dost kazığı

1 /
ben dost seçimlerini iyi yapabilen bir insan değilimdir. dostum da yok zaten benim, uzun süreli- uzun yıllardır süren arkadaşlıklarım var. zaten bir yerden sonra dost kavramını sorguluyorsun, insanlara bambaşka anlamlar yükleyip sıfatların gereksizliğinden kurtuluyorsun.
ama birine bir kere dost demekle sanırım 26 yılımın en büyük hatasını yaptım. abim dediğim bir adam vardır, yaşı oldukça büyük. eşi ile birlik olup beni bambaşka bir insan yaptılar, her anlamda. abimden üniversiteye hazırlanırken özel ders alıyordum, bir kız daha vardı ondan özel ders alan. hiç selamlaşmazdık, yavaş yavaş sohbetlerimiz oldu. bir gün konsere davet ettim, sohbetimiz artsın diye. kabul etti, gittik. eğlendik ve sonrasında çok uzun süreler boyu her günümüz beraber geçti.
üniversite sınavında ikimizin de istediği sonuçlar oldu ancak bir sene daha erteleyip daha iyi bir şehir tercihi yapabilmek adına gitmedik, beraber gidecektik plan yaptık ve çalıştık. o ayrı bir kurumda devam etti çalışmasına bende aynı kurumda kaldım. üstelik ikinci seneye bırakırken de şunu söylemişti; ben de yine bu kurumda kalacağım, beraber kalalım, beraber üstesinden geliriz. tamam demiştik artık kaldık. sonra bir ay geçmeden başka bir kuruma ve geçti ve bunu sindirdim.
üniversite tercih döneminde aynı yere yazalım dedi. benden kat be kat iyiydi puanı. neyse ben de plan yapıyorum şurası olur falan hani ev planı vs her şey yapılırken bir anda demez mi ''ben şu üniyi seçtim, oraya gideceğim.'' buna da tamam dedim. puanı vs iyiydi ama küstüm bu kez, konuşmadım. bir sene sonra bana yazdı, aradı neyse uzun uzun saatlerce sohbet ettik. ne bölümü yazdın vs derken bilmem ne mühendisliği dedi. iyi işte, bende hukuk dedim. yine konuşuyoruz. yaz tatili geldi, yine plan yapıyoruz. şuraya gidelim vs, sonra ben biletimi aldım kalacak yerimi hazırladım, gideceğiz. ben gelemiyorum kusura bakma, dedem rahatsızlandı dedi. yaşlıydı adamcağız zaten ve hastalık bu allahtan gelir dedim, ben tek başıma tatilimi yaptım. gocunmam tek başına olmaktan. sonra gel zaman git zaman beni azarlamaları başladı. ben ondan birkaç yaş büyüğüm. en son hiçbir şeyine cevap vermemeye başladım. sadece görüldü atıyordum, açmıyordum. bu ilgi istemek değil. benim bir insana ''artık seninle görüşmek istemiyorum'' dememin bir başka yoludur.
az önce öğrendim ki, her şeyde olduğu gibi bana söylediği, kazandığı bölüm de yalanmış.
tamam konuşmuyorum ama 26 senelik ömrümde ilk kez şu cümleyi kurdum: keşke kazığa defalarca otursaydım, şu an yüreğimin acıdığından daha az acırdı...
o kadar doldum, o kadar ciğerim çıktı ki ağlamaktan, en son çare buraya yazdım. bir nebze de olsa rahatlamak için. burası benim için kuyuya bağırmak gibi bir şey sanırım, aklıma esip geldiğine göre.
ağlıyorum, üzüldüm çünkü ben hayatımda hiç bu kadar aşağılanmamıştım. hiç bu kadar büyük hakaretlere maruz kalmamıştım.
zaten onunla olan ilişkimi kestikten sonra, bir müddet daha başka arkadaşlarım için üzülmüştüm. yaklaşık 6 aydır hiçbir insan için üzülmüyorum. hayatıma gelir ve gider herkes, tıpkı benim onların hayatlarından geçip gittiğim gibi. çok değer verdiğim ve bana değer vermeyen birçok arkadaşım da oldu. aynı frekansta değiliz demek ki. bazen ''olmayınca, olmuyor.''

