kadın cinayetleri

1 /
herkes birbirini suçluyor ancak kimse çözüm üretmiyor. böyle bir şeyin varlığı muhakkak ancak sebepler ne? olayı medyada görülen ve feminik aplaların yaptığı eylemlerde atılan sloganlar çerçevesinde mi inceleyeceğiz? yıllar sürecek batı temelli psikolojik ve sosyolojik tekniklerle deney grupları oluşturup gözlem mi yapılacak? eksiksiz çalışan mekanizma ve kurallar bütünü var ama laiklik elden gider diye korktuğumuzdan alkollü şuursuz katillere göz yumuyoruz. "ne alakası var ulan" sesleri yükseliyor gibi. gözlerinizi kapayıp alakası olmadığını düşünmeye devam edebilirsiniz.

kadınları istihdama zorlayıp 3 çocuk yapın diyerek ancak cinayet sayısını arttırırsınız. "annelerinin prensi erkekler yüzünden böyle oluyor." argümanı burada patlıyor. ulan kadına çocuğunu yetiştirme fırsatı verdin mi de yaftalıyorsun? çocuk yetiştirmeyi çay demlemek mi zannediyorsunuz anlamıyorum ki. kadın işte tüm enerjisini patronunu memnun etmek için harcamışken çocuğu ile ne kadar tatminkar bir bağ kurabilir? o çocuk ne kadar yetişebilir? biz kadını kapitalizmin kucağına bırakalım ama çocuklarımız da on numara yetişsin , oldu canım. hem ayranım dökülmesin hem kötü olaylar yaşanmasın. he bir de kadın çalışmasın deyince kadını evine hapsedeceğimizi , zincirleyeceğimizi düşünen insanlar var ki onlara otururken kullandığım kas grubumla gülüyorum. "ama boşanınca kadın kendi ayakları üstünde nasıl duracak" gibi bir söylemin mantıksızlığını ve maddeci yaklaşımını kabul etmiyorum. boşanmayı düşünüyorsan sen evlenme zaten adama yazık hem. bu kafayla evlenirsen şiddetli geçimsizlik yaşarsın tabi.

diğer taraftan kadın cinayetlerinin bir kısmını resmi nikahlı olmayan birliktelikler oluşturuyor. her birlikte yaşayana "dini nikahlı birliktelik" gözüyle bakan medyamız algılarımızı iğdiş ediyor. her boku ye suçu dine at. oh ne ala. kimse yabancı iki kişinin neden aynı evde yaşadığını veya iki gencin gecenin bir saatinde dışarıda bir yerlerde neler neler yaptığını sorgulamıyor. bugün bile gündüz vakti sahilde neler gördüm. kimse kucak kucağa nikahsız oturmaları sorgulamıyor hatta normalleştiriyor. nefsinin boyunduruğuna girmiş kişilerden saygı beklemek aptallık. şehvet nefs temelli , sinirlilik hali nefs temelli , cinayet nefs temelli. ilk düğüm çözülünce diğerlerinin de çözülmesi çok zor olmuyor zannediyorum.

diğer taraftan erkek tarafının gaddarlığını erilliğe bağlamak kolaya kaçıp yaftalamaktan başka bir şey değil. terbiye olmamış çomar benliklerin erillikle alakası yok. duygusal patlamaların şiddeti erillikle artabilir ancak kontrol mekanizması bu patlamanın şiddetine göre kuvvetlendirilebilir.

sonuç olarak kadın cinayeti vardır ama özelleştirilerek tepside sunulması art niyetlidir. maksat toplum mühendisliği . malesef toplumların plastik deformasyon kabiliyeti günümüzde yüksek olduğundan toplumlar çabucak şekil alıyorlar. saman altından sürü yürütenler elbet bir gün yürüttükleri suyun debisiyle suya gömülecek ve o samanlar boğazlarında kalacaktır. yaşasın zalimler için cehennem.

