lale devri

osmanlı tarihi'nde 1718 yılında pasarofça antlaşması ile başlayıp, 1730'da patrona halil isyanı ile sona eren döneme verilen isimdir. dönemin padişahı 3. ahmet, sadrazamı nevşehirli damat ibrahim paşa'dır. şairi ise elbette nedim'dir. aslında bu dönem, tüm osmanlı ülkesinde yaşanan değil, sadece istanbul'da yaşanmış olan bir dönemdir. avusturya ile yapılan barış antlaşmasından sonra, savaşlar bir süreliğine durmuş, görece bu huzur ortamında istanbul'da mimari ya da görsel açıdan bir takım yenilikler yaşanmıştır. halkın değil, saraya yakın ve zenginlerin zevkini sürdüğü bir dönem olması dolayısıyla, zevk ve sefa devri olarak da bilinir. istanbul'un muhtelif noktalarına ekilen laleler ve "bu lalelerin altında dolaştırılan kaplumbağalar"la meşhurdur. zaten döneme, tarih bölümlerimizde bu adı veren de, bu çiçeklerdir.

patrona halil isyanı ile nevşehirli linç edilmiş, nedim kaçmaya çalışırken damdan düşmüş, üçüncü ahmet tahttan alaşağı edilmiş ve dönem sona ermiştir.

"bu sehri istanbul kî bî misl ü behâdir;
bir sengine yekpare acem mülki fedadir.
bazari hüner madeni ilm ü ulemadir."
devamını gör...
son aylarda fox tv'de oynamakta olan, akıllara durgunluk verecek kadar gereksiz bir yerli dizi. ne diğerlerine göre bir yeniliği, farkı; ne oyuncularının eşsiz performansı filan vardır. özetle zenginler çok zengin, kimi iyi, kimi ahlaksız, hizmetçiler ise çirkin ve dedikoducudur. harika bir prodüksüyon yani.
devamını gör...
yer gök aşk dizisinin şehirli versiyonudur. ki dizideki toprak karakteri bu diziden transfer edilmiştir. bu diziyide eşimin takip etmesi nedeniyle bilgisayar karşısında da olsa takip etmek zorunda kalıyorum.

dizinin esas oğlanı çınarın iki çocuğu mevcut iki çocuğuda farklı kadınlardan. en son sonuncu karısı toprak da çocuk istiyordu. henüz çınarın çocuklarıyla ilgili bir baba sıkıntısı yaşanmamış olsada türk dizilerindeki baba karışıklığı çınarın da başına gelimiştir. amcası olarak bildiği adam babası çıkmıştır. iki bölümde bu badireyi atlatan çınar durumu kabullenmiştir.

bu dizideki hamile kadınların karınlarınlarındaki çocukları babaları bellidir. henüz son dakka baba sıkıntısı yoktur.
devamını gör...
itiraf ediyorum bir aralar izledim bu diziyi ama bezdirdi yemin ederim, çınar'ın saç baş yolduran saflıkları, toprak'ın içindeki tüm kıskançlık duygusunu aldırmış melek pozlarında ortalıkta dolanması, yeşim'in bubi tuzakları falan. konu yok dizide konu. bir zamanlar lale vardı, o zamanlar izleseymişim keşke. izlediğim ilk bölümü trabzon-istanbul arası seyahat ederkenki sezon finaliydi. lale de geberdi orda zaten.

düşününce başka saçmalıklar da bulmuyor değil insan. mesela kimse bastonlu necip'i ele almamış. tam kültür ve romantizm abidesi edasında takılıyor ortalıkta. kuran bilir, islam'ın şartlarını falan bilir, dini bütün bir müslüman görüntüsü vermeye çalışmışlar ama olmamış olmamaış.. hatta bunlar oğlu çınarla bir ara camiye namaza gidip, sonrasında içki içmişlerdi ağzım açık izlemiştim. sonracıma bu dini bütün yıllar önce zina edip çınarı peydahlıyor, sevdiği kadın abisinin oluyor, abisi öldükten sonra da ona bir türlü sahip çıkmıyor. yıllar geçiyor aradan bu sahte kişilik gelini lale'nin babasının intiharına sebep oluyor. çünkü adamın karısı zümrüt'ün başka adamla olan fotoğraflarını çektirip lale'nin babasına yolluyor. ya ihaleden çekilirsin ya da bunları basına veririm. böyle bir dini bütün insan işte. lale bunları öğrendikten kısa süre sonra annesi ile bu adamın düğününde necip e hesap soruyor. lale kaçıyor ordan ama arabayla peşine düşerek lale'nin ölümüne sebep oluyor. ölümüne sebebiyet verdiği de ortaya çıkmasın diye bir gazeteciyi öldürtüyor. katlettiği 3. hayat oldu.

