kürk mantolu madonna

1 /
kitabın sonuna şöyle bir bölüm eklemeyi uygun buldum.


artık raif efendi için yapabileceğim tek şey vardı. yazmış olduğu bu satırları onun ve maria'sının dünya'da yapayalnız bir şekild bıraktıkları kızlarına ulaştırmak. anne ve babasını hiç tanıyamamış bu çocuğa onların hikayesini sunabilmek. belki de tesadüfler eseri olarak benim raif efendiyle aynı odada çalışmaya başlayıp onunla tanışmamın ardındaki sır bu vazifeydi.
Kürk mantolu Madonna Sabahattin Ali'nin yazmış olduğu en iyi romanlardan birisidir. Birkaç yıl önce hastanede refakatçi olarak kaldığım bir gecede bitirmiştim, Yani o kadar sürükleyicidir ve tüm dikkati üzerine çeker. sıkıcı başlar Ama sonrası insanı hikayenin içerisine götürür ve hissettirir. Normalde filmi çıkmalıydı yakın zamanda.
bir kadını başta tanrıça addedip, sonrasında onun bir insan olduğunu çok güzel hatırlatan ve okuyucunun kendisini raif gibi hissetmesine neden olan kitaptır. raif'in masumluğu üzerimize sinmiş gibiydi sanki kitapta.
“Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkân var mıydı?..”
“Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır.. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?.”


Raif Efendi kafasında olmaya özendiren bir Sabahattin Ali romanı.. ya da böyle bir umursamazlık ve hatta anlayış, anlayışın verdiği lakayıtlık için ne olmalı, ne yaşamalı insan.. yine insan neyi ne kadar yaşadıktan sonra her şeye hazır hale gelebilir?. Ve yine belki de kişinin kendisine olan düşkünlüğü, düşüncelerinin kendisine kalması isteği/ bencilliği.. şayet bu kadar sarsılamaz olsaydı, hastalığı sık sık nüksetmezdi.. kişi kendiyle baş başa kalmaya o kadar alışkındır/ alışmıştır ki; anlatmak için hep geç kaldığını düşünmeye başlar bir süre sonra galiba.. yazmak daha kolay, ama yazı da yaşananların bir deliliyse, hislerini ele vermekte bu kadar hodbin bir adam başkalarının eline geçmesi ihtimalini hiç mi düşünmez?. Belki de sarsılmaz oluşu suskunluğuyla başladı?. Ya da az biraz sarsıldığında yazarak, ihtimal büyük olabilecek bir depremi artçılarla atlattı?.

Bilmiyorum, sadece tahmin edebiliyorum.. belki de anlatacağım biri(leri) vardı hep etrafımda.. bu yüzden sadece anlamaya çabalıyorum..

Ve yaşanan hayal kırıklıkları.. “Basit hatta belki de hiç güzel olmayan bir resim bende ne müfrit intibalar bırakmış, ne geniş ümitler doğurmuştu.. o soluk insan yüzüne kitaplar dolduracak kadar çok manalar vermiş, onda, hakikatte asla mevcut olmayan vasıflar bulmuştum..”

öyle görmek mi isterler, öyle mi görüyorlardır?. Yani olmayan vasıfları birilerine mi yükler insan ya da bu vasıflar vardır aslında diye hüsnüzanda mı bulunur?. galiba, öyle olsunlar isterler.. olmadıklarında, olmadıklarını gördüklerinde hüsrana uğramaları, hayallerinin paramparça olması kaçınılmazdır.. kişi, olduğu gibi görmeye başladığında belki de sarsılmaz olmaya başlıyor?.

Kürk mantolu madonna beni büyüleyen bir kitap oldu.. neredeyse her cümlesi aforizma niteliğinde, sevdiğim değil, bitmesin istediğim de değil, büyüleyen... bir kitap birçok şey olabilir evet ama büyüleyici bir kitaba ender rastlanır.. işte bu kitap öyle bir kitap oldu benim için..

Not: en mühimi; sabahattin ali nin kendisi mi acaba Raif Efendi diye düşündüğüm oldu kitabı okurken.. ayrıca sabahattin ali ye, bir neşriyatta sevdiği kadına atfen yayınladığı nişanlandığının haberini veren mektubunu okuduğumdan beri mesafeliyim.. o kadar kibirli bir mektup ki, aslında hayır R.E’ den uzak bir hal bu ama düşünmeden de edemiyor insan; bir insan ruhunda kaç kişi barındırabilir ki?
ben bu sene bazı önyargılarımı yıkma kararı aldım ve bunlardan biri de okuma alışkanlığım ile ilgili oldu, daha erken yaşlarda okumam gereken kitapları belki de zamanı bu vakit olduğu için bu sene okuyorum.

Bunu da 1 ay olmamıştır okuduğum, şunu farkettim; her popüler olan şey kalitesiz değildir. Ya da bir şey popüler diye sen onu okumayınca değerinden bir şey kaybetmiyor. Edebiyat meraklıları Birgün muhakkak okuyacaktır, okumalıdır. Sabahattin Ali okumayan da ne bileyim hafız.

- ortamlarda popüler kitap okumuyorum; diye dolaştığını seziyorum lakin yapma, sonra pişman olacaksın.

( he tarz olarak beğenmezsin saygım sonsuz )
okuyup da etkilenmeyenlerin kalpleri halen atıyor mu diye bi yoklaması gerektiğini ortaya çıkaran roman. 18'li yaşlarımdan sonra elime hiç roman almadım.(daha çok fikir, edebiyat, tarih içeren kitaplar tarzım) fakat elime aldığım andan itibaren bırakamadan bir solukta okuduğum kitap.

romanı okumuyorsunuz, içinde yaşıyorsunuz resmen. büyük usta.