başkanlık sistemi

amerikan yönetim sisteminde ortaya çıkarılmış kavram. cumhurbaşkanı gibi sembolik ve gereksizlik arz eden bir makam yerine devletin tek başkan ve onu denetleyen senato tarafından yönetildiği, yine yasama işlerinin bir meclis vasıtasıyla yerine getirildiği, tüm seçimlerin halk tarafından bizzat yapıldığı, bu bakımdan pratik anlamda olabilecek en demokratik parlamenter sistemdir.
devamını gör...
federal bir sistemde mümkündür. bunun için ülkenin, valiler tarafından yönetilen illere göre daha büyük parçalardan oluşması gerekir. ülkemiz için gerekli değildir.
devamını gör...
bu konu hakkında uzun uzun tartışılabilir bazıları bir padişahlık ya da krallık benzetmesiyle karşı çıkabilir kısmen haklı olabilirlerde fakat burda önemli olan devlet yönetiminde bütünlüğün en demokratik yoldan sağlanması ise başkanlık sistemi devlet içindeki gereksiz ayrışmaları ve devletin yavaş işleyişini hızlandırabilecek yegane uygulanabilir sistemdir.

sosyolojik olarakda düşünülürse insanoğlu tarihi boyunca kim olursa olsun önünde tek bir lider görmek ve ona güvenmek takip etmek ister. dinlerden, futbola, sınıflardan işyerlerine, devletlerden ordulara her zaman lider tektir ve en büyük uygulayıcıdır.

insanoğlunun derinlerinde yatan bu teklik kavramı cumhurbaşkanlığı gibi sembolik bir makamın eşiliğinde büyük bir çelişki yaratmakta buda insanın doğasına aykırı uygulamalara sebep olmaktadır.

milletlerin kendi egmenliğini tayin ettiği bir dönemde krallık ve padişahlik gibi bir sistem olamayacağına göre insanların benliğinde yatan bu çelişkiyi gidermenin tek yolu insanların seçimleri doğrultusunda gelecek liderler ve bu liderelere yol gösterecek denetleyecek ve gerekirse kontrol edecek meclislerdir.
devamını gör...
federal olmanın hiçte gerek olmadığı sistemdir.

federal bir yapının olmaması bu sistemin uygulanabilirliğine nasıl bir etki yaratabilir mantıklı bir izahı yoktur.
devamını gör...
yönetimin tek merkezden koordine edilmesini sağlayan sistem.

türkiye'ninde kısa sürede geçmesi gereken sistemdir. bu çok sesliliğin önüne geçilmesi anlamına gelmemektedir. aksine türkiye için kısa süreli iktidar kurulumlarının artık geride bırakılması için zorunluluktur. aynı zamanda başarılı/başarısızlığında tescillenmesini sağlamaktadır.
devamını gör...
toplama halkların ve parçalı, bölünmüş toprakların yönetimi için en uygun rejimdir. ancak dünyadaki uygulamalar baz alındığında, bilhassa ulus devletlerdeki uygulamaları hep başarısız olmuş, başkanın diktatörlüğü ile sonuçlanmıştır. sadece amerikada başkanlık rejimi(silah zoruylada olsa) yürüyebilmiştir. zira orda yaşayan herkes farklı din ve etnisiteye, farklı bir eyalet yasasına tabidir. burada şu soru akla gelmelidir. başkanlık sistemi ile neyi amaçlamaktayız. eyaletlere bölünmemizin altyapısı mı hazırlanıyor, yoksa bunca baskı ve sindirmenin ardından hala konuşabilen türkiyenin ağzı mı bantlanacak. üçüncü bir seçenek daha var aslında, çok düzgün bir başkanın, kendinden olmayanlarında söz sahibi olduğu bir ülkeyi güzel bir biçimde ve demokratik usullerle yönetmesi diyeceğim ama, bir kaç yıllık kabadayılık tarihinden ve ağız kültüründen akılda kalan örnek uygulamalara bakıldığında bunun şu an mümkün olmayacağı ve çıkacak sonucun tahmin edilebileceği aşikardır. eğer bu günlerde bir başkanlık sistemi uygulamaya konulursa, ülkemizdeki her akp li, başkanın doğal üyesi ve savunucusu olacağından(demokrasi kültürü) minik bir ss vakası ile karşı karşıya gelebiliriz. her şey eğitimle başlar. ne zaman kültürlü ve hazımlı bir toplum olursak, o zaman başkanlık sistemi bizim için vazgeçilmez bir ihtiyaç halini alacaktır.
devamını gör...
http://www.haberturk.com.tr...

