gerçeklik

1 /
bazen diyorum acaba bugün ki yaşadığım şeyler tamamıyla gerçek mi? içtiğim su, oturduğum koltuk. tanımı yazarken hissettiğim hisler. bana verdiği hislerin gerçekliğini biliyorum ama varlığın gerçekliğini kavramak onu adlandırmak çok zormuş. en çok da mutlu olduğum zamanların gerçekliğini sorguluyorum. insan gerçekten mutlu olabilir mi? septik değilim. gerçeği kavrıyorum ama onu sahiplenemiyorum. bu bilgiye şu yoldan ulaştım diyemiyorum. evet, mutlu olduğumuzu sandığımız anlar da gerçekten mutlu muyuz? gerçeklik varsa, gerçekliğin gerçekliği nedir? tanımını yapacak olursam her zaman bana soru sorduran ama cevabını bulamadığım kavram.
alman idealistlerinden ve müzmin bir bekâr olan ımmanuel kant, gerçek dünyanın gerçekliğini "fenomenal" gerçeklik olarak tanımlar ve insanoğlunun sadece "fenomeni" yani aklın alanlarına giren şeyleri bilebileceğini söyler.
buna karşılık nesnelerin mahiyeti olan "numeni" bilemeyiz der. kant'a göre numen, aklın alanına girmiyordur. yani insan deneyden uzaklaştıkça bilgiden de uzaklaşır. çünkü artık metafizik bir alana girmiştir. yine kant'a göre, bilgi edinme yolu akıldan ibarettir. hâlbuki keşif de bilgi edinme yöntemidir ve kant'ın bundan haberi yoktur.
kaçış ve arayışın neticesi mutlak hakikattir.
felsefenin en çetrefilli konusu. ayrıca psikolojinin de konusu.

gençler yıllar önce yine böyle puslu bir havada eski bir dostla gerçeklik üzerine tartışıyorduk. evin uzun bir sekisi vardır. oraya kurulduk şöyle. her neyse, benim aslında yok olduğumu ve gerçekliğimden şüphe duyduğunu iddia etmişti. görüntüler, sesler ve diğer duyusal aktivitiler sadece beyinde nöronların yorumları olduğunu söyledi. ben de böylece tartışmaya dahil olmuştum. ben varlığımı ispatlamaya çalışıyorum, o ise yokluğumu ispat etmeye çalışıyordu.

tartışma dünyanın gerçekliğine kadar gitti. en son evrenin gerçekliği üzerine tartıştık. en son şu kanıya varmıştık. "asla bilemeyeceğiz." adam beni "septik" yaptı çıkardı.