimize, imanımıza saldıran kim?
mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,
kimin elidir?!...
söyle ayasofya, söyle.
seni puthane yapan hangi delidir?!...

elleri kurusun, dilleri kurusun!
ayasofya! ayasofya! seni bu hale koyan kim?
seni çırılçıplak soyan kim?!...

ayasofya,
ey muhteşem mabet;
gel etme,
bizi terketme!...
bizler, fatih'in torunları, yakında putları devirip,
yine seni camiye çevireceğiz...

dindaşlarımızla,
kanlı göz yaşlarımızla,
abdest alarak secdelere kapanacağız,
tekbir ve tehlil sadalarıboş kubbelerini yeniden dolduracak
ikinci bir fetih olacak,
ezanlar bu fethin ilanını,
ozanlar destanını yazacaklar...

putperest roma'ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek! åžerefelerin yine Allah'ın ve o'nun sevgili peygamberi hz. muhammed'in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan fatih sultan mehmed han dirildi sanacak!...

bu olacak ayasofya,
bu muhakkak olacak...
ikinci bir fetih, yine bir ba'sü ba'delmevt...
bugünler belki yarın, belki yarından da yakındır,
ayasofya, belki yarından da yakın!...
devamını gör...
aynı hoşgörüyü velid b. abdilmelik, eskiden kilise olan emevi camii konusunda göstermiş vaftiz kuyularına dokunmamış öyle bırakmıştır. kiliseyi camiye çevirme işinin ne menem bir şey olduğu ince sıvayla örtülebilir böylesi işin vebali veya herneyse vaftizle temizlenebilir. bu konuda hıristiyanlardan gelebilecek bir talebi de asgari hoşgörü ile karşılamalı. herneyse kilise, cami veya müze, güzel yapılardır.
devamını gör...
--- alıntı ---
Ayasofya Camii’ni müzeye çeviren kararname çeliskilerle dolu. Atatürk imzalarI birbirine uymazken kararname üzerindeki kayIt numaralarI bile birbirine zIt. En ilginç konu ise kararnamede “Ibadete kapatIlacak” hükmünün bulunmamasI.

Ayasofya, kilise olarak kullanIldIGI dokuz yüz yIl Bizans’In sembol mabetlerinden biriydi. OsmanlI’nIn fesiyle, sonrasIndaki 500 yIlda ibadet edilen bir cami oldu. simdi ise bir müze. Cumhuriyet Türkiyesi’nin belki de en fazla tartIsIlan konularIndan biri Ayasofya.

Bu tarihi mekanla ilgili yeni bir çalIsma kilise, cami, müze üçlemesinde yasanan sIrlarI desifre ediyor. OsmanlI ArastIrmalarI VakfI tarafIndan hazIrlanan “Üç Devir Bir Mabed: Ayasofya” isimli çalIsma, belgeler IsIGInda Cumhuriyet döneminde muallakta kalmIs konulara IsIk tutuyor. YaklasIk 10 yIlda hazIrlanan eserde “NasIl müze oldu? Atatürk Ayasofya için ne düsünüyordu? Kararnamede yer alan Atatürk’ün imzasI sahte miydi?” gibi sorularIn cevabI aranIyor.

Ayasofya’nIn müze yapIlmasIna giden süreç, Sultan Abdülmecid döneminde Fossati tarafIndan yapIlan restorasyonla baslIyor. Sabine Schlüter’e göre, arkeolojik yaklasImIyla Fossati, Ayasofya’ya üçlü bir konum getirdi: Kilise, cami, tarihi anIt. Müzelesme yolundaki bu ilk adIm, Byzantine Institute of America’nIn 1931’de baslayan çalIsmalarIyla devam etti.

