diriliş

1 /
kadim rus edebiyatının bence mihenk taşı olan tolstoy'un kaleme aldığı diğer birbirinden başarılı pek çok eserinin içerisinde gökteki sirius yıldızı gibi parlayan eseridir diriliş.

rus siyasetini, bürokrasisini, ahlaki değerlerini, inanç değerlerini yeren içeriğe sahip olan diriliş özelde kadının genelde insanın kast sistemi vari basamaklarda ne gibi farklı muamelelere maruz kaldığını bütün yalınlığı ve gerçekliğiyle anlatıyor.
burjuvanın nasıl dibine kadar burjuva olduğu, ezilmişin nasıl ölümüne kadar başına vurulup ezildiğini bu iki kesim kanlı canlı gözünüzün önündeymişcesine görüyorsunuz.

kitabımızın kahramanı olan nehludov(dimitri ivanoviç), toplumun orta basamağının bir tık üzerinde yaşayan üniversite öğrencisi bir delikanlıdır kitabın başlarında. gel zaman git zaman savaşa gideceği vakit iki teyzesinin yaşadığı köydeki konaklarına giden nehludov orada teyzelerinin yanlarına alıp, besleyip, büyüttüğü evlatlıkları gibi olmuş güzel, şehla gözlü maslova(katyuşa) ile karşılaşır ve aşık olur. gitmeden önce kızı hamile bırakıp yola çıkan nehludov, maslova'yı çok uzun zaman sonra bu kez kendisinin jüri üyesi olduğu mahkeme salonunda sanık olarak görür. maslova'nın o sıfatı teyzelerinin onun hamile olduğunu öğrenip evden kovmalarının, bebeğini kaybetmesinden sonra düştüğü genelevde uğradığı ve haksız yere suçlandığı cinayetten ötürü düştüğü maphusaneden sonra kazandığını anlar.
bu evreden sonra nehludov'un her şey başına dank eder ve kızın bu hallere düşmesinden kendini sorumlu tutarak onu bu durumdan kurtarmanın yollarına girişir. uykuda yaşarken, uyanma haline geçer. hiç haz etmediği halde sırf bu yol uğruna çalmadık kapı bırakmaz, konuşmadık rütbeli kalmaz. işte bu süreçlerde de başlarda değindiğimiz gibi bürokrasinin, devlet kurumlarının, kilisenin nasıl yoluna çıkan engeller olduğunu anlıyoruz. onlar vesilesiyle ahlak ve inanç kavramlarını sorgulayıp, insan yapımı yasaların asla hakkâni ve adîl olamayacağını anlıyor nehludov.

masum olmasına rağmen suçu jürininde verdiği dikkatsiz karar neticesinde onanan maslova kürek cezası alarak sibirya'ya sürülür. tabi bu evrede nehludov bir yandan verilen kararı bozdurmaya çalışırken bir yandan da maslova'nın kaldığı hapishaneye uğrayarak kendisinin affettirmenin yollarını arar.

önceki çoşkulu, şatafatlı, zengin hayatından bu vesile ile bıkan nehludov artık kendini insanlara yardım eden onların sorunlarıyla ilgilenen ve belki birazda bunları maslova'yı etkilemek için yapan bir insan hüviyetine bürünür. ancak içinde birçok sıkıntıyı barındıran sibirya yolculuğunda maslova'nın yanında bulunan mahkumlardan birinin maslova'ya karşı ilgisini öğrenen nehludov bu durumu maslova'ya açar ve kendisiyle o adam arasında kararı onun vermesini ister. nehludov'un, maslova'nın kurtarılması için en son çare olarak çar'a yazdığı dilekçeden olumlu cevap gelmesine rağmen maslova nehludov'a zarar vereceğini, onu mutlu edemeyeceğini anlayarak diğer mahkumdan(simonson) yana kararını verir ve nehludov ile gelemeyeceğini söyler.
bunun üzerine nehludov büyük bir elemle gerisin geri döner.
konakladığı konakta inanmamasına ve birçok ayeti anlamamasına rağmen eline aldığı incili incelemeye başlayan nehludov yaşadıklarından sonra incilin anlattıklarını özümsemeye başlar ve insanların oluşturdukları yasaların ve onların getirdikleri yasakların suçları önleyemeyeceğini her şeyin ancak ve ancak matta incilinde geçen 5 temel öğüt ile aşılabileceğini kavramaya başlar. bu noktan sonra nehludov'un önünde yepyeni bir hayat başlar.
DİRİLİŞ. Düşünce, edebiyat ve siyaset dergisi.

