kamil

1 /
biz çocukken "osman" ismi ile yapılan, yıllardır "kamil" ismi ile yapılıyor. kamil misin, kamilsin, allah'ın kamili... böyle gidiyor, nedendir bilmem.

bir gün 3x3 maç yapıyoruz. rakip takımda kamil adında, çok sevdiğim bir abim var. adı gibi de bir insandır, sevmeyen yoktur. benim takımda da, mete diye, fırlama bir genç var. mete maç içinde, beğenmediği bir şey olduğunda, yapana "kamil" diye başlıyor saymaya. bir, iki, üç derken, "mete, yeter da" dedim. döndü kamil abiye, "kamil abi, senin adın neden kamil ya" dedi.

bu ismi bu zulümden kurtarmak lazım.
kÂmil. (الكامل)

aruz sisteminde bir bahir adı.

sözlükte “bütün parçaları tam ve yeterli” anlamına gelen kelime, halîl b. ahmed tarafından bir beyitte “mütefâilün”ün altı defa tekrarıyla oluşan vezne isim olarak verilmiştir. bu vezin, halîl’in aruz sisteminde “mü’telife” denilen ikinci dâirenin ikinci, genel sıralamadaysa beşinci bahir olarak geçer. arap şiirinde bu bahrin, bir beyitte “mütefâilün”ün altı defa tekrarından oluşan “tam / müseddes” ve dört defa tekrarından meydana gelen “meczû‘ / murabba‘” denilen şekilleri kullanılmıştır. cevherî’nin aruz sisteminde kâmil bahri, aslî tef‘ilelerin belli sayılarda tekrarından meydana gelen bahirler (= müfredat) grubunda yer alır (kitâbü `arûżi’l-varaķa, s. 55 vd.). bu kalıba “kâmil” denilmesi, en çok hareke ihtiva eden vezin olması yanında aslî tef‘ilesi olan “mütefâilün”ün yedi harfli (sübâiyye) bahirlerin en mükemmeli olmasındandır. bu bahrin recez vezninden (müstef‘ilün × 6) elde edildiği ve aslında adının “mükemmel (eksiği giderilmiş) recez” olduğu da ileri sürülmüştür (celâl el-hanefî, s. 422).

birinci aruzu sahih (mütefâilün) olan tam beytin darblarında birinci darb sahih (= mütefâilün), ikinci darb maktû‘ (= feilâtün), üçüncü darb “ahazz + muzmar” (fa‘lün) ve ikinci aruzu “hazzâ’” (feilün), dördüncü darbı feilün olan ve beşinci darbı “ahazz + muzmar (= fa‘lün) şeklinde illet ve zihaf kurallarının uygulanmasından doğan değişiklikler görülür. “mütefâilün” şeklindeki sahih darb tef‘ilesinde muzmar (= müstef‘ilün), mevkūs (= mefâilün) ve mahzûl (= müfteilün) tarzında değişikliklerle “feilâtün” şeklindeki maktû‘ darbda da muzmar (mef‘ûlün) suretinde değişiklik câiz görülmüştür.

ayrıca birinci aruzu sahih (mütefâilün) olan meczû‘ beytin darblarında birinci darbı müreffel (= mütefâilâtün), ikincisi müzeyyel (= mütefâilân), üçüncüsü sahih (= mütefâilün) ve dördüncüsü maktû‘ (= feilâtün) gibi değişiklikler de câiz görülmüştür. bu darbların hepsinin muzmar olması da mümkündür. buna göre mütefâilâtün → müstef‘ilâtün, mütefâilân → müstef‘ilân, mütefâilün → müstef‘ilün, feilâtün → mef‘ûlün şekillerine dönüşebilir.

kâmil bahrinin darb tef‘ilelerinde görülen bu değişiklikler aruz ve haşiv tef‘ilelerinde de geçerlidir. buna göre üç aruzu ve dokuz darbı olan kâmil bahrindeki aslî tef‘ilelerle tâli tef‘ilelerin oluşturduğu kâmil bahri vezin grupları aruz taktî‘ işaretleriyle şöyle gösterilebilir (köşeli parantezdeki tef‘ileler, tâli tef‘ilelerdir):

a) tam beyit

a) ı. aruz ve 1. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - //

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

- - ˘ -

[ ˘ - ˘ - ]

