at

1 /
yıllar sonra tekrardan binme hissiyatına sahip olduğum hayvancık. çok akıllı hayvanlar insan üzerine binerken üzülüyor, tabi benim bindiğim biraz sütçü beygiri olduğu için artık ununu eleyip duvara asmıştı. zaten yarış atlarından hallice olan genç atlara binmek biraz tecrübe istiyor. eskiden şahit olduğum kadarı ile bu tarz atlara bir kere koşturmaya başladığınız zaman durmak bilmiyor. bir de yanların da başka bir at varsa yarışmayı da seviyorlar , eskiden korku dolu anlarım olmuştu. ne olur dur aslanım diye yalvarabilirsiniz.
Çocukken bir kere bindirmişlerdi, yükseklikten korkmuştum. Çok severim kendilerini. Tekrar binmek nasip olur inşallah. Bizim Erciyes'in öte yanında yılkılar gezer. Ömer Hayyam'ın nevruznâme adlı eserinde at ve at türleri ile ilgili bahisler geçmektedir.
Hep asil hayvan derler ama ata binerler.. Hatta vakti gelince yürüyemez olunca çatlayınca öldürürler. At olmak gerçekten zor. Birileri sırf sana asil diyerek üstüne biner.
bugün şu topraklarda yaşamamıza sebep hayvan. sen kalk orta asyalardan buralara gel. at olmasa nah gelirdin. at da öyle her yerde fazla bulunan bir şey değil . ama orta asya'da insan sayısının 10 katı kadar at olduğu için buralara kadar herkesten önce gelmişiz.
Zaman zaman köyde yaşamışlığım vardır. Köyün, köylünün her haline uyarak. Benim için kolaydı. Çünkü hiç bir şey olmasa, okumak için tekrar şehire gideceğimden emin olmamdı. Nasıl emin olmuşum, şimdi şaşıyorum. Okumanın finansını sağlayacak babama, bu arzumdan hiç bahsetmemiştim. neyse o ayrı konu.
Yazın, Köyde olmanın iyi yanlarından biri, neredeyse evde, her gün şehirden gelen birilerinin bulunmasıdır. Bu güzeldir çünkü onlar şehirden gelirken hep simit, pazar ekmeği getirirler.
Şehirden en küçük halam ve kocası geldi. Zaman, harman zamanıydı. İş çok. Dedem yaşlıydı. Ben küçüktüm. Beygirlerin kırmızı olanı hem çap, hem her türlü ijtiyacını sadece damda giderir, çevreyi asla kirletmezdi, hemde huyluydu. Arabaya koştuğunuzda asla boynunu çevirip arkasına bakmasına izin vermemelisiniz. Araba boşsa çekmez, yük varsa hiç çekmezdi.
Bu şartları gören enişte, dedeme, sabah dörtte sapa biz yeğenle gideriz diyerek, başımı sıvazladı. Dedem yapamazsın deyince, enişte celallendi. Neden yapamayacakmışım. Alt tarafı biçtiğiniz sapı harmana getireceğim dedi. Dedem tamam dedi. Akşam yemeğini yedik. Eniştem bana erken yatalım. sabah dörtte evden çıkarız dedi.
Sabahın alaca karanlığında tarlaya vardık. Enişte hemen sap yığınının birine arabayı yanaştırdı. Yüklemeye başladı. Bana sen yüklemeye uğraşma, sadece tırmıkla kalanları topla dedi.
Aklıma kırmızı beygirin huylu olduğu geldi. Enişteme atın başını örtelim, yükü görmesin dedim. Eniştem o beygir, ne anlar yükten dedi.
Eniştem yükledi. Kırmızı at başını geriye çevirdi baktı, baktı.
O yığın bitinceye gün ışıdı. Hava ısınmadan harmana varmalıydık ki, başaklardaki taneler dökülmemeliydi.
Yeni sap yığınına gitmek için, eniştem atlara deh dedi. Kır at ileri, kırmızı at geri gitti. Neticede ganesi sap yüklü arabanın şınaları atlar kıpraştıkça, kaba toprağa gömülür oldu.
Enişte atları yürütemedikçe sinirlendi. Kırmızı at yürümedi. Tekerlek gömüldükçe gömülďü. Arabanın dingili anızlara değer oldu.
Birden enişteme, acıktım dedim. Eniştem bende susadım dedi. Dedemle, ben geldiğimizde, gün doğmadan harmana varırdık. O yüzden yanımıza ne su, nede ekmek alırdık. Şimdiyse saat dokuz oldu. Araba hala yarım. Kırmızı at ona baktı durdu.
Enişte; yemeğe çare yok. Gelirken yolda bir dereden geçtik. Oraya gidelim su içelim dedi. Deredenmi dedim. elbet, nereden içeceğiz dedi. Suyun tabanında börtü böcek yürüdü, üstünden biz içtik.
Güneş tepemize yükseldi. Neredeyse öğle geçiyordu ki, dedem geldi. Hiç bir şeye bu kadar sevinmemiştim. Bizi bu cendereden dedem çeker alırdı.
Dedem? Enişteye sinirle bakınca, enişte bende kabahat yok, kırmızı beygir huylu dedi.
Arabayı boşalttık. Eve boş döndük.
Ertesi sabah dedem enişteye seslendi. haydi sapa diye. enişte içeriden; dün çok yorulmuşum bugün siz gidin dedi.