ilkokuldan akılda kalanlar

1 /
kitaplık kolu olmam ancak hiç kitap okumamam.

denizler altında yirmi bin fersah kitabını okumamama rağmen okuduğumu yazmıştım, normalde yapmam böyle şeyler diye kazınmış aklıma. *
Çok şey var elbette fakat en belirgini biri engelli biri sağlıklı olmak üzere üst sınıflardan iki öğrencinin yaşattığı taciz. O yaşta anlam veremiyorsun tabii.
heceleri öğrendiğimize göre 1. sınıftır. Öğretmen sesli sayıyor; AB-AC-AD-AF-AG-AL... Biz, ihihihi şimdi bak ne diyecek diye kikir kikir gülüyoruz ve öğretmen her seferinde orayı MA--AN-AP diye devam ediyor...
Üzerinde bozuk para zıplayacak kadar gergin olunması istenen çarşaflar, yemek sırasında ip gibi beklemek, sabah ve akşam etütleri. Kocaman bir leğenden herkese bir parça ekmek ve parmaklarına cetvelle vurulup ekmeği israf etmemeyi öğretmeye çalışmaları. Çamaşırları yıkamak yerine yiyen,yırtan,kaybeden dev çamaşır makinaları. Liselilerin resmen haraç kesmesi( sabun,çorap,para istemeleri)
demir yumruğunu masaya vuran müdürler ve bu müdürlerin Nazi ya da kuzey kore devleti gibi öğrencileri hizaya sokması.
burada müdürleri eleştiriyor gibi yazmış olabilirim ama şimdiki disiplinden uzak ve okullardaki laçkalık ve başıboşluğa bakınca o zamanki cumhuriyet çocuğu müdürler ölmüşlerse Allah'tan rahmet dilerim, yaşıyorlarsa da ellerinden öperim.
her gün okuldan eve evden okula giden beni, günün birinde okul çıkış saatinde sen filan bayramda şiir okuyacaksın diyerek okulun bodrum katındaki tiyatro salonunda yapılan provaya ani bir kararla indirdiler. vakit ilerlemeye başlayınca aileme haber verememenin telaşı sarmaya başladı beni. o zamanlar pek konuşmayan ben, bir cesaret önce bir arkadaşın annesine, sonra müdür yardımcısına durumu anlatıp aileme telefon etmek istedim ancak bir sorun olmayacağını ve kısa sürede provanın biteceğini söylediler. sorun olacağından emin olan ben en arkaya geçip ayılıp bayılarak şekilden şekle girmeye devam ettim çaresiz. birkaç saatin sonunda tiyatro salonunun kapısı film gibi kapısından hallice aniden açıldı, ablam gözüktü. içeriye dalıp benimle göz göze gelince, imeraa ! diye bağırıp çömelerek hönkürdeme efektli ağlamaya başladı. hayatımda unutmam o yüz ifadesini gerçekten. beni alıp dışarı çıkardı hızlıca, meğer tüm sokak esnafı dahil beni aramaya başlamışlar. bizimkilerin gözleri kızarmış, her yerde kaos hakim.

ben onlara durumu anlattıktan sonra, telefon için soru sorduğum zatlarla annemin pek bir özel olarak görüştüğünü hatırlıyorum sonrasında. işin kötüsü adım bile yokmuş listede, zaten ailem de bu olaydan sonra en son ortaokul mezuniyetimde geldiler okula tekrar.
öğretmenim zengin fakir aile çocuğu ayrımını mükemmelen yapar, sık sık örgülerine asıldığı ya da buruşuk beyaz yakalarını sökerek çıkarttığı fakir aile çocuklarını en arka sıralara oturtur, zılgıt için yanlarına gitmeye tenezül etmez elindeki tebeşiri kafalarına nişanlardı.
şahane bir de küfür dökülürdü o sırada bu tüvit döpiyesli ve mis kokulu despotun ağzından; molozlar!..
müdürün bahçedeki ağaçlara çıkmayı yasaklaması. benim de arkadaşlar ile yasağa uymamam. müdür bizi görünce ağaçtan inmeye çalışmam. o sırada 3 metrelik bahçe duvarının korkulukarına önlüğümün arkasının takılması. ve akabinde dondurulmuş geyik gibi çaresizce müdürün karşısında duvarda asılı kalmam. o zamanlar öğretmenler döverdi. biz de hem korkar hem de saygı duyardık...