türkiye’de aslında yaklaşık 30 yıldır konuşulan başkanlık sistemi recep tayyip erdoğan’ın iki gündür verdiği söyleşilerde yaptığı açıklamalarla tekrar gündeme geldi. konuyu tartışmadan önce başkanlık sisteminin ne olduğunu, nasıl uygulandığını, türlerini açıklığa kavuşturmakta fayda var. abd’de de, afganistan’da da bu sistemin uygulanıyor olmasının yarattığı tezat bunu zorunlu kılıyor. işte ana hatlarıyla, bu konu hakkındaki soruların cevapları ve uzmanların başkanlık sistemiyle ilgili değerlendirmeleri.

* başkanlık sisteminde ülkenin başında olağanüstü yetkilerle donatılmış halk tarafından seçilmiş bir kişi bulunur. tüm kamu kurumları dolaylı olarak ya da doğrudan başkana bağlıdır. ülkenin ordusu, ilgili bakanlığa bağlıdır ve başkan ordunun başkomutanıdır. başkan vatana ihanet dışında hiçbir suçlama ile yargılanamaz, görevden uzaklaştırılamaz. başkanın yargılanabilmesi için millet meclisi üyelerinin üçte ikisinin oyu gereklidir. meclis tarafından onaylanmış bir kanun, başkan tarafından sadece bir kez veto edilebilir. yüksek yargı atamaları da dahil olmak üzere tüm yüksek kamu görevlisi atamaları başkan tarafından yapılır.

* gelişmemiş ülkelerde başkanlar defalarca seçilebilirken gelişmiş ülkelerde bunun önüne geçmek için başkan bir kere y ada en fazla iki kere seçilebiliyor.

* parlamenter sistem ile başkanlık sistemi arasındaki farklara gelirsek… parlamenter sistemde ülkenin başında cumhurbaşkanı var. ülkeyi yönetme görevini hükümet üstlenirken, cumhurbaşkanı hükümetin çalışmalarını denetler ve yüksek kamu görevlilerinin atamalarını yapar. başkanlık sisteminde tüm bu yetkiler tek kişinin elinde toplanır. parlamenter sistemle cumhurbaşkanı-hükümet arasında güç dağılımı yapılarak denge oluşturulmaya çalışılmıştır. başkanlık sisteminde ise güç neredeyse tamamen başkanda toplanmıştır.

* başkanlık sisteminin avantajları: başkanlık sisteminin en büyük avantajı yönetim kargaşasına son vermesi. karar verme yetkisi genellikle tek kişide olduğu için kanunlar çok hızlı bir şekilde yasalaşır. iyi bir yönetimle başkanlık sisteminde ülke çok hızlı bir şekilde kalkınabilir. özellikle kanun tasarılarının hızlı bir şekilde yasalaşması, acil durumlarda alınacak önlemler açısından başkanlık sistemi faydalıdır.

* başkanlık sisteminin dezavantajları: en büyük dezavantajı diktatörlüğe yol açacağı endişesidir. başkan isterse kendi çıkarına uygun kişileri yüksek kamu görevlerine atayabilir. gelişmemiş ülkelerde bir kişi yıllarca başkan olarak görev yapabilmektedir. eğer başkan kişisel olarak başkanlık koltuğunu doldurmakta yetersiz kalırsa ülke hem ulusal sorunların çözümünde bunalıma girer hem de devletler arası ilişkilerde zayıf kalır.