TartIsmalarIn asIl noktasI ise Ayasofya’nIn müze haline getirilmesi kararI. Özellikle Atatürk’ün bu konudaki tavrInIn ne olduGu en çok merak edilen konular arasInda. Atatürk’ün Ayasofya ile ilgili sIr kalmIs görüsleri yine bir sIr olarak saklanan üçüncü CumhurbaskanI Celal Bayar’In aktardIGI bilgilerde saklI. Bayar, Atatürk’e Yunan BasbakanI’nIn Atina’da kendisine Balkan PaktI’nI kabul edilebilmemiz için Ayasofya konusunu açtIGInI, “Kamuoyunu memnun edecek bir ortam doGsa, belki bundan yararlanIp bir seyler yapIlabilir.” dediGini aktarIyor. Bayar, taviz isteklerini söyleyince Atatürk de ona söyle cevap veriyor: “Az önce, VakIflar Genel Müdürü buradaydI. Ayasofya Camii’ni tamir edecek para bulamIyorlar. Bugünkü hali ile harap ve bakImsIz. Hatta mezbelelik. Ayasofya’yI müze yapsak, hem harabiyetten kurtarsak, hem YunanlIlara bir jest yapsak Balkan PaktI’nI kurtarabilir miyiz? Öyleyse yapalIm.” Bayar bu konusma sonrasInda, Ayasofya Camii’nin müze haline dönüstüGünü iddia ediyor.

Ayasofya Camii hakkInda, Cumhuriyet dönemi boyunca çIkarIlmIs 5 Bakanlar Kurulu KararI bulunuyor. Caminin tamiratI ve üzerinde arastIrma yapIlmasIyla ilgili kararnamelerin yanI sIra mabedin müzeye dönüstürülmesi kararnamesi de halen tartIsIlIyor. Ayasofya’nIn müzeye çevrilmesi için AGustos 1934’te Istanbul Müzeler Müdürü Aziz Ogan baskanlIGInda 9 kisilik bir heyet kurulur. Heyette Tahsin Öz, Efdalettin Tekiner, Prof. Osman Ferid, Alman Prof. Erkhard Ungar gibi önemli isimler vardIr. Heyet, Ayasofya’nIn etrafIndaki ana bina haricindeki bütün eserlerin ortadan kaldIrIlmasI ve Ayasofya’nIn bir müze olarak hazIr hale getirilmesi yönünde 27 AGustos 1934 tarihinde Milli EGitim BakanlIGI’na bir rapor sunar. Raporda, ibadet kIsmInIn kapatIlIp Bizans AsarI Müzesi haline getirilmesi maddesi yer alIr. Sadece Alman Profesör Erkhard Ungar, mabet kIsmInIn aynen açIk kalmasI gerektiGi yönünde Israr eder.

Ibadet kIsmInIn kapatIlmasIna razI olmaz

Heyetin önerisi aynen uygulanIr. Caminin etrafIndaki yapIlarIn yIkIlmasI için VakIflar Genel MüdürlüGü’nden yardIm istenir. Ancak müdürlük, “Ayasofya’nIn müzeye çevrilmesi üzerinde söz söylemeyi Evkaf Umum MüdürlüGü salahiyeti dIsInda bulur.” seklinde cevap verir. VakIflar Genel MüdürlüGü, Milli EGitim BakanlIGI’nIn tapu kaydInI isteme teklifini de geri çevirir. Istimlak edilen yerlerle caminin ve hariminin bir parselde toplanarak tapu kaydInIn hazine adIna tashih ve tescili istenmisse de VakIflar, kanunun buna mani olduGundan bahisle teklifi reddeder.

