dünya sözlük yazarlarının korkuları

1 /
İftiraya uğrayıp küçük düşmekten ve ayıplanmaktan korkuyorum. Bir de işsiz kalıp muhtaç olmak korkusu var içimde. Yersiz korkular mı bilmiyorum. Filmlerden çok etkilenmiş olabilirim.
yatıya kaldığım evde gece altıma işemek.

-ya kanka gece su içerken azıcık döktüm de şuraya.
+kokuyor lan, nasıl su bu?
-valla kanka sizin su biraz garip, arsenik var herhalde.
+işedin değil mi lan? Kalk temizle şurayı hanım görmeden. Koltuğu attırır bana.
bahşedilen İhsanın alınmasından korkuyorum. Çok şeyler zor geliyor belki hayatı yaşarken.. ancak deruni bir insan olabilme hediyesini bırakıp gidiyor tüm o zorluklar.
Bunu kaybetmekten korkuyorum. Öylesine, sığ, basit, sathi ve hassasiyetini kaybetmiş duyarsız biri olma ihtimali korkutuyor beni. Enfüsi derinliğimi kaybetmekten korkuyorum. Herhangi Bir meselede kendime dönebilip nefsime hata payları biçme kabiliyetimi kaybetmekten korkuyorum.

Bunlar dışında esas olarak İmansız ölmekten başka gerçek bir korkumun olmadığını fark ettim.

Kader verdiği bir çok şeyi alma provaları yaptığı için dirayet kazanmışım çok meselede çok şükür.

Sevdiklerimi kaybetmekten de korkmuyorum bu yüzden. İmanlı gitsinler tek derdim o. daha ne isterim? Zaten esas belde orası.

Özlerim, çok özlerim ayrı mesele... Bu Özlem ise oraya gidişimin iştiyakını arttırır ancak. En sevgili de orada değil mi zaten? Burada çok kalmak gereksiz.
hayatın kendisi desem, yıllardır anksiyete bozukluğu ile savaşıyorum, toplum içinde bize paranoyak diyenler olsa da aslında öyle olmamaya çalışıyoruz. sürekli bir şey unuttuğumu zannediyorum. mesela sokakta çantamı yürürken açamıyorum yoksa yol boyu açık kaldığı zamanda geçtiğim yerleri kontrol etmek zorunda kalıyorum, içinden bir şey düşmüş olabilir diye. uçakla uçmayı çok seviyorum ama kaygı düzeyim o kadar yüksek oluyor ki, anlatamam..
anksiyetemin tavan ettiği bir olay var, biri sabiha'da başıma geldi. öncelikle sabiha'da çantamda kovan çıkmıştı. haftasonu konya'ya uçuyordum derken kadın çantama el koydu ve kontrolden geçirmedi. yana çevirdi ve 'çantada kovan var dedi' ve bu saf halis 'yok arı kovanı' dedi. ben ne bileyim silahın içindeki şeye türkçe'de kovan dediklerini. yıllarca patrone ve munition demişim. derken kadına kovan ne demek diye sordum. yanımda bal yok filan dedim ve beni polise götürdü. harika.. ben orada kaygıdan öldüm, soğuk ter akıyor sırtımdan filan, başım döndü bayılacağımı anladım. allah kahretsin yine ne yaptım diyorum içimden. polis bana yanında kovan varmış diye dedi, genç ve yakışıklıydı, itiraf edeyim. ben de çok cool takılmaya çalışıyorum, yürek yemiş gibi 'kovan nedir' sorsam gülecekti. yabancı gibi davransam terörist muamelesinde bulunacaktı. buyrunuz açın çantayı dedim ve ortaya kovanlar çıktı. ''aa onlar benimm'' diye rahatlamış bir şekilde cevap verdim. haliyle poliste güldü, nerden sizin diye sordu.

diyalog şuydu;

polis: kovanların arasında içi dolu kovan bulundu. bir kaç boş, bir kaç dolu kovan var .
halis: nasıl dolu olanlar olur, ben kuru sıkının tüm mermilerini sıktım.
polis: nasıl ( pişmiş kelle gibi sırıtıyor)
halis: ben geçen hafta sakarya'da yaylada kuru sıkı kullandım, kovanlarını anı olarak tuttum. ablama souvenir olsun diye.
polis: sakarya'nın neresi?
halis: akyazı, acelle yaylası
polis: (deli gibi gülüyor artık) ben de oralıyım.
halis: (özgüven tavan) allah'ın tüm delileri orada
polis: silah kimindi?
halis: (memed emminin diyemem) köyde bi dedenin
polis: gerçekten sen mi kullandın?
halis: yaylaya doğru havaya sıktım hepsini, sonra kovanlarını topladım
polis: hadi bakalım, gidebilirsin
halis: (kaşınan salak, arıza tipi insan) boş kovanlarımı verir misiniz?
polis: seni içeri almadan git