gidiyor mecburiyetten zümrüt sultan la evleniyor, kadına aşık oluyor falan. ama kadının aşırı dekoltelerine müsamaha gösteriyor. aynı zamanda yeşim torununu doğurduğunda gidip ezan falan okudu ya kulağına dini bütün dedemiz, bittim orda işte.. soracıma yeşim hanımın mevlit komedisi falan şaka gibiydi.. aylar geçiyor, necip'in babası olduğunu öğrenen çınar tavırlı tabi, oğlu için parmağını kıpraştırmıyor, barışma çabası içine girmiyor, zümrüt nereye necip oraya.. e bunca kumpasın arasında bunu sürekli atlıyor sivri zekâlı senaristimiz.

dizide sevilecek tek şey jenerik müziğidir.ha bu arada, ne kadar sevmesem de, serenay sarıkaya bu dizide harcıyor yeteneğini, vakit kaybı..
devamını gör...
osmanlı'da dünyevi yaşama dönüş devridir. bu dönemdeki en önemli eserlerden birisi çırağan sarayı'dır. çırağan sarayı batıda örneklerine çok rastlanan ve dünyevi yaşama geçişin gücünü simgeleyen eserlere örnek teşkil etmektedir.
devamını gör...
lale devri, gerçekte halka mâl olmamış bir üst tabaka devrimidir. patrimonial devşirme grubu, yönetimin hemen her kademesinde kilit konumdadır. henüz 'yerlilik' konumunun bir güç kaynağı oluşturduğu tezi savunulamaz. lale devri ile batı toplumuna yönelik kültür temasları, iki toplumu bir kader noktasında toplamış bulunmaktadır. bu evrensel değişme odak noktasıdır.

(bkz: lale devrinin amacı)
devamını gör...
nevşehirli damat ibrahim paşa'nın hatunlarında bulunduğu muhabbet geceleri düzenlediği,en iyi mahareti olan altın ve akçeleri hatunların yaşmaklarının içine attığı bir devirdir.
devamını gör...
osmanlı tarihinin 1718-1730 yılları arasına sonradan verilen ad.

xviii. yüzyıl osmanlı kroniklerinde lâle devri adı altında bir dönem tanımlaması mevcut değildir. 1718’de avusturya ve müttefiki venedik’le imzalanan pasarofça antlaşması’nın ardından başlayan uzun barış döneminde başta haliç ve boğaziçi olmak üzere iptilâ derecesine varan bir yaygınlıkta lâle yetiştirildiğinden ilk defa yahya kemal beyatlı bu devir için lâle devri tabirini kullanmıştır. tarihçi ahmed refik altınay tarafından 1913 yılında ikdam gazetesinde tefrika edilen makalenin ve iki yıl sonra basılan kitabın başlığında kullanılan bu ad osmanlı tarih literatüründe yaygınlık kazanmış, osmanlı tarihinin bir zevk, eğlence, barış, yenileşme ve sivil reform döneminin başlangıcı olarak anlaşılmıştır.nevşehirli damad ibrâhim paşa’nın uzun sadâret* yıllarını içine alan ve 1730’da patrona halil isyanı ile sona eren bu dönem batı ile siyasî, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirildiği zaman dilimini ifade eder. paris’e, viyana ve moskova’ya gönderilen elçilerden sadece diplomatik ve ticarî antlaşmaları imzalamaları değil avrupa diplomasisi ve askerî gücü hakkında bilgi edinmeleri de istenmiştir. paris’e xv. louis nezdine gönderilen yirmisekiz çelebi mehmed efendi başta eğitim olmak üzere fransa’dan çok etkilenmiş ve bunu istanbul’a taşımıştır. bu arada ticarî ilişkiler de gelişmiş, iki ülke arasında yılda 500 ticaret gemisi gidip gelmiştir.