* bu değerlendirmelerin çoğu abd’deki başkanlık sistemini anlatıyor. ek olarak, abd’de iki meclisli bir sistem bulunuyor. meclis seçimleri ile başkanlık seçimleri ayrı yapılıyor. senatoya, her eyaletten 2 senatör 6 yıllığına halk tarafından seçiliyor. temsilciler meclisi, iki yılda bir her eyaletin nüfusuna göre toplam 435 olarak halk tarafından seçiliyor. senato üst meclis olarak kabul ediliyor. yasa teklifleri her iki mecliste de ayrı ayrı görüşülüp kabul ediliyor. eğer anlaşmazlık olursa uzlaşma kurulları kuruluyor. her iki mecliste de kabul edilen yasa başkanın onayına sunuluyor.

* yarı başkanlık sisteminde, başkan yetkilerini meclis tarafından seçilmiş başbakan ile paylaşıyor. bu sistemde cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçiliyor. yarı başkanlık sistemindeki amaç, gücün daha fazla paylaşılmasını sağlamak.

* yarı başkanlık sistemine örnek olarak; fransa, rusya, portekiz, mısır gibi ülkeler gösterilebilir. başkanlık sistemi ile yönetilen ülkeler ise abd, iran, arjantin, brezilya, endonezya, kenya, kıbrıs, afganistan.



uzmanlar ne diyor?

prof. çağrı erhan- Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi

Daha evvel Turgut Özal’ın ve cumhurbaşkanlığının son döneminde Süleyman Demirel’in de benzer açıklamaları var. Son 30 yıldır, yani 12 Eylül 1980’den bu yana bu konu konuşuluyor. Demek ki tartışılması lazım. Farklı cenahlardan bu kadar üzerinde durulduğuna göre reddedip bir kenara atmak doğru değil. Akademik dünyada da, siyaset dünyasında da konuşuluyor uzunca bir süredir çünkü bu konu. Bu aslında sadece cumhurbaşkanının yürütmenin başında olduğu bir sistem değil. Başkanlık sisteminin dünyada uygulandığı farklı ülkeler var. Mesela ABD’deki başkanlık sistemiyle Fransa’daki yarı başkanlık sistemi veya Rusya’da uygulananla Güney Amerika ülkelerinde uygulananlar farklı. Hangi sistemden bahsettiğimizi açıkça ortaya koymamız lâzım. Türkiye’de sağ siyasetçilerin genellikle referans noktası ABD’deki başkanlık sistemi. Ama ABD’deki siyasi sistemin ortaya çıkış ve gelişimi Türkiye’den çok farklı. O zaman güçler ayrılığı rejiminin katı biçimde uygulanması lâzım. ABD’de böyle. Bakanlar Kurulu üyeleri aynı zamanda milletvekili yani yasama üyesi olamaz. Yasamayla yürütme arasında kesin bir çizgi olmalı. Keza, artık yürütmenin başı olan cumhurbaşkanını denetleyecek bir senatoya, üst meclise ihtiyaç var. Bu daha evvel 1961 Anayasası’yla denendi ama o zaman başkanlık sistemi olmadığı için şu an sözünü ettiğimiz fonksiyonu yerine getirmedi. Bunların ötesinde yöntem çok önemli. Yapılması gereken, tüm siyasal parti temsilcilerinin, akademi dünyasının, iş dünyasının, emek dünyasının, STK’ların katılımıyla geniş bir anayasa kurultayı toplayıp, bunun en az bir yıl çalışması, bu çalışmalarda başkanlık rejiminin de tartışılmasıdır. Böylece ortaya sivil, demokratik bir anayasa taslağı çıkarılır, bu daha sonra mecliste tartışılır son şekli verilir ve referanduma götürülür.