VakIflarIn kendi alanInda göstermis olduGu hassasiyeti Atatürk’ün baska bir alanda gösterdiGi ortaya çIkIyor. Atatürk, mabedin müze olmasInI istemisse de ibadet kIsmInIn müzeyi dönüstürülmesine razI olmaz, hatta bundan rahatsIzlIk duyar. Gazeteci Ziyad Ebuzziya bu gerçeGi söyle anlatIyor: “Ayasofya isini inceleyen komisyonun cami kIsmInI da müzeye çevirmek teklifinde bulunduGu Bab-I Ali’de duyulmustu. Komisyon’un bu yersiz ve üzücü düsüncesinin, hükümetçe ne dereceye kadar benimsendiGini öGrenmek üzere Velid Bey, beni Maarif Vekili ve Dahilliye Vekiline gönderdi. Abidin Özmen Bey’i (Maarif Vekili) ziyaret ederek Ayasofya hakkInda, vekaletinin tasavvurlarInI sordum. Rahmetli Ayasofya’nIn ibadete kapatIlmasInIn söz konusu olup olmadIGInI sorunca, irkildi ve ‘Ibadete kapatmak mI? Komisyon çizmeyi astI. Böyle münasebetsizlik olur mu hiç? Ayasofya camidir, aynI zamanda da müze olacaktIr. Maksat budur.’ dedi. Vekilin bu sarih teminatIna raGmen endiseliydim. Kendisi Atatürk’ün yakInI deGildi. Buna mukabil, o sIrada dahiliye vekili olan sükrü Kaya Bey ise, Atatürk’ün yakInIydI. Kendisine gittim. AynI suali sordum. Rahmetli sükrü Kaya Bey de ‘Kesinlikle söz konusu deGil.’ dedi ve ilave etti: ‘Ibadet bölümünü Bizans müzesi yapmak fikrine Atatürk fena halde kIzdI.’ dedi.” Ziyad Ebuzziya, Maarif Vekili’nin Basvekalet’e gönderdiGi 14 KasIm 1934 tarihli tezkirede yer alan “essiz bir mimarlIk sanat abidesi olan Istanbul’daki Ayasofya Camii’nin tarihi vaziyeti itibariyle müzeye çevrilmesinin bütün sark âlemini sevindireceGi...” ifadesinin, Ayasofya’nIn ibadet kIsmInIn kapatIlmayacaGInI açIkça göstermekte olduGunu ifade ediyor.

Ancak Dönemin Maarif Vekili Abidin Özmen’in BasbakanlIGa gönderdiGi bir teklif yazIsI Ebuziyya’nIn görüsleriyle çelisiyor. Özmen Basvekalete yazdIGI teklif yazIsInda, “Ayasofya, müzeye çevrildiGi takdirde Istanbul’un turistik deGeri bir kat daha artacaktIr. Ayasofya’da namaz kIlanlar pek yakInIndaki büyük küçük birçok camide dini vazifelerini yapabileceklerdir.” ifadesi yer alIyor. Ve Ayasofya 24 KasIm 1934’te Bakanlar Kurulu KararI ile resmen müzeye çevriliyor.

Ancak, kararnamenin fiziki özellikleri ve kararnamede yer alan Atatürk imzalarIndaki çeliski birçok soruyu beraberinde getiriyor. Kararnamenin birinci sayfasInda Kararlar MüdürlüGü, ikinci sayfasInda Muamelat MüdürlüGü antetli kaGIt kullanIlmIs. Bu farklIlIk tek basIna bir sey ifade etmeyebilir. Ancak farklIlIGIn kararname sartlarIndaki diGer tutarsIzlIklarla birlikte görülmesi, kararname üzerindeki süpheyi artIrIyor. Bu kararname, 24 KasIm 1934 tarihli ve 1589 sayIlI. Halbuki 22 KasIm 1934’te çIkan en son kararname numarasI 1590-1606 arasInda. Ayasofya kararnamesi bu tarihten iki gün sonra çIkarIlmIs görünüyor. DolayIsIyla kararnamenin numarasI 1606 sayIsInI takip eden bir sayI olmasI gerekiyor. Halbuki kararnamenin numarasI, tarihi sonra; sayI numarasI ise daha önceki tarihlere ait. Üstelik daha önceki ve sonraki tarihlerde de bu sayIlI bir Ayasofya kararnamesi bulunmuyor. 24 KasIm 1934’te düzenlenen kararnameler 1613 ve 1614 numaralI. Takip eden 25 KasIm 1934 tarihinde ise bir kararname düzenlenmemis. Bu durum dikkate alInIrsa Ayasofya Kararnamesi muteber deGil görüsü aGIrlIk kazanIyor.

