dünyaitiraf.com

1 /
akşamları arabayla yüksek sesli müzik eşliğinde yollarda amaçsız dolaşmaktan keyif alıyorum. apaçiyim.

converselerimin bağcıklarını bileğimden dolayıp bağlamayı seviyorum. ergenim.

iflah olmaz bir Müge anlı fanıyım. favorim cinayetler.

izlediğim bazı dizileri baştan sona tekrar on kere izlerim. takıntılıyım.

neden nefret ediyorsam o başıma geliyor, neyi yapmam diyorsam üç gün sonra kendimi onu yaparken buluyorum. artık büyük konuşmuyorum, garantici planlar yapmıyorum. yapanları anlamıyorum!

bu saatlerde uyanmayı hiç sevmiyorum, ömür boyu bu saatte uyanabilmek için çaba harcıyorum.

bir konu var, onu bir çözebilsem daha iyi olacağım. her anlamda.
şu ebedeki tanımların çoğuna sahip olan kişinin tanımlarının neden oylandığını bile anlamıyorum. hepsi teyze, nine tanımları. Esprileri bayat ve ucuz. sanırım cancişlik ve yakınlık göstergesi olarak artılanıyor. ben de zamanında öyle yapmıştım oradan biliyorum.
Gebermeli, sürünmeli, kafayı çizmeli bir şekilde aşık olmayı, birinin peşinden it gibi koşmayı istiyordum ne zamandır. diye diye oldum herhalde. Başımıza bela mı aldık durduk yere billmiyorum ama, hayırlısı..
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde diyor şair
yazmak için bile umudu olmalı insanın. niçin umudum yok. nerede kaybettim yine.
evrenin hakikatinin ezici gücü diyor ve ekliyor dünyanın dehşeti diye. ben derunumda biricikliğimi hissedemiyorum artık. olmam gerekenleri olamamışım herkes gitmiş ben kalmışım. dünyanın dehşeti karşısında cenin pozisyonuna geçemeyip savunmasız kalmışım.
"suçluluk beyhude bir yaşamdan, içimizdeki yaşayamadığımız hayattan kaynaklanır" diyor otto rank. feci bir suçluluk duygusu içindeyim.
bazı insanlar niçin yaşayamaz da ötekileri gayet güzel yaşar.
bizi ötekilerden farklı kılan nedir. dünyadan niçin bu denli korkuyorum.
titriyorum bazen. kapıdan çıkmadan yaşamak geliyor içimden.
nerede tekrar yıkıldım ben.
bir nergis alacak çiçekçinin olmadığı bir kentte yalnız ama başkaları olsa da yalnız. herkes olsa da yalnız olmayı nasıl başardım ben.
hani bitecekti hepsi. bir sünger çekecek ve eskisi gibi olmayacaktı. nasıl düştüm yine.
kefenleyip yerin altına koyduklarında sorulacak sorulara vereceğim cevaplara ne zaman çalışacağım.
ertelemekten ve yüzeyel zorlama uykularımdan nasıl kurtulacağım.
peki ya mide bulantılarından.
şükürsüzlüğüm peki.
kısır bir döngü bu. tanıdık. ama her defasında aynı acıyı çekmeyi engellemiyor.
ıstırap mı bu.
aklıma yahudilerin toplanıp öldürüldüğü kamplar geliyor durduk yere, korkuyorum. böyle bir soykırımda cesur olamayıp bir dakika fazla yaşamak için aşağılık bir kimse olmaktan korkuyorum. cesurca ölememekten. korkaklıktan korkuyorum açıkçası.
büyük bir yazma şevkiyle sözlüğe giriyorum ve hiç yazmadan çıkıyorum kaç gündür. bugün biraz zorladım kendimi ve bir iki bir şey karalayabildim. başta spor olmak üzere yazabileceğim o kadar çok şey birikti ki içimde, yok yazamıyorum. sadece nba ve basketbol üzerine yüzlerce tanım yazabilirim ama olmuyor böyle diyerek haluk levent'i anıyorum. bu yüzden her gece ben, her gece üzülmüşüm diyerek mirkelam'a bağlıyorum sonrasında. ve çözemedim çözülmüyor mihriban diyerek bitiriyorum.
Sevgili sözlük

Art niyetsiz ve içtenlikle itiraf ediyorum ki ilkokuldan bu yana, pek çok kez platonik aşk yaşadım. Sevdiğim kişilerin tercihi ben olmasam da herhalde, ben güzellik hususunda onların miyarındaki kızlara karşı nazik oluşlarına, bakışlarına, gülüşlerine, kiminin bukleli saçındaki kıvrımlara kiminin gözlerindeki şirinliğe veya keskinliğe tutuldum. Tabii eli yüzü düzgün olması da yadsınamaz. Ben onları , öyle oldukları için sevdim. Ama istedim ki biri de safça, duru bir hâl ile beni sevsin. Olmadı. Ortaokulda okul değiştirdim. Yeni öğrenci olarak daha birinci ayı doldurmamışken, sırf bir çocuk yanıma gelip bana bir soru sordu diye kız arkadaşı bana iftira attı. Adımız okulda sevgili diye çıktı, müdür ve yardımcılarınin kulağına gitti. Sanki suçluymuşum, okul ve toplum kurallarına karşı isyan etmişim, ahlaksız bir iş yapmışım gibi sorguya çekildim. Günlerce ağladım. Yapmadığım bir şey için yapmadığımi ispat etmek durumunda kaldım adeta.

Lisede dalga geçtiler. bırak beni sevmeyi, benimle okul duvarına yahut bir banka mesafeli oturup sohbet etmek bile onlara zül geldi.

Üniversite vs desen, fakültede hep sert mizac ile bilindim. Lakin mezuniyetten sonra milletin yapay sevgi arayışlarıyla ister istemez muhatap oldum, durumu idrak edemeyişimden. Ettiğim anda da üzülerek yol verdim. Sessiz sedasız yahut yazıklar olsun diyerek. Kimi de onu sevdiğimi bilmedi. Söylemeye, ima etmeye dahi utandım. Utandıkça utandım. Sustum bu yüzden.

Kimi zaman sevebilmeyi istedim. Güvenebilmeyi istedim, kimilerine. Ama olmadı. Hayalkırıklığına uğradım pek çok kez.

Belki de tüm bu açık kapı bırakmalarım, taze ve duru bir başlangıç isteyişim geçmişin platonik izlerinden bir rövanş almak içindi. Yeniden ve tekrar tekrar umutlanmalarım, samimiyetim, leylâ hâllerim bahtımı olduğu gibi kabullenemeyişimdendi. Ve yenilen pehlivan hesabı her defasında hüsranla , onulmaz kederle yoğruldu içim. Bazen insana ağır da gelse hakikat böyledir belki. Belki de, kim bilir, bahtım ezelden kara yazılmıştır. Takdir-i İlâhî.