yenileşme politikasının en önemli göstergesi, çelebi mehmed efendi’nin oğlu mehmed said efendi ve ibrâhim müteferrika’nın gayretleriyle 1727’de müteferrika’nın istanbul yavuzselim’deki evinde kurulan matbaadır. bir istihkâm subayı olan ve osmanlı hükümetinden iltica talebinde bulunan de rochefort, bazı askerî reform girişimlerinde bulunmuşsa da yeniçerilerin tehdidinden korkulduğundan bunda başarılı olunamamıştır. bir fransız mühtedisi olup gerçek dâvud ağa adıyla anılan kişi de şehzadebaşı’nda çağdaş anlamda ilk yangın söndürme kurumu olan tulumbacı ocağı’nı kurmuş, boğaz güvenliği için kız kulesi’ne fener konulmuştur. bu arada tersane ıslah edilmiş ve ilk defa üç ambarlı gemilerin yapımına başlanmıştır. teknoloji alanında, seyyid vehbî ve mehmed hâzin’in eserlerinde dönemin sünnet eğlencelerinde kullanılan ve içinde beş altı kişi bulundurabilen timsah şeklinde deniz altıdan da söz edilmektedir. sanat ve edebiyattan hoşlanan vezîriâzam nevşehirli damad ibrâhim paşa dönemin ünlü şair, mûsikişinas ve sanatkârlarını etrafına toplamış, dışarıya el yazması kitap çıkarılmasını yasaklamıştır. asıl önemlisi, resmî bir tercüme heyeti kurularak doğu’dan ve batı’dan önemli eserlerin türkçe’ye çevrilmesidir.

belgrad ormanlarındaki tatlı suların istanbul’a nakli için bentler, şehrin çeşitli yerlerinde de çeşmeler yaptırılmıştır. istanbul’da yeni yollar ve iskeleler inşa ettirilmiş, kapalı çarşı’nın yanan sandal bedesteni yenilenmiştir. çarşılarda ekmek satışı ve kahve ithali denetlenmiş, tabâbet geliştirilmiş, imtihansız doktorlar meslekten uzaklaştırılmıştır. tıp alanında başta derviş ömer şifâî tarafından olmak üzere birçok eser kaleme alınmıştır. nitekim istanbul’daki ingiltere elçisinin eşi lady montagu, türkiye mektupları’nda, türkiye’de bazı hastalıklara, özellikle çiçek hastalığına karşı aşı yapıldığından söz etmektedir. boğaziçi ve haliç kıyıları köşkler ve kasırlarla donatılmıştır. yirmisekiz çelebi mehmed efendi’nin fransa’dan getirttiği planlara göre inşa edilen yapılarda avrupa mimarisinin tesirleri görülmeye başlamış, duvarlar avrupalı ustalar tarafından batı tarzında süslenmiştir. köşklerin en önemlisi ibrâhim paşa’nın gayretiyle iki ayda tamamlanan kâğıthane’deki sâdâbâd kasrı idi. devlet adamları tarafından bu mekân kısa sürede şenlenmiş, kâğıthane deresinin iki tarafı beyaz köşklerle donatılmış, âdeta paris civarındaki versailles’a nazîre olmuştur.

diğer köşklerin en ünlüleri salıpazarı’ndaki emnâbâd, cağaloğlu’ndaki ferahâbâd, alibeyköy’deki hüsrevâbâd, bebek’teki hümâyunâbâd, defterdar’daki neşatâbâd ve üsküdar’daki şerefâbâd kasırlarıdır. ayrıca üsküdar ve kadıköy sahillerinde köşkler inşa edilmiştir. çeşmelerin en önemlisi `bâb-ı hümâyun` önündeki iii. ahmed çeşmesi olup bu yapı daha sonra azapkapı, tophane ve üsküdar meydanında yapılanlara örnek olmuştur. bu arada şehrin temizliğine özen gösterilmiş, surlar onarılmış, birçok köşesi latif bahçelerle süslenmiştir.

