bizi de götür hikaye etkinliği

1 /
Defalarca bastıktan sonra anlayabildi kumandanin pilinin bittiğini. Elinden bıraktığı kumanda yere düştü. Düşme sesi onda bir aydınlanma oluşturdu, hicri takvim ayrı bir şey miladi takvim ise ne menem şeydi ve hicri takvimde iki ramazan olmaz idi.

Kendi tebrigini iade etti. Veyl olsun dedi usulca kimselere farkettirmeden bu Ramazan'da kadiri bilemedim..
Miladi 1518 senesinin Dersaadet'i..
Güneşli bi Mayıs ikindisi. Ayasofyanın güney kapısının avlusunda bi yaşlı kiraz ağacı. Gölgesinin serinliğinde Hafız Mehmet Efendi, bir sedire kurulmuş Kur’an okuyor. Çevreden çocukların oyun cıvıltıları, yoğurtçu ve şerbetçinin bakraç şıngırtısına karışıyor. Ağaç dallarından sızan güneş, Mehmet Efendi'nin koyu yeşil cübbesine vurmuş. Guguk kuşlarının hu hu'ları, yaprak hışırtılarına karışıyor.

Mehmet Efendi okumasını bitirince usulca kitabı kapattı. Başını geriye yaslayıp gözlerini yumdu, derin nefes alıp çevrenin sesini dinlemeye koyuldu. Ilık bir dinginlik hissediyordu. O sırada Ayasofya müezzini nihavend ikindi ezanına başlayınca yavaşça yerinden doğruldu, şadırvana yöneldi…
kaçan uykudan doğan en direk serbest yatışta bir dakika 60 saniye değildir. bunu ilk keşfeden elbette ki bir bilim insanı veya mucit veya kaşif değildi. ama bir şekilde insanoğlu 60 saniye yaşıyordu her bir dakikayı. mevzubahis anlardaki artık zamanlarsa beynin kıvrımlarında geçmişin silik silüetlerini bir bir renklendirerek adeta zamana meydan geçmişe rahmet okutturuyor. tam öyle bir anda elindeki kumandayı 3 sene önce kabre saygıyla indirdiği kefenin içerisinde ellerine değen ayak topuklarının sahibinin, yani babası, tuttuğunu hatırladı. "1" tuşu silikti kumandada, zira rahmetli diriliş ertuğrulu izlemeyi çok severdi. trt 1in 1. kanal olduğu evlerden birindeydi yani. uzandığı kanepeden sarkan ayakları kıbleye doğru uzanmıştı, fark edip toparlanasıya mutfağın ışıkları yeniden yanmıştı. annesiydi. susamış olmalı, ki muhtemelen 5. bayram sabahına da 33 yıllık yoldaşı olmadan uyanacak olmanın ağırlığı susatmıştı. gözler, maskenin üst kısmından sızan nefesin buğulandırdığı gözlük kadar kolay arınamazdı buğusundan. hicbir bez silemez o buğuyu, boğazdaki düğüm çözülesiye kadar. kapattı televizyonu, odasına geçti. geçerken koridorda aralık kalmış kapının arkasında kardeşlerinin uyuduğunu gördü. kim bilir, belki onlar da o malum gün yatak odalarındaki masada yarım bıraktıkları çikolatanın o acı tadını hala hissettikleri için uyuyamıyorlardı. belki de zaman onlar için de 60 saniye kuralına uymamakta direniyordu.

