kıskanmak

1 /
insanın en temel duygularından biridir. hasetten farklıdır. haset, allah'ım ona neden verdin bana vermedin duygusudur. hasetten daha masumdur. her duygunun insanın kendisine faydası olduğunu düşünüyorum.
aşırısı elbette zarar ama dozunda kıskançlık faydalıdır. örneğin diğer milletleri kıskanıp çalışmak gerek. çalışmayı kamçılayan bir duygu.
elindekini korumaya iter.
fazlası da çekilmez, iç karartır.
yontulması gereken, öfke gibi insanı kolaylıkla ele geçiren duygu.

hiçbir durumu, konumu ya da kişiyi sahiplenmeyerek üstesinden geliyorum derdim ama bu daha çok üstüme yıkılmasını engellemek için kaçmak oluyor sanırım. kıskanabileceğim hiçbir şeye fazla odaklanmam, hissediyorum çünkü var o potansiyel.
bende pek olmayan duygu. hele ki romantik iliskide asla. insanlar nasil kiskanclik yapıyorlar vallahi anlamlandıramıyorum. tam olarak neyi kıskanıyorsun mesela? ve neden? kıskananlar anlatsın hadi.
nahid sırrı örik'in romanı. abdülhamid düşerken adıyla filme alınan eserin de yazarı olan örik, bu kitabında tahminen 30'lu yılların türkiye'sinde bir batı karadeniz vilayetinde geçen bir yasak aşkın hikayesini anlatıyor. keza yazı dili de aynı devrin latif bir örneği olarak gözükmekte.

romanın konusunun çok da orijinal olmamasına mukabil olayın arka planında yer alan ve ana karakter seniha'nın davranışlarının pusulasını oluşturan yoğun psikolojik hal, eseri değerli kılıyor. hem nefret edilesi hem de acınası bir karakter olan seniha, suskunluğu ve bir zehirli örümceğin sabrıyla ördüğü ağın hasılasını sac ayağının diğer ikisini oluşturan karakterlerin hayatını mahvederek alsa da kazandığı pirus zaferinin ardından ebedi yalnızlığıyla baş başa kalıyor.

kanaatimce türk dizisi olmaya da çok müsait, piyasa işi çalışan bir senaristin elinde sündürülebilecek bir senaryoyla rating yapabilir. öte yandan ortaya çıkan şey örik'in romanından farklı bir şey olur. okunası bir çalışma.
hiç sevmediğim duygu. ne hissetmesini, ne de hissedildiğini hissetmeyi seviyorum.

minicik bir köpek yavrusunu acımasız eller kapıma bıraktığından beri dört gün geçti. açlıktan kemikleri sayılan bir karış boyunda pire torbası, bu dört gün içinde bütün yaşama gücün ortaya koydu, bana hayatın armağanlarından biri oldu *. gözüme artık iki dev gibi görünmeye başlayan, evde bütün konfor koşullarının keyfini çkaran jan hanım ve jiro bey durumdan hiç memnun kalmadılar tabi. bacak kadar bebeye diş göstermeler, hırlamalar, evi terk etmeler, yemeğe küsmeler filan yapmadıkları kapris kalmadı kıskançlıklarından; çaresiz bıraktılar beni. ne pis bir duygu ya hu bu kıskançlık, baş etmesi ne kadar zor. hepimizi az ya da çok bizar eden, "o benim ve yalnız benim" düşüncesiyle zirve yapan mülkiyet hırsıyla alakalı, ortadan tamamen yok olmasını mutasyon marifetinden beklediğim ilkel bir duygu.
Kulak memesi kıvamında ve büyüklüğünde olması gereken sevme sanatı. Eğer siz bu sevme sanatının içinde belirtilen ölçekte iseniz; geçmiş olsun, tedavi olmanız gerekmektedir. Kıskanmanın azı karar çoğu zarar ziyan. Sonra vay efendim gitti, gider elbet, bir şeyin de gübresini çıkarma.