babaanne

1 /
Başlığı görünce rahmet istedi herhalde deyip daldım hemen. Allah rahmet eylesin. Enteresan özelliklere sahip bir kişilikti benim babaannem. Rahmetli dedemin henüz ben 9 aylık iken vefat etmesi sebebiyle genç yaşta dul kalarak yalnız bir yaşam sürmeye alışmıştı. Annem ile aralarında olan klasik gelin kaynana savaşları hiç bitmiyordu. Sanırım ilk film çok iyi gişe getirmiş olacak ki sürekli devam filmi çekiyorlardı. Aslında kendisi tavırları ve kırıcı sözleri ile bu duruma resmen çanak tutuyordu. Eee kolay değil tek oğlunu başka bir kadına kaptırmak tabii. Bence bu gelin kaynana kavgalarının temeli bu. Neyse bahçeli güzel bir evi vardı. Her yaz ziyarete gider onunla vakit geçirirdik. Bahçesinde mandalina ve incir ağaçları vardı. Bir de neredeyse bütün bahçeyi dolaşan asması. O bahçede oynamaya bayılırdım. Bahçenin tek korktuğum yeri klasik köy evi tuvaletiydi. Evet tuvalet bahçedeydi ve ben özellikle karanlık çökünce tuvalete gitmekten çok korkardım. Babaannemin en enteresan özelliği paralarını evin çeşitli yerlerinde saklamasıydı. Salondaki halıyı kaldırıyorsun altında para, yatağını toplamaya kalkıyorsun yastığın altında, yatağın altında para. Yerde oturmak için kullandığı şiltelerin altında para. Görseniz ev ev değil merkez bankası sanki. Her yerden para fışkırıyor. Torunları severdi ve bu paraları genelde bizi mutlu etmek için harcardı. Yanına çağırır al şu parayı hadi git kendine gazoz, çikolata falan al derdi. Annemin babamım gözlerinin içine bakardım. Onlar onay verince alır, doğru mahalle bakkalına koşardım. Zor kadındı babaannem, onunla yaşamak gerçekten kolay değildi ama o beni çok severdi ben de onu. Allah rahmet eylesin ne diyeyim...
örnek aldığım insandır. kendisi ona verilen imkanlar dahilinde kendini geliştirmiş boş işlerden kaçınmış zeki, dindar, titiz bir kadındır. 74 yaşında plates dersi almış tablet, telefon kullanmayı öğrenen ve hatta hergün oradan haberleri programları takip eden diyetisyene giden asla zamanın gerisinde kalmayan bir kadın. anneme de daha hiç karışmamış, laf söylememiş klasik "kayınvalideliğin" zerresini yapmamıştır. onun hergününü planlayıp işinde gücünde oluşu, sporunu yapması ve tek başına yaşamasıına rağmen buna inanılmaz özenli olması beni çok mutlu ediyor. ayrıca ameliyat olduğu zaman dışında ne bizim evde kalmış ne de amcamın evine gitmiştir. kendi kendine yetmeyi ve kurulu düzenini bukadar sevmesi onu örnek almama yetiyor bile. Allah uzun ömür versin.
ben doğmadan birkaç yıl önce vefat etmiş kişi.

babamı doğurması ve dedem tarafından böylesine güzel sevilmiş olması hasebiyle hayırla yad edilesi güzel bir insan olsa gerek..

ölenin arkasından aksini konuşmanın kimseye faydası olmayacağından bilhassa annelerinize sormayın bu insanları, o zamanın kayınvalideliği aşikar...
Eskinin babannelerinde bir sorun var he. 70-80'li yılların evlilikleri. Annelere, ailelere çok çektirdikleri belli. Her on aileden 8'inde rastlanabilir. Zaten bu babanneler yüzünden zamanla kırıldı bu kayınvalidenin sokağında değil, ilçesinde bile ev istememe durumu.
Bir vidyoda denk geldim babaanneler para verirken neden uyuşturucu satıcısı gibi davranıyor diye. Benim banaannem de parayı hep hızlı bir şekilde cebime iliştirirdi.
My dear drug dealer.
babamı dünyaya getirmiş kimsedir. o kadar.
herkesin ne güzel anıları var. ben kendisiyle 12 yaşıma dek aynı evde 18 ime dek yan dairesinde büyümüş bir insan olarak, ne o yıllardan ne sonrasından hiçbir iyi anıya sahip değilim. en sakin, en mutlu anlarda bile "acaba ne söyleyecek de hançerleyecek bu sakinliği" diye gerilip dururdum. çocukluğumun en büyük yaralarından biridir, en muhtaç, en hasta, en hüzünlü anlarımda bile onun gaddarlığının üstüme çöken korkusunu taşırım hala. 39 derece ateşle para vermemek için 40-45 dakika yokuş yukarı yürüttüğü günleri, babama kızdığı için dizimi şöyle değil böyle bükmemi bahane ederek etimi koparmaya kast ederek ısırdığı beni hastanelik ettiği, ilkokul beşinci sınıftan mezun olmak için alınan elbiseyi ısırdığı yerin insanları korkutacak denli morarması sebebiyle giyemediğimi, hayatımda kendimi özel hissedeceğim o günü bile mahvedişini, kişisel hırsları yüzünden sürekli başarısız ve aptal ilan edişini, niyet okuyuculuğunu, attığı iftiraları, gece başka akılla yatıp, sabah bambaşka bir yalan uyduruşunu aklımdan çıkaramıyorum.
sen en güzel lahana sarmasını sarsan ne yazar. her lokmasında seni affetmeye çalıştım. sen her seferinde ikinci sarmada zehirli dilini de soktun tabağıma. hayatımda senin kadar sevgisiz insan görmedin babaanne. ölmedin de, benim içimde hiç yaşamadın sen babaanne.
not: hayatımda kolsuz bir kıyafet giymedim, giymeyi aklımdan geçirmedim. sen o kolu o gün öyle morartıp beni fırlattın, kimse görmese de o morluk hala orada, hala utanıyorum ondan da kolumu saklıyorum. senin aklında bile olmayan o günden kalan yara benim hala kolumda. hala aklımda.
babannem bir çocuğunu henüz bebekken kaybetmiş, çok genç yaşta dul kalmış, 5 çocuğunu trabzon'un dağındaki bir köyde büyütmüş. dedemin vefat ettiği ilk zamanlar, babannemi tanıyan herkes "bunlar yakında açlıktan, fakirlikten ölür" dermiş. öyle bir yokluk, öyle bir imkansızlık. babannem şimdi 100 yaşına merdiven dayadı. hafızası yerinde. sağlığı yaşıtlarına göre harika. arada eskileri anlatıyor, gözleri hala doluyor. dedem bir trafik kazasında vefat etti. arabada aynı soyadına sahip beş kişi vardı, o gün beşi de vefat etti. o kaza haberini aldığı anı anlatırken hala titriyor.