- ˘˘ -

b) ı. aruz ve 2. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - //

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - -

[ - - - ]

c) ı. aruz ve 3. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - //

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / - -

d) ıı. aruz ve 4. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - //

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ -

e) ıı. aruz ve 5. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - //

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / - -

b) meczû‘ beyit

a) ııı. aruz ve 6. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - // ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

b) ııı. aruz ve 7. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - // ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ =

c) ııı. aruz ve 8. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - // ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

d) ııı. aruz ve 9. darb ile

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - // ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - -

tâli tef‘ileler sahih aruz tef‘ilesi ile haşiv tef‘ilelerinde de yer alabilir. nâdiren de olsa bütün beyit tâli tef‘ilelerden oluşabilir. ancak beytin her tef‘ilesi muzmar (= müstef‘ilün) olduğunda kâmil bahri recez vezniyle karışabilir. bu durumda beytin bir tef‘ilesinin veya manzumenin diğer beyitlerindeki bir tef‘ilenin, “mütefâilün” kalıbında olması onun “kâmil bahrinde” olduğunu belirlemek için yeterli görülmüştür.

kâmil bahri, eski ve yeni arap şiirinde tavîl ve basît bahirleriyle birlikte en çok kullanılan üç vezinden biridir. mahzûz (= feilün) ve muzmar (= fa‘lün) şekilleriyle şiire ritim ve âhenk zenginliği sağlaması ve hemen bütün şiir türlerine uygun düşen bir vezin olması sebebiyle şairler bu bahre çok rağbet göstermişlerdir. buna karşılık onun mevkūs (= mefâilün), maktû‘(= müfteilün) ve muzmar (= mef‘ûlün) olan tâli tef‘ileli şekilleri kâmil bahrine has ritimle uyuşmadığından fazla ilgi görmemiştir (celâl el-hanefî, s. 408). kâmil bahri akıcı özelliği dolayısıyla modern arap şiirinde tavîlden daha çok rağbet görmüştür. günümüz arap edebiyatında serbest vezinle şiir yazanlar genelde kâmil bahrini tercih etmektedir.

kâmil bahrinin yukarıda verilen şekillerinden başka zaman içinde nazım tekniğinde yapılan yenilikler sonucunda oluşmuş başka kalıpları da vardır (a.g.e., s. 380-411):

a) dört tef‘ileliler

§ - ˘ - / § - ˘ - // § - ˘ - / ˘ ˘ -

§ - ˘ - / § - ˘ - // § - ˘ - / - -

§ - ˘ - / § - ˘ - // § - ˘ - / - = (fa‘lân)

§ - ˘ - / ˘ ˘ - // § - ˘ - / ˘ ˘ -

§ - ˘ - / ˘ ˘ - // § - ˘ - / - -

§ - ˘ - / - - // § - ˘ - / - -

b) beş tef‘ileliler

§ - ˘ - / § - ˘ - / § - ˘ - //

§ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

/ [- - -]

/ - -

/ - =

/ ˘ ˘ - ˘ - -

/ ˘ ˘ -

§ - ˘ - / § - ˘ - / ˘ ˘ - //

§ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

/ ˘ ˘ - ˘ - -

/ ˘ ˘ -

/ - -

c) altı tef‘ileliler

§ - ˘ - / § - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - //

§ - ˘ - / § - ˘ - / § - ˘ - -

§ - ˘ =

d) yedi tef‘ileli

§ - ˘ - / § - ˘ - / § - ˘ - //

§ - ˘ - / § - ˘ - / § - ˘ - / ˘ ˘ -

kâmil bahri türk ve iran şiirinde yaygın olarak kullanılmamıştır. bir araştırmaya göre çok az da olsa (taranan 38.038 şiirden 51’i % 0,02) türk şiirinde iki kalıp halinde kullanıldığı tesbit edilmiştir (ipekten, s. 268-270).

a) iki tef‘ileliler

mütefâilün/mütefâilün

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

batı tesirinde gelişen yeni türk şiirinde kullanıldığı görülen bu kalıba yahya kemal’in, “ne güzel kayık hanım iğnesi / ne güzel hanım bu kimin nesi” şiiri örnek verilebilir. nâci’nin “köylü kızların şarkısı-nişanlı kızı” başlıklı şiiri de bu kalıpla yazılmıştır.