Atatürk’ün imzasI

Bir tutarsIzlIk da kararname üzerinde bulunan ve Atatürk’e ait olduGu bildirilen imzayla ilgili. Atatürk’ün SoyadI Kanunu’ndan önce “Gazi Mustafa Kemal” imzasInI kullandIGI, Ayasofya Kararnamesi’nin de 27 KasIm 1934 tarihli SoyadI Kanunu’ndan 3 gün önce çIktIGI dikkate alInIrsa bu çeliski daha da artIyor. Zira Kararname’de ikinci kelimesi küçük ‘a’ ile baslayan bir yazI sekli ile “K.atatürk” imzasI bulunuyor. Tarihçi Cemal Kutay, Atatürk’ün soyadInI 26 KasIm 1934’ten sonra yani 27 KasIm’dan itibaren kullandIGInI belirtiyor. Reis-i Cumhur ‘Gazi Mustafa Kemal’e verilen “Atatürk” soyadInIn kullanIlmasI 2587 sayIlI kanun gereGince 27 KasIm 1934’ten sonra mümkün.

10 yIldIr Ayasofya konusunu çalIsan Yrd. Doç. Dr. Yasar Bas, bu ayrIntInIn göz ardI edilmemesi gerektiGini söylüyor. Bas’a göre Atatürk hukuki olmayan bir riske düsmez. “Bu imza doGru kabul edilirse Atatürk bir gün önceki imzasInIn aksine, ancak SoyadI Kanunu’ndan 3 gün önce ‘Atatürk’ soyadInI kullanmIs.” olur diyen Bas, “Atatürk’ün CumhurbaskanI olarak kanun çIkmadan önce hukuki olmayan bir riske düsme pahasIna Atatürk soyadInI kullanarak bir imza atmayacaGI ayrIca düsünülmesi gerekiyor. Atatürk’e soyadI verilmesiyle ilgili kanuna göre de Ayasofya Kararnamesi geçerli deGildir.” diyor.

Atatürk’ün söz konusu kararnamesinde yer alan imzasI, normal imzasI ile de örtüsmüyor. Bu durum Içisleri BakanlIGI Emniyet Genel MüdürlüGü’nün 30 Ocak 1997 tarihinde de sabitleniyor. Ismail Kandemir isimli bir vatandasIn basvurusu üzerine Atatürk’ün imzasInI inceleyen Emniyet, bu sonuca varIyor. Ancak Atatürk’ün, müzenin açIlIsIna bizzat katIlmasI gerçeGi de göz ardI edilmemeli.

1924 AnayasasI’nIn 46. maddesine göre Bakanlar Kurulu, hükümetin genel politikasIndan sorumlu. Bu görevi yerine getirirken kararname de çIkarabilir. Ancak 1924 tarih ve 491 sayIlI Teskilat-I Esasiye Kanunu’nun 52. maddesinin 1. fIkrasIna göre, böyle bir kararname çIkarIlabilmesi için anlasmazlIk halinde müracaat edilmesi gereken en üst mahkeme olan DanIstay’dan bu konuda görüs alInmasI ve DanIstay’In mütalaasInIn da kararnameye eklenmesi gerekirdi. Hukukçulara göre kararname, bu sartlar açIsIndan da eksik olduGu için geçersiz sayIlIyor.

