36 saatlik nöbet sonrası trafik kazasında vefat eden doktor

1 /
annesi demiş ki kahvaltıyı hazırlamıştık onu bekliyorduk, ah be yürek mi dayanır.
beni de çok beklerlerdi her defasında geç kalırdım o kahvaltılara nöbeti devrederken 15 defa ararlardı bitmedi mi derlerdi, bitmezdi, işler bitmezdi çünkü, hep kendimi eksik hisseder, kalana iş bıraktım mı diye tereddüd ederdim, Rumeysa da demiş ki eksik bir şey varsa telefon edersin, ben de kurardım bu cümleyi. eve gittiğimde de telefonla bir şey anlatmaya çalışırdım, unuttuğum şeyler olurdu, kızardı evdekiler çünkü işimi yetiştiremeyen bendim, EKSİK olan bendim. yapamıyorum, yoruluyorum, dayanamıyorum dediğimde herkes nasıl yapıyor derlerdi, senin ne farkın var? sonra susmayı öğrendim. bir gün hastaneden eve 1 saate non-stop ağlayarak yürüyerek gelmiştim gözyaşlarımı silip eve girdim. ne hastanede ağlayabildim ne evde. güçsüz olmak, çaresiz hissetmek suç oluyordu çünkü. insan hayatının sorumluluğu taşımanın ne demek olduğunu bilemezsiniz dediğimde diğerleri nasıl yapıyor derlerdi. kimse 8. kattaki pencereden kendimi gerçekten atmak isteyebileceğimi düşünmemiştir di mi ama ben açık pencerenin önünde şimdi ölsem ne çıkar sanki ne çıkar diye öyle çok düşündüm ki. her sabah ayakkabımı bağlarken akşam eve gelecek misin derlerdi, bir türlü nöbet döngümü anlayamadılar, değil o akşam bir sonraki sabah bile eve dönmediğim kaç ay olduğu halde. arabayı kullanmamı istemezlerdi, taksi ile dön derlerdi de anlamazdım, ben en fazla iki-üç defa yeşil ışıkta durup kırmızıyı beklerken küfürler yedim ya da kendimin sandığım bir arabaya binmeye çalıştım ya da arabasız geldiğim halde araba aradım otoparkta hepsi bu.
beni ilk gördüklerinde hayal kırıklığına uğramış kıdemlilerim, e çelimsiz minyon bir tiptim çünkü ve tüm senemi bu izlenimi silmek ve beni beğensinler diye yorgunluktan ölsem bile mutluymuşum ve aşırı zindeymişim gibi davranarak geçirdim evet sonunda beni kıdemlilerim beğenmişti, hiç hasta olmadığım ve hiç hastaneye gelmediğim gün olmadığı için hava bile attım. servislerin devredileceği günlerde nöbet ertesi bitap düşüp 36 nın üzerinde gece 12 ye uyuyup biraz kendime gelip devirleri yazıp eve gidip tekrar sabah dönen biz değilmişiz gibi çekin kankalar.
asla anlayamadım niçin bu sisteme dahiliz, hep kıdemli olduğumda bunların geçeceğini düşünerek yaşadım, ben kıdemlendim ve hepsi geçti ama bak Rumeysa vefat etti, geri getirebilir miyiz. Rumeysa belki şuan dünyadan çok daha güzel bir yerde ama artık yetmez mi! Gençlerimize yazık!
gencecik, pırıl pırıl bir meslektaşımız elim bir kazada vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Söylenecek çok şey var, şu ara asistan hekim arkadaşlarımzın çalışma düzeni ile alakalı sosyal medyada her şey yazılıp çiziliyor zaten. o yüzden ben susmak, arkasından rahmet dilemek ve alesine sabır dilemekle yetineceğim.
lütfen yazar ve okur arkadaşlar da 36 saat nöbet tutan bir isan da taksiye gitsin canım diye düşünmesinler ya da söylemesinler. 40 yılın başı bir olay değil ki bu. Her ayın yarısı asistanlıkta böyle geçer.
36 saatlik nöbet sonrası araç kullanmaya çalışmak bencilliktir, en başta seni sevenlere karşı bencillik, hızlı araba kullanmakta öyle, gidene bir şey olmuyor ama arkasında bıraktığı ailesini düşünmeden edemiyorum.

Dün bu haberi okuduğum sırada kardeşimle konuşuyordum, onun da nöbet ertesi günüydü, başının çok ağrıdığını söylüyordu.
Araç kullanmıyorsun, taksiye asla binmiyorsun onlara güvenmiyorum, otobüse bin ve evine git kendini düşünmüyorsan bizi düşün dedim, başka ne diyebilirim ki?

Ben 36 saat çalışan bir doktorun beni muayene etmesini istemiyorum, sen de istemezsin, hayır onları düşündüğümden değil kendimi çok seviyorum.
5 saatin üzerinde çalışan bir insandan nasıl bir performans bekleyebilirsin ki?
İçeride yapılan mobingleri saymıyorum bile, anlatılanları gerçekse cehennem gibi bir ortam hastaneler.
Zeki sandıklarımızın aslında birer hırs küpünden ibaret, gaddar insanlar olması ve bunların da doktor olması çok acı.
Doktor nefretinin nedeni de işte tam olarak bu dinozorlar.

Allah rahmet eylesin. Ailesine sabırlar versin.

Vefat haberini aldığımdan beridir bugün hiçbir işime doğru düzgün odaklanamadım. Aklımın bir kıyısında hem yitip giden bir can hem de sistemin kaç kurban giderse gitsin değişmeyeceği ümitsizliği…

Ne denilebilir ki… konuşacak çok şey var aslında ama ne dersek diyelim meslektaşımız geri gelmeyecek…

Müsebbibler, bir hata payı ararlar mı sıra bize de gelmeden? … bilinmez.
Lanet olsun böyle düzene.
Doktorlar insan değil sanki 36 saat nöbet ne Allahsız. Hadi kaza olayını geç genel konuşalım bu insan nöbet esnasında 20-30 yatan hastalı servise bakıyor. Acil bir durum olsa uyuyarak mı müdahale Edecek?
yerinde ister istemez kendimi gördüğüm bir genç kadına ait acı haber.

bizler bu nöbet sistemine lanet okurken, kendi meslektaşımız olan hocalar, bizim zamanımızda şartlar daha da kötüydü diyerek halen daha destek dahi vermekten aciz bir şekilde köstek olurken; devletten, karşı taraftan anlayış beklemek, size 36. saatindeki bir insanın bakmasına esas siz isyan etmelisiniz demek de gerçekçi olmuyor malesef.

yüksek ihtimal şu beton duvarların arasından artık çıkayım, evime gideyim, sevdiğim insanları göreyim de ne olursa olsun diyerek girmiştir yola, rutinidir zaten bu onun. allah rahmet eylesin, allah yakınlarına sabır versin.
dorse'nin altına girmek (Allah bilir elbette ama) net ölüm anlamına geliyor. En son memlekette bmw şöförü iki kişi girmişti ve araç cabrio olmuştu. cesetleri gördük ama kafaları bagajdaydı yani öyle pis bir ölüm. Nöbetten sonra uykusuz yorgun ve bitap düşmüş halde araç kullanmak çok tehlikeli bir hareket. Sistemin doktora yüklediği onca çalışma mesaisine mi yanasın yoksa doktorun bilincini devre dışı bırakıp o halde araca binmesine mi? allah rahmet eylesin; kim bilir ne hayalleri, beklentileri ve umutları vardı. saniyelik bir şey ölüm nerden nasıl geleceğini hiç bilmiyorsun.