geceye bir şiir bırak

1 /

uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum

öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum...

Cemal Süreyya
Başın Sona Hegemonyası

Yaşadık her şeyi öylece vicdanı pusat
Karaya çalan dalgaları aşmak için
Köpüklü sayfalarca bölünen uykumuzda
Parçalasak içimizin belirtisizliğini
Bakışlarda çoğaldıkça korku
Kadın tırnaklarıyla sökeriz
medeni kargaşanın yükünü omuzlardan.

Son zamanları bize esinti ile anımsatan ufuklar bulunur
Helal ile harama yakın birer uğultunun sahibi
Pusulasında tutsak mermiler
Ben uçuruma varınca dilime geliyor deyişler
Dövüşüyor kalabalık kavramların kentinde
Derbentten akan dağlar dişlese de bizleri,
Sağanak şarkılar bestelenmiştir;
Direniş
İmtihan
Sabır...
Bilinir çünkü çöllerde gezginlerin, sultanların,
Belkısın ayak izleri.

Seni sevmek tek serseriliğim...
Anlamalı serseriliğimi gözlerin
Yatağına sarılan saçların anlamalı
Gözlerinle hücum ediyorsun dumanlı tenime
Eyvahsa içimizden kopan yıllar sonra
Günden güne soluklaşan dünya çeperinde
Ne yapsak da batıyoruz.

Nesiller kopuyor kaslarında modernliğin
Web meşru ev sahibi şiddetlenen tarihine
Katettiğimiz sürgün yolun çilesi
kataloglarda

Keşmekeş insanların üzerine basıp geçtiği
Tırmanılan ağaçlar arasında bırakılan asi çocukluk
Çarpsa da kıyılardaki yağmur dudaklarıma
Olsun
Belki çağlar; güzelliği gözlerinin, toprağın
kokusuyla.



Bardaktan seni içmek
Seni teneffüs etmek havada...
Dolaşmak, dolaşmak sana dönmek
Seni bulmak yuvada...

Yolumuzda aylar, yıllar
Basamak basamak...
Basamakların çıkamadığı yere
Kanatlarınla çıkmak...

Boşaltmak takvimden günleri
Günlerin üstünden yollara bakmak
Rüzgarla esmek, sularla akmak...

Baharı yollamak yollara
Alıkoymak bir nisanın tadını...
Dışarda herkes gibi seslenmek sana
Ve koynunda söylemek asıl adını...

İnanmak, inanmak, inanmak
Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak...

Arif Nihat Asya
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm

necip fazıl kısakürek
Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
Yorulmuşsundur,
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını
Ne gül suyum ne gümüş leğenim var
Yorulmuşsundur, yorulmuşsundur
Susamışsındır buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
Susamışsındır, susamışsındır, susamışsındır
Acıkmışsındır sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
Memleket gibi esir ve yoksuldur odam
Acıkmışsındır, acıkmışsındır
Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
Ayağını bastın odama,
kırk yıllık beton çayır çimen şimdi
Güldün, güller açtı penceremin demirlerinde
Ağladın avuçlarıma döküldü inciler
Gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam
Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
Gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam
Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin

Nâzım Hikmet