Bir diGer tartIsma konusu “Ayasofya kimin?” meselesi. Ayasofya vakIf malI ve vakfiyesi de Fatih Sultan Mehmet’e ait. 19 subat 1936 tarihli tapu senedine göre, Türkiye Cumhuriyeti tapu kayItlarInda bu gayrimenkul 57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmet VakfI adIna “Türbe, Akaret, Muvakkisane ve Medreseyi Müstemil Ayasofya-yI Kebir Camii serifi” vasfI ile cami olarak tapulu. VakIflar Genel MüdürlüGü Emlak Dairesi Arsivi’ndeki 1967 tarihli Istanbul Mazbut Hayrat Kütük Defteri’nde de bu mekan cami olarak kayItlI bulunuyor ve sahibi Fatih Sultan Mehmet gösteriliyor.

Yasar Bas, bütün bu eksikliklere raGmen, Ayasofya’nIn netameli bir kararnameyle müzeye dönüstürülmesinin birçok hukuk ihlaline sebep olduGunu söylüyor: “Bu uygulamalar halen mevcut olan kanunlara ve Anayasa’ya aykIrIdIr. Bu hukuki gerekçe bilinmesine raGmen Ayasofya halen gerçek kimliGinden uzak tutuluyor. KaldI ki, Ayasofya ille de baska bir kisi veya müesseseye mal edilecekse, ki bu doGru bir sey deGil, Fatih’in vakfiyesinde kaydedildiGi gibi, ancak ve ancak onun vârisi olan kimselere verilebilir. Çünkü Fatih’in sahsi mülküdür ve halen onun üzerine tapuludur.”

Girisinde Fatih Sultan Mehmet’in mührünün bulunduGu Ayasofya Vakfiyesi, 63.5 metre uzunluGunda. Tapu Kadastro Genel MüdürlüGü’nde bulunan vakfiye, 1950’de bir sergi için Ingiltere’ye ***ürülüyor. Ancak, büyük zarar görüyor. YIrtIlmIs, yIpranmIs halde tekrar Türkiye’ye getirilen vakfiye yaklasIk 5 metresi eksik geliyor. Kesik parçalarIn nerede olduGu ve kimler tarafIndan koparIldIGI hâlâ çözülmüs deGil. Türkiye’de ilgili makamlarIn bu konuda bir arastIrma ve çalIsmasI da bulunmuyor.

Müzenin imamI var!

Ayasofya’nIn müzeye çevrilmesinden sonra devam eden bazI uygulamalar da müze ile cami ikilemini gündemde tutuyor. Bu konulardan biri de, Ayasofya’ya imam atamasInIn tüm bu süre boyunca kesintisiz sürmesi. Ayasofya 1 subat 1935’te resmen müze olarak açIldIGI sIrada 3 imam, 7 müezzin ve 10 kayyIm kadrosu bulunuyordu. Sonra bir imamla bir müezzin bIrakIldI, diGer görevliler baska camilere atandI. 1950 yIlIna kadar imam ve müezzin kadrosu, bu tarihten sonra da yalnIz imam kadrosu devam etti. KayItlara göre, bu tarihe kadar Evkaf Umum MüdürlüGü imamlarIn ve müezzinlerin tayin ve azilleriyle ilgileniyor, maaslarI ise vakIf gelirinden karsIlanIyordu. Fatih’in Vakfiyesi ve OsmanlI’da uygulanan sisteme baGlI kalInarak görevliler hayat boyu görevde kalIrdI. Bu sIrada hayatta olduGunu ispatlayan maasInI almaya devam ederdi. Bu durum Ayasofya’nIn imamlarI için de geçerliydi.

Buradan da anlasIlIyor ki, vakfiye müzeye raGmen yürürlükteydi. 1991’de, Mahmut Topbas caminin resmi imamIydI. Ancak o sIrada cami ve 1980’de ibadete açIlan Hünkar Dairesi geçici olarak kapalI olduGundan mevcut imam baska camilerde vaaz etmekle görevlendirildi. AynI yIl Hünkar Diresi ibadete açIlInca imam tekrar görevine döndü. Halen Ayasofya Camii’nin bir müezzin kadrosu var ve bu müezzin aslInda Ayasofya ile pek de ilgisi olmayan Hünkar Dairesi’nde görev yapIyor.