Prof. Dr. raşit kaya - odtü siyaset bilimi ve kamu yönetimi öğretim üyesi

türkiye’ye bu sistemin uymayacağı geçmişte tartışılıp karara bağlanmıştı. 2002 seçiminden önce de bu tartışma yaşandı ve seçimden sonra bu proje ertelendi. bu sistem türkiye’ye uymaz. sistem türkiye’ye demokratik bir siyasal yaşam getiremez. ne gelenek olarak, ne siyasal, ne kültürel açıdan ne de toplumdaki şu andaki polarizasyon açısından türkiye’de böyle bir sistem işlemez. var olan bölünmeleri arttırarak çok ciddi çatışmalara neden olur. bir kere başkanlık sistemi dendiği zaman demokratik işlerlik gösteren bir tek örnek var. o da abd. ama abd’ye baktığımız zaman onların siyasal sistemi ile türkiye’nin mevcut siyasi sistemi kökten farklı. aklımıza gelmesi gereken şey şudur; abd bir federal sistemdir. türkiye’de başkanlık sistemine geçişle federal sisteme geçişin adımı mı atılıyor? bu konu öyle akla geldiği zaman telaffuz edilecek kadar basit bir konu değil. asıl endişe verici olan bu. bu konuda önce derinlemesine inceleme ve değerlendirmeler yapmak lâzım.
devamını gör...
başkanlık sistemi’ni millã® bünyemize uygun bulmayan şaşkınlar, tek parti döneminde bir tür “ilan edilmemişâ€ başkanlık sistemi’nin yürürlükte olduğunu biliyor mu?

ebedi åžef kimdi?

milli åžef ne iş yapardı?

mustafa kemal’in yetkilerinden ve müdahalelerinden bizar olan ismet paşa, çareyi silahlı kuvvetler içinde ittifaklar kurmakta bulmuştu ama sonsöz başkan’ındı.

başkan’ın emriyle gelmişti.

başkan’ın emriyle de gitti.

hikâyesi pek ünlüdür:

başkan (yani mustafa kemal atatürk), ankara garı’nda kendisini uğurlamaya gelen başbakan ismet inönü’ye “gel benimle” der.

birlikte trene binerler.

trende ne konuşulur, hangi pazarlıklar yapılır? bilinmez...

istanbul haydarpaşa garı’na geldiklerinde ismet paşa artık başbakan değildir. anadolu ajansı iki satır yazıyla, paşa’nın “yorgunluk nedeniyle” başbakanlıktan istifa ettiğini duyurur. yeni kabineyi kurma görevi de, dolmabahçe sarayı’na çağrılan iktisat bakanı celal bayar’a verilir.

ismet paşa 1938’de cumhurbaşkanı seçilince, “başkanlık yetkileri”ni aynen muhafaza eder. kendisine “millã® åžef” denilmesini istediği için, selefi mustafa kemal’e de “ebedã® åžef” sıfatını uygun görür.

paşa’nın söylediği her söz emirdir, tamimdir, genelgedir...

hatta, yasadır...

işte size korporasyon morporasyon tanımayan, demokratik de olmayan türk tipi başkanlık sistemi...

demokratik parlamenter sistem ilan edildikten sonra da “arızã® uygulamalar” halinde başkanlık sistemi devam etti.

mesela, orgeneral cemal gürsel, 1960’ta, millã® birlik komitesi tarafından bulunup darbenin başına getirilmişti ama cumhurbaşkanı seçilinceye kadar “başkanlık yetkileri”yle yönetti ülkeyi.
kenan evren de başkan’dı.

evren, üstelik, sadece parlamentoyu değil, parlamento üzerinde bir erk olan “cumhuriyet senatosu”nu da kapatmıştı. sorumlu olduğu herhangi bir yasa, herhangi bir teamül, herhangi bir konvansiyon yoktu... “ben yaptım, oldu” diyordu ve hakikaten de oluyordu.

demek ki, başkanlık sistemi, “millã® bünyemiz”in pek de yabancısı olduğu bir yönetim modeli değilmiş...

