bilmek

1 /
Arapça'da alime (علم) ve arefe (عرف) kelimelerine tekâbül eder; ancak ikisi arasında da hem fonetik hem mânâ bakımından fark vardır.

Alime, çeşitli kaynaklar vasıtası ile insanların ilimlerin zahirî vechelerini veya bir işin gerekliliklerini teorik düzeyde öğrenip içselleştirmesiyle ortaya çıkan bilmeyi ifade eder. Bu bir yönüyle kesbîdir.

Arefe ise, ilmî bir yeterlilik sözkonusu olsun veya olmasın, Allah Teâlânın kulları için hem murâd hem ihsan ettiği, daha ziyade meselelerin iç yüzlerini, ardındaki sebeb sonuç münasebetini ve te'sirini ihata eden şümullu bir bilme eylemidir. İdrak, feraset, basiret, semâ, irade vd. gibi hallerden teşekkül eden bir bütündür.
aşırı ontolojik bir kavram. yanlışı asla olmaz çünkü. yani " ben trenlerin asfaltta gittiğini biliyordum " diye bir cümle kuramazsın mesela. saçma olur zira. bu cümlenin sonunu ancak " zannediyordum" diye tamamlayabilirsin. bu da bilgi olmaz zan olur . eskilerin tabiriyle malumatfuruş olur.
(bkz: Yük)

Sorumluluk getirmekten başka bir şeyi yok. Ne kadar bilirsen o kadar yükün artıyor. Bunu değerli kılan şey insanın içinde denge oluşturması.
1. Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak.
2. Bir bilim veya sanat dalında yeterli olmak.
3. Bir iş yapmaya alışmış olmak, elinden gelmek.
4. Tanımak, hatırlamak.
5. Sanmak, varsaymak, farz etmek.
6. Sorumlu tutmak.
7. İnanmak.
8. İşine gelmek, uygun bulmak.
9. -a / -e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleşik fiiller oluşturur.
10. Saymak.
*
bilgi sahibi olmak, öğrenmek. [gç.li f.]
bilmek seyretmek değildir, bir sırrı çözmektir-topçu

bir işi yapma alışkanlığına sahip olmak:
tashih bilir bir eleman.

haberdar olmak.

hatırlamak:
şimdi bildim, çocukluk arkadaşındı.

zannetmek, sanmak:
seni fenerbahçeli biliyordum.

farzetmek.

tanımak, kabul etmek.
bildim seni ey rab, bilinmez meşhur-fâzıl

şüphelenmek.

yardımcı fiil olarak yeterlik fiili yapar:
gidebilmek, sevebilmek.

şüphelenmek, isnad etmek:
bunu senden biliyorlar.

minnetdar olmak:
yediği ekmeği bilir.

sorumlu saymak, mesul tutmak.
*