bir delinin karalama defteri

1 /
bir güvercin gördüm ağlıyordu sinesinde derin bir yara, kanatlarına da kan çalmışlar. örümcekler mağaraların ağzını tutmuş çıkışlar yasak. derin bir nehirde bir karınca boğulmuş sadece süleyman'ın içi yanmış. balıklarsa hala yunus için af dileniyormuş. bülbülün bağrı paramparça gülünü kurutmuşlar.


#7019506
Çiroz prens sormuş:

- Merhabalar. Öncelikle bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.
- Meraba kısa sürse iyi olur işlerim var.
- Çiroz prens kimdir, bize biraz anlatır mısınız?
- Klişe soruları sevmiyorum. Başka sor.
- Biraz asabi bir yapınız var anlaşılan (gülüyor). Pekala, istediğiniz gibi olsun. Ben hazırlıklıyım; En dayanamadığınız şey nedir?
- Sürekli kendini anlatan insanlar. Ben senin her şaçmalığını öğrenmek zorunda değilim. Sürekli kendinden bahsetmek egoistçedir.
- Peki ya bahsettiğimiz kişi mesela içini dökmeye çalışıyorsa?
- ...
- Kendinizle çeliştiğinizi düşünmüyor musunuz?
- Çelişmen için birden fazla özelliğe sahip olman gerekir.
- (Alaycı bir gülümsemeyle) Sanırım biraz yabani birisisiniz.
- Ben mi? Hah! Organik diyelim.
- Süper gücünüz olsaydı hangi renkte efekti olurdu?
- Siyah renkte olurdu. Ben kötü adam olurdum, kahramanlar bana saldırırlardı. Son anda efektimin aslında beyaz olduğu görülürdü ve kahramanlar ne kadar büyük bir hata yaptıklarını farkederlerdi. Ancak iş işten çoktan geçmiş olurdu.
- En sevdiğiniz şarkıyı biraz mırıldanır mısınız?
- Hmmm hmmm hmm ğğ hmm hmm.
- Bilinç kazanmasından en korktuğunuz mutfak aleti hangisi?
- Öğrenci evindeki ketıl. Bilinçsizken bile öldürmeye çalıştı beni. Kesinlikle başladığı işi bitirirdi.
- Bazen biraz fazla şizofren olduğunuzu düşünmüyor musunuz?
- Neden? Herkes kendisiyle bir noktada konuşmalı. Önce kendinle empati yaparsın. Kendini kendi yerine koy. Sen olsan ne yapardın?
- Evet son olarak; Hangimiz daha gerçeğiz?
- Hangimiz iş üstündeyse o daha gerçek diyebiliriz.
- Efendim bırakmadınız ki işimizi düzgün yapalım (gülüyor ama bu sefer neşeden mi sinirden mi belirsiz). Burada bitirelim o zaman. Bizimle röportaj yaptığınız için tekrar teşekkür ederiz.
- Geçmiş ols... Aman yani rica ederim.
Friedrich, sevgilim. Neşideler neşidesi'ni okumak isterdim sana bu gece yahut Aragon'un "sana büyük bir sır söyleyeceğim" şiirini. uykuyla savaş verirken senin yüzünün karşımda belirginleşip bulanıklaşmasını. benimle "yok artık dizinin üç bölümünde de ağlayacak bir şey bulmuş olamazsın!" diye dalga geçmeni. beni sevmeni isterdim bu gece Friedrich, hiç değilse bir gece bu hissi tadabilmeyi.

