futbol sevgisi

1 /
son giriden sonra belki yavan olacak söylediklerim ama, oldum olası abartılı bulduğum sevgidir. takım tutarsın, desteklersin, özel günlerinde taşıdığı renklerde formanı geçirirsin tamam. ama fanatiklik, aşırılık, güncel fikstür maçları haricinde bir de geçmiş maçlarını izlemek, maçı canlı izledikten sonra bir de yorumlarını izlemek, ertesi gün bir kaç kendi gibi düşünen insanlarla üstüne ek kritikler yapmak...

şimdi çok duyarlı bir vatandaş gibi zamanın kıymeti, sevdiklerimizin hakkettiği ilgi filan demicem, gerek yok ama şunu söyleyeceğim; her şeyin vasatı iyidir arkadaşlar, aşırısı (ifrat) veya olması gerekenden azı(tefrit) yanlıştır.
Darağacında olsanız bile, son sözünüz Fenerbahçe mi, yoksa "Lâ İlâhe illAllâh Muhammeden Resûlullah" mı? Gerçekleri tarih yazar; tarihi de Galatasaray mı, yoksa İslâm tarihi mi? En büyük sensin yine derken, en büyük olarak gördüğünüz Galatasaray mı, yoksa Allah mı? Yani kısacası size göre: "Galatasaray Ekber" mi, yoksa "Allah-u Ekber" mi? Korkutmaz mi sizleri musalla taşı, yoksa çok mu hafif kaldı Beşiktaş'ın yanında Rabbinizin azabı?
fenerbahçe galatasaray manyaklığı değildir. ibrahimoviç'in yarısahanın ortasından rövaşatayla gol atmasıdır. "bu sene hangi genç yetenekler çıkmış"tır. maçların taktik analizlerini yapmaktır.

estetiktir, mentalizmdir. aptallık, yobazlık ve pavalı köpeklik değildir.
bir kadına aşık olmaktan çok daha ileridedir.
futbol ölüm kalım meselesi değil daha fazlasıdır.
siz hiç golden sonra tribünde pınarbaşı söylerken binlerce kişinin aynı anda mutlu olduğu bin anı yaşadınız mı.

günümüz de tanımı şudur. sefasını başkası sürer iken, "feda" sını taraftarın çektiği bir mevzudur.
siz; hadi cemaat, yeni sezon başlıyor takımlarımıza destek olmak için taraftar storelara akın ediyoruz, kombinelerimizi alıp beklemeye geçelim. zaman destek zamanı! bu sene bütün takımlara geçirip geleceğiz der iken yöneticiler senin o "saf" niyetle aldığın formanın parası ile saçma sapan tazminat paralarını vermiştir bile. armaya adanmış hayatlarmış, iyi günde kötü günde imiş, iyi de iyi günde kötü günde taraftara geçiyorlar haberimiz yok. paf takıma yollanan adama milyon eurolar veriyorlar haberiniz yok. harcayacak paranız çoksa diyecek birşeyimiz yok ama sen takımın için kalp kırıyorsun, iftira atıyorsun, adam dövüyorsun, ana bacı sövüyorsun ve yıllarca kazandığın kişiliğini facebookta paylaştığın ergen taraftar videoları ile hiç ediyorsun değiyor mu be arkadaşım! girdiğin günaha değiyor mu ?
her şey, babamın kardeşimle bana tişört niyetine aldığı formayla başladı. babam bunu forma niyetiyle almamıştı tabi, sarı ve lacivert renkli bir tişört almıştı bize. fakat mesele tişört değilmiş onu sonradan anladık. bizden daha büyük olan amca çocuklarına göre biz artık fenerbahçeliydik. biz de buna itiraz etmedik ve kabul ettik... ilk gençlik yıllarımızda, sırf bu tişört niyetiyle alınmış forma sebebiyle bazen üzüldük, bazen sevindik, bazen küfür ettik, bazen küfür yedik. hepsine ama hepsine babamın bize aldığı renkli bir tişört sebep olmuştu...

meselenin babamın aldığı renkli tişörtle ilgili olduğunu anladığımdan beri; ilmi, derinliği, konumu ne olursa olsun bütün futbol fanatiklerine cahil gözüyle bakıyorum.
niyeyse bende hiçbir zaman var olmadı. halbu ki vaktiyle çokça futbol oynamışlığım vardır. daha ziyade oynamayı severdim, hiç lakırdıya girmedim. ne transferlerle ilgilendim ne de bildik futbol piyasasıyla... sorun futbolda değildi bence, sorun bendeydi. ama şimdi oyna desinler yine oynarım o ayrı!
can yücel'in sözlük formatı nedeniyle buraya yazamadığımız sözünü cesurca çıkıp uygulayabilecek yöneticilere ve teknik direktörlere sahip olamadıkça türk futbolunun düştüğü çukurdan ebedi çıkamayacağı iyice aşikar oldu. umut bağlanan yeni isimler bile çarka kapıldıktan sonra üç beş içinde sistemin adamı oluyorlar.