b) dört tef‘ileliler

mütefâilün / mütefâilün / mütefâilün / mütefâilün

˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ - / ˘ ˘ - ˘ -

fuzûlî’nin, “yeter ey felek bu cefâ yetür men-i zâra serv-i revânımı / meh-i tal‘atıyla münevver et dil ü dîde-i revânımı” matla‘lı gazeli buna örnektir.

kâmil bahrinin ikinci tip kalıbı “feûlün” tef‘ilesinin ilâvesiyle oluşmuştur. bunun da iki çeşidi vardır. birincisi “mütefâilün / feûlün” kalıbı olup bunun tekrarıyla “mütefâilün / feûlün / mütefâilün / feûlün” kalıbı ortaya çıkar. bu şekil sultan veled’den itibaren şeref hanım’a kadar daha çok kullanılmıştır. şeyh galib’in, “yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâra düştü / dayanır mı şîşedir bu reh-i sengsâra düştü” gazeli bu kalıpla yazılmıştır.

bibliyografya:

ibn abdürabbih, el-`iķdü’l-ferîd, v, 453-457, 481-484; ismâil b. hammâd el-cevherî, kitâbü `arûżi’l-varaķa (nşr. sâlih cemâl bedevî), mekke 1406/1985, s. 55 vd., 69-72; ibn reşîķ el-kayrevânî, el-`umde (nşr. m. muhyiddin abdülhamîd), kahire 1353/1938, ı, 268-294; safâ hulûsî, fennü’t-taķŧî`i’ş-şi`rî ve’l-ķāfiye, beyrut 1966, s. 94-115; nihad sâmi banarlı, resimli türk edebiyâtı târihi, istanbul 1971, ı, 176; nihad m. çetin, eski arap şiiri, istanbul 1973, s. 65-75; a.mlf., “aruz”, dia, ııı, 428 vd.; a.mlf., “bahir”, a.e., ıv, 484; celâl el-hanefî, el-`arûż, bağdad 1398/1978, s. 371-427; cem dilçin, örneklerle türk şiir bilgisi, ankara 1983, s. 35-37; abdullah dervîş, dirâsât fi’l-`arûż ve’l-ķāfiye, mekke 1407/1987, s. 45-49, 58; abdürrızâ ali, el-`arûż ve’l-ķāfiye, musul 1409/1989, s. 28-45; mahmûd fâhûrî, sefînetü’ş-şu`arâǿ, halep 1410/1990, s. 100-109; halûk ipekten, eski türk edebiyatı nazım şekilleri ve aruz, istanbul 1994, s. 267-270; m. ali el-hâşimî, el-`arûżü’l-vâzıĥ, beyrut 1415/1995, s. 69-76; gotthold weil, “`arūđ”, eı² (ing.), ı, 667-677.

tevfik rüştü topuzoğlu *
(a.s. kemâl'den) 1. bütün, tam, noksansız eksiksiz. 2. kemâle ermiş, olgun. 3. yaşını başını almış, terbiyeli, görgülü, pişmiş [kimse]. 4. âlim, bilgin, geniş bilgili [kimse].
(osm.) 'kâmil'. *
tam, eksiksiz, olgun.

imanı kamil olanınız, ahlakı güzel olanınızdır. (hadis-i şerif-müslim)

eğer imanının kamil olmasını istersen, kendini müslümanlardan yüksek görme. peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki: "bir kişi imanının kemalini (olgunluğunu) isterse, kendine insaf versin (tevazu üzere hareket eylesin) ve fakir olduğu halde sadaka versin. bu iki huy, imanı, kemal derecesine yükseltir. (süleyman bin ceza)

her mü'min peygamberimizi malından ve canından daha çok sever. bu sevgisinin bir alameti, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmaktır. bir mü'min bütün bunları yerine getirdikten sonra, mübahlarda da ne kadar ona uyarsa o derece kamil bir müslüman olur. (imam-ı rabbani)

*
aslında bu kadar alık bir isim olarak algılanması rastlantı değil. "dünyanın bütün kamilleri, adam olun" şeklinde bir slogan bile geliştirilebilir. esir şehrin insanları kitabında yer lan kamil'i hatırlayın. orada da bir kamil vardı. avrupalara eğitim görmüş, paşa çocuğu kamil!