"Sevgilim ceylana, yahut geyik yavrusuna benzer; İşte, duvarımızın arkasında duruyor; Pencerelerden içeri bakıyor; Kafeslerden gözlüyor. Sevgilim cevap verdi ve bana dedi: Sevgilim, güzelim, kalk da gel. Çünkü, işte, kış geçti; Yağmurlar geçip gitti; Yerde çiçekler görünüyor; Terennümün vakti geldi, Ve diyarımızda kumrunun sesi işitildi; İncir ağacı ham incirini yetiştirmede, Asmalar da çiçekleniyor, Güzel kokular saçmaktalar. Sevgilim, güzelim, kalk da gel. Kayanın kovuklarında, Uçurumun kenarlarındaki güvercinim."
kompartımandan çıktım trenden indim,
iskarpinleri çıkardım çoraplar elimde,
tarlalara doğru değil,
rayların arasından taşların üstünde,
bir tabaka deriyi de
geçen istasyonda bıraktım.
tren arkamda veya önümde,
gelebilir mi, gelebilir.
ezebilir mi, ezebilir.
yine de !
gece sabaha doğru uyuyamayan bir insanın yapmamak zorunda olduğu çılgınlıkları yapmamaya denedim. misal evden çıkmadım o saate, kaçasım vardı oysaki. tuttum kendimi yerimde oturamadım, ayaklarım beni banyoya taşıdı ama giremedim, çook başım ve bağrım ağrıyordu, girsem muhtemelen bayılırdım ayrıca da pek güzel düşüncelere sahip değildim ve su bile rahatlatamazdı yüreğimin içindeki yangını. derken elimi, yüzümü yıkadım, aynaya baktım, bir gözün dışı mordan kırmızıya çalıyordu, yeşil ve mavi renklerde meydana çıkmış kenarda. diğer gözüm ağlamaktan kıpkırmızı idi. diğerin içinde de çatlamış damların çirkin kanlı izleri. kendimi görünce yumruk atmak istedim aynaya ama elim kalkmadı, o denli tükenmişlik sendromunu yaşadım. ayaklarım usulca beni babamın yanına götürdü, o da odaya girdiğim gibi uykuda ''gel'' dedi. annemin yerine yattım çünkü ona ihtiyacım vardı ama sadece kokusu vardı yastığında. sonra babamın elini kavradım ve her acı çektiğimde sıktım deli gibi, o ise bilinçsizce gece boyu sabaha kadar elimi okşadı ve güç vermek istercesine sımsıkı kavradı. isyan etmek istemiyorum ama o kadar boş hissettimki, hem uyurken, hem de uyanınca. saat kaç olursa olsun, hala aynaya bakamıyorum. yansımam benim ben olmadığımın kanıtı.
Sürekli başım dönüyor bugün. Gözlerimi kapatıp yattım biraz önce ama öyle de dönüyor. Orada burada otura otura giderek hallettim işlerimi.

Kendimi Eve attım burnum kanadı bu sefer de.
Başım da akşamdan beri çatlıyor ama bu duruma çok alıştığım için ağrımış ağrımamış neredeyse aynı.

Neyse, Ölecek miyim doktor bey? Verin bana müjdeli bir haber.

Edit: uzun ısrarlara dayanamadım “öleyim de kurtulayım” kısmını sildim. Bensiz sözlük olmazmış yaşayayım ben iyisi. * yaşat beni doktor.
Friedrich, sevgilim. "Senden mahrum olmak yalnız senden mahrum olmak değil" diyerek başlayacaktım bu yazıya ama o kadar başım ağrıyor ki hüzünlü zırvalıklar bırakamayacağım buraya. biraz önce bugün başladığım bir kitabı bitirdim. bugün boynumda ultrasonun o iğrenç sıvısını hissettim. şimdi buraya bambaşka planlarla ilgili gözyaşıyla karışık gülümsemeli şeyler gelirdi ama gelmesin. hashimoto tiroiditi diye bir şeyle tanıştım. bence adı çok hoş. bir de bu sıralar "mış gibi yapma"yı başka bir evreye taşıyıp istediğim her şeye sahipmiş gibi davranmaya başladım. Bakalım ya psikiyatri kliniğinde son bulacak bu olay ya da kişisel gelişimcilerin youtube yorumlarına "sayenizde hayatım değişti hocam" yazanlardan olacağım. şimdi uyuyayım. kali nihta kardia mou!

"ama ben niçin hâlâ nûrusiyâha ağlarım
nûrusiyâaah
nûrusiyâaahhh"