insan neden yalan söyler

1 /
bazen unuttuğumuz bir soru. herkes yalan söyler, tabi peygamber değilse.

insana özgü bir şey yalan söylemek, hayvanlar birbirlerini kandırmazlar. çünkü ihtiyaçları yoktur.
onlar için her şey nettir, yaşamak için yemeleri gerekir, ya kaçarlar ya savaşırlar, ya yem olurlar ya avcı.
insanlar böyle değil, kaçarken kovaladığını sanır, zirvedeyken beş para etmez bir ciğere sahip olabilir.
aslan nettir, ormanların kralı ama itin teki demez kimse ona, içi dışı birdir.
insan böyle değil.

peki neden yalan söyleriz?
korkudan mı? telaştan? üzmemek için mi? yükselmek için, önemli görünmek için?

bir yalanı başka bir yalanla kapatmaya çalışınca hayat cehenneme döner.
bence temel sebep korkudur. ben mesela küçükken internet kafeye gitmediğim konusunda yalan söylerdim sevgili ebeveynlerime. ama sonradan cesaretimi topladım ve "internet kafedeydim." sözünü bir defa söyledim ne bende korku kaldı ne de ebeveynlerimde panik. gayet anlayışlı olmaya başladılar. anladım ki mesele benim yalan söylememmiş onlar için.
neden abi neden yalan söyler insanlar? hiçbir çıkar yoksa işin ucunda sadece hiç tanımadığın birisi çok acı ceksin diye? manyak mısın demeyin yaşadık işte. evlilik görüşmesi bu, hayatımda ilk defa evlenmeye karar verdim. sevdim görüştük, numaramı isteyen kendisi, ''devam etmesi açısından lazım tabi'' diyerek. aileler biliyor durumu görücü usulü falan neyse başlıktan taşmıyalım. ulan neden balayı yapacağımız yere kadar soruyorsun madem şerefsiz? manyak mısın ya? daha neler neler. sonra da ''en çok korktuğum şey birinin günahına girmek'' diyor. müslüman bacımız, şallı, namaz niyaz, ilk görüştügümüz gün oruçluydu, ama çok kötü, böyleleri gibi olmayın.
yalan konuşmak haramdır ama yalan söylemenin câiz olduğu yerler de vardır.

وإنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلى الفُجُورِ وإنَّ الفُجُورًَ يهْدِي إلى النارِ ، وإن الرجلَ ليكذبَ حَتى يُكْتبَ عنْدَ اللَّهِ كَذَّاباً
yalancılık yoldan çıkmaya (fucûr) sürükler. fucûr da cehenneme götürür. kişi yalancılığı meslek edinince allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.
buhâri, edeb 69; müslim, birr 103-105. ayrıca bk. ebû dâvûd, edeb 80; tirmizi, birr 46; ibni mâce, mukaddime 7; dua 5

bilesin ki yalan aslında haram ise de bazı hallerde, el-ezkâr adlı kitabımda açıkladığım şartlarla câiz olur. mes'elenin özü şudur:
söz, maksatları ifade vasıtasıdır. böyle olunca, yalana başvurmaksızın erişilmesi mümkün olan her meşru maksatta yalan söylemek kesinlikle haramdır. böyle bir maksadın elde edilmesi ancak yalan söylemekle mümkün olacaksa o takdirde yalan câizdir. şayet o meşru maksada ulaşmak mübah ise, yalan da mübah; vâcip ise, yalan da vâcip olur.

binaenaleyh bir müslüman,*
1.kendisini öldürmek isteyen bir zâlimden gizlense
2.malını almak isteyen bir zorbadan malını saklasa
3.bir başka müslümana da o kişi ve malı sorulsa, -zulmü önlemek için- bu müslümanın onu gizlemek maksadıyla yalan söylerse
4.ir kimsenin yanında bir emanet olsa, bir zorba da ona el koymak istese, onu gizlemek için yalan söylemesi vacip olur.

"insanların arasını düzeltmek maksadıyla birinden ötekine uygun sözler taşıyan (veya hayırlı konuşan yalancı sayılmaz.")
buhârî, sulh 2; müslim, birr 101.

müslim'in rivayetinde (birr 101) şu ifadeler yer almaktadır:
ümmü külsûm şöyle dedi:
"ben resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in, şu üç hal dışında, halkın yalan söylemesine ruhsat verdiğini hatırlamıyorum:
1.harbte,
2.kişilerin arasını düzeltmekte,
3.(aile dirliğini sağlamak için) kocanın hanımına, hanımın kocasına söylediği sözlerde."

söz konusu üç halde, yalan söylenmesine ruhsat verilmiş olması, yalanı helâl kılmak anlamında değildir. yani yalan yine yalandır. ama taşıdığı amaçlar ve varmak istediği hedefler gözetilerek bu hallerde yalan söyleyenlerin cezaya çarptırılmayacağı bildirilmiş olmaktadır.

kaynak: riyazussalihin (erkam yayınları), yalanın cÂiz olduğu yerler babı, cilt 6
yalan süslü ve pembemsi, gerçek ise metalik bir gri olduğundan dolayı insan doğasına çekici gelen dürtü. bu dürtünün daha tehlikelisi ve iki kat süslü ve pembemsi; insanın gerçekten yana olmayıp yalana inanma dürtüsüdür.

insan neden yalan söyler?
bu bir tepkimedir. asıl soru ve sorun şu: insan neden yalana inanır? bir yalana tutunup ömrünü talan eden, yaşanamamış bir hayatın figüranı olan yığınla insan var. dersin ki şu yeryüzü figüranlık ajansı.

bir de yalan'ın süratli oluşuna dair fiziksel bir kanun var. gerçek ne kadar ağır ve yavaşsa yalan bir o kadar atik ve tezcanlıdır. insan aceleci bir varlıktır, sürat severdir.
karşısındakinin mal olmasından dolayı. insanı yalana mecbur bırakıyorlar. "güzel miyim" diye soruyor mesela allah'ın tipsizi . biz de o'nun duymak istediğini söylüyoruz mecburen. yalan bunun neresinde. sen zorluyorsun adamı.
Hakikat ağırdır, ciddidir, zihnen kavranır kalben içselleştirilir.
Yalan hızlıdır, tüy kadar hafiftir, lakayttır, yüzeysel ve günü kurtarıcıdır. Herkes yalandan nefret eder yalancıktan. velhasıl serencamından korkan herkes yalanı melce olarak görür.

[alıntı] “Felsefenin en önemli bölümü kuralların uygulanmasını anlatan bölümdür. Mesela: Hiç yalan söylememeli. Felsefenin ikinci bölümü bunun ispatını içerir: Niçin yalan söylememeli? Üçüncü bölüm ise, bu kanıtlama biçiminin kurallarını ve yöntemlerini anlatır. Üçüncü ikinci için, ikinci de birinci içindir. Fakat önemli olan birinci bölümdür., orada durmak gerekir: yalan söylememek lazım! Genellikle bu düzeni tersine çevirir ve yalnızca üçüncüye önem veririz, sorun burada. Bütün çabamız, bütün incelemelerimiz üçüncüsü içindir. Birinciyi, yani uygulama bölümünü unuturuz. Böylece, gerekince yalan söylemekten çekinmeyiz, ama niçin yalan söylemememiz gerektiğini her zaman ispata hazırızdır.” EPİKTOTES[/alıntı]