Envanterindeki kayIp parçalar nerede?

Ayasofya’nIn, Istanbul’un fesinden sonra yapIlan çesitli onarIm ve imarInda Mimar Muslaheddin, Mimar Sinan-I Atik, Mimar Ayas, Mimar Hayrettin ve Mimar Sinan gibi önemli OsmanlI mimarlarI görev aldI. Ana yapIya Fatih Sultan Mehmet tarafIndan medrese; I. Mahmut tarafIndan kütüphane, imarasane, sadIrvan, sIbyan mektebi, sebil, çesme; Abdülmecid tarafIndan da muvakkisane gibi önemli eserler ilave edildi. Ancak bu yapIlardan günümüze sadece kütüphane ulasabildi. Ikinci dönem Ayasofya’ya ait birçok doku gibi bunlar da zamanla yok oldu. Ancak asIl önemli olan medresenin sebepsiz bir sekilde yIkIlmIs olmasI.

Ali Kusçu, Molla Hüsrev, Mehmet bin Feramürz gibi alimlerin müderrislik yaptIGI bina Daru’l Hilafetü’l Aliye Medresesi olarak 1924’e kadar kullanIldI. Daha sonra Istanbul Belediyesi tarafIndan öksüzler yurdu haline getirildi. Ayasofya’nIn müzeye çevrilmesinden sonra Fatih’in Medresesi bir süre daha yurt olarak kullanIldIktan sonra 1935’de çIkartIlan bir kararnameyle “harap olduGu ve Ayasofya görünümünü bozduGu” gerekçesiyle Dönemin Müzeler Genel Müdürü Aziz Ogan tarafIndan yIktIrIldI. Ogan bir mektubunda “Ayasofya gibi tarihi ve mühim bir abidenin yanInda olmasI hasebiyle yIkIlmasI zaruri” bulunduGunu belirtiyor. Medresenin yeri daha sonra 1980’de kazIlIp bir plan hazIrlandI. Ancak hazIrlanan çalIsma medresenin yeniden canlandIrIlmasI adIna hâlâ uygulamaya konulmadI.

Ogan’In yaklasImI, caminin minarelerini yIkmak için de kullanIldI. Ayasofya’nIn müze yapIlma fikri yayIlInca, Küçük Ayasofya da bu isin içine alInIr ve daha sonra bir gecede minaresi yIktIrIlIr. AynI durum Büyük Ayasofya’nIn da basIna gelir; ancak istenilen olmaz. 1940’ta yapIlmak istenilen yIkIm halkIn büyük tepkisiyle karsIlasInca vazgeçilir.

BinanIn yapIsI kadar, onun bir parçasI haline gelen kIymetli dokular da bu sürede büyük zarar gördü ve kayIplara karIstI. ÖrneGin 1930’da resmi kayItlara geçmis iki yüz bin yazma eserin ortalIkta kaldIGIndan söz ediliyor. Ancak bu eserlerin önemli bir kIsmInIn günümüzde nerede olduklarIna dair bir bilgi yok. Cami karakterini tamamlayan rahleler, asma kandiller, kandiller arasI süsler, sakal-I serif, Kuran-I Kerim çekmeceleri, halIlar, yazI levhalarI, sandIklI saatler, halI parçalarI ve diGer esyalarIn akIbeti hâlâ bilinmiyor. Oysa Sultan Abdülaziz devrine ait Ayasofya Camii envanterinde binlerce parça eserin adI geçiyor ve bu eserlerden halihazIrda ancak birkaç hat levhasI ve depolarda çürüyen sehzade gömlekleriyle halI parçalarI bulunuyor. Isin en ilginç yanI ise Ayasofya’dan çIkIp Anadolu’daki bazI müzelere gittiGi söylenen eserlerin o müzelere hiç uGramamIs olmasI.