tanım: insanın insana olan bakışını değiştiren bir durumdur.
ben bunu blöf dediğimiz oyunla aynı şey sanıyordum, değilmiş. bambaşka bir şeymiş, efsaneymiş. yere açılan 4 kart ve elinizde 4er kart var. aynı sayı-harf tutunca alıp birinin önüne atıyorsunuz ve o kartlar o kişiye tabiri caizse giriyor. ancak siz yerden 2 tane as alıp elinizdeki asl birine attınız mesela, onda da as varsa tekrar size atabiliyor ve 4 as olduğu için kapı olmuş oluyor bu bi daha önünüzden alınamıyor. mantık olarak uno'yu anımsattı ama bambaşka bir şeymiş. ilk oynayışta bireysel kinlenmelerle gitti ikincide direkt 2ye 2 ittifak kuruldu mecbur. neredeyse bataktan daha zevkli, kavga çıkarma potansiyeli aşırı yüksek.
Bugün tanıklık ettiğim kazıktır.
Çok değerli bir abimiz var. Zamanında yaşadığım şehirdeki en zengin kişilerden biriydi.
Milyonlar ile oynayan bir adam iken; iflas etti. Ekmeğe muhtaç oldu.
Peygamber efendimizin hadisindeki acınacak adam haline geldi.
Piyasadan alacaklarını alamıyor.
Bu abimizin hasan isminde çok kıymetli bir dostu(!) var.
Bu dostu bizimkine 700,000₺ borçlu ama inkar ediyor. Benim size borcum yok falan diyormuş.
Dedim bi gidelim bu hasanın yanına konuşalım.
Neyse, bu iflas eden abi, ben ve bir arkadaş atladık arabaya gittik borcunu inkar eden hasanın yanına.
Borç defterleri çıkartıldı.
İki taraf da dinlendi.
Her şey ortada. Hasan, 700,000₺ borçlu ama borcunu göz göre göre inkar ediyor...
Baktık iş kavgaya dönecek. Her iki tarafın da belinde emanetler falan var.
Dedim gereği yok.
Getirildi bir mushafı Şerif.
Hasana yemin ettirildi.
Adam aldı kuran'ı öptü koydu başına. Sonra elini üzerine koyup yemin etti. Benim iflas eden kişiye 1 ₺ borcum yoktur diye ve ekledi; onun bana 50,000₺ borcu var dedi. * biz şok. İki taraf birbirini Allah'a havale ettikten sonra arabaya bindik ve iflas eden abimiz anlattı başlamaya.
Benim bu adamla 15 senedir ticaretim var.
Biz bununla kardeşten öteydik.
Dostumdu o benim, çok güvendiğim Dostumdu. Düştüm ve görüyorsunuz borcunu inkar ediyor dedi.
Bugün çok daha iyi anladım; düşenin dostu olmazmış ve en kötü kazık da dosttan yenirmiş...
Şok edip çıldırtan. Enayi ilan ediyorum kendimi. Ben nasıl bi insanı 4 yılda tanıyamıyorum. Ya da bu kadar saf oluyorum bu yaşta.
en cok acı veren kazıktır. bir de bu kazığı yediğiniz halde iyi niyetinizden onlara sinirlenmek yerine sizin iciniz sızlıyorsa daha kötü olamazsınız. insanlar neden kazık atar anlam veremem yani müslüman adama yakışmaz.
arkadaşlar dost kazığından bildiriyorum. gerçekten berbat bir şey. lan kardeşimden öteydi resmen noldu nasıl satıldım hala anlayamıyorum. bir oturdu içime tarifi mümkün değil.