kadir mısıroğlu

1 /
18 şubat 2012 tarihli sohbetinde "Amerika'nın ihtiyacı petrole, benim de ihtiyacım tarihi müesseselerime dönmeye. Bu menfaati mükavelinde bana yardımcı oluyorsa 'Allah razı olsun' derim. Ya Amerika'nın desteğiyle gelen, Amerikan kuklası bir halife gelse? Gelsin de kim gelirse gelsin!" demiş bir adamın zihniyet olarak fetullah gülen'den ne farkı var cidden anlamıyorum. etrafına feto kadar mürit toplayıp güçlenebilseydi muhtemelen benzer işlere kalkışırdı. [/link]

yine clinton döneminde amerikan yetkililer kendisine "büyük ortadoğu projesi'nin taşeronu olarak hilafeti düşünüyoruz, bunu nasıl gerçekleştirebiliriz" diye fikir sorduğu zaman yol gösterici bir rapor yazdığını, büyük ortadoğu projesi vasıtasıyla abd taşeronu olmanın türkiye için büyük bir fırsat olduğunu da bizzat itiraf ediyor.
[link=
&t=930s]

kendisi "keşke yunan galip gelseydi" lafıyla meşhur olsa da bu söyledikleri çok daha büyük itiraflar bence. abd'nin ırak'ı işgal etmesi esnasında abd'den yana taraf olmamız için gidip tayyip erdoğan'la görüşmüş, bir saat dil dökmüş. bizzat kendisi söylüyor. [/link] adamın şeriatla yönetilmediğimiz için bu ülkeye karşı hiçbir duygusu yok, "şeriat gelsin de isterse türkiye batsın" diyecek kadar uçmuş. [link=]

böyle bir adamın sayılıp sevilmesi, "doğru adam" sanılması, vaktiyle feto'ya da hocaefendi diyen insanların ülkesi olan türkiye'deki cehaletin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. bu ülke bu aptallıkla yine iyi ayakta kalıyor vallahi.
Kendisine çok değer verdikleri bilinen, gerek sayın erdoğan'ın gerekse diyanet işleri başkanlığının bu 10 kasım'da yapmış oldukları Mustafa Kemal Atatürk övgülü anma paylaşımlarını görünce aklıma gelen zat.
Daha önceden de erdoğan'ın benzer paylaşımları vardır tabi ama bugün hem daha veciz ifadeler hem de övgü alanının genişlemesinden bahsediyorum.
Erdoğan'ı, acabu yıl Anıtkabir'e gidecek mi denilen, ağzına atatürk kelimesini bile anmadığı günlerden, şuan faklı faklı yerlerde şaşaalı anma törenlerinde konuşurken görüyor ve "Atatürk'ü anlamak"tan bahsettiği konuşmalarını izliyoruz.

Mısıroğlu'nun ömrü neredeyse Atatürk'ü kötülemekle geçti. Düşünsenize Bir insanın unutulması, kötü görülmesi için o kadar uğraşacaksınız ama o isim her yıl katlanarak büyüyen bir teveccühe mazhar olacak.
Belki de tam da atatürk sevgisinin biteceğine en yakın olduğunu düşündüğü bir dönemde hem de.
Mısıroğlu bugünleri görmediği için ne kadar şanslı olduğunu bilemeden gitti!

Bir insan ömrünü boş bir uğraş için heba etmemeli.
Bazı rakamları ve sözleri abartılıdır. Kendisi de bunu kabul eder. Anahatlarıyla islamcı ve ümmetçi bir karakterdir.Çoğu dediğine imzamı atarım. Akp öncesi islami mücadelenin gayretli isimlerinden biridir. Mekanı cennet olsun.
büyük resmi kendisi ölmeden önce görmüştüm. etrafına topladığı ve kendisini dinleyen şahıslarca olsun, muarızı olduğu atatürkçülerce olsun mümeyyiz vasfı anti kemalist bir amatör tarihçi olarak bilinmesi tamamen bir yalandır. amatör tarihçiliği kısmı doğru ama diğer kısmı değil.