damad ibrâhim paşa, iii. ahmed’e daima sükûnet ve neşeli bir ortam hazırlamaya özen göstermiş, bu doğrultuda yapılan eğlence ve şenliklerin sembolü de lâle olmuştur. sadece bahçelerin değil pencere pervazlarının da en gözde çiçeği olan lâlenin 839 türü yetiştirilmiş, yeni türlerin üretimi için yarışmalar düzenlenmiştir. lâle soğanlarının fiyatı çok artınca hükümet spekülasyonları önlemek amacıyla ekim 1722’de bir ferman çıkarmak ve lâle fiyatlarına üst sınır koymak zorunda kalmıştır. çiçekçilik bu dönemde gelişmiş, bir meslek haline gelmiş ve bu alanda “şükûfenâme” adı altında kitaplar yazılmıştır.

özellikle yaz gecelerinin eğlenceleri çok gösterişli olmuş, başta beşiktaş’taki sahilsarayda olmak üzere lâlelerin altında kandiller ve yürüyen kaplumbağaların üzerinde mumlar yakılarak çırağan şenlikleri yapılmıştır. çok defa bu ziyafet ve eğlencelere elçiler de katılır, bunların bazısı yanlarında ressam da bulundururdu. bu döneme şahit olan ressamların en ünlüsü, otuz yıl istanbul’da kalan jean baptiste van mour olup günümüze özellikle kıyafet ve yaşayış tarzıyla ilgili resimler bırakmıştır. yerli tasvirlerin en güzelleri ise minyatür sanatçısı levnî’ye aittir. geçmiş asırlara göre iyice dünyevîleşen eğlenceler geniş halk kitlelerince de benimsenmiş ve sık sık verilen ziyafetler sonunda nişan tâlimleri, at ve yüzme yarışları, güreş vb. etkinlikler yapılmıştır. lâle mevsimi sona erip kış soğukları başlayınca bir yandan sultan ahmed ile veziri her tarafı kapalı mekânları ısıtarak lâle ve karanfil yetiştirmeye çalışırken, öte yandan helva ziyafet ve sohbetleri devreye girer, yapılan şölenlere şairler, edipler ve mûsikişinaslar da davet edilirdi. hânedan mensuplarının sünnet ve evlilik düğünleri günlerce, hatta haftalarca süren eğlencelere yol açardı.

osmanlı tarihi kaynakları bu zevk ve safa döneminde sarayın da etkisiyle ahlâk, yaşayış ve âdetlerde değişmeler başladığını ve lüks tüketimin arttığını belirtir. devlet adamlarına orta sınıfın da katılmasıyla başlayan aşırı harcamaların, özellikle kadınların aşırı süslenmelerinin önlenmesi için bir ferman dahi çıkarılmıştı. başta padişah ve sadrazam olmak üzere devlet ricâlinin gelenekleri zedeleyecek dereceye ve israfa varan eğlence düşkünlükleri bazı çevreleri rahatsız etmekte gecikmedi. sarayın ölçüsüz masrafları, geleneklerden kopma, sadrazam tarafından konulan aşırı vergiler başta ulemâ olmak üzere halkın büyük çoğunluğunun hoşuna gitmiyordu. askerî reformlardan endişe duyan yeniçeriler de gayri memnun halkı destekliyordu; zira boş vakitlerinde ticaretle uğraşan yeniçeriler gibi küçük zanaatkârlar da son konulan vergilerden memnun değillerdi. bazı ulemânın bu hoşnutsuzluğu körüklemesine rağmen ayaklanma siyasî sebeplerden dolayı çıktı.