futbol taraftarlığına üniversite zamanlarımdaki aidiyetimin yüzde birini hissetmiyorum. arkadaşlarımızla aptal saptal transferler nedeniyle alınan mağlubiyetler yüzünden sinirden birbirimizi dövmek istediğimiz günleri hatırladıkça gülüyorum. hayatın hep bir ölçüden ibaret olduğunu bana en fazla öğreten şey futbol fanatizmi oldu.
ciğeri beş para etmez insanların taşıdığı armaya aşıktık güya. harçlığımızdan, yol paramızdan kısıp biriktirdiklerimizle maçlara gidiyorduk.
takımın berbat oynadığı ve yönetimin sahadaki rezilliği görmesine rağmen kılını kıpırdatmadığı senelerden birisinde "iyi günde kötü günde tam destek" masalına kendimizi inandırdığımız masalsı bir zamanda kişisel rönesansımı yaşadım.
yenildiğimiz bir avrupa maçı sonrası ailemden birisini kaybetmişcesine üzgün otururken bir aydınlanma geldi.
neden ?
o formayı sahada ruhsuzca taşıyan futbolculardan hangisi acaba o an benim kadar üzgündü ?
muhtemelen her birisi milyonluk dairelerinde girdikleri jakuzide yellene yellene maç yorgunluğunu atıyorlardı. belki de jakuzi mekanizması çalışmıyordu bile.
maç başına kazanılan yeni bilmem kaç bin liranın keyfiyle yelleniyor ve içinde olduğu suyu kendi imkanlarıyla fokurdatıyorlardı yıldızlarımız.
onlar için yarın hiç bir şey olmamış gibi hayat devam edecekti.
kendimi, etrafımda hayatını futbola endekslemiş futbol konusunda konuşacak iki kelam lafı olmayan insanları düşündüm.
herkes bir masala inanmıştı. futbol taraftarlığı denen bir rüya. ortada sevilecek kız yoktu ama biz sırılsıklam aşıktık. önüne gelene gerdan kıran ucuz aşifteleri baş tacı edecek safdillikte.
herkesin sevgisi en büyüktü herkesin sevgilisi en güzeldi, en saftı. hepimizin sevgilisi diğerlerinden daha namusluydu, daha güzeldi, daha edepliydi, daha ömürlüktü.

halbuki her şey fenerbahçeli müjdat'ın bıyığı ve göbeği kadar basit ve netti.
her şey göbekli star sergen'in koşunca yoruluyorum abi beyanı kadar düzdü.
ankaragücülü zalad'ın pijaması kadar griydi.
mitleştirecek bir sevgi yoktu aslında ortada.
yaşadıklarımız bütün gün kurumsallıktan bahsedip en kallavi müşterisini bumbar dolması yemeye götüren bir banka şubesi müdürü kadar netti.
hayatımızda kocaman bir boşluk varmışcasına bu boşluğu futbol sevgisiyle doldurmak istiyorduk.
ortada bir boşluk falan yoktu aslında.

bunu fark ettiğim an bir soğuma hissettim. sigarayı bir anlık kararla bırakan adamların çıktığı o meşhur yokuşu tıkanarak bitirmiş ve yokuş sonunda sigara paketini parçalayarak atmış, artık sigara içmemeye karar vermiştim. seneler geçti hakikatten dediğimi yaptım. ciğerlerim tertemiz.

bazen merakımdan açıp bakıyorum futbol haberlerine.
sözleşme yenilerken milyon tl'lere burun kıvıran yetenek fukaralarına vefa gösterilmesi gerektiğini zikredenler her sene sezon başına denk gelen ölüm yıl dönümünde maneviyat üzerine bina edilmiş metin oktay galatasaray'lılığını paketleyerek servis ediyorlar.
her futbol takımı aynı kısır döngünün, aynı takım içi lobilerin sahnesi, seneler geçiyor herkesin ağzında aynı sakızlar.

ne olursa olsun futbol sevgisi asla bitmez bitemez. işini kutsal bilip saygı duyup her geçen gün futbolunun üzerine bir şeyler ekleyen futbolun gerçek kahramanlarını gönlümüzde yüceltmeye, o hissi bize yaşatan her futbol maçını aynı aşkla izlemeye devam edeceğiz.

varsın türk futbolu düştüğü bataklıkta debelensin, debelendikçe daha da batsın. futbol sevgisi içimizde hep varolacak.
boş arsalarda cılız bacaklarımızla meşin yuvarlağın peşinde koşturduğumuz günlerdeki gibi.