DOÇ. DR. SAID ÖZTÜRK
ISTANBUL FETHEDILMESEYDI AYASOFYA BUGÜN OLMAYACAKTI

Ayasofya konusu çok genis bir mesele. Bunu tam anlamIyla anlamak için geçmisten günümüze gelen tarihsel süreci iyi analiz etmek lazIm. Ayasofya bir semboldür ve siyasi, sosyal bir fonksiyona sahiptir. Ayasofya üzerine yapIlmIs olan bu en kapsamlI çalIsmadan sonra da Ayasofya yine konusulacak üzerine yorum yapIlacak bir mabettir. Biz çalIsmamIzda hukuki boyutunu, gördüGü tamiratlarI, günümüze kadarki gelisimini inceledik. Ve gördük ki Ayasofya Istanbul fesedilmeden önce çok zor günler geçirmis, hatta ciddi bir hasara maruz kalmIs. Fetihten sonra ciddi bir imara tabi tutuluyor ve günümüze kadar ulasacak bir bakIm görüyor. su net olarak bilinmeli ki Istanbul’un fesi Ayasofya’nIn günümüze tasInmasIna sebep oldu.

AYASOFYA’NIN SON YÜZYILI

- 1918 ve 1919 yIllarInda Ayasofya’nIn kiliseye dönüstürülmesi için Patrikhane ve kiliseler ortak karar aldI.
- AynI tarihlerde Teskilat-I Mahsusa’nIn daGIlmasIndan sonra kurulan Mim-Mim Grubu’nun Eyüb kanadI kiliseye çevrilmesi halinde camiyi bombalayarak yIkma kararI alIr.
- 3 subat 1928 tarihinde hutbeler Türkçe olarak ilk defa Ayasofya’da okunmaya baslandI.
- somas Whittemore Ayasofya’nIn mozaiklerini onarmak ve incelemek için 1931 tarihinde resmi izin aldI. Bu kararIn mabedin müzeye çevrilmesine giden sürecin baslangIcInI olusturduGu belirtiliyor.
- 18 Temmuz 1932’de ezan ilk defa Türkçe olarak Ayasofya’da okunmaya baslandI.
- 24 KasIm 1934’ta Bakanlar Kurulu KararI ile müzeye dönüstürülmesine karar verildi.
- 1 subat 1935 tarihinde müzenin açIlIsI yapIldI.
- 24 Mart 1935’te Fatih Medresesi ortada bir sebep yokken yIktIrIldI. Camiye ait binlerce önemli eser yaGma edildi.
- 1940 tarihinde Küçük Ayasofya’nIn minarelerinin yIkIlmasIndan sonra Büyük Ayasofya’nIn minareleri de yIkIlmak istendi. Ancak tepki üzerine bundan vazgeçildi.
- Ikinci Dünya SavasI’nIn çIkmasIndan sonra asker sevki sIrasInda askerlerin durak, dinlenme ve mesken ihtiyacI üzerine 1941’de askeri birliklere tahsis edildi.
- 1950 tarihinde Ingiltere’ye gönderilen Fatih Vakfiyesi bir parçasI çalInmIs olarak geri geldi.
- 12 MayIs 1975’te DiyarbakIr milletvekili Hasan DeGer Ayasofya’nIn tekrar ibadete açIlmasI için Meclis’e soru önergesi verdi.
- 1982’de Alparslan Koyunlu tarafIndan Fatih Medresesi’nin temelleri ortaya çIkartIldI.
- 1992 tarihinde Ayasofya’nIn tekrar tamirine baslandI.
- 1 subat 2002’de Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin bazI üyeleri Ayasofya’nIn kiliseye dönüstürülmesi için Konsey’e önerge sundu.
--- alıntı ---
devamını gör...
türkler istanbulu fethettiğinde bu yapı 800 yaşındaymış.kubbesinin çevreside 32 metreymiş.atatürk tarafından müzeye çevrilmiş.büyük çok büyük bir eser
devamını gör...
ezanın tekrar orijinal haliyle minarelerimizde okunmasından sonra, ibadete açılıp asli hüviyetine rücu etmesiyle geniş dairede ümmet olarak inkişaf ve kemalimizin ikinci ayağını temsil edecek olan, memleketimin göz bebeği, mimarisi ve taşlarından ziyade alem oluşu sembol oluşu şeairden oluşuyla bilinmesi gereken fethin yadigarı, hadisteki müjdenin tahakkukunun birebir temsilcisi.
devamını gör...
fatihle çağdaş bir hesaplaşma