Kurucusu, başyazarı ve yayın yönetmeni Sezai Karakoç’tur. İlk iki sayısı aylık olarak Ankara’da çıkan Diriliş, Mart 1966’dan itibaren değişik süre veperiyotlarla İstanbul’da yayımlandı. Yayın dönemleri şöyledir: I. dönem: Mart ve Nisan 1960, iki sayı. II. dönem: Mart 1966-Nisan 1967, on iki sayı. III. dönem: Ekim 1969-Ocak 1971, on altı sayı. IV. dönem: Eylül 1974’ten itibaren ve 1. sayıdan başlayarak on sekiz sayı çıktı. Bu dört dönemde de aylık olarak yayımlandı. V. dönem: 6 Mayıs 1976 tarihli 19. sayı ile başladı. “Düşünce, edebiyat ve siyaset günlüğü”ne dönüşen Diriliş pazartesi ve perşembe günleri yayımlandı. Bu yayın dönemi 3 Ağustos 1978 tarihli 60. sayı ile sona erdi. VI. dönem: Ekim 1979’da 61. sayıdan başlayıp tekrar aylık olarak on iki sayı devam etti. 7 Ocak 1983’te 73. sayıdan itibaren günlük gazeteye dönüşen Diriliş’in bu yayın dönemi 17 Haziran 1983 tarihli 233. sayıya kadar sürdü. VII. dönem: 25 Temmuz 1988’de haftalık olarak tekrar 1. sayıdan başlayan dergi yayımını Şubat 1992’ye kadar sürdürmüştür.

1960 sonrasındaki fikrî ve edebî hareketlerde etkili olan Diriliş dergisinin yayımlandığı zemini belirtmek için şu hususları göz önünde bulundurmak gerekir: Osmanlı Devleti’nin son günlerindeki gruplaşmalar ve bunların sebep olduğu tartışmalar, Türkiye’deki fikrî ve siyasî çevrelerde de etkisini uzun süre göstermiştir. Çünkü bir yandan çökmüş kurumlardan kalan hâtıralar tazeliğini korumuş, bir yandan da müslüman aydınlar ve halk ile devlet arasındaki münasebetler zaman zaman gerilimli bir ortamda cereyan etmiştir. Bu durum âcil meselelerle uğraşmayı bir zaruret haline getirirken ilim, fikir ve edebiyat adamlarının çalışma zeminlerinde ortaklığı korumak da güçleşmiştir.

Diriliş dergisinde ise başlangıcından itibaren özellikle edebî ve fikrî çalışmaların ortak bir atmosferde toplanmasına çalışıldığı görülmüş, derginin adında sembolize edilen diriliş kavramı geliştirilmiştir. Diriliş başlangıçta düşünce dünyasına ve İslâm âleminin genel durumuna bir bakış tarzı olarak belirmiştir. Zaman içinde İslâm toplumlarının kendi gerçekliğini idrak etmesi ve bu amaçla geçmişteki İslâm kültüründen hareketle devletlerin ve toplumların yapılanması üzerine düşünceler geliştirilmiştir.

Diriliş’teki görüş ve düşünceler esas itibariyle muhtevalarını Sezai Karakoç’un kendi imzası ve takma adlarla yazdığı yazılarda bulmuştur. Aynı doğrultudaki görüşler, edebiyatın şiir, hikâye ve deneme türündeki örnekleriyle Diriliş çevresinde yeni bir anlayış doğurmuş, genç şair ve yazarların yayımlanan çalışmaları aynı inanç ve anlayış doğrultusundaki filizlenmenin örnekleri olmuştur.