tekrardan uzandı yatağa. telefonun ekranını açıp saate baktı, sonra el alışkanlığı whatsapp'a girdi bilinçsizce. sessize aldığı birkac gruptan gelen okunmamış mesajları fark edemeyecek kadar bilincsizdi bu eylem. kapattı telefonu ve sehpaya bıraktı. sağ yanağı ile sağ eli arasına sıkıştırdığı yastığa yakın olan gözünü diğerinden önce kapattı ve uyumak niyetiyle beklemeye daldı...
Gözleri bahar, ruhu sonbaharın yapraklarıydı müjganın. Vapur sesiyle yankılanan mutfağında dünden kalan çorba, iki fesleğen kokusu bir de süt bekleyen kedisi. 1947'den kalan karaköy rum evi işte ne bekliyordun. Çıkılan her merdiven adımında gıcırdayan rüyalardan uyanış. Kapıya gelene diş sıkardı, canını mı sıktım derdi halbuki iki gündür kediyle dertleşmekten bunalan halini haykırmak istiyordu istanbul'a amaçsız! Bağırsa aslında başarılı olurdu da bağıramamak, söyleyememek dönemimizin bitmeyen acınası ütopyası. Söylenirdi müjgan ben gibiler, biz gibiler pısırık oluruz camdan bakan buğu da benim, parmak izi otobüs camına sinen de. Bir boyna sinemeyen kokumun ceremesini gençliğimin gülleri solarak öğrendi.. Lisede Sadece kendini beğenen laleyi kıskanırdım. Yola gelmez halini, mehmet hocaya asiliğini, tokasını çıkarıp elini kanatasıya kadar sıkışını. Gerçi bu, gençliğimde olmuş bir olay; bugün kedim miyavlasa aklım gidiyor yastığın arkasına saklanıp bir, iki, üç çekiyorum gölgeler ayrılsın diye. Güvercinlerin anatomik yürüyüşü balkonumun pislenen hali demeyi unuttum. bir de bu çok tutar diye aldığım haiekop ikea perdem var, Nereye çeksem elimde kalacak gibi yoksa bu yaşamım mı? Son tıslayan çayı kendime ayırdıktan sonra istiklal'e gidip agop amcadan alacağım kitaplarım var. ataerkil toplumun sarsılmaz saymakla direndiği sağtöre inancını oku dedi agop amca Babalar ve Oğullar, İvan Turgenyev okumadan ölmemeliymişim. İki sene önce cenazem vardı agop amca sen kitap okuyordun hayatta canıma..
bu dünyadan uzaklaşmanın bir yolu vardı zaten ömrünü de ona adamıştı. Astronot olmuştu. Yarın kendisinin de içinde olacağı roket uçuşu gerçekleştirilecekti. Uykusuzluğu bundandı. Aslında biliyordu, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, kafasının içinden söküp atamadığını hiçbir uzay yılı mesafesi de atamazdı...
merhaba dünya sözlük yazarları, interaktifliğin dibine vurduğumuz şu günlerde yepyeni bir etkinlikle karşınızdayız.

etkinliğimiz şöyle, giriş kısmı verilen hikayenin 3 noktalı kısmından sonrasını devam ettiriyoruz. minimal roman etkinliğinden farklı olarak, herkes kendi bağımsız hikayesini yazıyor. yani bir üstteki yazarın yazdığını devam ettirmiyoruz. her bir yazar, hazır paragrafın devamında istediği hikayeyi yazıyor.

bildiğimiz gibi ramazan bayramı sınırlarına girdik. bu yüzden ilk öykümüz ramazan bayramı temasıyla başlıyor.

sonrasında ise bizi umuda veya distopyaya, saadete veya hüzne, geçmişe veya geleceğe götürmek tamamen sizin elinizde. ister çöllere düşürün ister buzullara sürün, ister genç ve aklı havada bir adam olsun karakteriniz ister orta yaşlı bir kadın. ne yazarsanız yazın, hikayenizi kendinize saklamayın, bizi de götürün.*


başlıyoruz...

sahur için kurduğu alarmın sesine uyandı. yarı uyur yarı uyanık, damacananın yanına kadar gitti. ayakları halının ıslak kısmına değdiğinde uykusunun tamamen kaçmasından korktu. üçüncü bardağa gelmişti ki bugün niyetlenmeyeceğini hatırladı. öyle ya da böyle, bir ramazan daha geçip gitmişti ömründen. hicri 1442... miladi takvimle kaç yaşında olduğunu çok iyi biliyordu ama hicri kaçıncı yılın içinde olduklarına geçenlerde internetten bakmıştı. eğer ramazan ocak ayında başlarsa dedi içinden, bu durumda aralık ayında ikinci bir ramazan yaşanabilir aslında. bir yıl içinde iki ramazan... bu fikir için kendisini tebrik edip televizyonun kumandasına uzandı, zaten uykusu kaçmıştı...