çocukluğumuzdaki ramazan anıları

1 /
küçük yaşlarda oruç tutmaya merak saldığımdan, tam yaş hatırlamıyorum ama evimizin önünde oyun oynarken bakkal olan babamın ara ara gelip sen daha küçüksün deyip şeker yedirtmeye çalıştırması sahnesi hala gözümün önünde.
ramazan'dı, kış ayında idik. babam ramazan'la tanışmamız için günlük çeşitli aktivelerin yanında özel sahur programlarıda organize ederdi. sahura oruç tutmadığımız halde sosis gibi lezzetli şeyler yapmıştı, o zamanlar tek bir çocuk odamız vardı, üç çocuktuk. bizi güzel yemek kokuları ile uyandırırlardı, masa gözümde şöyle görünürdü; git ve o kadar saldırırdık ki yemeğe aman allah'ım ne ara büyüdük..
biz küçükken cami evinde ikamet ediyorduk, ramazana özel her bir merdiven basamağına bizim için süprizler koyardı, accık daha büyünce iş kağıt kovalamacaya dönüştü, okuma yazmamız olduğu için bulmacalar çözdürürdü ve sonunda hedefe ulaştığımızda o kadar sevinirdik ki.. bir ramazan ailecek 1-2 haftaya istanbul'a uçtuk. her gece başka bir camide iftarımızı açtık. kah caminin verdiği ramazan çadırlardaki iftarlara katıldık, yemeğimizi alıp çimenlere oturduk, birkaç kere sokak lezzetlerini sunan restoranlarda iftarımızı açtık. zaten yolculuk çok güzel geçti. almanya'dan avusturya, viyana'ya arabayla gezerek ilerledik. orada da ramazan'ın 2-3 gününü geçirdik. sonra türkiye'ye uçtuk oradan ve en güzeli ise ramazanda ailecek yemeklerimizi evde pişirip istanbul'un büyük camilerinin bahçelerinde açtığımız iftarlardı. yaşlandık he, aradan 12 sene felan geçmiştir.
Çocukken iftardan sonra babam beni karagöz Hacivat izlemeye götürürdü. Yaklaşık 1 saat süren bu gösteri sonrası aldığı Osmanlı macunu ile neşeme neşe katardı ve oldukça mutlu bir şekilde evin yolunu tutardım. Her akşam yaptığımız bu faaliyetten midir, babam ile vakit geçiriyor olmamdan mıdır yoksa Osmanlı macununun eşsiz lezzetinden mi bilmem, ramazan hiç bitmesin isterdim.
7 yaşından bu yana oruçla aram çok iyidir ama teravih namazlarında hep bi muziplik peşinde olurdum. Namaz sonrasında gerek cami için gerek mahallenin ihtiyaç sahipleri için sadaka toplanırdı. kuzenimle giderdik kursa. cami hocası da tüm gün kursta bizi tanıdığı için bize lokum dağıttırırdı. Yardımlar toplandıkça biz sevinirdik yapılacak alışverişe, kimin yeni ayakkabı giyeceğine olan hevesle. Ailemin durumu iyiydi ama mahallede ihtiyacı olan insanlar vardı. bi gün teravih sonrası yardım toplayamamıştık bizde ertesi gün kömürlükte demir metal ne varsa hurdacıya satmıştık(Biraz azar işittik ama ev halkı alışıktı böyle şeylere). ramazanın yemek yememekten ziyade açın halinden anlamak olduğunu o dönemde ailem, mahalle halkı ve hocalarım çok güzel işlemiş. sağ olsunlar.
bütün ev ahalisi oruçluyken annemin sabahları bana kırdığı yumurtalar geldi aklıma. bir yandan tereyağının kokusuyla saldırma isteği, bir yandan da biri gelecek diye yemeye çekinmek.
mahallemizde ramazan başkaydı. davulcu geldiğinde bizim apartmandaki abiler inerler halay çekerlerdi.çocukluğumun bir kısmı elazığ da geçti. rahmetli babam elazığ badem şekeri, almadan gelmezdi. oruç sonrası içilen çaya mutlaka eşlik etmeliydi.
komşular menüyü paylaşırlar çorba bize, pilav Sema teyze.. vs gibi apartmanımızın önündeki bahçemizde bir kaç ev birleşir iftar hazırlardık. babalar teravih namazına anneler sofra toplamaya koyulurdu çünkü namaz dönüşü tatlılı çaylar içilecek sahura kadar oturulacaktı. Elazığ da sahura zöhür denilirdi çok zorlanırdım söylerken” gece yemeği” derdim. hey gidi günler.. rahmetle andığımız nice güzel insanlar.