hiçbir şey istememenin mutluluğu

1 /
kitabı okumadım. eğer kavram üzerinde fikir yürütmeme izin varsa, hiçbir şey istememek bana samimi gelmiyor. sanki çok şeyler istenmiş, çok arzular duyulmuş ama sınırlı sayıda olanına ulaşılmış. sonra ayaklar suya ermiş de aslında yüzlerce ömrün bile o isteklere yetmeyeceğinin ayırımına varılmış. sonra da bir felsefe türetilmiş gibi.

insan yaşadıkça ister, gözleri özlemle arzuladığı bir şeyin üzerinde gezinir. ak saçlı bir nine gençliğinin tazeliğini arzular, çirkin bir adam bir günlüğüne beğenilen bir erkek olmayı, haris ve muhteris olduğu halde kaderin kendisine fırsat vermediği sıradan kişi ise ''ah bana yetki vereceklerdi ki '' diye başlayan arzu dolu cümleler kurar.

zaman zaman düşündüğüm ama aklımdan çıkmayan bir olay var. bir zamanlar düzenli olarak alışveriş yaptığım poğaça fırınının karşısındaki apartmanda oturan yaşlı bir kadın, fırıncıya ne kadar güzel koktu, taze taze gönder bir iki tane demesinin ertesi günü vefat ediyor. dün sıcak bir poğaça arzuluyordu ama bugün yok. hiçbir şey istemeyen ölülerdir. peki ölmeden önce ölenler ? onlar da vardır da onları yazmaya benim haddim hududum yetmez.

hasılı bana ''please please please let me get ı want'' diyen morrisey'in hali daha samimi geliyor.
--- alıntı ---

"kendi kendimeyken, hiç kimsenin söylemediği sözlere her türden zekice yorumu yapabilir, yerinde cevapları düşünebilirim ve onunla nüktedan bir sosyallik yaşayabilirim. ama bütün bunlar canlı kanlı bir bedenle karşılaştığımda yok olur: aklımı kaybederim, daha fazla konuşamam ve yarım saatten sonra yorgun hissederim. insanlarla konuşmak uykumu getirir. sadece ruhanî ve hayalî arkadaşlarım, sadece hayallerimdeki konuşmalar gerçektir ve somut olarak vardır."

*

--- alıntı ---
fernando pessoa'nın aforizmalarının yer aldığı etkileyici kitap.

"anlaşılmayı her zaman reddettim.
anlaşılmak kendini satmaktır.

"aşık olmak yalnızlıktan usanmaktır;
bu yüzden bir korkaklıktır, kendimize ihanettir."

"geçmişim, olamadığım herşeydir."

"hep uyanmanın sınırındaymışım gibi hissediyorum."

"japon çay fincanlarımdan birisi kırıldığında, gerçek nedenin bir hizmetçinin özensiz ellerinin değil o porselenin kıvrımlarına yerleşen desenlerin kaygıları olduğunu düşünürüm."
bir şeylerin artık yerli yerine oturduğunu bilmenin verdiği mutluluktur. beraberinde bir şeyler beklemeyi istememe halini de uyandırıyor bir süre sonra insanda. yani beklentisiz bir yaşama adım atmaktır.

insanın ruhu daim huzuru arar durur. beklentilerin olup olmaması bu huzursuzluğa bir çare olmuyor ne yazık ki. beklenti gerçekleşince yeni bir beklenti meydana geliyor bir süre sonra ve bu insanı boş bir döngünün içinde tutuyor. beklenen şeyin olmaması da bir huzursuzluk yaratıyor insanda. elde edememenin vermiş olduğu hırs,gurur,ıstırap huzursuzluğu bir anda getiriyor.

sonra duruma alışınca,yani insan kendini yavaş yavaş tanımaya başlayınca beklentilerin yarattığı boşluktan uzaklaşmaktan başka çare kalmıyor.
''japon çay fincanlarımdan birisi kırıldığında, gerçek nedenin bir hizmetçinin özensiz ellerinin değil o porselenin kıvrımlarına yerleşen desenlerin kaygıları olduğunu düşünürüm.'' gibi bir ifadeyle insanı zönk diye bırakıveren kitaptır.
insanların ulaşamadığı tek bir istek bile onları hiçbir şey istememeye itebiliyor. olmadıysa hiçbir şey olmasın hem olması da gerekmiyor diyebilecek bir ruh hali de mevcut. geçici bir ruh halidir bence.