çim

1 /
bakımlı çimler, özellikle çim biçme makineleri ve otomatik sulama sistemlerinin olmadığı devirlerde çok fazla zahmet ve emek gerektirdiği halde karşılığında hiçbir değerli ürün vermiyordu. çim yemedikleri için üzerinde hayvan bile otlatamıyordunuz. yoksul köylülerin değerli toprakları ve zamanlarını çimlere harcayacak lüksü yoktu. şatonun girişindeki bakımlı çim alansa kimsenin taklit edemeyeceği özel duruma oldukça yaraşır bir statü sembolüydü. "o kadar varlıklı ve güçlüyüm ve o kadar çok toprağım ve hizmetkarım var ki bu yeşil fantaziyi karşılayabiliyorum," demenin aleni bir beyanıydı. çim alan ne kadar bakımlı ve büyükse hanedan o kadar güçlü demekti. bir dükü ziyaret ettiğinizde çimleri bakımsızsa onun da sıkıntı içinde olduğunu bilirdiniz.

asil saraylar ve şatolar çimleri bir otorite sembolüne dönüştürdüler. modern dönemin sonunda kralların kafası uçurulup, dükler giyotine yollanırken yeni başkan ve başbakanlar çimleri korudular. parlementolar, yargı binaları, başkanlık sarayları ve diğer kamu binaları bakımlı keskin yeşil bıçakların üzerinde güçlerini ilan ettiler. bir yandan da çimler spor dünyasını ele geçirdi. binlerce yıldır buzdan kuma, akla gelebilecek her türlü zeminde oynayan insanlar, ne hikmetse son iki yüzyıldır futbol ve tenis gibi önemli oyunları çimlerde oynamaya başladı. tabii ki sadece parası olanlardan bahsediyoruz. rio de janeiro'nun favela'larında brezilya futbolunun gelecek nesilleri toprak ve çamurun içinde eğreti toplarla oynarken, zengin banliyölerde çocuklar özenle bakılan çimlerin üzerinde keyiflerine baktı.

insanlar o vakitten beri çimleri siyasi güç, sosyal statü ve ekonomik varlıkla ilişkilendiriyor. 19. yüzyılda yükselen burjuvazinin heyecanla çimleri benimsemesine şaşmamalı. önceleri sadece bankacı, avukat ve sanayiciler özel mülklerinde çim alan kullanabiliyordu. sanayi devrimi orta sınıfı genişletip, çim biçme makinesi ve otomatik sulama sistemlerini geliştirince milyonlarca aile bir anda çim masrafını karşılayabilmeye başladı. amerikan banliyölerinde taptaze çimler, varlıklı insanların lüksü olmaktan çıkıp bir orta sınıf ihtiyacına dönüştü.

banliyö kültürüne yeni bir geleneğin eklenmesi de bu zamana rastlar. kilisedeki pazar ayininden sonra birçok insan sadakatle çimlerini biçmeyi adet haline getirdi. sokaklarda yürürken, her ailenin çimlerinin genişliği ve durumuna bakarak varlıklarını ve statülerini ölçebilmeye başladık. şu bakımsız çimlerin halinden yan komşunun evinde bir terslik olduğu belli. çim bugün abd'de darı ve buğdaydan sonra en yaygın ekin; çim pazarıysa (bitkleri, gübresi, biçme makineleri, sulama sistemleri ve bahçıvanlarıyla) her yıl milyarlarca dolar büyüyor.

çimler sadece bir avrupa ya da amerikan çılgınlığı olarak da kalmadı. loire vadisi'ni hiç ziyaret etmemiş insanlar bile, abd başkanlarını beyaz saray'ın çimlerinde konuşma yaparken gördü, yeşil sahalarda futbol maçlarını izledi ya da homer'la bart simpson'ın çim biçme sırasının kimde olduğu üzerine ettikleri kavgalara şahit oldu. dünyanın her yerinde insanlar çimleri güç, para ve prestijle ilişkilendirdiler. uçsuz bucaksız diyarlara yayılan çimler, şimdi de islam dünyasının kalbini çalıyor. katar'da yeni inşa edilen islami sanatlar müzesinin çimleri, harun reşid'in bağdat'ından çok xiv. louis'in versay'ını anımsatıyor. abd'de bir şirket tarafından tasarlanıp üretilen ve arap çölünün ortasında 100 bin metrekareden fazla yer kaplayan çim alanın yeşil kalabilmesi her gün akıl almaz miktarda su harcanarak sağlanıyor. bu sırada doha'dan dubai'ye banliyölerdeki orta sınıf aileler de çimleriyle gururlanıyor. beyaz entariler ve kara çarşaflar olmasa kendinizi ortadoğu'dan çok abd'nin ortasında sanabilirsiniz.
ilk anlamıyla psikoloji toparlayıcı oksijen fazlalığı hissi verirken açılımının travmatik boyutu insana yeni ve akla gelmez dertlerin varlığını haber veren kavram.

yine de ilk akla gelen klişeleşmiş üzerinde gitar çalanların olduğu kampüs ortamının bahçesini kaplayan şey olmalı.