bunun bir de “yarım başkanlık” versiyonu vardır ki, menderes, demirel, özal, erdoğan, nerden bakarsanız bakın, bir tür “yarım başkanlık” görevi deruhte ettiler.

peki, “de facto” olarak kendisini yürürlüğe sokarak can sıkıcı sonuçlar doğuran bu sistem, ıslah edilip “demokratik” bir hüviyet kazandırıldıktan sonra “model” olarak benimsenemez miydi?

parlamento olacaktı, parlamentoyu sınırlayan korporasyonlar olacaktı, kuvvet erkleri olacaktı ve son tahlilde “erkliğini” bilecekti... bununla birlikte bir de “başkan” olacaktı... böylece hem siyasetin elini güçlenmiş olacak, hem de “bürokratik vesayet sistemi” tarihe karışacaktı.

konuyu, ilk, rahmetli turgut özal gündeme getirmişti.

kıyamet kopmuştu...

demirel gündeme getirdiğinde kıyamet kopmamıştı ama ciddiye de alınmamıştı.

åžimdilerde erdoğan telaffuz ediyor.

iyi de ediyor...

sistemin yararlarını ve mahzurlarını tartışalım. “laiklik elden gidiyor, cumhuriyet’in temeline dinamit konuluyor” diye işi sulandırmayalım.

belki de yetki karmaşasına son verecek, “kuvvetler ayrılığı” ilkesini ikame edecek en uygun sistem budur.

http://stargazete.com/gazet...
devamını gör...
başkanlık sisteminin gelmesi hakkında, başbakan recep tayyip erdoğan;

- 2011'den sonraki süreçte halkımıza bunu götürürüz halkımız da bunu kabul ederse değişikliği yaparız.

- başkanlık sisteminin en önemli özelliği kongre ve parlamentonun çok etkin olmasıdır. bizde 411 çıkıyor bakın sonra 411'in önü atanmışlar tarafından kesiliyor.

diyor başbakan, başkanlık sistemi iyidir, candır, onaylamalar hızlanır,kongre ve parlamento daha atar olur, ancak güç dengeleri değişebilir... bu da demokrasiye zarar verebilir.
devamını gör...
eskiden kesinlikle desteklerdim bu fikri ama son zamanlarda her ne kadar tayyip erdoğan'ı çok sevsem ve liderliğine güvensemde türkiye için fazla sakıncalı bulmaya başladım. hayır zaten cumhurbaşkanı bizzat halk tarafından seçiliyorken ve hükümetler yine halk tarafından getiriliyorken gerek yok bu sisteme. zaten halkın seçtiği iki kurum ya da makam kendi arasında yetki dengesini sağlayacaktır pekala. halk seçmiyor olmasaydı birini o zaman kesinlikle başkanlık istemi tarafında olabilirdim ama şu halde bir soru işareti...
devamını gör...
savunucuları tarafından sihirli değnekmiş ve gelince ortalık güllük gülistanlık olacakmış gibi anlatılması gariptir. abd'de var, adamlar süper güç, biz de geçersek bizim işlerimiz de tıkanmadan yürür gibi saçmasapan bir mantık yürütenler de mevcut. birdenbire keskin kuvvetler ayrılığına ulaşacağımıza inananlar da. abd'nin toplum yapısıyla, tarihsel gelişimiyle bizdekinin arasındaki farkları hesaba katmadan bunu kimya deneyi gibi görmek sığ bir bakış açısıdır. iki "h", bir "o" her yerde sudur da başkanlık sistemi her yerde aynı değildir.

bu sisteme geçişi daha önce özal'ın, demirel'in düşünmüş, şimdi de erdoğan'ın düşünüyor olması bile çekinceler açısından belli fikirler verebilir. ülkede kısa bir ecevit dönemi dışında seçimleri 1950'den bu yana sağ partilerin kazandığı ve bunların pek de seçim korkuları olmadığı aşikar. her fırsatta sandık, halk, demokrasi demeleri de bundandır. başkanlık sistemi de seçimde kaybetme korkusu olmayanların tarihi ideali olarak süregeliyor. şu sistemde dahi-ister katılın, ister katılmayın- sivil dikta, çoğunluğun zorbalığı gibi terimler muhalefet ve diğer kesimler tarafından sıklıkla telaffuz edilirken, belli bir kesimde huzursuzluk oluşmuşken ve toplumun geniş yelpazeli siyasi yapısına rağmen başkanlık sistemine geçmenin toplumun büyük kesmini göz önünde bulundurmadan, iktidar kaybı korkusundan yoksunca ya da bunun rahatlığıyla ileri sürülmüş bir fikir olduğunu düşünmek sanırım abes değildir. üstelik abd'deki örneğine bakacak olursak geniş, son derece etkin bir sivil toplum ve çok büyük ideolojik farklılıkları olmayan iki parti görüyoruz. iki ülke arasındaki en bariz fark burada.

kuvvetler ayrılığı konusuna da kısaca değinecek olursak, başkanlık sistemiyle birlikte güçlü bir kuvvetler ayrılığının oluşturulmasından çok ayrılığın üst düzey olduğu yerlerde başkanlık sisteminin uygulanabilirliğinden söz edebiliriz. türkiye'de yasama-yürütme-yargı arasındaki yoğun çatışma ortamının yerini işlerliği olan bir fren-denge mekanizmasına hem de hemen bırakıvermesi açıkçası biraz hayalperestliktir. bugünkü parlamenter sistemde kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesine yönelik adımlar atılması, bugünkü parlamenter geleneğin sürekli değiştirilmek yerine güçlendirilmesi daha makul görünüyor. yalnız, bir ihtimal daha var ki o da fransa'dakine benzer şekilde yarı-başkanlık sistemi. ki başbakan 23 nisan'da makamına oturan çocuğa fransa örneğini de vermişti. cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeye başlandıktan sonra bu sisteme geçiş için uygun ortam oluşmuş sayılır. şimdiki çeyrek başkanlık sistemi gibi olan sistemin buna dönüşmesi başkanlık sistemine dönüşmesinden daha yüksek ihtimal.

en temelindeki görüşe katılmasam da ismet berkan'ın bugünkü yazısı(24 nisan 2010) meseleyi anlamak için okunması gereken bir yazı. üstelik, ismet berkan başkanlık sisteminden yana, ben değilim. zaten yazı da karşı çıkanların neden karşı çıktığının anlatılması ve buna cevaplar şeklinde.
devamını gör...
başkanlık sistemi türkiye’de öteden beri doğru tartışılmıyor. bazı okumuş-yazmışlar da dahil olmak üzere, çoğu insan başkanlık sistemini bir tür diktatörlük sanıyor. bu ve benzeri önyargılar aslında parlamenter sistemin “kusursuzluğu”na ilişkin kalıp-yargılardan besleniyor. başka bir deyişle, parlamenterizmin kuşku duyulmayan “iyi”liği başkanlık sisteminin “kötü”lüğünün kanıtı olarak görülüyor.
bu arada, demokrasiden bahsedildiği hemen hemen her durumda ilgili-ilgisiz “parlamenter demokrasi”ye atıfta bulunulması da parlamentarizmle demokrasinin neredeyse aynı şey olduğu zannını güçlendiriyor. pek çok kimse parlamenterizmi hükümet sistemi seçeneklerinden biri olarak değil de “parlamentosu olan rejim” olarak algılıyor. tabii, madalyonun öbür yüzünde de, başkanlık sistemini her türlü siyasi sorunun çaresi, bir tür “deva-yı küll” olarak görenler var.

oysa, parlamenterizm fanatikleri de başkanlık şampiyonları da her iki sistem hakkında yanlış varsayımlardan besleniyor. parlamenteristlerin yanlış varsayımlarının başında, bu sistemin “kuvvetler ayrılığı”na dayandığı inancı geliyor. haddizatında parlamenter sistemde yasama ile yürütme arasında gerçek bir ayrılık yoktur. çok istisnai durumlar dışında, parlamenter sistemde yasama ve yürütmeye aynı çoğunluk hakimdir. esasen, tarihsel tecrübenin de gösterdiği gibi, parlamenter sistemin başka türlü işlemesi ve istikrarlı bir yönetimi sağlaması neredeyse imkânsızdır.

buna karşılık, başkanlık sistemi, “fren ve denge mekanizmaları”yla birlikte, tam bir “kuvvetler ayrılığı” rejimidir. bu sistemde yasama organı yürütmeden tamamen bağımsız olduğu için daha güçlü ve itibarlıdır. bu, başkan için de doğrudur, o da yasama organı gibi halk tarafından seçilir. sabit görev süresi içinde yürütme yetkisini halktan aldığı vekâlet doğrultusunda ve görevden alınma veya düşürülme korkusu olmadan kullanır. yasamayı kendi denetimi altına alıp bütün devlet iktidarını kendi elinde toplayamaz.

öte yandan, başkanlık sistemindeki “başkan”ı diktatör gibi tasavvur edenler, aslında olağan bir parlamenterizmde başbakanın başkandan daha güçlü olduğu gerçeğinin farkında değiller veya bu gerçeği bilerek gözden kaçırırlar. gerçek şu ki, parlamenter rejimde başbakan sadece yürütmeyi değil, arkasındaki parlamento çoğunluğu sayesinde yasamayı da fiilen kontrol eder. bunun, güçlü “parti disiplini” yüzünden böyle olduğunu söylemek de anlamsızdır, çünkü başka türlü zaten bu sistem işleyemez. parlamenterizmde başbakan o kadar güçlüdür ki, parlamenter sistemi “başbakanlık hükümeti” olarak tanımlamaktan yana bayağı bir literatür var.

türkiye’de görünüşte anlaşılmaz olan şöyle tuhaf bir durum daha var: mevcut sistemde yürütmenin fiilen yasamayı da kontrol etmesini kuvvetler ayrılığıyla bağdaşmaz bulanlar, gerçek bir kuvvetler ayrılığı öngören başkanlık sistemine de karşı çıkıyorlar. çünkü, türkiye’nin cari sisteminde demokratik çoğunluklara karşı ideolojik “devlet iktidarı”nı temsil etmesi umulan bir cumhurbaşkanlığına ve diğer vesayet kurumlarına başkanlık sisteminde yer yoktur. halkın seçtiği ve yürütme yetkisine tümüyle sahip olacak bir başkanın olduğu yerde, yürütme içinde ayrı baş çekecek unsurlara zemin oluşturacak bir yetki belirsizliği olmayacaktır. bürokratik kurumlar doğrudan demokratik meşruluğa sahip bir başkan karşısında tabii ki hadlerini bileceklerdir.

sonuç olarak, parlamentarizmin başkanlık sisteminden daha demokratik olduğu inancı hurafeden başka bir şey değildir. seçim sisteminde, partilerin yapısında ve idari sistemde buna uygun değişiklikler yapılması kaydıyla, başkanlık sistemi türkiye’yi demokrasiye daha fazla yaklaştırabilir. türkiye’de başkanlık sisteminden duyulan korkunun asıl nedeni diktatörlük ihtimali falan değil, halk korkusudur.

http://www.stargazete.com/g...
devamını gör...
tayyip erdoğan'ın bu konuda kesinlikle samimi olmadığını düşünerek...başkanlık sistemi üzerinden bir varlık sürdürme varsayımı sezip ve bu sezgimi destekleyecek argümanlarımı açıklamak isterdim ama sizleri sıkmak istemediğim için sesimi çıkarmıyorum...dediğim sistem..
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.

Benzer Başlıklar