kemalizm dini

1 /
1930'larda, ** edirne mebusu tarafından kaleme alınmış kitap. evet, bu bir geyik değil.. kemalizm'i bir din telakki edip adamakıllı kural kaide falan belirlemiş sayın vekilimiz. ışık olsun.
ne olduğu değil, neye düşman olduğuyla açıklanabilecek,

nutuk'ta toplanmış yaşanmışlıklardan,

bir dünya görüşü yerine,

tabu değil bol nevroz kodlu ilkel bir din çıkarma halidir.

bir ahlakı vardır kendine göre, düşmanı olduğu islamdan aparılmış.

mustafa kemal her ne kadar kominizm için; "kominizm insanlık düşmanıdır nerede görülürse ezilmelidir" dese de,

(bkz: kemalizm insanlık düşmanıdır nerede görülürse ezilmelidir)
bir kısım anadolu insanının kutsalıdır.
her yıl ankara'da bulunan anıtkabir'e gider hac görevlerini yerine getirirler bu dinin mensupları.
darbeye destek dinin gerekliliklerindendir. ve ölen insanlar kurbanlarıdır.
bunların dışında herhangi bir ritüelleri yoktur.
cumhuriyetin ilk yıllarında, devletin dine bakış tarzını öğrenebilmek için, önce, okullarda çocuklarımıza okutulan tarih kitaplarına, sosyoloji kitaplarına bakmak lâzım. i̇stanbul'da 1931 yılında, devlet matbaası'nda bastırılan orta zamanlar tarihi'nde i̇slâmiyet ve hz. peygamber (s.a.s.) aleyhinde yazılanlar, en koyu münkirleri bile utandıracak seviyesizliktedir. cumhuriyetin ilk yıllarında, devletin resmî ideolojisinde i̇slâmiyet'in yeri yoktur. çünkü "i̇slâm birtakım zevâta göre eskimiştir!", "hz. muhammed (s.a.s.) nihayet bir çöl bedevîsidir", "i̇slâmiyet'in yerine yeni bir din koymak lâzımdır ki, o da kemalizmdir." nitekim edirne milletvekili şeref aykut'a göre kemalizm dininin altı esası, altı oktan ibaretti: yani "kemalizm dini, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, inkılâpçılık, devletçilik, laiklik ve halkçılık prensiplerine dayanmalıydı." kemalizmin, yeni bir din olarak yayılmasında şeref aykut yalnız değildi. i̇yi ama bu dinin peygamberi kim olmalıydı? bu sorunun cevabını behçet kemal çağlar verdi: mustafa kemal atatürk! behçet kemal, süleyman çelebi'nin meşhur mevlid'ini atatürk'e uydurmakta ve çıktığı anadolu il ve ilçelerinde, başına topladığı kalabalıklara atatürk mevlidi'ni okutmakta hiçbir sakınca görmedi:

(...)

ger dilersiz bulasız oddan necât

mustafâ-yı bâ kemâl'e essalât.

ol zübeyde, mustafâ'nın ânesi

ol sedeften doğdu ol dürdânesi!

gün gelip oldu rızâ'dan hâmile

vakt erişti hafta ve eyyâm ile.

geçti böyle, nice ay nice sene

vakt erişti bin sekiz yüz seksene.

merhaba ey baş halâskâr merhaba

merhaba ey ulu serdâr merhaba!

edip ayel, atatürk'e: "sen bizim yeni peygamberimizsin!" diye seslenmekte geciktiği için dövünmeye başladı. behçet kemal'i geride bırakacak bir atılım içinde olması gerekirdi. bunu gerçekleştirebilmek için, atatürk'e yeni dinî sıfatlarla secde etmesi lâzımdı. edip ayel, aruzun tumturaklı kalıplarıyla türk edebiyatının en muhteşem dalkavukluk örneğini ortaya koydu:

cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe

bir gün olacaktır anıtın türklüğe kâbe.

zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun

türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.