imdi, insanoğlu çeşit çeşittir. kimisi incinsen de incitme kaidesini içselleştirmiş nazik ruhlu, kimisi kindar lakin içine kapanık, öfkesini fırsat bulduğunda intikamıyla alan, diğeri hiç kin tutmayan tarzda envai insan profili mevcut.

bir kısım şahıslar ise doğuştan cedelcidir. hani ne kendi etti rahat diye başlayıp, dayansın ehli kubur diye biten beyite nazire yaparcasına ömürlerini yarattıkları düşmanlarla savaşa adarlar. bu düşmanlık onların kinci, mücadeleci, öfkeli ruhunu besleyen bir kaynaktır. annem böylelerine ..kuyla kavga edenler derdi. mesela karadenizlerin ekserisi bu şekildedir. kavga edecek kimseyi bulamadıklarında birbirlerine girerler. habis ve kötücül bir ruhun tezahürü.

işte mısıroğlu da öyle birisiydi. doğuştan gelen hitaber yeteneği, söylevinin şehvetine kapıldıkça köpüren azgın bir ırmak gibi şöhretini beraberinde getirdi. yetiştiği muhit itibariyle kendisine yakın olanın tam zıttında konumlandırdığı şey ise kemalizm ve paşa'nın manevi şahsı idi. eğer öyle biri yaşamasaydı düşmanlık edecek başka bir kişi bulurdu. gün olup uyandığında marzı muhal kendi arzu ettiği tarzda mustafa kemal'in gölgesinin bile kalmadığı bir ülkeye gözünü açsa, bu ona ölümden ağır gelirdi. zira artık varlık sebebini kaybetmiş olacaktı. yani meselenin kemalizmle hiç bir ilgisi yok. zaten ömrünün son demlerinde riyasetin başındaki kişinin himmetiyle kemalizmin zahiri gücü kırıldığında bu kez de ahmet davutoğlu, cübbeli ahmet, ali babacan gibi kendisine mabud bellediği kişiye zıt gidenlere hakaretler ederek öfkesini tatmin ediyordu. zannerdersem kabrinin etrafında başka mevta yok. keza gideceği yerde cedel de yok. bu adamın dirildikten sonra ölümü dileyeceğine kalıbımı basarım ama ispatlayamam.
2019'da vefat etmiş tarihçi yazar.

kadir mısıroğlu'nu epey dinlemiş biri olarak söyleyebilirim ki; mısıroğlu'nun en kritik ve esaslı iddialarının kaynağının hiçbiri rıza nur'un hatıratlarında yoktur. rıza nur bunlardan haberdar değildir. kendi hayatını, ittihat terakki devrinin ve yurtdışına gitmeden önce şahit olduğu tek parti devrinin baskı ve zulümlerini, lozan'da yaşadıklarını, milli mücadeleyi anlatmıştır. gazi'ye karşı geldiği ana noktalar ise, "devrim önce kendi evlatlarını yer" lafı icabı arkadaşlarını bile harcayıp diktatörlüğe soyunması, ahlaki kusurları,dini yok etmeye çalışması*, halkın kanını dökmesi ve milli mücadeleyi tamamen kendine mal etmesidir.

mısıroğlu, rıza nur hatıratından bir kemalistin gazete makalesi sayesinde haberdar olduğunu anlatıyor. yani bu hatırata önce kemalistler ulaşmış, sonra haberdar olan mısıroğlu da ingiltere'den mikrofil şeklinde getirtip latinize etmiştir. kaldı ki çoğu kemalistin iddiası rıza nur'un hatıratını ingilizlerin yazdığı gibi gülünçlükler değil, rıza nur'un her türlü psikolojik hastalığa sahip olduğu ve uydurduğudur.
Allah rahmet eylesin. Büyük mücadele vermiş ve çok bedel ödemiş bir abimiz.

Bizim tarihimizde en önemli mesele bu "ulu önder" meselesi. Bu konuyu açıklığa kavusturmadan diğer konularda tarih hakkında konuşmak tartışmak abesle iştigal oluyor. Ama bu hususta gerçekleri söylemenin bedeli de ağır.