Diriliş’te, özellikle günlük gazete ve haftalık dergi olarak yayımlandığı dönemlerde siyasî konulara da aktüel görünümleri içinde yer verilmiştir. Gerek çağdaş İslâm dünyasındaki verimlerden örneklerin, gerekse Batı edebiyatından çevrilerek yayımlanan metinlerin seçiminde sadece atılım halinde kalan değil, fikrî olgunluk seviyesinde de yer alan yazarlara öncelik tanındı. Diriliş’in bütün yayım sürelerinde aynı zamanda divan şiirinden ve tasavvuf metinlerinden de çeşitli örnekler yayımlandı.

Diriliş’te savunulan düşünceler hem resmî kültür siyasetiyle hem de Marksizm gibi Batı kökenli muhalif düşüncelerle bağdaşmayan bir tarzda gelişti. Bundan dolayı her iki kesim tarafından da tepkiyle karşılanan dergi, yayımına ara verildiği zamanlarda bile, özellikle düşünce ve edebiyat alanlarında kesintisiz ve etkili bir fonksiyona sahip oldu. Kendisi dışındaki edebî anlayışları, yazarları ve dergileri de etkiledi.

Diriliş’te yazan başlıca şair ve yazarlar şunlardır: Sezai Karakoç (Zülküf Canyüce, Mehmet Yasin, Mehmet C. Güneş, Sait Yeni), Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Erdem Bayazıt, Ziya Nur, Ebubekir Eroğlu, Durali Yılmaz, Mehmed Çavuşoğlu, İsmail Kıllıoğlu, Ahmet Yücel, Kâmil Eşfak Berki, Alaeddin Özdenören, İsmet Özel, Cahit Koytak, Ahmet Kot, Arif Soylu, Muzaffer Budak, Kâmil Öztürk, Ali Özkavaf, Şakir Diclehan, Cafer Barlas, Necat Çavuş, Yüksel Peker, Yüksel Kanar, Hamit Can, Ömer Erdem, Ahmet İşler, Kâmil Doruk, Mustafa Ruhi Şirin, H. İbrahim Kaymak, Tahir Yücel, Ahmet Kahraman, Bülent T. Demirgil, Turgut Akman, İbrahim Serhat Canbolat, Yener Sonuşen, Mevlüt Ceylân, Mevlâna İdris.

Eserlerinden tercümeler yapılan yazarlardan bazıları ise şunlardır: Osman Yahyâ, Mahmud Ahmed, Muhammed Hamîdullah, İnamullah Han, Ebü’l-Hasan Ali Nedvî, Resul Hamzatov, Ahdat Suyef, T. S. Eliot, A. Sorokin, S. Kirkegaard, Paul Hazard, Virginia Woolf, Gabriel Marcel, W. Faulkner, Rilke, Claudel, Dylan Thomas, Ezra Pound, Hard Crane, W. Blake, Karl Jaspers, Wolfrang Köhler, Arland Ussher, W. B. Yeats, Eugene Ionesco.

BİBLİYOGRAFYA:

Şakir Diclehan, Sanat ve Düşünce Dünyasında Sezai Karakoç, İstanbul 1980, tür.yer.; Behçet Necatigil, Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, İstanbul 1983, s. 215; TDEA, II, 325-326; V, 180-182.

Ebubekir Eroğlu *
geçmişte yapmış olduğu kötü davranışlardan pişman olan ve hatalarını düzeltmek isteyen bir rus prensin hikayesini anlatan tolstoy romanıdır. tolstoy, romanda sosyal adaletsizliklere, hukuka ve düzensizliğe eleştiriler getirmiştir.