tutsak seni lâyık, yüce tanrı'yla müsâvi

toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî

ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses

i̇nsanlar ölür, türklüğe allah olan ölmez!

edip ayel'in bu kükremesinden sonra bir tereddüt belirdi: atatürk, yeni kemalizm dininin allah'ı mı olmalıydı; peygamberi mi? cumhuriyet devri şairlerinin bir büyük bölümü, atatürk'e kıyamadılar. onun üstünde de, altında da hiçbir gücün, hiçbir varlığın bulunmasına tahammül edemediler. bu bakımdan, atatürk'e hem allah, hem de peygamber diye seslenerek kendilerinden geçtiler. behçet kemal, edip ayel'den geri kalmak istemedi:

kaç yıldır türkçe'ydi tanrı'nın dili

i̇nsana ne ilâh, ne de sevgili

ne de ana-baba aratıyordu

her an yaratıyor, yaratıyordu.

artık işaret verilmiş, yarış başlamıştı. i̇pi herkesten önce göğüslemeye çalışan atletler gibi, o devrin edipleri de "allah", "tanrı", "ilâh", "kâbe", "put" gibi kelimelerle atatürk'e daha önce ulaşabilmenin cezbesine kapılmışlardı. yüzlerce örnekten işte birkaçı: halil bedii yönetken çığlıklar koparıyordu:

tanrı gibi görünüyor her yerde

topraklarda, denizlerde, göklerde

gönül tapar, kendisinden geçer de

hangi yana göz bakarsa: atatürk.

kemalettin kamu, kendisine milletvekilliği getiren şiirini kalabalıklara okumaya başladı: çankaya;

burada erdi mûsâ

burada uçtu i̇sa

bülbül burada varsa

hürriyet için öter.

ne örümcek, ne yosun

ne mûcize, ne füsun...

kâbe arab'ın olsun

çankaya bize yeter.

sonra faruk nafiz çamlıbel, sazını eline aldı:

on milyon bel, iki kat olmuşken eğilmeden

o'nda on beş milyonun boyu birden uzaldı.

tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden

taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı.

1938 yılında, faruk nafiz, tanrısız kalmamak için, atatürk'ü yüreğine bir put gibi oturttu:

yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil

kanlı bir göz yaşı nehrinde muazzam tabutun

ey ilâhın yüce dâvetlisi, göklerden eğil

göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!

türk edebiyatında, tarihin hiçbir devresinde görülmeyen dalkavukluk ve putperestlik örnekleri, patlayan bir lağımın dehşet saçan kokusu ve manzarasıyla etrafa yayılmaya başlamıştı: akbaba'cı yusuf ziya ortaç da sesini yükseltti:

topladı avucunda yıldırımı, şimşeği

yoktan var ediyordu tanrı gibi her şeyi.

nurettin artam, dinin bütün nurlarından koparak kula kul oldu:

koca bir güneşin akşam olmadan

dağların ardında sönüşü gibi

millete can veren, vatan yaratan

tanrının göklere dönüşü gibi.

her zaman ırkıma büyük baş atam

tanrılaş gönlümde, tanrılaş atam!

ömer bedrettin uşaklı da, atatürk tapıcılığından kurtulamadı:

bir güneş gibi yalnız

sensin ülkü tanrımız

ey türlüğün bütünü.

vasfi mahir kocatürk de, kocaman yakıştırmalarla kemalizm dininin müridleri arasında zikre başladı:

peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti

vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine.

i̇lhami bekir, alnımızın akına, katran karası elleriyle küfrün yobazlığını bulaştırmaya çalıştı:

i̇lk adam, mavi gözlerle baktı toprağa

toprağın haritasını çizdi bayrağa

allah değil, o yazdı alın yazımızı.