bana göre tek nedeni gaspa,yarlamaya,tecavüze verilen komik cezalardır ve bunun akabinde insanların yüz bulmasıdır. kadından ziyade herhangi bir kişi öldürüldüğünde dahi öldüren kişinin genellikle en az 10 suçtan sabıkası oluyor. ya da mahkemesi devam ediyor bi beş yıl sonra anca sonuçlanırsa bir ihtimal ceza alıyor. ki onda da yok üçte birini yatıyor yok aftan yararlanıyor adam 4 aya dışarı çıkıyor. ee bunu tecrübeleyen insan saçma sapan nedenlerden ötürü insan da öldürür. ceza yok çünkü. bugün siber suçlara verilen cezanın yarısı kadar bir insanı yaraladığıızda ya da ona tecavüz ettiğinizde verilmiyor. bu durumdan en çok etkilenen de kadınlar oluyor.
Karşılıklı Konuşarak ve anlaşarak çözüm aramak yerine kaba kuvvetle zorbalıkla şiddetle sorunlarını çözebileceğini sanan insan postuna bürünmüş mahlukların en ağır şekilde cezalandırılmasını dilerim.
Mevzunun ciddiyetle incelenmesi gerekiyor. Bu işin tek bir yolu var sağlam ceza. Ceza hukukunun tekrardan düzenlenmesi ya da iyileştirilmesi gerekiyor. Verilen cezaların da kamuoyuna duyurusunun yapılması gerekiyor. Değil cinayetlerin teşebbüsünün bile çok ağır şekilde cezalandırılması gerekiyor. Gereken çok şey var aslında.
bu ülkede kadın cinayetleri diye bir gerçek var. kimin ekmeğine yağ sürülürse sürülsün umrumda değil. bu bir cinayet tipi. ifadesi de tam olarak bu: "kadın cinayetleri". faili kadının kocası-sevgilisi-eski eşi olan, mağduru kadın olan bir cinayet tipi bu. nasıl ki bir yerde çocuklar kaçırılıp öldürülürse buna "çocuk cinayetleri" deniyorsa bu da öyle bir şey. bunu kanıksamamız lazım. karşı tarafa göre pozisyon belirlemekten kendimizi unuttuk.

aramızda vatan millet delikanlılık diye gezen şerefsizler işliyor bu cinayetleri. haftada bir cumaya gidip, bayrak önünde poz veren, sarhoş eve gelip karısını çocuğunu döven bu itleri ayıklamamız lazım. bunları teşhir etmemiz lazım. bu sözde milliyetçi vatanperver delikanlı kasaları yalvartacak bi acizliğe sokmamız lazım. erkeklik adına yapıyor ya bunu hani, inim inleyecek abi yapma diye, öyle bi şey lazım. öyle alınıp alınıp salıverilmeleri boşa değil. teşkilatlardan abileri var tanıdıkları var. bir telefonla salıveriliyolar.

artık feministlerin işine geliyor gerizekalılığını bırakıp, bu işi bizim sahiplenmemiz lazım. nasıl bilmiyorum. gerekirse islami vakıflarla yürüyüş düzenleyerek. böyle bir dangalaklık olmaz. her gün insan gidiyor aynı cinayet tipiyle. buna susmanın mazereti yok.
kadın cinayetleri toplumda hassas bir kondur elbet ama tekil bir durum olmadığını düşünüyorum. yanlış anlaşılmasın kadın cinayetleri konusunun ehemmiyeti veya konunun hassasiyeti ile ilgili ülkenin herhangi bir yerinde bu haberler karşısında endişe yaşayan herhangi bir kadından daha az endişe duymuyorum. bu nedenle kelimelerimi imtina ederek yazmak durumundayım.

elbette kadın cinayetlerinin ardında bir çok sosyolojik neden vardır. toplumda, gelenek içerisinde kadının itildiği yer, kadına verilen değer, erkek egemen düzende kadın sosyal haklarına vurulan prangalar, erkeği cesaretlendiren, üstün olduğunu bilinç altına zerk eden öğretiler v.s v.s ...

ama tüm bunlara rağmen ben sorunun büyük bölümünün kadın cinayetleri özeline indirgenmesinin eksik bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. sorun daha geniş bir çerçevede adalet sistemi sorunudur. kadın cinayetleri de kokuşmuş, içi boşaltılmış bir adalet sisteminin sonuçlarından biridir. kadın cinayetlerinde suçun sonucu doğudan bir insanın en temel hakkı olan yaşam hakkını ortadan kaldırdığı için elbette daha önemli ve istatistikleri kalın harflerle, büyük puntolarla tutulan bir konu.

ama katilin takım elbise giydi diye ceza indirimi aldığı, ayrılan kadının başka biriyle birlikte olmasının tahrik sayıldığı, katilin 4-5 sene sonra tahliye olduğu bir düzende sorun daha çok adalet sistemindedir bence. bu şekilde saçma sapan nedenlerle caydırıcı olmaktan uzak cezalar, adeta bir sonraki cinayeti işleyecek katili cesaretlendiriyor.

çünkü bu ülkenin televizyonlarında gasptan yakalanan bir zanlının nasılsa serbest kalacağından emin olmanın getirdiği rahatlıkla güle oynaya, gözaltı görüntülerini izliyoruz. yolda suçsuz masum insanlara saldıran bir magandanın yakalandığı haberleri "zanlının 28 ayrı suçtan sabıkası olduğu...." dipnotu ile dinliyoruz. kimse 28 tane ayrı suç işleyen bir adamın hala neden, nasıl dışarda toplumun arasında olduğunu sorgulamıyor. bir dolandırıcı 10 yıl çalışsa sahip olamayacağı zenginliğe, namuslu bir adamın 10 yıllık birikimini dolandırarak sahip oluyor. karşılığında bir yıl ceza alıp tahliye oluyor. vergisini ödemeyi bile isteye geciktren adam vergi affı ile ödüllendiriliyor, vergisini günü gününe ödeyen adama dürüstlüğünün posasını enayilik sosuna batırıp iade ediyorlar.