rusya’nın bir süredir hazar sahillerine kadar uzanan bölgeyi işgal etmesi, yöre müslümanlarının osmanlı padişahından yardım talepleri ve iran’da gelişen olaylar osmanlı devleti’nin dikkatini ister istemez doğuya çevirmişti. bazı batı iran şehirlerine giren osmanlılar ile ruslar karşı karşıya geldilerse de fransa’nın istanbul’daki elçisi marquis de bonnac’ın devreye girmesiyle 1724’te bu devletle “ebedî sulh” diye anılan muksemenâme imzalandı ve iran’ın bazı şehirleri paylaşıldı. ancak iran’ın doğusunda gelişen olaylar sonunda şah ii. tahmasb’ın tahttan indirilmesi üzerine yeni iran hâkimi eşref şah bu anlaşmayı kabul etmedi. 1726’da yapılan osmanlı-iran savaşını osmanlılar kaybetti. doğuda gelişen bu olaylar, merkezde iii. ahmed’e ve sadrazam ibrâhim paşa’ya muhalefeti giderek arttırdı. ii. tahmasb’ı himayesine alarak osmanlı idaresindeki iran şehirlerini, bu arada hemedan ve tebriz’i alan nâdir ali han’ın (nâdir şah) başarıları hükümet karşıtlarını harekete geçirdi. sefer giderleri için yeni vergiler konması da bardağı taşıran son damla oldu. merkezdeki hoşnutsuzluğa taşradaki asayişsizlik sonucu istanbul’a yönelik göçler, artan işsizlik ve esnafın karşılaştığı zorluklar da eklenmişti. önemli devlet mevkilerine sadrazam ve şeyhülislâm yakınlarının getirilerek bazı kişilerin önlerinin tıkanması içten içe iktidar kavgalarına yol açmaktaydı. özellikle sadrazamın, akrabalarından oluşan bir ekip kurmuş olması ve bunların önemli görevlere getirilmesi en çok tepki çeken konuyu oluşturuyordu. sonunda tebriz’in elden çıktığı, sadrazamın bunu gizlediği, üsküdar’da toplanan, fakat bir türlü sefere çıkmayan ordu gibi bahanelerle patrona halil önderliğinde bir ayaklanma patlak verdi. patrona halil isyanı olarak bilinen bu ayaklanma sırasında damadı ibrâhim paşa’yı feda eden iii. ahmed, âsilerin isteği üzerine tahtı da yeğeni i. mahmud’a terketmek zorunda kaldı. saltanatının ilk yıllarında âsilerin isteklerine boyun eğen yeni padişah onların lâle bahçelerini, köşkleri ve diğer eğlence yerlerini tahrip etmesine engel olamadı. böylece bu dönemin zevk ve eğlenceye bakan yönü sona erdiyse de yenileşme ve batı’ya açılım faaliyetleri sürdü.

(bkz: türkiye diyanet vakfı islâm ansiklopedisi c. 27)
devamını gör...
17.yy da kaybettiği siyasi üstünlüğünün üzerine orta avrupa'ya açılan kapı niteliğindeki belgrad'ı da kaybederek askeri olarak gerileme de ekleyen imparatorluğun bari mekana ferahlık verelim de millet çakmasın diyerek giriştiği icraatları kapsayan bir dönemdir. zerk ettiği zihniyetin bedeli ağır olmuştur. sonraları aynı yanlış hesabın üstünü tamamlayan, göze giren tabelasına rağmen '' hürriyet caddesi'' ne ''telefoncular caddesi'' diyen adamlar salınır olmuştur piyasada.

(bkz: nevşehirli damat ibrahim paşa)

(bkz: patrona halil isyanı)

(bkz: levni)
devamını gör...
çok geç kalmışız canım, vakit bu vakit değil.
eski radyolar gibi, çatıya saklanmış aşk.
öyle sanmışız canım, artık ölümsüz değil.
leyla ile mecnun gibi, çoktan masal olmuş aşk.

lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçmiş.
aşk şarabından kim bilir en son, hangi şanslı içmiş.
lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçmiş.
aşk şarabından kim bilir en son, hangi şanslı içmiş.
ben derim utanma iftihar et, sevmeyenler utansın.
aşksızlığa mahkã»m edildiyse, bu dünya yansın.
ben derim utanma iftihar et, sevmeyenler utansın.
aşksızlığa mahkã»m edildiyse, bu dünya yansın.

http://fizy.com/s/1aiq0t *
devamını gör...
istanbul büyükşehir belediyesi tarafından son yıllarda istanbul'un merkezi yerlerine milyonlarca lale dikerek en azından görüntü anlamında yeniden yaşatmaya çalıştığı dönem. beş yılda bu işe harcanan 4,5 milyon tl de işin diğer boyutu.
devamını gör...

Bu başlığa bir şeyler girmek için üye olabilirsiniz.