Her delikanlının senin yaşında,
Kavak yelleri eserken başında;

Ta.. bilmem nereden şu kadar yolu
Gelip, almak var mıydı İstanbul`u?

Bunca zahmet, bunca şehit, bunca kan...
Neden yaptın bunu Sultan Mehmed Han?

Hatanı silmedi hala asırlar,
Hele işlediğin öbür kusurlar...

Ayasofya`yı camiye çevirdin;
Bilmiş ol ki büyük bir çam devirdin..

Minareler diktin dört bir yanına
Kubbedeki Haç`ın kıydın canına...

Korkudan sustular güzelim çanlar,
Sultanım! İrtica değil mi bunlar! ? ?

Balkanlarda gürledin, çaktın Mora`da
Ne işiniz vardı beyim orada?

Yaptığın bu yanlış yüzünden
Bütün avrupanın düştük gözünden.

Bulgarın elini sıkmaz olduk,
Yunan`ın yüzüne bakmaz olduk...

Neyse ki çağımız füze çağıdır,
Ayasofyanın da müze çağıdır.

Şol dört minare, dört dikili taş.
Gibi sessiz kılıp eyledik çağdaş...

Eğer uğramazsak kem bir nazara
Belki korlar bizi Ortak Pazara..! !

(bkz: niyazi yıldırım gençosmanoğlu)
devamını gör...
kilise olarak yapılmıştır ve kilise olmalıdır. değilse bu inanca saygısızlıktır. bugün kaç hıristiyanın yüreği sızlamaktadır ayasofyada ayin yapılamadığı için.
devamını gör...
olası farklı sosyal bakış açılarını gösteren ve ispat eden mekandır.
ayasofya camine amator bir fulbolcu arkadaş ile girdik. üst kattan aşağı doğru bakarken gözleri daldı. akabinde dudaklarındna şu cümleler döküldü.
-abi burada onbire onbir ne maç yapılır be.
bunun teksitil ile ilgili olanı ise daha vahim.
kesimhane ustası bir abi ile aynı mekana girdik. söyle bir sağa sola baktı.
-ben dedi burada öyle bir bant kurarım ki bir günde beşbin gömlek çıkar.
yine aynı mekana milligörüş camiasından bir arkadaşla girdik.
şöyle bir sağa sola bakındıktan sonra
abi dedi seccadeyi nereye sereyim.
yine yanı mekana laikçi bir arkadaşla girdiğimizde hülefai raşidin levhalarına baktı baktı sonra abi dedi
-bunların hangisinde atatürk yazıyor.
ayasofyaya istihabrat meraklısı bir arkadaşla girdiğimizde elinde çanta taşıyan her bireyi sivil polis ve çantaları da içinde otomatik silah bulunan çantalar olarak anlattı. ta ki birisi çantadan ekmek ve meyve suyu çıkarana kadar.

ayasofyaya malatyadan yeni gelmiş bir arkadaş ile girdik. alt kattan üst kata çıkan taş merdivenleri inceledi ve şunu söyledi.
-battalgazi dönüyor filminde papazlar buradan aşağı doğru kaçıyorlardı. hatta birinin kafasını şurada kesmişti.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar