çare drogba

--- alıntı ---

"didier inanılmaz bir oyuncu. ama hepsinden önemlisi dünya üzerinde yaptıklarıyla, afrika'nın insanı olarak, fildişi sahilleri için bir öncü olarak, bir baba olarak, bir evlat ve bir arkadaş olarak çok özel bir insan. daha da önemlisi, hayatımdaki en iyi ve unutulmaz arkadaşım olarak varolması." fildişi sahilleri'nin öncüsü ne demek? takvim 8 ekim 2005’ii gösteriyordu. kanlı bir iç savasın içinde olan batı afrika ülkesi fildişi sahili’nin milli takımı sudan'ı yendi ve 2006'da almanya'da yapılacak dünya kupası'na katılmaya hak kazandı. futbolcuların soyunma odasındaki kutlamaları ülkedeki tüm televizyonlardan canlı yayınlanıyordu. takım kaptanı didier drogba mikrofonu eline aldı, dizlerinin üzerine çöktü, ağzından tarihi bir konuşma döküldü:

"bayanlar baylar. fildişi sahili'nin kuzeyindekiler, güneyindekiler, merkezindekiler, batısındakiler... biz bugün tüm fildişi halkının birarada var olabileceğini, tok bir amaç uğruna oynayabileceğini gösterdik. biz kutlamaların insanları birleştireceğinin sözünü verdik. size dizlerimizin üzerinde yalvarıyoruz... affedin! affedin! affedin! afrika'da bunca zenginliğe sahip bir ülke savaşa sürüklenmemeli. lütfen silahlarınızı bırakın. seçimlere gidin. her şey daha iyi olacak..." 4 yıldır süren bir savaş vardı, iç savaşta binlerce insan hayatını kaybetmiş. 100 binlerce insan evini terk etmişti. drogba sözleriyle bir savaşı bitiren gerçek bir savaşçıydı; barışın mimarıydı, bir takım kaptanı 20 milyonluk nüfuslu ülkesini ağlatıyor ve barışa kavuşturuyordu.

insan mısın drogba!

halbuki ülkesinden çok küçük yaşta ayrılmıştı. 5 yaşındayken fransa'ya eğitim için gönderildi. drogba'nın o günlerden hatırladığı, ailesinin onu dayısına teslim etmek için oğullarıyla beraber fransa'ya uçakla gidemeyecek kadar fakir olmalarıydı. drogba o günü çok net hatırladığım anlatacaktı: "çok güneşli bir gündü. boynuma ismimi yazıp beni uçağa bindirdiler. hostesler bana, ben onlara baktım. daha 5 yaşındaydım ve o gün zordu, çok zor. orada her gün ama her gün ağladım!" dayanamayıp anasının babasının yanına geri döndü. lakin ülkedeki ekonomik kriz yüzünden bu kez maaile ülkeyi terk edeceklerdi. yeni vatanları fransa, drogba'ya uygun görülen meslekse muhasebecilikti. dayısı futbolcuydu, otoparklarda topun peşinden koşuyordu. besbelli muhasebeci olamayacaktı. fransa ligue 2 takımlarından le mans'a transfer olduğunda 19 yaşındaydı. le mans'ın ardından guingamp ve marsilya geldi. fransa'da yılın futbolcusu seçilen drogba. bir sezonda efsaneleri arasına girdiği marsilya'dan erken koptu. sık sık "milan'da maldini neyse. marsilya'da o olmak istiyorum" diyordu. 2003’te rus milyarder abramoviç 24 milyon sterlini gözden çıkarıp drogba'yı chelsea'ye kattığında, imza töreninde kendisi için neden bu kadar para ödediklerini anlayamadığını dite getirdi. ama drogba'nın futbol kariyeri chelsea'ye gelmesiyle zirve yaptı. oynadığı 223 maçta 100 gol attı. 8 yıl boyunca oynadığı bu takımda rekorlar kırdı, kaldırmadığı kupa kalmadı. attığı goller ve asistlerinin ardından gıyabında sorulan soru "sen insan mısın drogba" oluyordu, insandı, hem de iyi kumaşlı olanlardan.

drogba birası ve caddesi var

o fildişi sahilleri’nin efsanesi, kahramanı. ailesi de öyle annesi clotilde. atrika kupası'nda stat mutfağına girip taraftarlara yemek yapıyor. karısı; üçü erkek, biri kız dört çocuğuyla drogba'nın arkasında duruyor. drogba kariyeri bitince vatanına dönmek istiyor. "belki teknik direktör olurum ama karım bundan hoşlanmayabilir diyor. bu savaşçı, dünyayı bir topun peşinden koşan futbolcuların düzeltebileceğine inanıyor. egolarından arınmış. mourinho'nun dediği gibi, her savaşta her komutana lâzım olacak türden bir asker. ülkesinde çikolata kaplarından telefon kapaklarına kadar her yerde drogba var. drogbacite adında bir dans. drogba adında bir cadde, bir köy, bir bira var, herkesin içtiği! drogba bir gazeteye röportaj veriyorsa, tirajı yüzde 85 artıyor.

o bir sosyal başarı sembolü. saçlarına, yakalarını kestiği tişörtlerine kadar taklit ediliyor. "hiçbir yerden çıktım” dediği vatanından çok uzakta, şimdi bu adam burada. tanıyanlar; "lider ruhlu ve tek derdi sevilmek" diyor. o bir şovmen, kibar, karizması var, dayanamadığı tek şey vasatlık. bağış erten'in dediği gibi, galatasaray bir ruh transferi yaptı...

politikaya girmeyecek

fildişi sahilleri’nin dertlerini üstlendiğinden, 2007’de drogba vakfı’nı kurdu. aldığı sponsorluk ve reklam gelirlerini vakfın hesabına yatırtıyordu. doğduğu kent olan abidjan’da, afrika’da dakikada bir çocuğun ölümüne neden olan sıtmayla savaş hastanesini de bir reklam anlaşmasından aldığı 3 milyon euro ile açtı. aıds kampanyalarının yüzü oldu. 2007’de bm iyi niyet elçisi, 2010’da time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 isminden biri seçildi.

hayatını ve kariyerini çizerken, hep ilk aşkı olan karısının ve çocuklarının mutluluğunu kriter olarak aldı. ingiltere’de kalışını da “çocuklar uyandığımda ingilizce konuşuyor, benden de iyi konuşuyorlar. bu bana yetiyor” diyerek özetliyordu. ingiltere’de ailedeki tek sıkıntı, oğlu ısaac’in bir thierry henry hayranı olarak evde arsenal formasıyla dolaşmasıydı.

afrika’nın çocuklarını da hiç aklından çıkarmadı. drogba’ya dair makalelerde ülkesi için yaptıklarının fildişi sahili devlet başkanı’ndan dahi fazla olduğu savunuldu. ona da çok soruldu: “politikaya girsene!” bbc’nin drogba belgeselinde, “ben kimseyi yargılayacak değilim. halkım çok acı çekti. çok insan öldü. bu savaştan ben de çok acı çektim. şimdi kalkıp, ‘benim köyüme saldırdılar’, ‘öldürdükleri adam benim ailemden’ diyebilirim. ya ötekileri? acı çekmeye devam eden ve konuşamayan insanlar var. o yüzden buradayım” diyordu.

--- alıntı ---
devamını gör...
gezi parkı olayları esnasında bir iş yerinin kapısına yazılmış slogan.

devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.