--! spoiler !--

katyuşa maslova henüz gençliğinde zengin bir ailenin yanında hizmetçidir. orada tüm ev işlerini yapar ve aile tarafından da sevilirdi. günlerden bir gün o evin zengin yeğeni olan nehlyudov, teyzelerini ziyarete gelir. kendisi, henüz subaylık okuyan genç ve yakışıklı biridir. nehlyudov teyzesine her geliş gidişi sırasında maslova'yı görür ona karşı içinde hoş duygular besler. nehlyudov'un bu hislerine karşı maslova da boş değildir. o da nehlyudov'dan hoşlanırdı, ancak bunu hiçbir zaman belli etmezdi.

nehlyudov'un maslova'ya olan hisleri ilk başlarda gerçekten saf bir sevgi olsa da zaman geçtikçe içindeki hisler sevgiyle birlikte, ona sahip olma, onunla birlikte olma isteği şeklinde değişti. her ne kadar bunun kötü bir düşünce olduğunu bilse de kendisine hakim olamıyordu. bir gece artık karar vermişti. o gece maslova'nın odasına gidecek ve bu işi bitirecekti. dediği gibi de yaptı. o gece maslova'yla birlikte oldu. nehlyudov istediğini almıştı. yaptığından her ne kadar pişman gibi olsa da kendisini haklı çıkartacak nedenler buluyordu. hem kendi vicdanını rahatlatmak hem de maslova’nın ihtiyaçlarını karşılasın diye ona hatırı sayılır bir para verip teyzesinin evinden askeri görevleri için ayrılmıştı.

maslova ise nehlyudov'dan hamile kalmıştı. artık o evde (nehlyudov’un teyzesinin evi) hizmetçilik yapamazdı. o yüzden evden ayrılmaya karar verdi. ilk olarak hamilelik süresince kendine birkaç iş buldu, ancak hiçbirinde tutunamadı. daha sonra bebeğini doğurmak için kendi köyündeki köy ebesinin evine sığındı. bebeği orada dünyaya getirdi. maslova bebeğe bakamayacak kadar fakir olduğu için bebeği çocuk esirgeme kurumuna verdi. zaten zayıf ve hasta olan bebek çok geçmeden orada hayatını kaybetti.

maslova ise fakir bir hayat sürerken kah bir işte kah başka bir işte çalışarak hayatını idame ettirmeye çalıştı. ancak girdiği her işte bir zaman sonra çeşitli tacizlere uğradı ve o işlerden ayrıldı. böyle böyle beş parasız kalmıştı. artık kendisine rahat bir hayat kurmalıydı, ancak nasıl olacaktı? o yine böyle çalıştığı işlerden birinde tanıştığı bir kadın tarafından, genç ve güzel olduğu için bir genel evde çalışma teklifi aldı. maslova da biraz düşündükten sonra bu işi kabul etmek zorunda kaldı. maslova, artık bir genel evde başkalarının zevki için çalışan kötü bir kadın olmuştu..

romanın devamında ise maslova bir iftiraya uğrar ve hapse atılır. hapse atılmasında da büyük bir pay sahibi olan nehlyudov, ilerleyen safhalarda bu kararından pişman olur ve hayatını kararttığı maslova’yı aydınlık günlere kavuşturmak üzere hapisten çıkartmak için elinden geleni yapar.

--! spoiler !--
okan bayülgen in aklınca dizinin ismini defalarca ti ye alarak tekrar etmesi üzerine seçilmiş cumhurbaşkanımız sn. erdoğan tarafından inceden ayarına maruz kalmasına sebep süper dizidir.


" dirilmek yeniden
uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın
...
dirilmek yeniden
yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi
kandan kinden öfkeden
üstümüze bir sağnak boşanmış gibi
sürekli lekelendiģimiz ćózülmeye terkedildiğimiz
bir bataklıktan çıkar gibi"
bir başyapıt.

''ustalıklarıyla övünen hırsızları, ahlaksızlıklarıyla övünen fahişeleri, zalimlikleriyle övünen katilleri görünce şaşırırız. bu şaşkınlığı biz, bu insanların çevrelerinde olmadığımız için duyarız. oysa bir bakıma onlara hak vermemiz gerekir. gerçekten de zenginler varlıklarından yani vurgunlarından, güçlü insanlarda güçlerinden yani zorbalıklarından gurur duymazlar mı?''