bu ruhsuz, bu köksüz, bu tatsız örnekleri uzatmak istemiyorum. yalnız, cumhuriyetin o kuruluş yıllarında, zilli-düdüklü dalkavuklar zümresinden, üç önemli ismin ayrıldığını belirtmek istiyorum: yahya kemal, necip fazıl ve nazım hikmet! nazım hikmet, daha önce marks'a ve lenin'e kul köle olduğu için atatürk'e secde etmedi. hatta ona "burjuva mustafa kemal" diye homurdanan şiirler yazdı. yahya kemal'le necip fazıl, i̇slâm'ın âmentüsüne bağlı kaldılar. kemalizm dininin yeni öncüleri ise, imanın altı şartı olan i̇slâm âmentüsü karşısına, kemalizm'in yeni âmentüsünü çıkardılar. bazı devlet kuruluşlarında bastırıp dağıttıkları bu devrimci(!) âmentüyü şöyle yazarak ilân ettiler:

"kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbâlini yoktan var eden mustafa kemal'e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücâhit analarına ve türkiye için âhiret günü olmayacağına iman ederim."

halk, "halkçı" kemalistlerin bu dehşetli dalkavukluklarından nefret ediyordu. din ve dünya işlerini birbirinden ayırmaya çalışan atatürk ise, kendisine takılan bu dinî sıfatlar karşısında şaşırıp kalıyordu.
git
(bkz: mehmet şeref aykut)
ortaya çıkışı: 1900'lü yılların başı, ortalama olarak 1919
kurucu: mustafa kemal (ulu önder de denir)
önemli kişler: Abdullah cevdet, ziya gökalp, tevfik fikret
kutsal şehirler: selanik, ankara, istanbul, trabzon ve mustafa kemal'in adım attığı her şehir
kutsal kitap: Nutuk
kutsal bayramlar: 23 nisan, 19 mayıs, 29 ekim
inançlar: Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik
uygulamalar: gençliğe hitabeyi ezberlemek, andımızı okumak, anıt kabri ziyaret etmek, 10 kasım'da saat 9:05'te bir dakikalık saygı duruşunda durmak
objeler: modern batılı kıyafetler, şapka
yayılması: türkiye cumhuriyeti sınırları içerisinde kalmıştır, daha fazla yayılması da mümkün değildir
insana bakışı: t.c. sınırlarında yaşayan herkes türktür, ne mutludur onlara
dünya görüşü: yurtta sulh dünyada sulh ile ifade edilir.
tayyibilik dininin bir nevisidir. bir tür sapkınlık halidir. her şeyi ilahlaştırdığı o tağuta bağlarlar. ne olursa olsun o olacak, ondan başkasını gözümüz görmez derler. her şeyi o bilir, ondan başkası doğru yapamaz şeklinde bir inanıştır. her ikiside birbirlerine çamur atmaktan, birbirlerini dinsiz ilan etmekten geri durmazlar, lakin ikisinin de vay hallerinedir. aslında birinin ceza katsayısı diğerini 4 e katlayacaktır. kemalizm dininin müntesipleri din konusunda bilgisiz, eğitimsiz, tatbikatsız olduklarından cezaya kalmalarına normal bakılır, ancak tayyibilerin bu konuda sığınacak bir limanları bile yoktur. çoğunluğu en az müezzin seviyesinde iken imamet durumuna layık olanlarıda azımsanmayacak ölçüdedir. bu halde bile bu tür bir sapkınlığın içinde olmaları XXL ceza boyutunda değerlendirilmelerine sebebiyet verecektir.
1 türlü dünyaya satamadıkları ideoloji ! iyiki de satamadılar dediğim ideoloji ... kime eş koştukları belli olmayan ipe sapa gelmez 1 ideoloji. boş başakların rüzgarına kapıldığı 1 ideoloji. komplekslerinden olsa gerek 2 tarafında saçma 1 süreklilikle Hz. Muhammed ile " kıyas " yapmaları, Hz Muhammed i küçük görmek ve/veya M.Kemal i fazla büyütmek hasebiyle ileri sürülen fikirler çıkmazı.